Mehmet Bedri Gültekin
Köşe Yazarı
Mehmet Bedri Gültekin
 

Erdoğan Trump görüşmesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Donald Trump arasında Vaşington'da Beyaz Saray'da yapılan görüşme, bilinen bir gerçeği bütün çıplaklığı ile bir kez daha gözler önüne serdi. Ekranlara yansıyan görüntülerde, son derece rahat ve görüşlerini büyük bir özgüvenle açıklayan Recep Tayyip Erdoğan, buna karşılık daha önceki esip gürlemelerinin aksine Erdoğan'a övgüler düzen ve Türkiye ile ilişkilerin daha da kötüye gitmemesi için çırpınan bir Donald Trump manzarası gördük. Bütün netliği ile ortaya çıktı ki eli güçlü olan Türkiye'dir. Buna karşılık "acaba neyi kurtarabilirim" arayışı içinde olan ise ABD'dir.   Askeri harekâtın gösterdiği Yüzyıl önce Lenin ünlü tahlilinde, emperyalizmin "çürüyen kapitalizm" olduğunu söylerken stratejik bir tespit yapıyordu. Ondan yarım yüzyıl sonra Mao aynı tespiti, "emperyalizmin kâğıttan bir kaplan" olduğu sözleriyle vurgulamıştı. Kapitalizmin emperyalizm aşamasına yükselmesinin üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçti. Ve emperyalizm bugün gerçekten kâğıttan bir kaplan haline gelmiştir. Türkiye'nin Rusya, İran ve örtülü olarak da Suriye'yle aynı cephede buluşması, ABD'yi çaresiz bırakmıştır. Türkiye, 9 Ekim sabahı Trump'ın tehdit mektubuna aynı gün Barış Pınarı Harekâtını başlatarak cevap verdi. Ve görüldü ki ABD'nin tehditleri kuru sıkıdır. Sınırı geçen Türk Ordusu karşısında ABD askerlerinin yaptığı tek iş, apar topar üslerini terk ederek bölgeden uzaklaşmak oldu. Hatta panik içinde askerlerinin önemli bir kısmını Irak'a geçiren ABD, daha sonraki günlerde Rusya ile varılan mutabakat sonucu Türk Ordusunun gideceği yerler belli olunca bir kısım askerini Petrol kuyularının olduğu bölgeye geri yolladı.   Gerçek durum Türkiye, "Barış Pınarı Harekatı" ile elde ettiği kazanımları ABD'ye kabul ettirmiştir. Görüşmelerin ardından yapılan açıklamalar ve atılan bazı adımlara bakılırsa ABD, son günlerdeki bütün tehditlerini yalayıp yutmuştur. Daha düne kadar Türkiye ekonomisini "mahvetmekten" bahsedenler, şimdi iki ülkenin ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarmaktan bahsediyorlar. Temsilciler Meclisi'nden alelacele "Ermeni Soykırımı" kararını geçirenler, şimdi konunun Senato'da ele alınmasını nasıl engelleyebilecekleri ile meşguller. Bugün ABD'nin bütün derdi, bir yandan Türkiye'yi bütünüyle kaybetmemek, diğer yandan Türk Ordusu'nu belli bir yerde tutarak PKK'yı tamamen imha olmaktan kurtarabilmektir. En azından petrol kuyularının denetimini mümkün olduğunca elde bulundurmak, ABD için bu saatten sonra artık "kâr" olarak görülüyor.   "Enstrüman"ın kaderi İbret verici bir gelişme ise PKK'nın Kürt nüfusun hemen hiç bulunmadığı daha güneyde ABD tarafından petrol kuyuları bekçiliği ile görevlendirilmesidir. Bu tablo bir yanıyla ABD'nin çaresizliğini, ama diğer yanıyla ise sırtını emperyalizme yaslayarak "ulusal hakları" için mücadele ettiklerini söyleyenlerin ne duruma düştüklerini göstermektedir. Gelişmeler PKK'nın Kürt halkıyla bir ilgisinin olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. İlk ortaya çıktığı andan itibaren sırtını hep bir yere dayayarak, hep bir başka gücün hesaplarında "enstrüman" olmayı kabul ederek yola çıkan hareket, son olayda ABD geri çekilince kaçmak dışında yapacağı bir şeyin olmadığını göstermiş oldu. Kuzey Irak'tan Akdeniz'e ulaşacak "Koridor hayali daha önceki harekâtlarla yerle bir olmuştu. Barış Pınarı Harekâtı ise Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı Kamışlı (Haseki) ve Ayn-el Arap (Kobani) şehirlerinin Suriye Devletinin eline geçmesi ile sonuçlandı. Yani bugün Suriye'deki bir buçuk milyon Kürdün yaşadığı alanlarda PKK esas olarak yok. PKK'ya bugün kalan, Kürt nüfusun hemen hiç olmadığı petrol kuyuları alanlarında ABD adına bekçilik yapmaktır.   Türkiye ne yapmalıdır? Türkiye tarihi bir fırsat ele geçirmiştir: Sadece Türkiye'nin değil, bütün Batı Asya'nın bölücü ve gerici terörden temelli olarak kurtulma fırsatı artık önümüzdedir. Türkiye'nin eli güçlüdür. Arkasında başta Rusya ve İran olmak üzere bütün bir gelişmekte olan ülkeler cephesi durmaktadır. Avrupa artık eskisi gibi ABD'nin arkasında değildir. ABD de ise Trump, bugünlerde kendi derdine düşmüştür. Hakkındaki azil soruşturmasından yakasını nasıl kurtaracağını düşünmektedir. İşte bu koşullarda Ankara'nın Şam ile el sıkışması stratejik önemde bir hamle olacaktır. AKP Hükümeti bu konuda bugüne kadar sergilediği ayak sürümelerden bir an önce vazgeçmek zorundadır. Ankara Şam işbirliği, PKK'ya silahlarını yere atmak dışında bir seçenek bırakmayacaktır. Terör sorununu halletmiş olan Bölge ülkelerinin kendi aralarında her alanda yapacakları işbirliği ise şu anda yaşanan ekonomik krize ve dışarıdan gelen tehditlere karşı en etkili tedbir olacaktır. İşte o zaman Batı Asya, kökleri 12 bin yıl öncesine kadar uzanan insanlığın uygarlık yürüyüşündeki öncü rolüne yeniden kavuşacaktır.
Ekleme Tarihi: 15 Kasım 2019 - Cuma

Erdoğan Trump görüşmesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Donald Trump arasında Vaşington'da Beyaz Saray'da yapılan görüşme, bilinen bir gerçeği bütün çıplaklığı ile bir kez daha gözler önüne serdi.

Ekranlara yansıyan görüntülerde, son derece rahat ve görüşlerini büyük bir özgüvenle açıklayan Recep Tayyip Erdoğan, buna karşılık daha önceki esip gürlemelerinin aksine Erdoğan'a övgüler düzen ve Türkiye ile ilişkilerin daha da kötüye gitmemesi için çırpınan bir Donald Trump manzarası gördük.

Bütün netliği ile ortaya çıktı ki eli güçlü olan Türkiye'dir. Buna karşılık "acaba neyi kurtarabilirim" arayışı içinde olan ise ABD'dir.

 

Askeri harekâtın gösterdiği

Yüzyıl önce Lenin ünlü tahlilinde, emperyalizmin "çürüyen kapitalizm" olduğunu söylerken stratejik bir tespit yapıyordu. Ondan yarım yüzyıl sonra Mao aynı tespiti, "emperyalizmin kâğıttan bir kaplan" olduğu sözleriyle vurgulamıştı.

Kapitalizmin emperyalizm aşamasına yükselmesinin üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçti. Ve emperyalizm bugün gerçekten kâğıttan bir kaplan haline gelmiştir.

Türkiye'nin Rusya, İran ve örtülü olarak da Suriye'yle aynı cephede buluşması, ABD'yi çaresiz bırakmıştır.

Türkiye, 9 Ekim sabahı Trump'ın tehdit mektubuna aynı gün Barış Pınarı Harekâtını başlatarak cevap verdi. Ve görüldü ki ABD'nin tehditleri kuru sıkıdır. Sınırı geçen Türk Ordusu karşısında ABD askerlerinin yaptığı tek iş, apar topar üslerini terk ederek bölgeden uzaklaşmak oldu.

Hatta panik içinde askerlerinin önemli bir kısmını Irak'a geçiren ABD, daha sonraki günlerde Rusya ile varılan mutabakat sonucu Türk Ordusunun gideceği yerler belli olunca bir kısım askerini Petrol kuyularının olduğu bölgeye geri yolladı.

 

Gerçek durum

Türkiye, "Barış Pınarı Harekatı" ile elde ettiği kazanımları ABD'ye kabul ettirmiştir. Görüşmelerin ardından yapılan açıklamalar ve atılan bazı adımlara bakılırsa ABD, son günlerdeki bütün tehditlerini yalayıp yutmuştur.

Daha düne kadar Türkiye ekonomisini "mahvetmekten" bahsedenler, şimdi iki ülkenin ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarmaktan bahsediyorlar.

Temsilciler Meclisi'nden alelacele "Ermeni Soykırımı" kararını geçirenler, şimdi konunun Senato'da ele alınmasını nasıl engelleyebilecekleri ile meşguller.

Bugün ABD'nin bütün derdi, bir yandan Türkiye'yi bütünüyle kaybetmemek, diğer yandan Türk Ordusu'nu belli bir yerde tutarak PKK'yı tamamen imha olmaktan kurtarabilmektir. En azından petrol kuyularının denetimini mümkün olduğunca elde bulundurmak, ABD için bu saatten sonra artık "kâr" olarak görülüyor.

 

"Enstrüman"ın kaderi

İbret verici bir gelişme ise PKK'nın Kürt nüfusun hemen hiç bulunmadığı daha güneyde ABD tarafından petrol kuyuları bekçiliği ile görevlendirilmesidir.

Bu tablo bir yanıyla ABD'nin çaresizliğini, ama diğer yanıyla ise sırtını emperyalizme yaslayarak "ulusal hakları" için mücadele ettiklerini söyleyenlerin ne duruma düştüklerini göstermektedir.

Gelişmeler PKK'nın Kürt halkıyla bir ilgisinin olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. İlk ortaya çıktığı andan itibaren sırtını hep bir yere dayayarak, hep bir başka gücün hesaplarında "enstrüman" olmayı kabul ederek yola çıkan hareket, son olayda ABD geri çekilince kaçmak dışında yapacağı bir şeyin olmadığını göstermiş oldu.

Kuzey Irak'tan Akdeniz'e ulaşacak "Koridor hayali daha önceki harekâtlarla yerle bir olmuştu. Barış Pınarı Harekâtı ise Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı Kamışlı (Haseki) ve Ayn-el Arap (Kobani) şehirlerinin Suriye Devletinin eline geçmesi ile sonuçlandı.

Yani bugün Suriye'deki bir buçuk milyon Kürdün yaşadığı alanlarda PKK esas olarak yok.

PKK'ya bugün kalan, Kürt nüfusun hemen hiç olmadığı petrol kuyuları alanlarında ABD adına bekçilik yapmaktır.

 

Türkiye ne yapmalıdır?

Türkiye tarihi bir fırsat ele geçirmiştir: Sadece Türkiye'nin değil, bütün Batı Asya'nın bölücü ve gerici terörden temelli olarak kurtulma fırsatı artık önümüzdedir.

Türkiye'nin eli güçlüdür. Arkasında başta Rusya ve İran olmak üzere bütün bir gelişmekte olan ülkeler cephesi durmaktadır.

Avrupa artık eskisi gibi ABD'nin arkasında değildir. ABD de ise Trump, bugünlerde kendi derdine düşmüştür. Hakkındaki azil soruşturmasından yakasını nasıl kurtaracağını düşünmektedir.

İşte bu koşullarda Ankara'nın Şam ile el sıkışması stratejik önemde bir hamle olacaktır.

AKP Hükümeti bu konuda bugüne kadar sergilediği ayak sürümelerden bir an önce vazgeçmek zorundadır.

Ankara Şam işbirliği, PKK'ya silahlarını yere atmak dışında bir seçenek bırakmayacaktır.

Terör sorununu halletmiş olan Bölge ülkelerinin kendi aralarında her alanda yapacakları işbirliği ise şu anda yaşanan ekonomik krize ve dışarıdan gelen tehditlere karşı en etkili tedbir olacaktır.

İşte o zaman Batı Asya, kökleri 12 bin yıl öncesine kadar uzanan insanlığın uygarlık yürüyüşündeki öncü rolüne yeniden kavuşacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.