Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri

HÜZNÜN ADI, GAZZE 

ERCAN ULUTAŞ 

Kimim ben, neredeyim

Bu sessizliği duymaya 

Bilmem nasıl edeyim

Yok mu bir ayak sesi, ey çocuk 

Bu ıssızlıkta, tenhada

Ne bir can ne sığınacak 

Bir nefes kalmadı dünyada 

Ey çocuk! Ne işin var senin 

Bombalar ortasında

 

Gel çocuk, gül çocuk 

Hüznün öldürüyor beni 

Gazze'nin yetim evladı

Gül, Kudüs hatırına 

 

Kim kıydı sokağınıza

Tonlarca bombayı atan kim

Bu talan da neyin nesi 

Bıraktı mı gözlerinde 

Akmaya gözyaşı 

 

Gel çocuk gül çocuk 

Hüznün öldürüyor beni 

Gazze'nin yetim evladı...

 

Bu ne sahipsizlik, ey çocuk 

Ümmet uyuyor olmalı 

Bu körlük bu vicdansızlık

Acıyacak hal mı bıraktı 

Kolunu, kanadını yüz yerden kırdı 

 

Gel çocuk gül çocuk

Hüznün öldürüyor beni 

Gazze'nin yetim evladı 

Milyarlık Ümmetin öksüzü.

Van Gölü İncileri

DEMEDİ  DEME

SAMLE ÇAĞLA

Gidemem ben

 Ökse otum, sarmaşığım, prangam

 Ayaklarımdan bağladılar beni senin gökyüzüne

 Utancımı gözlerimden çekip al

 Kırgın bir çiçek gibi kalakalayım

 Sussun artık yağmurların şarkısı

 Saçlarını okşa yalnızlığımın

 Ellerinden tut

 Çarşılarda gezdir bir zaman

 Belki de annemsin ah o şahmeran

 Her oyunun mızıkçısı kardeşim ya da

 Yok yok, beni koyup giden kötü dünyada

 İlk aşkım, ilk kahramanım babam

 Hakikatli dostum, gerçek akrabam

 Evin kedisi gibi aşina

 Köpeği kadar sadığımsın…

 

 Gidemem ben

 Yıkma kaşlarını öyle ne olur

 Ellerin o kadar tanıdık ki bana

 Öfken acı biber tadıdır gözlerimde

 Ayaklarımda köhne bir geçmiş

 Karasular indiğinde boy veren

 Her vurgunda çarpıp kör bir duvara

 Bir acemi kelebek, şaşkın yarasa

 Haydi anaç bir tanrı gibi cezalandır yine

 Kurşuni bulutlar akıp gidince

 Taze bir gökyüzü çiçeklensin 

 Umudun bittiği yerde bembeyaz bir gülüş gibi

 Yeniden güneş açsın yüzünün deltasında

 Sen yoksan gölge düşer sevincime

 Gidemem ben ivecen bir ölüm gelmeden

 Demedi deme… 

Van Gölü İncileri

YAPABİLDİN GÖZÜN ARKADA KALMASIN

KENAN GEZİCİ 

Uykum bölünmesin diye

Renksiz diyarlarda seyyahım

İçime yalnızlık çöreklendi de 

Sen biliyorum gelemezsin

 

Gelmedin renkli ürpertilerin raksı 

Dolarken içime

Hiç yaşamamış gibisin

Ölüden farkın var zannetme

 

Sen umurumda olmadan çok önceleri

Ben senin umurumda değildim

Anlatı lal gözler

Ben sana gelmiştim çağıran 

Buncası varken

 

Hoşça kal, giderim 

Duracak bir anım yok sanırım

Gidemem zannetmedin belli

Bakmadın bile geriye

Biliyorum bildim yıkılacak

Sence koca dünyan bile

 

Olmadım olamadım,

Seni oldurmayanların izinde.

Aynısını yaptın sana 

Yapılanların oncasını bile.

Van Gölü İncileri

ÇOCUKÇA

ZELAL KIRAN

Çocukça bakan gözlerle

Kanada sarıp salsam umudu

Barışa sevgi tohumları eksem

Özgürlük kokan yüreğimle

 

Sana gelmeye gitsem buradan

Dalga ucunda köpük olsam

Dolansam maviliklerin ortasında 

Anneye hasret çocuk bakışıyla 

 

Toz bulutlarına inat yağsam

Yedi dağın ardı yalnızlığına 

Büyüse umudum sonsuz şiir gibi 

Barışı haykırsa, savaşları biterse…

Van Gölü İncileri

HAYALİMDEKİ SEN

FATİH DEMİR

Anladığın halde anlamak mı istemedin sevgimi

Sevmediğin halde sevdim deyip kandırdın mı kendini

Ne kadar sevdin ki beni, ne kadar sevildiğini bilmeden

Neden bırakıp gittin ki benliğimden benliğini silmeden

 

Seni ilk gördüğüm o gün sanki yeniden can bulmuştu bedenim

O günden sonra hep sen oldun, hayatım, derdim, kederim

Sandım ki hep yanımda olacak hayalime çizdiğim hayalin

Nerden bilebilirdim ki beni arkamdan vuracak, o masum halin

 

Şimdi göçük altında ruhum, bedenim ve bendeki sen

Ruhumun hayasızca çırpınışlarını bir duyup görebilsen

Böyle olmak zorunda mıydı, dercesine isyan ediyor kalbim

Hayatımı mahvedip de başkasıyla mutlu olur mu kalbin

 

Eğer seni üzerse uğruna beni bırakıp gittiğin serseri

Ruhunu bir sancı sarar da dönmek istersen geri

Arayıp da bulamazsan aciz bedenimin olduğu yeri

Bil ki çoktan öldürmüştür, onu senin hasretinden kederi.

Van Gölü İncileri

RÛY-I TESLİMİYET 

ZEYNEP UMUR 

Fatih'ten kalma bir mahzen

Şimdilerde çiçekli ve ahzen

Döndüler Konyalı semazen

Vurdular gönlüme pazen

 

Postnişinde oturur Mevlana

Okur durur Divan-ı Kebir'i kana kana

Sermest olur yana yana

Sema edenler adanmış yoluna...

 

Her tür milleti davet etmiş

Mekânı Kubbeyi Hadra'ya

Dergahta müritler zikirle ihya

Birbirinden eder hayâ...

Van Gölü İncileri

HAKİKAT’İN İZİNDE SORULAR SORMAYA VAR MISIN?                                   

HALİL İBRAHİM ÜNLÜ

Felsefi terim olarak Hakikat ( Doğruluk-Verité ) Bilginin nesnesi ile örtüşmesidir. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak ifadenin nesnesine uygunluğudur. Mesele de bu galiba tanımı bile tam anlaşılmayan doğruluğu nasıl anlatacağız?  Yabancı Sinema filmlerinde duruşma sahnesinde şu sözü hepimiz hatırlarız. Doğruyu sadece doğruyu söyleyeceğime yemin ederim. Bir insanın doğruyu söyleme hususundaki durumuyla ilgili önermeler kuralım.

a) Bir insanın kalbi doğrudur, sözü doğrudur, eylemi de doğrudur.

b) Bir insanın kalbi doğrudur, sözü doğrudur, eylemi yanlıştır.

c)  Bir insanın kalbi doğrudur, sözü yanlıştır, eylemi doğrudur.

d) Bir insanın kalbi doğrudur, sözü yanlıştır, eylemi yanlıştır.

e) Bir insanın kalbi doğru değildir, sözü doğrudur, eylemi doğrudur.

f) Bir insanın kalbi doğru değildir, sözü doğrudur, eylemi yanlıştır.

g) Bir insanın kalbi doğru değildir, sözü yanlıştır, eylemi doğrudur.

h) Bir insanın kalbi doğru değildir, sözü yanlıştır, eylemi de yanlıştır.                                       

Şimdi gelin hep birlikte yukarıdaki önermelerden bizim durumumuza uygun olanı kendi içimizde sorgulayalım.

Yoksa birden çok önerme mi bizim durumumuza uygun?  Söylemimizle, eylemimiz ne zaman birbirine uyacak. Endişelenmemiz gerekir mi?  Yoksa bizler karakolda doğruyu söyleyen mahkemede şaşan insanlar mıyız? Acaba sözümüzle, özümüz ne zaman bir olacak bizim? Çok laf yalansız olmaz sözünde olduğu gibi yalan söylememek için söz ekonomisi mi yapmalıyız? Söylediğin söz doğru olsun isterse odun olsun sözünde olduğu gibi doğrucu Davut mu olmalıyız?

Yoksa söylediğin söz doğru olmalı ama her doğru her yerde sözlenmez sözüne uygun mu davranmalıyız? Anlatıla gelen bir metafora göre İnsan denen meçhul çıtalıya (uçurtmaya) benzer aslında. İnsan doğar can kazanır, büyür güç kazanır. Gücünü ikrarından alır, ikrar verdiği kararlardır. Eğer kararında adaletliyse erdemli olur. Adaletinde kemal' i bulursa kâmil olur.  Kâmil olmayana da insan denmez zaten, beşer denir. Beşer olmaktan kurtulup insanı kâmil olmak Tapduk dergâhına odunun bile yamuğunu getirmeyen bizim Yunus olmakla mı mümkün? 

Kim bilir belki de “Emrolunduğun gibi dosdoğru  ol“ ayetinde bildirildiği gibi  olmak kesinlikle.

Van Gölü İncileri

İNSAN HAYATI

MERAL YAĞMUR

İnsan hayatı, inişleri ve çıkışlarıyla bir bütündür. Bu bütünlük ancak başkalarıyla paylaşıldığı vakit anlam kazanır.

Mevlanâ Hazretleri’nin “Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.” düsturunca, maddi olanı paylaşmak, elimizi taşın altına koymaktır; manevi olanı paylaşmak ise kalbimizi açmaktır. Her iki paylaşımda insanın insanla bağ kurmasına, topluma tutunmasına ve kendini gerçekleştirmesine vesile olur.

İnsan hayatı boyunca birçok farklı deneyim yaşar. Mutluluk, başarı, kayıp, acı, umut ve hayal kırıklığı… Tüm bu yaşantılar, insanın hem bireysel gelişimini hem de toplumsal bağlarını şekillendirir.

İnsanın iyi ya da kötü tecrübelerini ve maddi ya da manevi değerlerini paylaşmasının, psikolojik, sosyolojik ve kültürel açıdan sadece bir yardım biçimi değil aynı zamanda bir “varoluş dili” olduğunu göz önünde bulunduralım.

Duygular; insanların hem içsel yaşamını hem de dış dünya ile ilişkisini şekillendiren temel psikolojik süreçlerdir. Her insan, yaşamı boyunca olumlu veya olumsuz çeşitli duygular deneyimler; ancak bu duyguların nasıl yönetildiği ve paylaşıldığı kişinin ruh sağlığı açısından belirleyici bir etkendir. Özellikle mutluluk ve üzüntü gibi yoğun duyguların başkalarıyla paylaşılması, insanda rahatlama, anlaşılma ve bağ kurma hissi oluşturur. Diğer bir cihetten; duyguların paylaşımı insanın çevresi ile empati kurmasına, sosyal ilişkilerini güçlendirmesine ve psikolojik dayanıklılığını artırmasına imkân tanır. Bu noktada, “Keyfinizi yüceltmek istiyorsanız, onu paylaşmaktan asla çekinmeyin.” sözünü hatırlatmak isterim. 

İnsan yalnız yaşayamaz; hem sevinçte hem kederde bir dosta, bir omuza, bir kelimeye muhtaçtır. İnsan doğasına dair derin gerçeği yansıtan “Sevinçler paylaştıkça çoğalır, acılar paylaştıkça azalır”  Atasözü, tam da bu noktada buluştuğumuz frekans… Nitekim Atasözleri olaylardan süzüle gelen ve realitesi yüksek olan ifadelerdir. Paylaşmak sadece maddi şeyleri değil; duyguyu, zamanı, tecrübeyi ve hatta sessizliği bile kapsar.

Günümüzde bireyselleşmenin artması, dijital iletişimin yaygınlaşması ve sosyal bağların zayıflaması paylaşma ihtiyacını daha görünür hale getirdi ve bu bağlamda insanın yaşadığı iyi kötü her şeyi paylaşmasının önemi yalnızca tek bir kişi için değil, toplumun sağlığı içinde önem arz etmektedir.

Bana göre paylaşma ahlakî bir yükümlülük olmakla birlikte aynı zamanda kültürel bir zenginliktir. Meselâ millet olarak biz; ülkemizin bir çok bölgesinde, köy halkının birlikte iş yapmasını sağlayan imece kültürü, hem iş kolaylaştırır, hem de sosyal bağları güçlendirir. Bununla birlikte hâlâ yaşatılan Aşure Günü gibi gelenekler paylaşmanın sadece ihtiyaçtan değil inanç ve değerlerden de beslendiğini ve hakeza; zekat, sadaka, fitre gibi dinî kavramlar ise yine bu kültürel temelin inançla bütünleştiğini gösterir.

Modern çağda bu sorumluluk Sosyal Yardımlaşma Dernekleri, Gönüllülük Çalışmaları ve Topluluk Destekleri projeler yoluyla farklı biçimlerde hayat bulmaktadır. Maddi paylaşım günümüzde genellikle yardım kavramı çerçevesinde ele alınsa da bu olgu çok daha köklü ve derin bir yapıya sahiptir. Aile içindeki küçük yardımlardan tutunda devletin sosyal destek politikalarına kadar geniş bir yelpazeye yayılır. Peygamber Efendimiz (asv) “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurarak, paylaşmanın temel bir değer olduğunu vurgularken, asl-ı zâtında kültürel açıdan Türk Milleti olarak bu telkine ne denli uygun olduğumuzu görüyoruz…

Maddi paylaşım sadece muhtaç olana destek olmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda verenin gönlünü arındırır, toplumu ise adalet ve dayanışma duygusuyla bir arada tutar. Bu yönüyle paylaşmak sadece bir seçim değil toplumsal bir sorumluluktur. Travmatik olayların paylaşılması psikolojide “terapotik boşalma” olarak tanımlanır. Acılarımızın paylaşımı manevî açıdan, yalnız olmadığımızı hissetmemize ve içsel dünyamızın iyileşmesine vesile olur. Buna istinâden duyguların, düşüncelerin ve yaşanmışlıkların paylaşımı, ruh sağlığımız açısından önemi yadsınamaz. Toplumda empati anlayışı ve merhamet gibi duygular ise bu manevi paylaşımlarla gelişir. Bir örnekle; bir yakınımızın kaybında bir dostun sarılması, bir başarının ardından dostça söylenen “helal olsun sana” sözü, kelimelerden çok daha fazlasını ifade eder. Zirâ maneviyat, insanları birbirine yaklaştıran görünmeyen bağların dokusudur.

Paylaşmanın gereklilik ehemmiyetini araştırırken James Pennebaker’ın “Duygusal Açılma Kuramı” na denk geldim. Pannebaker bu kuramda  bireylerin stresli yaşam olaylarının yazılı ya da sözlü olarak ifade etmelerinin fiziksel ve zihinsel sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğunu ileri sürmüş ve bu paylaşım sürecini bireyin travmatik deneyimleri adlandırmasına, olayları bilişsel düzeyde yeniden yapılandırmasına ve duygusal yükünü hafifletmesine imkan tanıdığına vurgu yapıyor. Öte yandan Barbara Fredrickson’ın “Olumlu Duyguların Genişletici ve İnşa Edici Kuramı” ise pozitif duyguların bireyin zihinsel, sosyal ve fiziksel kaynaklarını artırdığını savunuyor. Buna göre paylaşım yoluyla olumlu duyguların yaygınlaştırılması insanlar arası güveni artırır ve sosyal dayanışmayı pekiştirir.  Nitekim küçük çaplı yaptığım bir araştırma neticesinde, duyguların bastırılması anksiyete, depresyon ve psikosomatik rahatsızlıklar gibi olumsuz sonuçlar doğurduğunu söyleyebilirim. Meselâ; mutluluğun paylaşımı yalnızca bireysel düzeyde keyifli bir deneyim değil, aynı zamanda sosyal etkileşimi güçlendiren bir süreçtir. Kişiler olumlu deneyimlerini sosyal çevreyle paylaştığında bu deneyimlerin etkisinin daha kalıcı olduğu ve kişiler arası ilişkilerin kalitesinin arttığını gözlemleriz. Bilimde bu etkiye “kaplama etkisi” dendiğini biliyor muydunuz? Mutluluk paylaşımı aynı zamanda insanın benlik algısını ve öz saygısınıda olumlu yönde etkiler. Örneğin; başarılarını paylaşan bir insan, takdir edilme ve sosyal onay yoluyla kendine özgüvenini arttırır. Fakat bu paylaşımın samimi ve gösterişten uzak olması her iki taraf içinde kurulan bağın kalıcılığı açısından önemlidir.

Üzgün hissettiğimiz anlardaki paylaşım ise empatik ilişkileri güçlendirdiğini ve insanın duygusal dayanıklığını dinamize ettiği bilinen bir gerçeğimizdir. Özellikle güven ilişkisine dayalı paylaşımlarımız, yaşanan duyguyu dramatize etmeden, normalleştirmemize ve bununla baş etme becerileri geliştirmemize yardımcı olur. Dolayısıyla benzerî sosyal destek kuvvetleri sayesinde de insan, bu yoğun ağır duygulardan kurtularak psikolojik iyilik haline kavuşur. Buna mukabil, üzüntü, kayıplar, hayâl kırıklığı, yalnızlık gibi duyguların paylaşılması, insanın içsel sıkıntılarını hafifletmesinin yanı sıra, sosyal bağlar yoluyla güven duygusunun yeniden onarılmasına destek verir.

Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde paylaşan bireylerin daha mutlu ve huzurlu oldukları, daha az stres, daha fazla empati geliştirdiklerini görürüz. Özellikle yaş ilerledikçe geçmiş anıların anlatılması ya da hayallerinden bahseden gençlerin dikkate alınması, toplumu sosyolojik açıdan bir arada tutan ve insanın kendini değerli hissetmesini sağlayan en önemli yapı taşlarından biridir. Son olarak şunu da eklemeliyim ki; duyguların paylaşılması insanda psikolojik sağlamlığın olduğu kadar toplumsal uyum içinde kritik öneme sahiptir. Ve ayrıca okullar, iş yerleri ve aile ortamlarında bireylerin duygularını açıkça ifade edebilecekleri, destekleyici iletişim kanalları oluşturulmalıdır. Zirâ aile, mahalle, okul, cemiyet gibi küçük toplulukların güçlü olması insanların karşılıklı destek ve paylaşım ilişkilerini korumasına bağlıdır.

Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri’nin yaygınlaştırılması özellikle gençler arasında duygu paylaşımını teşvik edici atölyeler ve grup çalışmaları bu nispette değerlidir.

Sonuç olarak mutluluk ve özür dileme sadece bireysel bir rahatlama yöntemi değil aynı zamanda toplumsal dayanışma, empati ve karşılıklı güven temelini oluşturan önemli bir süreçtir. Duyguların ifade edilmesi hem bireyin kendisini tanımasına hem de anlamlı ilişkiler kurmasına yardımcıdır. Bu nedenle duygusal ifadenin teşvik edildiği açık ve güvenli sosyal ortamların icadı bireysel refah, toplumsal huzur açısından elzemdir. Hâsılı, paylaşmayan birey zamanla yalnızlaşır ve en nihayet paylaşmayan toplum ise ne yazık kısa sürede çözülür.

Selâm ve bâkî muhabbet ile…

Van Gölü İncileri

SEN YANIMDA OLUNCA

HASAN KAMBAY

Yer mekân ne fark eder

Sen yanımda olunca

Her yer cennetten bir yer

Sen yanımda olunca

 

Toz pembeye bürünür

Her şey güzel görünür

İçim aşkla örünür

Sen yanımda olunca

 

Ilgıt ılgıt esenim

Nefesimi kesenim

Çocuklar gibi şenim

Sen yanımda olunca

 

An durur gözlerinde

Kalbim durmaz yerinde

Hoş duygular derinde

Sen yanımda olunca

 

Sanki sihirli perim

'mucizem sensin' derim

Işıldar canda ferim

Sen yanımda olunca

 

Uzaklarda hasretin

Susuz çöl gibi çetin.

Can suyu ruhun, betin

Sen yanımda olunca.

Bakmadan Geçme