Mehmet Bedri Gültekin
Köşe Yazarı
Mehmet Bedri Gültekin
 

Diğergâm

Diğergâm, bazı insanları tanımlamak için kullanılan bir sıfattır. Farsça kökenlidir. “Gâm”, sevgi, arzu, mutluluk demektir. Diğergâm, dilimizdeki tam karşılığını söyleyecek olursak, “başkalarını düşünen” demektir. Öztürkçe karşılık olarak sözlüklerde “özgecilik” geçiyor. Ama bu tabir halk içinde pek kullanılmaz. Halk içinde diğergâm karşılığı olarak “elsever” kullanılır. Daha anlaşılırdır, verilmek istenen mesajı daha doğrudan ve son derece açık olarak verir. Ama “Diğergâm” da dilimize yerleşmiş son derece güzel ve sıcak sözcüklerden biridir. 20 Nisan günü Sami Özdil arkadaşımızı kaybettik. Ankara siteler mobilyacı esnafının sevilen emekçisi, “40 yıllık” Aydınlıkçı, Kıbrıs Gazisi, Partiye üye olduktan sonra verilen her göreve koşan, 2015 – 2016 yıllarında Van ve Hakkari’de Parti çalışmaları için görev üstlenen, son olarak Altındağ İlçe Başkanlığı görevini yürüten bir devrimci… Yozgatlıydı ama bir yanıyla da Van’lıydı… Değerli eşi Sevda arkadaşımız Van, Ercişliydi. Onun için Sami Özdil’in bir ayağı hep Van’da oldu. Fedakârlıkta her zaman en önde ve örnek… O, “iki öküzünden birini veren”lerden ve bundan en büyük mutluluğu duyanlardandı. Böyle olduğu için her zaman umutlu, her zaman güler yüzlü… Her zaman en umutsuz durumlarda işin “nasıl oluruna” bakanlardan ve mutlaka bir çıkış yolu bulanlardandı. Örnek bir Diğergâm Sami Özdil arkadaşımızın ölüm haberini aldıktan sonra aklıma gelen arkadaşın “diğergâmlığı” oldu. Onu tanımlayan en iyi sözcük… Elsever… Halkını ve ülkesini seviyor. “El” onun milleti ve vatanıdır.  “El” (diğer), aynı zamanda bütün insanlıktır. Bu sözcük, şu yaşadığımız Korona günlerinde daha büyük anlam kazandı. Çevremizden, ülkemizin dört bir tarafından ve dünyanın her tarafından, her gün; diğergâmlığın, elseverliğin çok sayıda haberini alıyoruz. Salgınla mücadele için emekli aylıklarını bağışlayanlar, kumbarasında bilmem ne hayali için biriktirdiği parasını veren çocuklar, evinin balkonundan sokağına konser veren sanatçılar, dünyanın en uzak köşesinde tanımadığı insanın yardımına koşan insanlar, hemen bütün ülkelerden haberini aldığımız, tanımadıkları insanların hayatı için hayatlarını kaybeden sağlıkçılar vb. vb. Yarın saat 21.00’de evlerinin balkonlarından İstiklal Marşımızı söyleyecek olan milyonlar da, aslında o hasretini çektiğimiz elseverliğin bir örneğini, sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya gösterecekler. Kumaştaki hakim renk Diğergâmlık, insanı insan yapan özelliklerin en başında gelir. Felaket anlarında insanlık kendisini var eden, genlerinde olan bu en önemli yanını ön plana çıkarır, ona sarılır ve ondan güç alır. En büyük zorlukların üstesinden bu şekilde gelir. Felaket zamanlarında “diğergâmlık” yaygınlaşır, genelleşir, herkesi kapsar. İnsanların ezici çoğunluğu az ya da çok “elsever” olur. “Mecburiyetler”, insana en önemli meziyetini, en büyük “silahını” hatırlatmıştır çünkü. Ama bazı insanlar vardır. Onlar her zamanDiğergâmdır. İnsanlığın sınıflı toplumlar döneminin çıkarcılığı, bencilliği; onların semtine uğramamıştır. Veya daha doğrusu onlar, hemen yanıbaşlarında sayısız örneğini gördükleri bu hastalığa karşı mücadele ederek kendilerini var etmişlerdir. Onlar Yunus Emre’nin;  “Sen sana ne sanursan Ayruğa da onu san! Dört kitabın manasın Budur eğer var ise” Dizelerinde dile getirdiği insan örneğidirler. Diğergâmlık, onların kumaşındaki baskın renktir. Her zaman kendisini belli eder. Önümüzdeki görev İnsanlık, kabaca iki milyon yıllık tarihinin bir milyon 994 bin yıllık bölümünde diğergâmlık sayesinde var oldu. Son altı binyıllık sınıflı toplum döneminde bir yandan “hodgâmlık” (kendini düşünme) gelişti ama bu dönemde de büyük devrimci atılımlarının temelinde hep “diğergâmlık” oldu. Onun için bu özellik, bütün insanlık ailesinde ortaktır. Ama yaklaşık Göbeklitepe ile başlayan ve 12 bin yıldır süren tarih içindeki öncü yürüyüşüyle Batı Asya toplumlarında bu özellik daha da belirgindir. Yunus Emreleri var eden toprak, insanlığın “Kaybolan Cennet”i bir zamanlar gerçekten yaşadığı, özlemini duyduğu ve birgün yeniden geri gelmesi için mücadeleler verdiği toprak, işte bu 12 000 yıllık mücadelenin verildiği topraktır. Bu başlıbaşına bir araştırma-yazı konusudur ve önümüzdeki görevdir. Sami Özdil arkadaşım işte o toprağın insanıydı. Şimdi ana kucağına döndü. Unutmayacağız. Görevimiz onun anısına layık olmaktır.  
Ekleme Tarihi: 22 Nisan 2020 - Çarşamba

Diğergâm

Diğergâm, bazı insanları tanımlamak için kullanılan bir sıfattır. Farsça kökenlidir. “Gâm”, sevgi, arzu, mutluluk demektir. Diğergâm, dilimizdeki tam karşılığını söyleyecek olursak, “başkalarını düşünen” demektir.

Öztürkçe karşılık olarak sözlüklerde “özgecilik” geçiyor. Ama bu tabir halk içinde pek kullanılmaz. Halk içinde diğergâm karşılığı olarak “elsever” kullanılır. Daha anlaşılırdır, verilmek istenen mesajı daha doğrudan ve son derece açık olarak verir.

Ama “Diğergâm” da dilimize yerleşmiş son derece güzel ve sıcak sözcüklerden biridir.

20 Nisan günü Sami Özdil arkadaşımızı kaybettik. Ankara siteler mobilyacı esnafının sevilen emekçisi, “40 yıllık” Aydınlıkçı, Kıbrıs Gazisi, Partiye üye olduktan sonra verilen her göreve koşan, 2015 – 2016 yıllarında Van ve Hakkari’de Parti çalışmaları için görev üstlenen, son olarak Altındağ İlçe Başkanlığı görevini yürüten bir devrimci…

Yozgatlıydı ama bir yanıyla da Van’lıydı… Değerli eşi Sevda arkadaşımız Van, Ercişliydi. Onun için Sami Özdil’in bir ayağı hep Van’da oldu.

Fedakârlıkta her zaman en önde ve örnek… O, “iki öküzünden birini veren”lerden ve bundan en büyük mutluluğu duyanlardandı.

Böyle olduğu için her zaman umutlu, her zaman güler yüzlü… Her zaman en umutsuz durumlarda işin “nasıl oluruna” bakanlardan ve mutlaka bir çıkış yolu bulanlardandı.

Örnek bir Diğergâm

Sami Özdil arkadaşımızın ölüm haberini aldıktan sonra aklıma gelen arkadaşın “diğergâmlığı” oldu. Onu tanımlayan en iyi sözcük… Elsever… Halkını ve ülkesini seviyor. “El” onun milleti ve vatanıdır.

 “El” (diğer), aynı zamanda bütün insanlıktır.

Bu sözcük, şu yaşadığımız Korona günlerinde daha büyük anlam kazandı. Çevremizden, ülkemizin dört bir tarafından ve dünyanın her tarafından, her gün; diğergâmlığın, elseverliğin çok sayıda haberini alıyoruz.

Salgınla mücadele için emekli aylıklarını bağışlayanlar, kumbarasında bilmem ne hayali için biriktirdiği parasını veren çocuklar, evinin balkonundan sokağına konser veren sanatçılar, dünyanın en uzak köşesinde tanımadığı insanın yardımına koşan insanlar, hemen bütün ülkelerden haberini aldığımız, tanımadıkları insanların hayatı için hayatlarını kaybeden sağlıkçılar vb. vb.

Yarın saat 21.00’de evlerinin balkonlarından İstiklal Marşımızı söyleyecek olan milyonlar da, aslında o hasretini çektiğimiz elseverliğin bir örneğini, sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya gösterecekler.

Kumaştaki hakim renk

Diğergâmlık, insanı insan yapan özelliklerin en başında gelir. Felaket anlarında insanlık kendisini var eden, genlerinde olan bu en önemli yanını ön plana çıkarır, ona sarılır ve ondan güç alır. En büyük zorlukların üstesinden bu şekilde gelir.

Felaket zamanlarında “diğergâmlık” yaygınlaşır, genelleşir, herkesi kapsar. İnsanların ezici çoğunluğu az ya da çok “elsever” olur. “Mecburiyetler”, insana en önemli meziyetini, en büyük “silahını” hatırlatmıştır çünkü.

Ama bazı insanlar vardır. Onlar her zamanDiğergâmdır. İnsanlığın sınıflı toplumlar döneminin çıkarcılığı, bencilliği; onların semtine uğramamıştır.

Veya daha doğrusu onlar, hemen yanıbaşlarında sayısız örneğini gördükleri bu hastalığa karşı mücadele ederek kendilerini var etmişlerdir. Onlar Yunus Emre’nin;

 “Sen sana ne sanursan

Ayruğa da onu san!

Dört kitabın manasın

Budur eğer var ise”

Dizelerinde dile getirdiği insan örneğidirler. Diğergâmlık, onların kumaşındaki baskın renktir. Her zaman kendisini belli eder.

Önümüzdeki görev

İnsanlık, kabaca iki milyon yıllık tarihinin bir milyon 994 bin yıllık bölümünde diğergâmlık sayesinde var oldu. Son altı binyıllık sınıflı toplum döneminde bir yandan “hodgâmlık” (kendini düşünme) gelişti ama bu dönemde de büyük devrimci atılımlarının temelinde hep “diğergâmlık” oldu.

Onun için bu özellik, bütün insanlık ailesinde ortaktır. Ama yaklaşık Göbeklitepe ile başlayan ve 12 bin yıldır süren tarih içindeki öncü yürüyüşüyle Batı Asya toplumlarında bu özellik daha da belirgindir.

Yunus Emreleri var eden toprak, insanlığın “Kaybolan Cennet”i bir zamanlar gerçekten yaşadığı, özlemini duyduğu ve birgün yeniden geri gelmesi için mücadeleler verdiği toprak, işte bu 12 000 yıllık mücadelenin verildiği topraktır.

Bu başlıbaşına bir araştırma-yazı konusudur ve önümüzdeki görevdir.

Sami Özdil arkadaşım işte o toprağın insanıydı. Şimdi ana kucağına döndü. Unutmayacağız. Görevimiz onun anısına layık olmaktır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.