Ekrem Örskıran
Köşe Yazarı
Ekrem Örskıran
 

Sıpa Başı

Van üzümü; hafif mayhoş ince kabuklu, sulu, kendine has aroması ve kokusu olan siyah üzüm. Ben görevim gereği; Tekirdağ, Şarköy, Mürefte ve o civardaki şarap fabrikalarını denetledim, büyük çapta ihracat yapıyorlar, her taraf üzüm bağları, üzümleri bizim Van üzümlerine çok benziyor onlar da siyah ve aromalı ancak, kalın kabuklu. Demek ki biz üzümlerimizin kıymetini bilmemişiz, gereği gibi yetiştire bilseydik değil Avrupa piyasalarında, Dünya piyasalarında bile boy ölçüşebilirdik. Biz ne yapmışız? Kurutmuşuz. Zernebat suyumuzu, yedi kehrizimizi ve daha nice değerlerimizi kuruttuğumuz gibi. Çocukluğumuzda bile hala etrafımızda geniş üzüm bağları vardı. Agah Bey'in, Demirbacakların, Müştak Bey'in gibi. Alaköy'den sepet sepet üzüm gelirdi. Üzümün bol ve kaliteli olduğu yerlerden biri de "Şahbağı"nın şimdiki adı, "Beyüzümü"nün üzümüydü. Rivayete göre, 17.yy da Şah Abbas Van kalesini kuşatır, fakat bir türlü ele geçiremez. Şehri kuşatmaya alarak, zamanla teslim olmak zorunda kalmalarını bekler. Başta Abdurrahmangazi olmak üzere Vanlılar kahramanca savunurlar. Şah Abbas da karargâhını Şahbağına kurarak oradan şehri rahatlıkla gözetlermiş. Kuşatma uzayınca Şah Abbas askerlerini boş durdurmayarak çalıştırır, üzüm fideleri diktirirmiş. Zamanla değil Şahbağı Alaköy, Molla Kasım ve civarları üzüm bağlarıyla dolup taşmış. Şah Abbas şehri alamayıp çekilince, Ermeniler şarap imal etmeye başlamışlar. Kısa sürede de Şahbağı şarapları meşhur olmuş. Şah Abbas'ın Şahbağı ile ilgili şu mısraları meşhurdur: İstemerem heyvasını narını, Goy desinler Şah Abbas'ın Bağı var. Rahmetli eniştem anlatmıştı: "Biz Vanlı gençler olarak, bir hafta on günlüğüne, yanımıza yeterli yiyecek alarak, içmeye giderdik. Bir keresinde etimiz bitmişti, bizde civarda bir koyun bulup kesip yedik. Bir kaç gün sonra yavaş yavaş ayıkınca bir de baktık, orda bir sıpa başı. Meğer koyun diye sıpayı kesip yemişiz." Ne diyelim? Geçmiş olsun! Neyzen Tevfik, bir gün zilzurna sarhoş, oturmuş vaziyette gözünü bir noktaya dikmiş, devamlı bakıyor. Polis gelmiş: - Erenler, kalk seni evine götüreyim. Neyzen: - Bütün evler önümden geçiyor, bizim ev gelince kalkıp içine gireceğim. Der. Allah rahmet etsin, harika. Ney çalmanın yanı sıra büyük bir filozoftu. Rahmetli Ali Emi, fırıncı İbrahim Talay'ın kayın pederiydi. Son derece dürüst, kimsenin hayrına şerrine karışmaz, beli yaşlılıktan iki büklüm olduğu halde kürekcilik yapar fırına ekmek sürer çekerdi. Allah gani gani rahmet etsin. Ali emmi, trenle Van'dan Ankara'ya gidiyor, 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekâtı öncesi, tüm illerde yoğun mitingler yapılıyor. Tren Kayseri'ye uğruyor, yolcu alıp indiriyor yoluna devam ediyor. Birdenbire treni bir güzel kebap kokusu sarıyor, fiyatta ucuz. Ali emmi Van'dan itibaren zaten doğru dürüst bir şey yememiş kebap da ucuz, bir kaç porsiyon yiyiyor. Bir müddet sonra, bomba gibi bir haber, meğerse "köfteler eşek etiymiş." Bir gün önceden Kayseri'de büyük bir miting yapılmış, Makarios'un kartondan heykeli yapılarak bir eşek üstüne oturtulmuş, protesto olsun diye karton heykel yakılınca zavallı eşekte ölmüş. Eee Kayserili bunu kaçırır mı? En uygun tüketim yeri de tren. Emi, Ankara'ya gelir gelmesine, yolda midesi kasılmış kusmuş nerdeyse hiç uyuyamamıştır. Ankara Altındağ'da oğlunun evine varır ve hemen uyumaya koyulur. Gel gör ki Altındağ gecekondu semti her yarım saatte, bir saatte bir seyyar satıcı geçer, sanki tren düdüğü gibi canhiraş bağırırlar: - Baasmcı. - Yoğurtcu, yoğurtcu. - Demir alıyom, bakır alıyom. Her bağırılışta Emi şişleniyor gibi sıçrar. Artık sabrı tükenmiştir. Yatağından fırlar: - Ulan! Zehir alıyon, zıkkın alıyon. Diye, adamın üzerine yürür, adam canını zor kurtarır. Nöbetci Müfettiştim. Genç bir delikanlı iş kazası geçirmiş, işverenini şikayete gelmişti. Sordum n'oldu diye? Elini paslı demir kestiğini hastaneye kaldırıldığını, tetanos aşısı olduğunu söylemiş, yasal haklarının korunmasını istemişti. Tetanosla ilgili şunu anlatmıştı: Amcası, iş kazasından sonra, sabah kahvaltısı için evine götürmüş. Seviyor diye, salam sosis, sucuk almış delikanlı bunları yedikten bir müddet sonra komaya girmemiş mi? Acilen hastaneye kaldırmışlar. Doktor,"at ya da eşek eti yemiş" demiş. Tetanos aşısı, atın serumundan yapıldığı için, tetanos aşısı olanın at ve eşek etini bir süre yememesi gerekiyormuş. Allah'tan, bizimkiler tetanos aşısı olmamışlar.
Ekleme Tarihi: 17 Kasım 2019 - Pazar

Sıpa Başı

Van üzümü; hafif mayhoş ince kabuklu, sulu, kendine has aroması ve kokusu olan siyah üzüm. Ben görevim gereği; Tekirdağ, Şarköy, Mürefte ve o civardaki şarap fabrikalarını denetledim, büyük çapta ihracat yapıyorlar, her taraf üzüm bağları, üzümleri bizim Van üzümlerine çok benziyor onlar da siyah ve aromalı ancak, kalın kabuklu.

Demek ki biz üzümlerimizin kıymetini bilmemişiz, gereği gibi yetiştire bilseydik değil Avrupa piyasalarında, Dünya piyasalarında bile boy ölçüşebilirdik. Biz ne yapmışız? Kurutmuşuz. Zernebat suyumuzu, yedi kehrizimizi ve daha nice değerlerimizi kuruttuğumuz gibi. Çocukluğumuzda bile hala etrafımızda geniş üzüm bağları vardı. Agah Bey'in, Demirbacakların, Müştak Bey'in gibi. Alaköy'den sepet sepet üzüm gelirdi. Üzümün bol ve kaliteli olduğu yerlerden biri de "Şahbağı"nın şimdiki adı, "Beyüzümü"nün üzümüydü. Rivayete göre, 17.yy da Şah Abbas Van kalesini kuşatır, fakat bir türlü ele geçiremez. Şehri kuşatmaya alarak, zamanla teslim olmak zorunda kalmalarını bekler. Başta Abdurrahmangazi olmak üzere Vanlılar kahramanca savunurlar.

Şah Abbas da karargâhını Şahbağına kurarak oradan şehri rahatlıkla gözetlermiş. Kuşatma uzayınca Şah Abbas askerlerini boş durdurmayarak çalıştırır, üzüm fideleri diktirirmiş. Zamanla değil Şahbağı Alaköy, Molla Kasım ve civarları üzüm bağlarıyla dolup taşmış. Şah Abbas şehri alamayıp çekilince, Ermeniler şarap imal etmeye başlamışlar. Kısa sürede de Şahbağı şarapları meşhur olmuş. Şah Abbas'ın Şahbağı ile ilgili şu mısraları meşhurdur: İstemerem heyvasını narını, Goy desinler Şah Abbas'ın Bağı var.

Rahmetli eniştem anlatmıştı: "Biz Vanlı gençler olarak, bir hafta on günlüğüne, yanımıza yeterli yiyecek alarak, içmeye giderdik. Bir keresinde etimiz bitmişti, bizde civarda bir koyun bulup kesip yedik. Bir kaç gün sonra yavaş yavaş ayıkınca bir de baktık, orda bir sıpa başı. Meğer koyun diye sıpayı kesip yemişiz." Ne diyelim? Geçmiş olsun!

Neyzen Tevfik, bir gün zilzurna sarhoş, oturmuş vaziyette gözünü bir noktaya dikmiş, devamlı bakıyor. Polis gelmiş:

- Erenler, kalk seni evine götüreyim.

Neyzen:

- Bütün evler önümden geçiyor, bizim ev gelince kalkıp içine gireceğim. Der. Allah rahmet etsin, harika. Ney çalmanın yanı sıra büyük bir filozoftu. Rahmetli Ali Emi, fırıncı İbrahim Talay'ın kayın pederiydi. Son derece dürüst, kimsenin hayrına şerrine karışmaz, beli yaşlılıktan iki büklüm olduğu halde kürekcilik yapar fırına ekmek sürer çekerdi. Allah gani gani rahmet etsin.

Ali emmi, trenle Van'dan Ankara'ya gidiyor, 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekâtı öncesi, tüm illerde yoğun mitingler yapılıyor. Tren Kayseri'ye uğruyor, yolcu alıp indiriyor yoluna devam ediyor. Birdenbire treni bir güzel kebap kokusu sarıyor, fiyatta ucuz. Ali emmi Van'dan itibaren zaten doğru dürüst bir şey yememiş kebap da ucuz, bir kaç porsiyon yiyiyor. Bir müddet sonra, bomba gibi bir haber, meğerse "köfteler eşek etiymiş." Bir gün önceden Kayseri'de büyük bir miting yapılmış, Makarios'un kartondan heykeli yapılarak bir eşek üstüne oturtulmuş, protesto olsun diye karton heykel yakılınca zavallı eşekte ölmüş. Eee Kayserili bunu kaçırır mı? En uygun tüketim yeri de tren. Emi, Ankara'ya gelir gelmesine, yolda midesi kasılmış kusmuş nerdeyse hiç uyuyamamıştır. Ankara Altındağ'da oğlunun evine varır ve hemen uyumaya koyulur. Gel gör ki Altındağ gecekondu semti her yarım saatte, bir saatte bir seyyar satıcı geçer, sanki tren düdüğü gibi canhiraş bağırırlar:

- Baasmcı.

- Yoğurtcu, yoğurtcu.

- Demir alıyom, bakır alıyom.

Her bağırılışta Emi şişleniyor gibi sıçrar. Artık sabrı tükenmiştir. Yatağından fırlar:

- Ulan! Zehir alıyon, zıkkın alıyon. Diye, adamın üzerine yürür, adam canını zor kurtarır. Nöbetci Müfettiştim. Genç bir delikanlı iş kazası geçirmiş, işverenini şikayete gelmişti. Sordum n'oldu diye? Elini paslı demir kestiğini hastaneye kaldırıldığını, tetanos aşısı olduğunu söylemiş, yasal haklarının korunmasını istemişti. Tetanosla ilgili şunu anlatmıştı: Amcası, iş kazasından sonra, sabah kahvaltısı için evine götürmüş. Seviyor diye, salam sosis, sucuk almış delikanlı bunları yedikten bir müddet sonra komaya girmemiş mi? Acilen hastaneye kaldırmışlar. Doktor,"at ya da eşek eti yemiş" demiş. Tetanos aşısı, atın serumundan yapıldığı için, tetanos aşısı olanın at ve eşek etini bir süre yememesi gerekiyormuş. Allah'tan, bizimkiler tetanos aşısı olmamışlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.