Ekrem Örskıran
Köşe Yazarı
Ekrem Örskıran
 

VAN’DA RAMAZANLAR

1960’lı yıllarda ramazan denilince aklıma ilk gelen, deli İdo yani İdristir. Aslında deli değildi bazı agresif davranışlarından ötürü öyle söyleniyordu.Ramazanlarda elinde “Tef”le geceleri sahura kaldırırdı,ancak kışın en soğuk gecelerinde yerlerde buzların adeta cam gibi olduğu hallerde yalın ayak dolaşırdı, her evin önünde durur hane sahibini ismen çağırırdı bize gelince babam vefat ettiği için,anneme “ana, ana kalk söhöre” diye seslendirdi,nur içinde yatsın.Sahurların olmazsa olmazı,”murtuğaydı” sonra kavut üzüm hoşafı pirinç pilavı peynir.Sabahleyin herkes işine gider,mümkün olduğu kadar erken dönmeye bakardı.Ramazanlarda halk yardımlaşmada,paylaşmada adeta yarışırdı,ancak bu aleni değil son derece gizli yapılırdı varlıklı aileler ya bizzat kendileri ya da yardımcıları aracılığıyla hazırladıkları büyükçe yardım torbasını ya da çuvalını muhtaç ailelerin kapılarına koyarlardı kimin bıraktığı belli olmazdı rahmetli babam bizzat kendisi bırakırdı. Ramazan’da yiyecek içecek yerleri genelde kapalı olurdu az sayıda açık olan yerlerde lokal gibi,pencerelerine perde çekerlerdi.Halk Ramazan’a son derece saygı duyardı,herhangi bir sebeple tutamayanlar da gizlice yerlerdi hatta Van’ın varlıklı oruç tutamayan aileleri, sağlık sebeplerini ileri sürerek başta İstanbul olmak üzere ramazan süresince Van’dan ayrılırlardı. Ramazan’da yıkanmamız gerektiğinde,ailelerimize söyleyemez o şekilde okula gider,aynı konumdaki arkadaşlarla dersden kaçar dereye yıkanmaya giderdik,derede karların üstünde soyunarak buz gibi kehriz suyunda yıkanır,kilotlarımızı da yıkar sıkar giyer gelir, derse katılırdık.Öğlene kadar yıkanmazsak sanki orucumuz bozulacak gibi bir yanlış inanışımız vardı.Bizden kaç sınıf üstte olan Necdet Sipahioğlu şöyle anlatmıştı” Biz de bir grup arkadaş Ramazan’da derede yıkandıktan sonra donlarımızı cebimize koyarak derse katıldık,okul müdürü bir kaç öğretmenle aramaya geldiler bizim donlarımız ceplerimizde çıkınca okul müdürü” Bu sınıf donsuz mu” dediğini anlatmıştı. Başta Büyük camii,Küçük camii,Norşin camii olmak üzere tüm camiler adeta bir şenlik havasına bürünürdü.Hafız Osman,Hafız Halit,Karadeniz’den hafız Remzi ve Siirt’ten gelen genç hafızlar günde iki defa öğlen ve ikindi namazlarından sonra mukabele okurlardı,biz de tatil günlerinde mümkün oldukça iki defa da takip ederdik.O hafızlar,Ramazan’ın Kur’an ayı olduğunu adeta ilan ederlerdi.Rahmetli Şeyh Reşit,Zeynelabidin hocalar camilerde etkili konuşmalar yaparlardı. Zeynelabidin hocanın anadili Kürtçe olduğu için biraz anlatımda zorlanırdı,ancak Şeyh Reşit efendi Türkçe’yi güzel kullanır günün şartlarına göre de anlattığı için son derece etkili olurdu Van bürokrasisi askeri sivil kendisini takdir eder sever sayarlardı,hatta 1960 darbesinden sonra,Van’dan sürüleceklerin listesi gerek bürokratlardan gerekse halktan ileri gelenlerinden oluşturulmuş ancak daha uygulamaya geçmeden önce garnizon Komutanı arabasıyla geçerken Şeyh Reşit hocaya raslar,kendisini müspet davranış ve konuşmalarından ötürü  beğenmekte ve sevmektedir. Hocam, garnizonda benimle bir kahve içermisiniz? Diyerek hocayı garnizona götürür ve hazırlanan listeyi Şeyh Reşit hocaya uzatır.Şeyh Reşit hoca listeye bakar ki,hep Van’ın ileri gelenleri Van ekonomisinin belkemiğini oluşturan ticaret erbabı ve üst düzey bürokratlar ve listenin de başında kendi ismi.Şeyh Reşit içinden dua ederek,”paşam listenin başında ben varım artık takdir sizindir”der.Paşa da listeyi oracıkta yırtar atar.Yoksa listedeki isimler sürülseydi belki olumsuz etkileri bugüne kadar bile gelebilirdi.Allah,Şeyh Reşit’in eliyle Van’ı büyük bir beladan kurtarmıştı.Bu arada  mışko Mevlidin de ilahilerini unutmayalım. Öğleni müteakip evlerde yemek telaşı başlar,mevsim kış ise,kavurma patates baş sırada ,eğer yaz ise çarşıdan gelecek malzemeye göre pişirilir tabii ki en başta yine et.Çarşıda da eve dönüş hazırlıkları başlar, İbrahim Talay’ın fırını önünde tırnaklı pide kuyruğu oluşur, Van’ın meşhur  kabadayısı nahırcı Elo, zenginlerdan aldığı para ile fırından pide alıp fakirlere dağıtırdı.Bu arada halk  tabiriyle fırıncı İbo çok da güzel çörek yapar, çörekler tereyağı ile kuyruk yağı karıştırılarak yapılır mis gibi kokar,hele sahurda tadına doyulmazdı.İftar vakti Toprakkale de top atılır top sesi ile büyük camide okunan ezanı az da olsa duyardık, ancak Şamranaltı gibi uzak semtlerde oturanlar büyük caminin minaresindeki şerefe ışıklarını görerek oruçlarını açarlardı. İftar açtıktan ve akşam namazını kıldıktan sonra büyük camiye teravih için koşar Siirtli Abdullah hoca ve Ömer hocanın müezzinlik yaptıkları teravih namazını yine Şeyh Reşit hoca kıldırırdı,namazda okuduğu ayetler halen hafızamdadır.Teravih namazı müezzinlerin coşkulu tekbir ve ilahileryle şenlik havasında geçer hiçbirimiz yorgunluk bilmezdik ancak, Deli Arif arada bir teravihe gelir tam secdeye gittiğinde mahallenin çocukları arkadan ayağına iğne batırırlar deli Arif de yerinden fırlar bir elini ısırarak bir eliyle de başına vurarak caminin ortasında oynamaya başlardı,bir keresinde de üst kattakilerin ayakkabılarını bir çuvala koyup aşağıya indirmiş camide büyük kargaşaya sebebiyet vermişti. Teravihden sonra halkın bir kısmı başta hacı Yusuf’un  Salman’ın olmak üzere kahvelerde toplanır neredeyse sahura kadar çay içip sohbet ederlerdi.Bu arada gece haşlanmış nohut satanlar oluyordu, Muhittin,postanenin önünde durur küçük bir tezgahı vardı,nohut sattığında”al sana da bir çap”söylerdi.Salih de,daha çok kapalı mekanları dolaşarak haşlanmış nohut satardı. Bayramlarda evin kızları helak olurdu,genelde ahşap döşeme olan evin tahtalarını tahta fırçasıyla yıkarlardı bizim evimiz iki katlı içerden ahşap merdivenli ve bütün odaları ahşap kaplama olunca,zavallı ablalarım sabaha kadar temizlik yaparlardı.Bayram boyunca erkekler bayramlaşma yapar kadınlarda iki bayram arası bayramlaşmalarını yaparlardı. Bayramların olmazsa olmazı fındık tı evlere kilolarca fındık alınır bayramlaşmaya gelen çocuklara şekerleme yanı sıra fındık verirlerdi. Bu fındıklarla oyun oynanırdı,”Milav” diye bir çukur kazılır belli bir mesafe çizgiden o Milav denilen çukura fındık atılır eğer tümünü Milav’a sokar ya da dışarda kalan çift gelirse atan kazanır tek gelirse bekleyen kazanır, şeklinde oynanırdı.Bazen bu oyuna büyükler da katılırdı.Tepsi tepsi baklavalar açılır bayram boyunca misafirlere ikram edilirdi . Nice Ramazanlara ve Bayramlara.
Ekleme Tarihi: 25 Nisan 2022 - Pazartesi

VAN’DA RAMAZANLAR

1960’lı yıllarda ramazan denilince aklıma ilk gelen, deli İdo yani İdristir. Aslında deli değildi bazı agresif davranışlarından ötürü öyle söyleniyordu.Ramazanlarda elinde “Tef”le geceleri sahura kaldırırdı,ancak kışın en soğuk gecelerinde yerlerde buzların adeta cam gibi olduğu hallerde yalın ayak dolaşırdı, her evin önünde durur hane sahibini ismen çağırırdı bize gelince babam vefat ettiği için,anneme “ana, ana kalk söhöre” diye seslendirdi,nur içinde yatsın.Sahurların olmazsa olmazı,”murtuğaydı” sonra kavut üzüm hoşafı pirinç pilavı peynir.Sabahleyin herkes işine gider,mümkün olduğu kadar erken dönmeye bakardı.Ramazanlarda halk yardımlaşmada,paylaşmada adeta yarışırdı,ancak bu aleni değil son derece gizli yapılırdı varlıklı aileler ya bizzat kendileri ya da yardımcıları aracılığıyla hazırladıkları büyükçe yardım torbasını ya da çuvalını muhtaç ailelerin kapılarına koyarlardı kimin bıraktığı belli olmazdı rahmetli babam bizzat kendisi bırakırdı.

Ramazan’da yiyecek içecek yerleri genelde kapalı olurdu az sayıda açık olan yerlerde lokal gibi,pencerelerine perde çekerlerdi.Halk Ramazan’a son derece saygı duyardı,herhangi bir sebeple tutamayanlar da gizlice yerlerdi hatta Van’ın varlıklı oruç tutamayan aileleri, sağlık sebeplerini ileri sürerek başta İstanbul olmak üzere ramazan süresince Van’dan ayrılırlardı. Ramazan’da yıkanmamız gerektiğinde,ailelerimize söyleyemez o şekilde okula gider,aynı konumdaki arkadaşlarla dersden kaçar dereye yıkanmaya giderdik,derede karların üstünde soyunarak buz gibi kehriz suyunda yıkanır,kilotlarımızı da yıkar sıkar giyer gelir, derse katılırdık.Öğlene kadar yıkanmazsak sanki orucumuz bozulacak gibi bir yanlış inanışımız vardı.Bizden kaç sınıf üstte olan Necdet Sipahioğlu şöyle anlatmıştı” Biz de bir grup arkadaş Ramazan’da derede yıkandıktan sonra donlarımızı cebimize koyarak derse katıldık,okul müdürü bir kaç öğretmenle aramaya geldiler bizim donlarımız ceplerimizde çıkınca okul müdürü” Bu sınıf donsuz mu” dediğini anlatmıştı.

Başta Büyük camii,Küçük camii,Norşin camii olmak üzere tüm camiler adeta bir şenlik havasına bürünürdü.Hafız Osman,Hafız Halit,Karadeniz’den hafız Remzi ve Siirt’ten gelen genç hafızlar günde iki defa öğlen ve ikindi namazlarından sonra mukabele okurlardı,biz de tatil günlerinde mümkün oldukça iki defa da takip ederdik.O hafızlar,Ramazan’ın Kur’an ayı olduğunu adeta ilan ederlerdi.Rahmetli Şeyh Reşit,Zeynelabidin hocalar camilerde etkili konuşmalar yaparlardı.

Zeynelabidin hocanın anadili Kürtçe olduğu için biraz anlatımda zorlanırdı,ancak Şeyh Reşit efendi Türkçe’yi güzel kullanır günün şartlarına göre de anlattığı için son derece etkili olurdu Van bürokrasisi askeri sivil kendisini takdir eder sever sayarlardı,hatta 1960 darbesinden sonra,Van’dan sürüleceklerin listesi gerek bürokratlardan gerekse halktan ileri gelenlerinden oluşturulmuş ancak daha uygulamaya geçmeden önce garnizon Komutanı arabasıyla geçerken Şeyh Reşit hocaya raslar,kendisini müspet davranış ve konuşmalarından ötürü  beğenmekte ve sevmektedir.

Hocam, garnizonda benimle bir kahve içermisiniz? Diyerek hocayı garnizona götürür ve hazırlanan listeyi Şeyh Reşit hocaya uzatır.Şeyh Reşit hoca listeye bakar ki,hep Van’ın ileri gelenleri Van ekonomisinin belkemiğini oluşturan ticaret erbabı ve üst düzey bürokratlar ve listenin de başında kendi ismi.Şeyh Reşit içinden dua ederek,”paşam listenin başında ben varım artık takdir sizindir”der.Paşa da listeyi oracıkta yırtar atar.Yoksa listedeki isimler sürülseydi belki olumsuz etkileri bugüne kadar bile gelebilirdi.Allah,Şeyh Reşit’in eliyle Van’ı büyük bir beladan kurtarmıştı.Bu arada  mışko Mevlidin de ilahilerini unutmayalım.

Öğleni müteakip evlerde yemek telaşı başlar,mevsim kış ise,kavurma patates baş sırada ,eğer yaz ise çarşıdan gelecek malzemeye göre pişirilir tabii ki en başta yine et.Çarşıda da eve dönüş hazırlıkları başlar, İbrahim Talay’ın fırını önünde tırnaklı pide kuyruğu oluşur, Van’ın meşhur  kabadayısı nahırcı Elo, zenginlerdan aldığı para ile fırından pide alıp fakirlere dağıtırdı.Bu arada halk  tabiriyle fırıncı İbo çok da güzel çörek yapar, çörekler tereyağı ile kuyruk yağı karıştırılarak yapılır mis gibi kokar,hele sahurda tadına doyulmazdı.İftar vakti Toprakkale de top atılır top sesi ile büyük camide okunan ezanı az da olsa duyardık, ancak Şamranaltı gibi uzak semtlerde oturanlar büyük caminin minaresindeki şerefe ışıklarını görerek oruçlarını açarlardı.

İftar açtıktan ve akşam namazını kıldıktan sonra büyük camiye teravih için koşar Siirtli Abdullah hoca ve Ömer hocanın müezzinlik yaptıkları teravih namazını yine Şeyh Reşit hoca kıldırırdı,namazda okuduğu ayetler halen hafızamdadır.Teravih namazı müezzinlerin coşkulu tekbir ve ilahileryle şenlik havasında geçer hiçbirimiz yorgunluk bilmezdik ancak, Deli Arif arada bir teravihe gelir tam secdeye gittiğinde mahallenin çocukları arkadan ayağına iğne batırırlar deli Arif de yerinden fırlar bir elini ısırarak bir eliyle de başına vurarak caminin ortasında oynamaya başlardı,bir keresinde de üst kattakilerin ayakkabılarını bir çuvala koyup aşağıya indirmiş camide büyük kargaşaya sebebiyet vermişti.

Teravihden sonra halkın bir kısmı başta hacı Yusuf’un  Salman’ın olmak üzere kahvelerde toplanır neredeyse sahura kadar çay içip sohbet ederlerdi.Bu arada gece haşlanmış nohut satanlar oluyordu, Muhittin,postanenin önünde durur küçük bir tezgahı vardı,nohut sattığında”al sana da bir çap”söylerdi.Salih de,daha çok kapalı mekanları dolaşarak haşlanmış nohut satardı.

Bayramlarda evin kızları helak olurdu,genelde ahşap döşeme olan evin tahtalarını tahta fırçasıyla yıkarlardı bizim evimiz iki katlı içerden ahşap merdivenli ve bütün odaları ahşap kaplama olunca,zavallı ablalarım sabaha kadar temizlik yaparlardı.Bayram boyunca erkekler bayramlaşma yapar kadınlarda iki bayram arası bayramlaşmalarını yaparlardı.

Bayramların olmazsa olmazı fındık tı evlere kilolarca fındık alınır bayramlaşmaya gelen çocuklara şekerleme yanı sıra fındık verirlerdi. Bu fındıklarla oyun oynanırdı,”Milav” diye bir çukur kazılır belli bir mesafe çizgiden o Milav denilen çukura fındık atılır eğer tümünü Milav’a sokar ya da dışarda kalan çift gelirse atan kazanır tek gelirse bekleyen kazanır, şeklinde oynanırdı.Bazen bu oyuna büyükler da katılırdı.Tepsi tepsi baklavalar açılır bayram boyunca misafirlere ikram edilirdi .

Nice Ramazanlara ve Bayramlara.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.