Prof. Dr. Ahmet ÖZER
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Ahmet ÖZER
 

Van Depreminin 2. Yıldönümüne Dair

23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde Van iki defa depremle sarsıldı. Birinci deprem Erciş merkezi başta olmak üzere Van merkez köylerini, ikinci deprem ise Van merkezini sarstı. Bunun üzerine büyük bir göç başladı Vandan. Depremin yaşattığı travma, sarsıntı, mevsim koşulları ve yeterince ilgi ve zamanında katkı olmayınca Vanlılar büyük bir perişanlıkla karşıkarşıya kaldılar.  Van depreminde 644 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 3 bin kişi yaralandı. Sonraki süreçte, binlerce vatandaşımız çadırlarda, çetin kış koşullarında yaşamaya çalışırken, bazı çadırlarda çıkan yangınlarda da insanlar hayatlarını kaybetti. Hamile kadınlar çocuklarını düşürdü, çocuklar ağır travmalar yaşadı. Bölgede eğitim-öğretim sistemi işlemez hale geldi. Esnaf perişan oldu, halkın alım gücü düştü.  Binlerce insan, başını sokacak sıcak bir yer bulamadığı için göç etmek zorunda kaldı. Burada önemli iki noktayı anti parentez olarak belirtelim: Vanlılar sürekli bir bölünme paranoyası pompalayanlara inat Muhabata, Duhoka, Erbile gitmedi, Mersine Adanaya İstanbula gitti. Bu da halkın bu ülkeyi bir bütün olarak vatan bellemesinin en önemli kanıtı. Yıllar önce Muradiye depreminin acısını üç kardeşini kaybederek yaşamış biri olarak üniversite başta olmak üzere kente bir çok yardım kampanyası düzenledik, Mersine gelenler için büyük çabalarla yer yurt sağlamaya çalıştık, bunu yaparken onların hissiyatını anlamaya ve empati yapmaya çalıştık.  İkncisi de, Vana yardımların yanında yardım niyetine taş, toprak göndererek kendince mesaj vermek isteyen, hatta bunu Tv’lerde açık açık dile getiren ırkçılara vakur duruşuyla ders verdi. Ancak aynı ilgi ve duyarlılığı devletten gördüğü söylenemez. Ayrıca bir çok ünlü kişi ve işadamnın televizyonlarda Vanlıların mağduriyetini kullanarak adeta piyar çalışması yapar gibi shov yapması,  verdiği sözde durmamasını, Onca sessiz sedasız yardım yapan erdemli insana karşı bir çok kişinin tv lerde açıkladığı yardımın arkasında duramamsını ise kabul edilemez buluyozuz. Hükümet başından itibaren Van’da yaşanan trajediyi tam olarak görmedi ya da görmezden geldi, bölge bir afet bölgesi olmasına rağmen afet bölgesi ilan edilmedi. . Depremzedeleri siyasî hesapların kurbanı yapmak isteyenler bazı oyunlar oynadı. Kısa zamanda yapılan binlerce konut olumlu bir adımken, hala konteynerlerde yaşamını idame ettiren, başını sokacak bir yeri olmadığı için açlık gervlerine yatan depremzedelerin feryadını herkes duymalı, gerekli ilgi ve duyarlılığı göstermelidir. Halen konteynırlarda yaşam mücadelesi veren 200 aileye çağdaş yaşam alanı yaratmak yerine bu ailelerin barınaklarına göz dikilmesi doğru bir davranış ve tutum değildir. Hele hele burada kıt kanat yaşayanları boşaltmaya mecbur bırakmak için elektrik ve sularının kesilmesi hiç kabul edilemez. Sosyal alanlara müdahale edilmesi,  mescit, oyun parkı, etüt salonu gibi sosyal alanların kaldırılması sadece büyüklere değil küçüklerinde yaşam haklarına müdahaledir. Evet, güzel şeyler oldu, ancak bu yapılan çirkinlikleri kötü şeyleri görmezden gelmemizi gerektirmez. Bizzat izlenen, basına yansıyan, açıklamalara konu olan bir kaç noktayı bu vesileyle hatırlayalım. Van’daki ikinci depremde 40 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu ikinci depremdeki ölümler tamamen ihmalkârlığın sonucunda meydana geldi. “Zira, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, ilk depremden sonra yaptığı açıklamada, bir deprem uzmanı edasıyla konuşmuş ve “Van artık deprem konusunda en güvenli şehirdir” demişti. Bu sözlere güvenen insanlar, ilk depremden sonra evlerine geri döndü. Gazeteciler, 9 Kasım günü kendilerine mezar olacak yerlere yerleşmekten  çekinmedi. Bayram Oteli’nin enkazı kaldırılırken, enkazın başına giden Beşir Atalay’a sesini duyurmak isteyen halka coplarla, gaz bombalarıyla müdahale edildi. Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, soğuktan titreyen çadırdaki depremzedelerle alay edercesine, “Saray gibi yerlerde yaşıyorsunuz” dedi. Van Belediyesi’yle ilişkiler adeta askıya alındı. Van’ın sesi duyulmaz oldu.” Bütün felaketler gibi bu felaketinde izleri daha önce Muradiye Çaldıran depreminde olduğu gibi zamanın teskin edici ruhuyla geçip gidecektir. Ancak yüreklere kazılan izler asla silinmez. Bu vesileyle tüm Van ve Erciş halkına tekrar geçmiş olsun dileğinde bulunuyorum. Başta kamu kurumları olmak üzere tüm vatandaşlarımızı bu konuda duyarlı ve dayanışmacı davranmaya davet ediyorum    
Ekleme Tarihi: 25 Ekim 2013 - Cuma

Van Depreminin 2. Yıldönümüne Dair

23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde Van iki defa depremle sarsıldı. Birinci deprem Erciş merkezi başta olmak üzere Van merkez köylerini, ikinci deprem ise Van merkezini sarstı. Bunun üzerine büyük bir göç başladı Vandan. Depremin yaşattığı travma, sarsıntı, mevsim koşulları ve yeterince ilgi ve zamanında katkı olmayınca Vanlılar büyük bir perişanlıkla karşıkarşıya kaldılar.  Van depreminde 644 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 3 bin kişi yaralandı. Sonraki süreçte, binlerce vatandaşımız çadırlarda, çetin kış koşullarında yaşamaya çalışırken, bazı çadırlarda çıkan yangınlarda da insanlar hayatlarını kaybetti. Hamile kadınlar çocuklarını düşürdü, çocuklar ağır travmalar yaşadı. Bölgede eğitim-öğretim sistemi işlemez hale geldi. Esnaf perişan oldu, halkın alım gücü düştü.  Binlerce insan, başını sokacak sıcak bir yer bulamadığı için göç etmek zorunda kaldı. Burada önemli iki noktayı anti parentez olarak belirtelim: Vanlılar sürekli bir bölünme paranoyası pompalayanlara inat Muhabata, Duhoka, Erbile gitmedi, Mersine Adanaya İstanbula gitti. Bu da halkın bu ülkeyi bir bütün olarak vatan bellemesinin en önemli kanıtı. Yıllar önce Muradiye depreminin acısını üç kardeşini kaybederek yaşamış biri olarak üniversite başta olmak üzere kente bir çok yardım kampanyası düzenledik, Mersine gelenler için büyük çabalarla yer yurt sağlamaya çalıştık, bunu yaparken onların hissiyatını anlamaya ve empati yapmaya çalıştık.  İkncisi de, Vana yardımların yanında yardım niyetine taş, toprak göndererek kendince mesaj vermek isteyen, hatta bunu Tv’lerde açık açık dile getiren ırkçılara vakur duruşuyla ders verdi. Ancak aynı ilgi ve duyarlılığı devletten gördüğü söylenemez. Ayrıca bir çok ünlü kişi ve işadamnın televizyonlarda Vanlıların mağduriyetini kullanarak adeta piyar çalışması yapar gibi shov yapması,  verdiği sözde durmamasını, Onca sessiz sedasız yardım yapan erdemli insana karşı bir çok kişinin tv lerde açıkladığı yardımın arkasında duramamsını ise kabul edilemez buluyozuz.

Hükümet başından itibaren Van’da yaşanan trajediyi tam olarak görmedi ya da görmezden geldi, bölge bir afet bölgesi olmasına rağmen afet bölgesi ilan edilmedi. . Depremzedeleri siyasî hesapların kurbanı yapmak isteyenler bazı oyunlar oynadı. Kısa zamanda yapılan binlerce konut olumlu bir adımken, hala konteynerlerde yaşamını idame ettiren, başını sokacak bir yeri olmadığı için açlık gervlerine yatan depremzedelerin feryadını herkes duymalı, gerekli ilgi ve duyarlılığı göstermelidir. Halen konteynırlarda yaşam mücadelesi veren 200 aileye çağdaş yaşam alanı yaratmak yerine bu ailelerin barınaklarına göz dikilmesi doğru bir davranış ve tutum değildir. Hele hele burada kıt kanat yaşayanları boşaltmaya mecbur bırakmak için elektrik ve sularının kesilmesi hiç kabul edilemez. Sosyal alanlara müdahale edilmesi,  mescit, oyun parkı, etüt salonu gibi sosyal alanların kaldırılması sadece büyüklere değil küçüklerinde yaşam haklarına müdahaledir. Evet, güzel şeyler oldu, ancak bu yapılan çirkinlikleri kötü şeyleri görmezden gelmemizi gerektirmez.

Bizzat izlenen, basına yansıyan, açıklamalara konu olan bir kaç noktayı bu vesileyle hatırlayalım. Van’daki ikinci depremde 40 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu ikinci depremdeki ölümler tamamen ihmalkârlığın sonucunda meydana geldi. “Zira, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, ilk depremden sonra yaptığı açıklamada, bir deprem uzmanı edasıyla konuşmuş ve “Van artık deprem konusunda en güvenli şehirdir” demişti. Bu sözlere güvenen insanlar, ilk depremden sonra evlerine geri döndü. Gazeteciler, 9 Kasım günü kendilerine mezar olacak yerlere yerleşmekten  çekinmedi. Bayram Oteli’nin enkazı kaldırılırken, enkazın başına giden Beşir Atalay’a sesini duyurmak isteyen halka coplarla, gaz bombalarıyla müdahale edildi. Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, soğuktan titreyen çadırdaki depremzedelerle alay edercesine, “Saray gibi yerlerde yaşıyorsunuz” dedi. Van Belediyesi’yle ilişkiler adeta askıya alındı. Van’ın sesi duyulmaz oldu.”

Bütün felaketler gibi bu felaketinde izleri daha önce Muradiye Çaldıran depreminde olduğu gibi zamanın teskin edici ruhuyla geçip gidecektir. Ancak yüreklere kazılan izler asla silinmez. Bu vesileyle tüm Van ve Erciş halkına tekrar geçmiş olsun dileğinde bulunuyorum. Başta kamu kurumları olmak üzere tüm vatandaşlarımızı bu konuda duyarlı ve dayanışmacı davranmaya davet ediyorum

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.