Köşe Yazıları Haber Girişi: 14.05.2022 - 10:09, Güncelleme: 14.05.2022 - 10:09

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
CAHİLLE AYŞEGÜL AYAZ Cahille tartışmak bir hayli zormuş ilimden irfandan bilgisi yokmuş ne desem karşılık lafı da çokmuş cahille yoldaş eyledin beni   Koskoca ömrünü boşa geçirmiş yüzüne bir tebessüm bile konmamış bir çocuğun yüreğine dokunmamış cahille yoldaş eyleme beni   Kalemi versem sopa sanıyor kitabı bilmez durmaz sövüyor bilmez ki çok konuşan çok yanılıyor cahille yoldaş eyledin beni   Gördüğü bir kendi bir lüks hayatı keyfini bozmadan sefa sürüyor hayatı sadece para sanıyor cahille yoldaş eyledin beni   Bir daha konuşsam lal olsun dilim ömrümden ömür götürdün benim bu derdi dağlara mı deyim cahille yoldaş eyledin beni. KARANLIK BİRSEN EKER Karanlığa gizledim acılarımı küf kokulu düşlerimle çürümeye yüz tuttu fark edemedim dünden bugüne bir sarmal ardım da bıraktım yorgun, kirli elbiseleri ne yürek yeter, ne de istek yıkamaya atmaya kirini   Üstünü örtmek ister bazen insan görmesin duymasın kokusunu ondan geriye kalan ne varsa yansın yok olsun ister ya geri gelirse ya severse diye kıyamaz bir yandan yakmaya cesaretim  kalmadı geriye bakmaya   Yan yüreğim yan belki duman kaplar her yanını ateş dediğin onu da yakar her acının, her duanın var elbet bir duyanı…  VAN’A TUTKU  MUHAMMED GÜRCAN Mis gibi kokan yüzlerce yıldır sendeki güllere sineyi verdim. başımda tarifsiz bir garip haldir bilmem ki, ben sende neyi sevdim.   İklimi seyididir, velidir Van’ın maneviyat yayar burcu kalenin zikir ve huşuyla hadsiz mollanın yattığı toprak haneyi sevdim.   Nice kahramanın bilinmez adı binlerce mazlumun silinmiş yâdı. dinlesen ıssızdan gelir feryadı çileler dolu seneyi sevdim…   Sevmedim yakından, elim gitmez anlatmaya sevdamı gücüm yetmez! ülkemde güzel yer saymakla bitmez hepsinden bir taneyi sevdim.   GELİYORUM, EY SEVGİLİ! SELÇUK AKYÜZ Okyanus ortasına mahkûm bir ada sahra ortasında bir vaha gibiyim, gittin gideli...   sağımda, solumda, önümde, ardımda her yanda aynı resim, aynı manzara... sen varsın sağımda solumda sen önümde, ardımda, her yanda yalnızca yalnızca sen! ..   Ne olurdu ey sevgili! ne olurdu, bu dünyayı ve beni ansızın terk edip de gitmesen? ne olurdu beni benden, nefesimden etmesen? ne olurdu gözlerinde nefesimle yitmesen?   Gözlerinden, aşkla bakan gözlerinden alırdım sevda kokan sözlerinden alırdım nefesimi! yalnız sende, yalnız gözlerinde duyardım sözlerinde duyardım nabız sesimi! ben, beni yalnızca gözlerinde bulurdum   Bilirdim, arayıp sormazdım adresimi... eşlik ederdi diline, eşsiz gözlerin dilin hep muhabbetle ederken bahsimi hep yağardı dilinden, bana olan sevdan ve serinlerdi gönlümün her bir kesimi hep yağdı dudağından, bana olan sevdan ve diriltti gönlümde nergisimi!   Sevdan yağdıkça gürleşti gönlümdeki orman ve kesti gönlümdeki keskin esimi! ben gönlünü içince, dünyalığa susamadım servetimi dağıttım, boşalttım telisimi   Ben gönlüne girince, geçip gitti marazım belliydi üşüttüğüm, koymuştum teşhisimi! bir tek sen oynadın benle, yandığım o perdeyi terk etmedin tutuşup yansan da piyesimi! sende, yüreğinde kırıldı kabuğum yüreğin sonlandırdı benim bana hapsimi! satır satır işlenmişti yüreğine insanlık senden, yüreğinden çalışırdım dersimi!   Kaçmıştı vicdanımın avucundan nefsim sende aldı yeniden, avucuna nefsimi! ben sende, en fazla sende ısınır ısındıkça ısıtırdım meclisimi!   Senden başkasında erimezdi karlarım pınarım coşmazdı, yeşermezdi çınarım sende yaşardım hep sende yaşardım istediğim mevsimi! nefes alamaz ve nabız sesimi duyamaz oldum ben, benden uzaklarda soldum, gittin gideli!   Ey sevgili! Senden sonra tutunamaz oldum gün be gün, an be an kayar oldu elimden şimdi parmak uçlarımın arasından büsbütün kayıp gitmek üzere hayatın eli! bekle beni, geliyorum ey sevgili! .. GÜNAYDIN SUNA ÇINAR Kaldırım taşı herkese aynı ve gün doğduktan sonra herkese eşittir "günaydın" kelimesi   Gülmek cesaret istemez ama ağlamak ister, insanlar çoğu zaman kaçar ağlamaktan, güçsüz bilinmekten korkar   Sonra gün biter, gece biter tekrar gün doğar insanlar ruhsuz, insanlar bedensizdir artık   Sabah kalktığında hâlâ aynaya bakacak yüzün varsa günaydın. GÖZ BAKAR; GÖNÜL GÖRÜR FUAT OSKAY Meltem tadında esen rüzgâr yüzleri yalayıp geçiyor; dokunduğu her tende farklı hisler uyandırıyordu... Balyoz Bekir, Ramazan Bayramının üçüncü günü denize nazır evinin balkonunda oturmuş, büyük bardakta çayını yudumluyordu. İşçi emeklisiydi. Babasından miras kalan arsayı kat karşılığı müteahhitte vermiş; payına üç daire düşmüştü. Oturduğu daire denizi karşıdan görüyordu. Her sabah kahvaltı sonrasında mutlaka balkonunda denize karşı oturur; büyük bardak demli çayı bitirmeden kalkmazdı. Çayın damağına yayılan aroması eşliğinde seyrettiği masmavi deniz kendisine şiir gibi gelirdi... Bardaktan üçüncü yudumu aldığı esnada karşı balkonda kederli bir yüzle elini çenesine dayayıp oturmuş, sokakta hafif esintiyle birlikte yaprakları sallanan ağaçlara bakan Hilmi Dayı'ya seslendi: "Günaydın komşu. Sabahın hayrolsun. Şu denizin güzelliğine baksana hey maşallah... Hayat kokuyor hayat mübarek... Öyle değil mi Hilmi Dayı?" Hilmi Dayı temaşaya davet eden komşunun bu sözü üzerine yüzünü çevirip denize baktı... Kısa bir nazardan sonra önüne baktı tekrar. Oturduğu dairede kiracı idi. Koca koca yılları devirmiş, bu yaşa gelmişti. Başını güvenle sokacak, çocuklarına miras bırakabilecek bir daireye bile sahip olamamıştı. Eşi diyaliz hastasıydı. Üniversitede okuyan oğluna ise harçlık göndermesi gerekiyordu. Hâlâ çalışmalıydı bunun için. Kederinin diline yansıyan kekre tadıyla komşusuna cevap verdi: "Evet" dedi. "Deniz öyle." Konuşmasının devamını ise kendine ayırdı ve ekledi: "Hayat işte... İçimdekilere bakmaktan bir fırsat bulabilseydim dışımdakileri güzel görürdüm." SARMAŞK YUSUF AYTEKİN Gönül verdiğiniz dağlara taşlar yağdığında, sığınmak isteyeceğiniz kalpten bir mağara bulmalısınız.  Yaşayacağınız bir aşk hikayesi bitti diye hüzünlenmeyin, asıl aşk o zaman başlar. Kimi aşkından ölür, delirir...bilmem ne olur. Sen bulduğun mağaraya sığın, sığın ki aşk denilen sarmal seni yutmasın. Aşktan mı kaçıyor korkak deme sakın! Biten hikayenin aşkına nefret kaçar. İnsandan insanlığı alır da içindeki aşkı kör kuyuya atar, inancın kalmaz. Sakın ama sakın! Sarmaşk'lar ölmeden mağaradan çıkma. Yakalandığında Sarmaşk'a, aşk diye yaptığın her şey şeytani ruhu besler. Aşk bitti diyen herkes bu ruhlara teslim olmuştur. İnsan, hayatında sadece bir kez aşık olur. İnsandaki aşk: Hiç sönmeyen, yalnız güçsüz kalabilen bir kor alev gibidir. Küçük bir esintide bile alevlenebilen ateşten bahsediyorum. Aşk yok diyen ruhlar ya da bendeki aşk bitti diyen ruhlar. Duyuyor musunuz beni! Kendinize bir mağara bulun ve Sarmaşk'tan kaçın.
Van Gölü İncileri

CAHİLLE

AYŞEGÜL AYAZ

Cahille tartışmak bir hayli zormuş

ilimden irfandan bilgisi yokmuş

ne desem karşılık lafı da çokmuş

cahille yoldaş eyledin beni

 

Koskoca ömrünü boşa geçirmiş

yüzüne bir tebessüm bile konmamış

bir çocuğun yüreğine dokunmamış

cahille yoldaş eyleme beni

 

Kalemi versem sopa sanıyor

kitabı bilmez durmaz sövüyor

bilmez ki çok konuşan çok yanılıyor

cahille yoldaş eyledin beni

 

Gördüğü bir kendi bir lüks hayatı

keyfini bozmadan sefa sürüyor

hayatı sadece para sanıyor

cahille yoldaş eyledin beni

 

Bir daha konuşsam lal olsun dilim

ömrümden ömür götürdün benim

bu derdi dağlara mı deyim

cahille yoldaş eyledin beni.

KARANLIK

BİRSEN EKER

Karanlığa gizledim acılarımı

küf kokulu düşlerimle

çürümeye yüz tuttu fark edemedim

dünden bugüne bir sarmal

ardım da bıraktım yorgun, kirli elbiseleri

ne yürek yeter, ne de istek

yıkamaya atmaya kirini

 

Üstünü örtmek ister bazen insan

görmesin duymasın kokusunu

ondan geriye kalan ne varsa

yansın yok olsun ister

ya geri gelirse ya severse

diye kıyamaz bir yandan yakmaya

cesaretim  kalmadı geriye bakmaya

 

Yan yüreğim yan

belki duman kaplar her yanını

ateş dediğin onu da yakar

her acının, her duanın

var elbet bir duyanı…

 VAN’A TUTKU 

MUHAMMED GÜRCAN

Mis gibi kokan yüzlerce yıldır

sendeki güllere sineyi verdim.

başımda tarifsiz bir garip haldir

bilmem ki, ben sende neyi sevdim.

 

İklimi seyididir, velidir Van’ın

maneviyat yayar burcu kalenin

zikir ve huşuyla hadsiz mollanın

yattığı toprak haneyi sevdim.

 

Nice kahramanın bilinmez adı

binlerce mazlumun silinmiş yâdı.

dinlesen ıssızdan gelir feryadı

çileler dolu seneyi sevdim…

 

Sevmedim yakından, elim gitmez

anlatmaya sevdamı gücüm yetmez!

ülkemde güzel yer saymakla bitmez

hepsinden bir taneyi sevdim.

 

GELİYORUM, EY SEVGİLİ!

SELÇUK AKYÜZ

Okyanus ortasına mahkûm bir ada

sahra ortasında bir vaha gibiyim, gittin gideli...

 

sağımda, solumda, önümde, ardımda

her yanda aynı resim, aynı manzara...

sen varsın sağımda

solumda sen

önümde, ardımda, her yanda yalnızca

yalnızca sen! ..

 

Ne olurdu ey sevgili!

ne olurdu, bu dünyayı

ve beni ansızın terk edip de gitmesen?

ne olurdu beni benden, nefesimden etmesen?

ne olurdu gözlerinde nefesimle yitmesen?

 

Gözlerinden, aşkla bakan gözlerinden alırdım

sevda kokan sözlerinden alırdım nefesimi!

yalnız sende, yalnız gözlerinde duyardım

sözlerinde duyardım nabız sesimi!

ben, beni yalnızca gözlerinde bulurdum

 

Bilirdim, arayıp sormazdım adresimi...

eşlik ederdi diline, eşsiz gözlerin

dilin hep muhabbetle ederken bahsimi

hep yağardı dilinden, bana olan sevdan

ve serinlerdi gönlümün her bir kesimi

hep yağdı dudağından, bana olan sevdan

ve diriltti gönlümde nergisimi!

 

Sevdan yağdıkça gürleşti gönlümdeki orman

ve kesti gönlümdeki keskin esimi!

ben gönlünü içince, dünyalığa susamadım

servetimi dağıttım, boşalttım telisimi

 

Ben gönlüne girince, geçip gitti marazım

belliydi üşüttüğüm, koymuştum teşhisimi!

bir tek sen oynadın benle, yandığım o perdeyi

terk etmedin tutuşup yansan da piyesimi!

sende, yüreğinde kırıldı kabuğum

yüreğin sonlandırdı benim bana hapsimi!

satır satır işlenmişti yüreğine insanlık

senden, yüreğinden çalışırdım dersimi!

 

Kaçmıştı vicdanımın avucundan nefsim

sende aldı yeniden, avucuna nefsimi!

ben sende, en fazla sende ısınır

ısındıkça ısıtırdım meclisimi!

 

Senden başkasında erimezdi karlarım

pınarım coşmazdı, yeşermezdi çınarım

sende yaşardım

hep sende yaşardım istediğim mevsimi!

nefes alamaz

ve nabız sesimi duyamaz oldum

ben, benden uzaklarda soldum, gittin gideli!

 

Ey sevgili! Senden sonra tutunamaz oldum

gün be gün, an be an kayar oldu elimden

şimdi parmak uçlarımın arasından

büsbütün kayıp gitmek üzere hayatın eli!

bekle beni, geliyorum ey sevgili! ..

GÜNAYDIN

SUNA ÇINAR

Kaldırım taşı herkese aynı

ve gün doğduktan sonra

herkese eşittir

"günaydın" kelimesi

 

Gülmek cesaret istemez

ama ağlamak ister,

insanlar çoğu zaman

kaçar ağlamaktan,

güçsüz bilinmekten korkar

 

Sonra gün biter, gece biter

tekrar gün doğar

insanlar ruhsuz,

insanlar bedensizdir artık

 

Sabah kalktığında

hâlâ aynaya bakacak

yüzün varsa

günaydın.

GÖZ BAKAR; GÖNÜL GÖRÜR

FUAT OSKAY

Meltem tadında esen rüzgâr yüzleri yalayıp geçiyor; dokunduğu her tende farklı hisler uyandırıyordu...

Balyoz Bekir, Ramazan Bayramının üçüncü günü denize nazır evinin balkonunda oturmuş, büyük bardakta çayını yudumluyordu. İşçi emeklisiydi. Babasından miras kalan arsayı kat karşılığı müteahhitte vermiş; payına üç daire düşmüştü.

Oturduğu daire denizi karşıdan görüyordu. Her sabah kahvaltı sonrasında mutlaka balkonunda denize karşı oturur; büyük bardak demli çayı bitirmeden kalkmazdı. Çayın damağına yayılan aroması eşliğinde seyrettiği masmavi deniz kendisine şiir gibi gelirdi...

Bardaktan üçüncü yudumu aldığı esnada karşı balkonda kederli bir yüzle elini çenesine dayayıp oturmuş, sokakta hafif esintiyle birlikte yaprakları sallanan ağaçlara bakan Hilmi Dayı'ya seslendi:

"Günaydın komşu. Sabahın hayrolsun. Şu denizin güzelliğine baksana hey maşallah...

Hayat kokuyor hayat mübarek... Öyle değil mi Hilmi Dayı?"

Hilmi Dayı temaşaya davet eden komşunun bu sözü üzerine yüzünü çevirip denize baktı... Kısa bir nazardan sonra önüne baktı tekrar. Oturduğu dairede kiracı idi. Koca koca yılları devirmiş, bu yaşa gelmişti. Başını güvenle sokacak, çocuklarına miras bırakabilecek bir daireye bile sahip olamamıştı. Eşi diyaliz hastasıydı. Üniversitede okuyan oğluna ise harçlık göndermesi gerekiyordu. Hâlâ çalışmalıydı bunun için. Kederinin diline yansıyan kekre tadıyla komşusuna cevap verdi:

"Evet" dedi. "Deniz öyle."

Konuşmasının devamını ise kendine ayırdı ve ekledi:

"Hayat işte...

İçimdekilere bakmaktan bir fırsat bulabilseydim dışımdakileri güzel görürdüm."

SARMAŞK

YUSUF AYTEKİN

Gönül verdiğiniz dağlara taşlar yağdığında, sığınmak isteyeceğiniz kalpten bir mağara bulmalısınız.  Yaşayacağınız bir aşk hikayesi bitti diye hüzünlenmeyin, asıl aşk o zaman başlar. Kimi aşkından ölür, delirir...bilmem ne olur.

Sen bulduğun mağaraya sığın, sığın ki aşk denilen sarmal seni yutmasın. Aşktan mı kaçıyor korkak deme sakın! Biten hikayenin aşkına nefret kaçar. İnsandan insanlığı alır da içindeki aşkı kör kuyuya atar, inancın kalmaz. Sakın ama sakın! Sarmaşk'lar ölmeden mağaradan çıkma. Yakalandığında Sarmaşk'a, aşk diye yaptığın her şey şeytani ruhu besler. Aşk bitti diyen herkes bu ruhlara teslim olmuştur.

İnsan, hayatında sadece bir kez aşık olur. İnsandaki aşk: Hiç sönmeyen, yalnız güçsüz kalabilen bir kor alev gibidir. Küçük bir esintide bile alevlenebilen ateşten bahsediyorum. Aşk yok diyen ruhlar ya da bendeki aşk bitti diyen ruhlar.

Duyuyor musunuz beni! Kendinize bir mağara bulun ve Sarmaşk'tan kaçın.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.