Van Gölü İncileri

Köşe Yazıları 05.11.2022 - 09:19, Güncelleme: 05.11.2022 - 09:19
 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri

ANILARIM ISLANDI MEHMET İŞLEYEN Anılarım ıslandı halbuki nisan yağmurları gideli eylül olmuştu sana adadığım gül kokulu mayıs sabahlarını şimdi kasım soğukları gecelerinde titreyerek yalınız ıslanıyorum   Islandı... bakışlarında ısındığım gülüşlerin… şimdi titreyen avuçlarımda sırılsıklam   Anılarım avuçlarımda sen kalbimde sana ıslatıyorum   Islanıyorum görmüyorsun bakmıyorsun... insafsızca bırakıp gidiyorsun. GÖZLERİ ŞİİR KOKAN: DELÂL MEHMET ALİ ALUÇ İçimin derinliklerine ciğerlerime çektiğim en güzel kokuydu gözlerinin kokusu okuduğum her şiir gözlerini hatırlatır çünkügözlerin şiir kokardı doğrusu okuduğum her kitap; seni okuduğum her ayet Allah'ın sana bahşettiği ruh güzelliğini yansıtır vetüm masal ustaları; seni anlatır Delâl !..   Ve gözler,o gözlerin var ya buram buram şiir kokar her şiir;gözlerinin sakladıklarını yazar ben gözlerini, sen şiir kokla karıştırıp yoğuralım saçalım etrafımıza... serpelim doğuya ve batıya koklasın bütün dünya   Ve dönüp şiir okuyalım birbirimize sonra !..her esen rüzgâr ulaştırırdı göz kokunuzu o kokuya hasret kalanlara…   Ve eyy yüreğimin yarısı ve sen Delâl, çok kalır mısın orda yeter artık anlayın seslendim oğluma seslendim Delâl'ıma !.. SENDEN KALAN EYÜP CÜCE Üzüm gözlüm, bu kaçıncı mektubum Elimde bir zarfı, bir de pul kaldı Hazan vurdu yüreğime, mağlubum Gülşenimde bir kurumuş gül kaldı   Yazmam dedim, kasem ettim, şart ettim Gene yazdım, anla işte, halt ettim Senin için çok devleri alt ettim Bittim artık, sanma bende hal kaldı   Yola düştüm, yakın, ırak sormadım Diyar diyar gezdim, durak sormadım Sıratı geçmeye burak sormadım Bir ömürden, sona ermiş yol kaldı   Bekle desen bana yeterdi ama Sükût ettin, ateş saldın şurama Bende tahammüle takat arama Heyhat! Sende bir lal olmuş dil kaldı   Döndüm bir kovansız arıya şimdi Aşk bayrağım indi yarıya şimdi Yaktığın ateşten geriye şimdi Biraz duman kaldı, biraz kül kaldı   Zaman bana zalim, zaman bana sert Bitmedi sevdandan yüklendiğim dert Gel be üzüm gözlüm, gülmesin namert Cüce'de bir dirhem tahammül kaldı. “CANANA ŞİİRLER” Mİ? O BİR “CANAN FIRTINASI” ABDURRAHMAN ADIYAN “Bilgenin Günlüğü” ile “Canana Şiirler” hikmetin ve yalnızlığın gergefinde aşk ve bilgelikle işlenmiş, aynı zamanın sarmalına dolanmış, iki güzel eser. Müştehir Karakaya, Bilgenin Günlüğü’ne 151. gün başlamıştı, hatırlayanlar olacaktır (en çok da kendisi) kitap hakkındaki değini yazımda; “Tanıdığım, bildiğim Müştehir Karakaya koskoca yüz elli günü boşa geçirmiş olamaz. Yazmama grevine mi girdi? Böyle bir şansı hiç yok. Bir yerlere damıtmıştır mutlaka duygularını, bir yerlerden ipuçları, belki günlüğün içinden bir işaret, bir nişan, bir iz, bulabiliriz, ne dersiniz?” diye irdelemiştim. “180. Gün”deki “Sone” ve “Bilge” bana burada aradığım yüz elli günün sırrını vermişti.” İşte, Sone: “sana sensiz ağlayışım içim dışım zâr benim /halden garip bir nesneyim intizarım ar benim /hiç kimse de dağdağamı anlamadı sözlerden /ürkek bir güvercin diye sarılası yâr benim.” diyordu, şair. Kitap, iki bölümden, daha doğrusu iki uzun şiirden oluşmakta; birincisi: Canana Şiirler, 25 şiirden, ikincisi: Canana Soneler ise 6 şiirden müteşekkil. Canana Şiirler, 64 sayfa, Mayıs 2014’de Aramis Yayınları tarafından yayımlanmış.‘Bilgenin Günlüğü’nden alıntıladığım sone, bu kitabın ikinci sonesi. Bu düşüncemi ‘Canana Şiirler’in daha ilk şiiri ve hatta ilk mısraları, bakın nasıl da destekliyor, pekiştiriyor. Şair söylesin: “kalbimi böyle kırma /cananım dayanamam /güneş bir kez gülümsemez güleç yüzüyle /ben dedim ya hep sana /tersine akan bir ırmağım /yakınsan da gözlerime, ulaşamam.” Müştehir Karakaya’nın şimdiye dek yayımladığı dokuz şiir kitabında, (Toplu Şiirler -zaman gergefinde kitabeler-) aşk veya kadın temalı şiirlerine çok az rastladım. Ondan olsa gerek Müştehir Karakaya’ya “bilgelik” veya “delilik” daha çok yakışası. Peki, neden şimdi “Canana Şiirler” dökülüyor o deli/bilge yürekten? Şiirlerimde aşk ve kadın teması yok, diye bir iç dürtü mü? Okurun talebi, beklentisi mi? Yoksa aşkla başı belâda mı? Şair, kelimeler ülkesinin padişahı olsa da nihayetinde insan! O da her fani gibi yer-içer, uyur-gezer, düşünür-yanılır. Aşka akar, aşka kanar, aşkla saklanır, aşkla aklanır, aşkla aşk/lanır... Aşk olur. Şairler de insan, sever, âşık olur, hatta aşk eksik olmayası onlarda. Belki sadece adres değişesi... Aşk olsun! Şair de insan, bilge de insan! Şair ve bilge hem de âşık, işte, insan bu! Bu âşık şair; sevdaya kırgın, aşka kızgın, kelimelerle barışık... Bu bilge şair, mahcup âşık... Eylül yüklüydü; muhtemelen şimdilerde aşk yüklü. İmgelerin bilge bahçıvanı, bu eserinde kalp dilinden devşirdiği imgeleri, cananın gönül bahçesinde bir bülbül gibi şakır. Biliyorsunuz, canan: “sevgili” demektir. Müştehir Karakaya, sevgiliye bir kostüm biçmiş, dikmiş; adı: Canan... Öyle ki Canan’a her fırsatta “ah” ile seslenir, “ah canan, dilimde cananımsın” der, “ah cananım say ki ben bir karıncayım” demekle kalmaz, ”ah can diye can veren cananım olasın” da der, ardından “ah ki canan diye seslendiğim yâr” diye serzenişte bulunur ve canana sorar, “hangi celladın ipi ah” hem de iki kez. “Ah cananım gözlerimi oy” derken, o şüpheci sorusunu da sormaktan geri kalmaz, “ah söyle sen benim nasibim misin?” Anlaşılan cananın kim olduğunu da merak etmektedir, “ah canan dediğim kim?” diye sorduğu da kendisidir, sonuç tam dokuz kez bu temrinlerle seslenir, onuncusunda: “ah tanrım /seni de seviyorum” der, sükûta erer diyeceğim ama pek olası değil. Çünkü kitap boyunca tam elli iki mısrada “canan” hitabı geçer. Bir örnek: “sonunda yusuf kıldım kendimi /kuyudayım cananım /mısır’a sultan için bana bir kervan gerek” Bir başka istatistik bilgi ise “canan” ile “can” kelimelerinin seksen üçü bulduğudur. Burada, şairin yüreğinde kopan fırtınayı görmemek mümkün değil. Metin Önal Mengüşoğlu “Son Açık Mektup” -Rasim Özdenören’e- yazısında (Umran Dergisi, Nisan 2014, 236.sayı) üç ayrı kitabın kapağını daha doğrusu defterlerin kapağını görsel olarak vermiş: “Canan Fırtınası”, “Hüsran Yüklü Trenler” ve “Bir Mısra Kaldı”. Diyor ki; “Defterlerdeki şiirlerin hiçbirisi maalesef kitaplarıma girebilme cesareti gösteremedi. Arşivde boynu bükük belki de bu günü bekliyorlardı.” Ben, Canana Şiirlerde âşığı/şairi toza-dumana çeviren fırtınayı gördüğümden, yazı başlığımın diğer yarı kısmına “canan fırtınası”nı miri malı olarak aldım. Vakti zamanında Mengüşoğluda o fırtınadan gelip geçmiş fakat “Şiirleri tabii ki göstermeyeceğim.” diyor. İsmet Özel, Müştehir Karakaya için “Kendisinde olanın yüzde onunu sarf edebiliyor ancak.” demiş. Aman Allah’ım! Ya hepsini yazsaydı, ne olurdu, demekten alamıyor insan kendisini. Latife bir yana, Müştehir Karakaya denince akla “kardelen” gelmez mi? Gelir elbette, ama “Canana Şiirler” Nisan-Mayıs 2007’de yazıldığı için “kardelen” üç kez gelebilmiştir bu mevsimde; “say kardelen çiçeğiyim /bir kış günü doğmuştum /baharda öleceğim”. Peki, “gece”? O da, on bir kez onurlandırmıştır uykusuz gecelerini şairin. “Kelimelerime su içir cananım /aşk sarhoşu bir geceye diş bile /ben çiçekleri öksüz bırakan kahpeyim” der. Şair, “yağmur”a on sağanak boşaltmadan, “her nisanın yağmuru ıslatmadı bu canı /canan dediğim yağmur boran gibi yağdı da /felek senin bahtın yok /topla kırıklarımı” demiş olsa da “ben yağmurların efendisiyim” demeyi ihmal etmemiş, hükmünü koymuştur. Aşk, şairi kör kuyulara indiresiye sarıp sarmalamış, Tanrı’ya yakarışlardadır, der ki; “canana meylim senin meylinden neş’et /bu günahsa günahımla yak /ayıpsa ört /sen yusuf ol dedin kuluna /ve yusuf oldum /şimdi paramparçayım /ruhum şımarık bir köle gibi /zincirlerini yokluyor”. Bu kez şair, “Yusuf ile dört kez, ama derin, sarsıcı gelir; kısa, net, vurucu tespitlerle... Kitap, âdeta Canan’la bir iç konuşma, sanki şiir ırmağında, say ki ırmağın suyunu âşığın gözyaşından beslediği; “işte şimdi yolun sonuna geliyorum /içimdeki tüm şelaleleri akıttım /göz çukurlarım nasipsiz kaldı” demek, düşerse bir âşığın/şairin dimağına... Şaire, “göz” on sekiz kez görünmüştür. Son bir merak: “bir” kelimesi, tam yüz elli üç yerde “bir”liğini icra edip durmuş. Burada “bir” kelimesini durup düşünmemek elde değil, bu tekrara düş(me)mek mi? Neden bu kadar “bir”? Ama şair için “bir” kelimesi âdeta dizenin cümle kapısı, onunla giriyor şiirin ruhuna, dünyasına. Birkaç örnek: “bir habil tutkusu var işaret parmağımda”, “bir muhannet kapısında /say ki ben sürgündeyim”, “bir peygamber buyruğu gibi /boyun eğeyim” gibi... Halil Cibran, “Her erkek iki kadına âşık olur: Biri hayalinin yarattığı, diğeri henüz doğmamış olana.” der. Şairler, ikinci seçenekte olmalı. Ama elbette sevgili özeldir, küsülse de dargın olunsa da aslında ona “git” denilmiyor, eğer ki kalpten sevmişseniz sadece küs oluyorsunuz; ama ufacık bir sesine kulaklarınız, yüreğiniz rikkat kesilir, alıcılara sırtınız dönük olsa da kalbinizin frekansı onun ibresindedir hep. Bakın, “bir sitemle bin yaramı sağalt da /dünyanın çarkına düşmesin yalan” demiş. Fakat son sonede, “sitem yok kırgınlık da, halimden de memnunum /baksan da bakmasan da bilirim için aşktır” diyecektir. Şairden sevgili olmaz. Onun kıskanç mı kıskanç bir uzatmalı sevgilisi var zaten. Gülünün üstüne gül istemez. Kumaya tahammülü yoktur. Kedi gibi tırmalar şairin elini yüzünü; hayır, hayır kelimelerini. Şairin sevgilisi şiir; şiir ki sevgiliyi kimselere kaptırmaz. Onun ne çok uykularını bölmüş, parçalamıştır, bir bilseniz! Şairden âşık olur mu? Peki, bilgeden âşık olur mu? Sevgili aşkı yaşamak ister; bilge, aşka dair kehanette bulunur. Sevgili aşkı yaşamak ister; şair, kelimelerle aşk serenadı yapar. Hâsıl-ı kelâm şairden de bilgeden de sevgili olmaz; biri kelimelere, şiire kaptırmıştır yakasını; diğeri bilgi ummanına dalmıştır, tıpkı dalgıç misali. Şimdi sahilde bekleyedursun olası sevgili. Bilge aşkı bilmez, aşk bilgeliğe gelmez. Şair ve bilge... Bir de Müştehir, üstüne üstlük Canana Şiirler... Son sözü, şair desin:   “Bin üryansız söz geçti yüzün yüzüme yakın Anladım benim derdim bir canan yüzü bulmak”. BİR PENCERE'DEN ÇOK YILDIZ GÖRÜNÜR FUAT OSKAY Ya eserisin düşüncelerinin ya da esiri. Nasıl düşünüyorsan öyle bir varoluş içerisindesin. Hayat boşluk ve kararsızlıktan hazzetmez. Oturup olacakları beklemek sığ bir kader anlayışıdır. Der ki Şems: "Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım, kaderimiz böyle!" deyip boyun bükmek cehaletin göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin." Hayat zorluklarıyla başa çıkma mücadelesinde tarihin gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından birisi Kartacalı Hannibal'dır. Soğuk bir kış mevsiminde emrindeki doksanbin kişilik ordusu ve binlerce fille Alp dağlarının geçit vermez sarp yamaçlarına vardığında umutsuzluğa kapılan ordusuna ünlü komutan şu sözle seslenir:"Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız." Yedibin kişilik ordusuyla Septe Boğazı'nı geçerek İspanya'ya ulaşan Tarık Bin Ziyad zafer için bütün gemileri yakar. Fatih Sultan Mehmet ise başka bir yol bularak gemileri karadan yürütüp denize indirir. Düşünce ise ruh bulmak için inanca yaslanır. Hayat mücadelesinde insan aklıyla sefere çıkar; zafere ancak kalbiyle varır. EKİME VEDA OSMAN ERDAL Gelmese de içimden ekimi bırakasım Takvimler gösteriyor bugün olmuş 1 Kasım   Gözlerimi dünyaya son baharda açmışım Ben nisanı seçerdim olsa idi takasım   Gazelleri görürüm yürüdüğüm yollarda Ölüm ile aramda çok daraldı makasım   Beni hiç anlamaz ki çorak olmuş sığ yerler Var şimdi ırmak gibi bir ummana akasım   Yüzümde derin izler hayatın labirenti Gelmiyor şimdi artık hiç aynaya bakasım   Anladım bunca yıldır ben bana engelmişim Sel olup da bendimi yıkasım var yıkasım   İçimden gelmese de ekimi bırakasım Takvimler gösteriyor bugün olmuş 1 Kasım.   ÖYLE GÜZEL Kİ ŞÜKRULLAH YAVUZER Hasretin dayıyor yine namlusunu yüreğimin şakağına teslim oluyorum, özleminin yangınına seni özlemek öyle güzel ki...   Sen gelince; ne güzel olurum seninle bir cebim şeker, bir cebim harçlık dolu üstüm başım fiyakalı ayağımda iskarpin saçlarım tıraşlı keyfim yerinde sen gelince bende, bir bayram sabahı mutluluğu...   Ne güzel olurum seninle kessinler başımı, bir parmak iziyle, düşeyim alnının orta yerine. sana kurban olayım demek, öyle güzel ki...   Sesini duyunca; nasıl da kanatlanır yüreğim bir yudum sevgiyle bakınca nasıl da güler içi gözlerimin nasıl da güzel olurum seninle sevildiğinden emin olmak öyle güzel ki...   Ellerinde taze ekmek sıcaklığı, bakışlarında zühre yıldızı sen tutunca ellerim bir güneşim olur avuçlarımda ellerini tutmak öyle güzel ki...   Gel seninle varalım, mutluluklar diyarına bir tohum gibi düşelim papatyalar arasına çocuklar gibi dalalım gelincik tarlalarına üzerimize yağsın sevda yağmurları senle yağmurlarda ıslanmak, öyle güzel ki...   Mevsimleri boyayalım renkten renge el salla ateş yakan çobanlara saçların yön versinesen rüzgâra kuşlar bulut taşısın üstümüze  kanatlarıyla seninle kanatsız uçmak öyle güzel ki...   Sen konuş, dudaklarından süzülen kelimelere dokunayım nefesin ateş üflesin zemherime kül olayım sen topla papatyaları ben saçlarına taç yapayım çoban çeşmesinde su içtiğin avuçlarından öpeyim sen gel, böyle çocuk kalayı seninle çocuk olma öyle güzel ki...   Sen gelince ne güzel olurum sevgili bir cebim şeker, bir cebim harçlık dolu üstüm başım fiyakalı ayağımda iskarpin saçlarım tıraşlı keyfim yerinde sen gelince bende bir bayram sabahı mutluluğu...   Ne güzel olurum seninle kessinler başımı, bir parmak iziyle düşeyim alnının orta yerine sana kurban olayım demek öyle güzel ki... KAÇ YOL TALİP ÇAKIR Kaç yol ağlamaklı olmuş üstat Kaç yıl ağlamaklı olmuş geceleri Şiir mi dizeleri mi roman mı yoksa  Uzak kalışı ne ağır gelirmiş oysa   Ahmed Arif ve Adiloş bebesi Diyarbekir kalesinden seslenişi Yazılır mı söylenir mi okunur  mu   ? Bir Adiloş bize  yetmez mi ?   Kimimiz hançer saplar mısralara Kimimiz kurşun sıkar Şiir yazılı topraklara mezar biçilir Ahmed in kalemi Diyarbekir de çay içirir   Yasaklıymış şiir iğneliymiş sözler Yermi yedi tane kalmış koca ömürden Her biri başka bir şairden Ahmed Arif in sözleri hepsi aynı gönülden   Hani kurşun sıksan geçmez geceden Kurşunu sıkan şair gecesi yıkılan biz Mahpus yatan o volta çeken biz Ahmed Arif ölürse mezara biz girmez miyiz?   Can benim düş benim ellerenesi Seller alır kayalar kopar da Vakiti gelir kefen sararsa Ahmed Arif öldürür beni Hani neden Ahmed Arif Şairden katil olur mu ? Soran olursa, bu hokka gösterilmeli   Kirveyiz kardeşiz kanla bağlıyız Karşıyaka köyleri obalarıyla Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu Komşuyuz yaka yakaya Birbirine karışır tavuklarımız Bilmezlikten değil, fukaralıktan Pasaporta ısınmamış içimiz Budur katlimize sebep suçumuz Gayrı eşkiyaya çıkar adımız Kaçakçıya, soyguncuya, hayına Kirvem hallerimi aynı böyle yaz BUGÜN VEDAT YARİŞAN Bugün pencerelerimi sonsuza kadar açtım seni hiç hesaplamadan hiç düşünmeden var olduğunu hiç hatırlamadan   Bugün saçlarının kokusunu beynimden silip attım hiç gocunmadan hiç yorulmadan   Bugün sana yazdığım şiirleri birbir denize attım ne ağlamaklı ne de kahkahayla öyle çekinerek.   Bugün Bendeki seni öve öve öldürdüm anılar bir bir silindi beynimden yüzünü unutmak için hafızamıipe astım.
Van Gölü İncileri

ANILARIM ISLANDI

MEHMET İŞLEYEN

Anılarım ıslandı

halbuki

nisan yağmurları gideli

eylül olmuştu

sana adadığım

gül kokulu mayıs sabahlarını

şimdi kasım soğukları

gecelerinde titreyerek

yalınız ıslanıyorum

 

Islandı...

bakışlarında ısındığım

gülüşlerin…

şimdi titreyen avuçlarımda

sırılsıklam

 

Anılarım avuçlarımda

sen kalbimde

sana ıslatıyorum

 

Islanıyorum

görmüyorsun

bakmıyorsun...

insafsızca bırakıp

gidiyorsun.

GÖZLERİ ŞİİR KOKAN: DELÂL

MEHMET ALİ ALUÇ

İçimin derinliklerine

ciğerlerime çektiğim

en güzel kokuydu

gözlerinin kokusu

okuduğum her şiir

gözlerini hatırlatır

çünkügözlerin şiir kokardı doğrusu

okuduğum her kitap; seni

okuduğum her ayet

Allah'ın sana bahşettiği

ruh güzelliğini yansıtır

vetüm masal ustaları;

seni anlatır Delâl !..

 

Ve gözler,o gözlerin var ya

buram buram şiir kokar

her şiir;gözlerinin sakladıklarını yazar

ben gözlerini, sen şiir kokla

karıştırıp yoğuralım

saçalım etrafımıza...

serpelim doğuya ve batıya

koklasın bütün dünya

 

Ve dönüp şiir okuyalım birbirimize

sonra !..her esen rüzgâr

ulaştırırdı göz kokunuzu

o kokuya hasret kalanlara…

 

Ve eyy yüreğimin yarısı

ve sen Delâl,

çok kalır mısın orda

yeter artık anlayın

seslendim oğluma

seslendim Delâl'ıma !..

SENDEN KALAN

EYÜP CÜCE

Üzüm gözlüm, bu kaçıncı mektubum

Elimde bir zarfı, bir de pul kaldı

Hazan vurdu yüreğime, mağlubum

Gülşenimde bir kurumuş gül kaldı

 

Yazmam dedim, kasem ettim, şart ettim

Gene yazdım, anla işte, halt ettim

Senin için çok devleri alt ettim

Bittim artık, sanma bende hal kaldı

 

Yola düştüm, yakın, ırak sormadım

Diyar diyar gezdim, durak sormadım

Sıratı geçmeye burak sormadım

Bir ömürden, sona ermiş yol kaldı

 

Bekle desen bana yeterdi ama

Sükût ettin, ateş saldın şurama

Bende tahammüle takat arama

Heyhat! Sende bir lal olmuş dil kaldı

 

Döndüm bir kovansız arıya şimdi

Aşk bayrağım indi yarıya şimdi

Yaktığın ateşten geriye şimdi

Biraz duman kaldı, biraz kül kaldı

 

Zaman bana zalim, zaman bana sert

Bitmedi sevdandan yüklendiğim dert

Gel be üzüm gözlüm, gülmesin namert

Cüce'de bir dirhem tahammül kaldı.

“CANANA ŞİİRLER” Mİ? O BİR “CANAN FIRTINASI”

ABDURRAHMAN ADIYAN

“Bilgenin Günlüğü” ile “Canana Şiirler” hikmetin ve yalnızlığın gergefinde aşk ve bilgelikle işlenmiş, aynı zamanın sarmalına dolanmış, iki güzel eser. Müştehir Karakaya, Bilgenin Günlüğü’ne 151. gün başlamıştı, hatırlayanlar olacaktır (en çok da kendisi) kitap hakkındaki değini yazımda; “Tanıdığım, bildiğim Müştehir Karakaya koskoca yüz elli günü boşa geçirmiş olamaz. Yazmama grevine mi girdi? Böyle bir şansı hiç yok. Bir yerlere damıtmıştır mutlaka duygularını, bir yerlerden ipuçları, belki günlüğün içinden bir işaret, bir nişan, bir iz, bulabiliriz, ne dersiniz?” diye irdelemiştim. “180. Gün”deki “Sone” ve “Bilge” bana burada aradığım yüz elli günün sırrını vermişti.” İşte, Sone: “sana sensiz ağlayışım içim dışım zâr benim /halden garip bir nesneyim intizarım ar benim /hiç kimse de dağdağamı anlamadı sözlerden /ürkek bir güvercin diye sarılası yâr benim.” diyordu, şair.

Kitap, iki bölümden, daha doğrusu iki uzun şiirden oluşmakta; birincisi: Canana Şiirler, 25 şiirden, ikincisi: Canana Soneler ise 6 şiirden müteşekkil. Canana Şiirler, 64 sayfa, Mayıs 2014’de Aramis Yayınları tarafından yayımlanmış.‘Bilgenin Günlüğü’nden alıntıladığım sone, bu kitabın ikinci sonesi. Bu düşüncemi ‘Canana Şiirler’in daha ilk şiiri ve hatta ilk mısraları, bakın nasıl da destekliyor, pekiştiriyor. Şair söylesin: “kalbimi böyle kırma /cananım dayanamam /güneş bir kez gülümsemez güleç yüzüyle /ben dedim ya hep sana /tersine akan bir ırmağım /yakınsan da gözlerime, ulaşamam.”

Müştehir Karakaya’nın şimdiye dek yayımladığı dokuz şiir kitabında, (Toplu Şiirler -zaman gergefinde kitabeler-) aşk veya kadın temalı şiirlerine çok az rastladım. Ondan olsa gerek Müştehir Karakaya’ya “bilgelik” veya “delilik” daha çok yakışası. Peki, neden şimdi “Canana Şiirler” dökülüyor o deli/bilge yürekten? Şiirlerimde aşk ve kadın teması yok, diye bir iç dürtü mü? Okurun talebi, beklentisi mi? Yoksa aşkla başı belâda mı? Şair, kelimeler ülkesinin padişahı olsa da nihayetinde insan! O da her fani gibi yer-içer, uyur-gezer, düşünür-yanılır. Aşka akar, aşka kanar, aşkla saklanır, aşkla aklanır, aşkla aşk/lanır... Aşk olur. Şairler de insan, sever, âşık olur, hatta aşk eksik olmayası onlarda. Belki sadece adres değişesi... Aşk olsun! Şair de insan, bilge de insan! Şair ve bilge hem de âşık, işte, insan bu! Bu âşık şair; sevdaya kırgın, aşka kızgın, kelimelerle barışık... Bu bilge şair, mahcup âşık... Eylül yüklüydü; muhtemelen şimdilerde aşk yüklü.

İmgelerin bilge bahçıvanı, bu eserinde kalp dilinden devşirdiği imgeleri, cananın gönül bahçesinde bir bülbül gibi şakır. Biliyorsunuz, canan: “sevgili” demektir.

Müştehir Karakaya, sevgiliye bir kostüm biçmiş, dikmiş; adı: Canan... Öyle ki Canan’a her fırsatta “ah” ile seslenir, “ah canan, dilimde cananımsın” der, “ah cananım say ki ben bir karıncayım” demekle kalmaz, ”ah can diye can veren cananım olasın” da der, ardından “ah ki canan diye seslendiğim yâr” diye serzenişte bulunur ve canana sorar, “hangi celladın ipi ah” hem de iki kez. “Ah cananım gözlerimi oy” derken, o şüpheci sorusunu da sormaktan geri kalmaz, “ah söyle sen benim nasibim misin?” Anlaşılan cananın kim olduğunu da merak etmektedir, “ah canan dediğim kim?” diye sorduğu da kendisidir, sonuç tam dokuz kez bu temrinlerle seslenir, onuncusunda: “ah tanrım /seni de seviyorum” der, sükûta erer diyeceğim ama pek olası değil. Çünkü kitap boyunca tam elli iki mısrada “canan” hitabı geçer. Bir örnek: “sonunda yusuf kıldım kendimi /kuyudayım cananım /mısır’a sultan için bana bir kervan gerek” Bir başka istatistik bilgi ise “canan” ile “can” kelimelerinin seksen üçü bulduğudur. Burada, şairin yüreğinde kopan fırtınayı görmemek mümkün değil.

Metin Önal Mengüşoğlu “Son Açık Mektup” -Rasim Özdenören’e- yazısında (Umran Dergisi, Nisan 2014, 236.sayı) üç ayrı kitabın kapağını daha doğrusu defterlerin kapağını görsel olarak vermiş: “Canan Fırtınası”, “Hüsran Yüklü Trenler” ve “Bir Mısra Kaldı”. Diyor ki; “Defterlerdeki şiirlerin hiçbirisi maalesef kitaplarıma girebilme cesareti gösteremedi. Arşivde boynu bükük belki de bu günü bekliyorlardı.” Ben, Canana Şiirlerde âşığı/şairi toza-dumana çeviren fırtınayı gördüğümden, yazı başlığımın diğer yarı kısmına “canan fırtınası”nı miri malı olarak aldım. Vakti zamanında Mengüşoğluda o fırtınadan gelip geçmiş fakat “Şiirleri tabii ki göstermeyeceğim.” diyor.

İsmet Özel, Müştehir Karakaya için “Kendisinde olanın yüzde onunu sarf edebiliyor ancak.” demiş. Aman Allah’ım! Ya hepsini yazsaydı, ne olurdu, demekten alamıyor insan kendisini. Latife bir yana, Müştehir Karakaya denince akla “kardelen” gelmez mi? Gelir elbette, ama “Canana Şiirler” Nisan-Mayıs 2007’de yazıldığı için “kardelen” üç kez gelebilmiştir bu mevsimde; “say kardelen çiçeğiyim /bir kış günü doğmuştum /baharda öleceğim”. Peki, “gece”? O da, on bir kez onurlandırmıştır uykusuz gecelerini şairin. “Kelimelerime su içir cananım /aşk sarhoşu bir geceye diş bile /ben çiçekleri öksüz bırakan kahpeyim” der. Şair, “yağmur”a on sağanak boşaltmadan, “her nisanın yağmuru ıslatmadı bu canı /canan dediğim yağmur boran gibi yağdı da /felek senin bahtın yok /topla kırıklarımı” demiş olsa da “ben yağmurların efendisiyim” demeyi ihmal etmemiş, hükmünü koymuştur. Aşk, şairi kör kuyulara indiresiye sarıp sarmalamış, Tanrı’ya yakarışlardadır, der ki; “canana meylim senin meylinden neş’et /bu günahsa günahımla yak /ayıpsa ört /sen yusuf ol dedin kuluna /ve yusuf oldum /şimdi paramparçayım /ruhum şımarık bir köle gibi /zincirlerini yokluyor”. Bu kez şair, “Yusuf ile dört kez, ama derin, sarsıcı gelir; kısa, net, vurucu tespitlerle... Kitap, âdeta Canan’la bir iç konuşma, sanki şiir ırmağında, say ki ırmağın suyunu âşığın gözyaşından beslediği; “işte şimdi yolun sonuna geliyorum /içimdeki tüm şelaleleri akıttım /göz çukurlarım nasipsiz kaldı” demek, düşerse bir âşığın/şairin dimağına... Şaire, “göz” on sekiz kez görünmüştür. Son bir merak: “bir” kelimesi, tam yüz elli üç yerde “bir”liğini icra edip durmuş. Burada “bir” kelimesini durup düşünmemek elde değil, bu tekrara düş(me)mek mi? Neden bu kadar “bir”? Ama şair için “bir” kelimesi âdeta dizenin cümle kapısı, onunla giriyor şiirin ruhuna, dünyasına. Birkaç örnek: “bir habil tutkusu var işaret parmağımda”, “bir muhannet kapısında /say ki ben sürgündeyim”, “bir peygamber buyruğu gibi /boyun eğeyim” gibi...

Halil Cibran, “Her erkek iki kadına âşık olur: Biri hayalinin yarattığı, diğeri henüz doğmamış olana.” der. Şairler, ikinci seçenekte olmalı. Ama elbette sevgili özeldir, küsülse de dargın olunsa da aslında ona “git” denilmiyor, eğer ki kalpten sevmişseniz sadece küs oluyorsunuz; ama ufacık bir sesine kulaklarınız, yüreğiniz rikkat kesilir, alıcılara sırtınız dönük olsa da kalbinizin frekansı onun ibresindedir hep. Bakın, “bir sitemle bin yaramı sağalt da /dünyanın çarkına düşmesin yalan” demiş. Fakat son sonede, “sitem yok kırgınlık da, halimden de memnunum /baksan da bakmasan da bilirim için aşktır” diyecektir.

Şairden sevgili olmaz. Onun kıskanç mı kıskanç bir uzatmalı sevgilisi var zaten. Gülünün üstüne gül istemez. Kumaya tahammülü yoktur. Kedi gibi tırmalar şairin elini yüzünü; hayır, hayır kelimelerini. Şairin sevgilisi şiir; şiir ki sevgiliyi kimselere kaptırmaz. Onun ne çok uykularını bölmüş, parçalamıştır, bir bilseniz!

Şairden âşık olur mu? Peki, bilgeden âşık olur mu? Sevgili aşkı yaşamak ister; bilge, aşka dair kehanette bulunur. Sevgili aşkı yaşamak ister; şair, kelimelerle aşk serenadı yapar. Hâsıl-ı kelâm şairden de bilgeden de sevgili olmaz; biri kelimelere, şiire kaptırmıştır yakasını; diğeri bilgi ummanına dalmıştır, tıpkı dalgıç misali. Şimdi sahilde bekleyedursun olası sevgili. Bilge aşkı bilmez, aşk bilgeliğe gelmez. Şair ve bilge... Bir de Müştehir, üstüne üstlük Canana Şiirler... Son sözü, şair desin:

 

“Bin üryansız söz geçti yüzün yüzüme yakın

Anladım benim derdim bir canan yüzü bulmak”.

BİR PENCERE'DEN ÇOK YILDIZ GÖRÜNÜR

FUAT OSKAY

Ya eserisin düşüncelerinin ya da esiri. Nasıl düşünüyorsan öyle bir varoluş içerisindesin.

Hayat boşluk ve kararsızlıktan hazzetmez. Oturup olacakları beklemek sığ bir kader anlayışıdır.

Der ki Şems: "Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım, kaderimiz böyle!" deyip boyun bükmek cehaletin göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin."

Hayat zorluklarıyla başa çıkma mücadelesinde tarihin gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından birisi Kartacalı Hannibal'dır.

Soğuk bir kış mevsiminde emrindeki doksanbin kişilik ordusu ve binlerce fille Alp dağlarının geçit vermez sarp yamaçlarına vardığında umutsuzluğa kapılan ordusuna ünlü komutan şu sözle seslenir:"Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız."

Yedibin kişilik ordusuyla Septe Boğazı'nı geçerek İspanya'ya ulaşan Tarık Bin Ziyad zafer için bütün gemileri yakar. Fatih Sultan Mehmet ise başka bir yol bularak gemileri karadan yürütüp denize indirir.

Düşünce ise ruh bulmak için inanca yaslanır. Hayat mücadelesinde insan aklıyla sefere çıkar; zafere ancak kalbiyle varır.

EKİME VEDA

OSMAN ERDAL

Gelmese de içimden ekimi bırakasım

Takvimler gösteriyor bugün olmuş 1 Kasım

 

Gözlerimi dünyaya son baharda açmışım

Ben nisanı seçerdim olsa idi takasım

 

Gazelleri görürüm yürüdüğüm yollarda

Ölüm ile aramda çok daraldı makasım

 

Beni hiç anlamaz ki çorak olmuş sığ yerler

Var şimdi ırmak gibi bir ummana akasım

 

Yüzümde derin izler hayatın labirenti

Gelmiyor şimdi artık hiç aynaya bakasım

 

Anladım bunca yıldır ben bana engelmişim

Sel olup da bendimi yıkasım var yıkasım

 

İçimden gelmese de ekimi bırakasım

Takvimler gösteriyor bugün olmuş 1 Kasım.

 

ÖYLE GÜZEL Kİ

ŞÜKRULLAH YAVUZER

Hasretin dayıyor yine namlusunu

yüreğimin şakağına

teslim oluyorum,

özleminin yangınına

seni özlemek öyle güzel ki...

 

Sen gelince;

ne güzel olurum seninle

bir cebim şeker,

bir cebim harçlık dolu

üstüm başım fiyakalı

ayağımda iskarpin

saçlarım tıraşlı

keyfim yerinde

sen gelince bende,

bir bayram sabahı mutluluğu...

 

Ne güzel olurum seninle

kessinler başımı,

bir parmak iziyle,

düşeyim alnının orta yerine.

sana kurban olayım demek,

öyle güzel ki...

 

Sesini duyunca;

nasıl da kanatlanır yüreğim

bir yudum sevgiyle bakınca

nasıl da güler içi gözlerimin

nasıl da güzel olurum seninle

sevildiğinden emin olmak

öyle güzel ki...

 

Ellerinde taze ekmek sıcaklığı,

bakışlarında zühre yıldızı

sen tutunca ellerim

bir güneşim olur avuçlarımda

ellerini tutmak öyle güzel ki...

 

Gel seninle varalım,

mutluluklar diyarına

bir tohum gibi düşelim

papatyalar arasına

çocuklar gibi dalalım

gelincik tarlalarına

üzerimize yağsın

sevda yağmurları

senle yağmurlarda ıslanmak,

öyle güzel ki...

 

Mevsimleri boyayalım

renkten renge

el salla ateş yakan çobanlara

saçların yön versinesen rüzgâra

kuşlar bulut taşısın

üstümüze  kanatlarıyla

seninle kanatsız uçmak

öyle güzel ki...

 

Sen konuş,

dudaklarından süzülen

kelimelere dokunayım

nefesin ateş üflesin zemherime

kül olayım

sen topla papatyaları

ben saçlarına taç yapayım

çoban çeşmesinde

su içtiğin avuçlarından öpeyim

sen gel, böyle çocuk kalayı

seninle çocuk olma

öyle güzel ki...

 

Sen gelince

ne güzel olurum sevgili

bir cebim şeker,

bir cebim harçlık dolu

üstüm başım fiyakalı

ayağımda iskarpin

saçlarım tıraşlı

keyfim yerinde

sen gelince bende

bir bayram sabahı mutluluğu...

 

Ne güzel olurum seninle

kessinler başımı,

bir parmak iziyle

düşeyim alnının orta yerine

sana kurban olayım demek

öyle güzel ki...

KAÇ YOL

TALİP ÇAKIR

Kaç yol ağlamaklı olmuş üstat

Kaç yıl ağlamaklı olmuş geceleri

Şiir mi dizeleri mi roman mı yoksa 

Uzak kalışı ne ağır gelirmiş oysa

 

Ahmed Arif ve Adiloş bebesi

Diyarbekir kalesinden seslenişi

Yazılır mı söylenir mi okunur  mu   ?

Bir Adiloş bize  yetmez mi ?

 

Kimimiz hançer saplar mısralara

Kimimiz kurşun sıkar

Şiir yazılı topraklara mezar biçilir

Ahmed in kalemi Diyarbekir de çay içirir

 

Yasaklıymış şiir iğneliymiş sözler

Yermi yedi tane kalmış koca ömürden

Her biri başka bir şairden

Ahmed Arif in sözleri hepsi aynı gönülden

 

Hani kurşun sıksan geçmez geceden

Kurşunu sıkan şair gecesi yıkılan biz

Mahpus yatan o volta çeken biz

Ahmed Arif ölürse mezara biz girmez miyiz?

 

Can benim düş benim ellerenesi

Seller alır kayalar kopar da

Vakiti gelir kefen sararsa

Ahmed Arif öldürür beni

Hani neden Ahmed Arif

Şairden katil olur mu ?

Soran olursa, bu hokka gösterilmeli

 

Kirveyiz kardeşiz kanla bağlıyız

Karşıyaka köyleri obalarıyla

Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu

Komşuyuz yaka yakaya

Birbirine karışır tavuklarımız

Bilmezlikten değil, fukaralıktan

Pasaporta ısınmamış içimiz

Budur katlimize sebep suçumuz

Gayrı eşkiyaya çıkar adımız

Kaçakçıya, soyguncuya, hayına

Kirvem hallerimi aynı böyle yaz

BUGÜN

VEDAT YARİŞAN

Bugün

pencerelerimi sonsuza kadar açtım

seni hiç hesaplamadan

hiç düşünmeden

var olduğunu hiç hatırlamadan

 

Bugün saçlarının kokusunu

beynimden silip attım

hiç gocunmadan hiç yorulmadan

 

Bugün sana yazdığım şiirleri

birbir denize attım

ne ağlamaklı ne de kahkahayla

öyle çekinerek.

 

Bugün

Bendeki seni öve öve öldürdüm

anılar bir bir silindi beynimden

yüzünü unutmak için

hafızamıipe astım.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.