Köşe Yazıları Haber Girişi: 07.05.2022 - 09:30, Güncelleme: 07.05.2022 - 09:30

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
VEFALIDIR AT OZAN ALPER ALPEREN Her sabah binerek, sürerdik dağa Yolculuğu hoştur, vefalıdır at Bazen yakın yola, bazen ırağa Yollarda yoldaştır, vefalıdır at Hele şahlandı mı o zaman sen gör Dörtnala kalkınca, durdurması zor Nardan bir tutkudur, geçilmesi zor Sevdası ateştir, vefalıdır at Dörtnala sürünce bana mı demez Olur ya düşersen, bırakıp gitmez Tutkudur, insanda sevdası bitmez Sevdadır, o aşktır, vefalıdır at Biner koştururduk cenkte, savaşta Düğünlerde yapılan her bir yarışta Türk derken at gelir akla en başta Hasmı vuran taştır, vefalıdır at Seni yarı yolda komaz, yoldaştır Sırlarını ele vermez, sırdaştır Derdine ortaktır, dosttur, gardaştır Sır vermez, sırdaştır, vefalıdır at Üç şey çok sevilir, at, silah, avrat Avrat ve silahın kardeşidir at Atların içinde ille de kırat Koç yiğitte döştür, vefalıdır at İster Mustang olsun, istersen Safkan İster Arap Atı, istersen Morgan İnsana sadıktır mübarek hayvan Saltanattır, köşktür, vefalıdır at Rüzgârda köpürür altın yelesi Yetişmez hızına toynağın sesi Hızına renk katar nal parıltısı Dört bir yana koştur, vefalıdır at   Sorarsan anlatır o, ölümleri Üstünde savaşan ölümsüzleri Ve terkinde kaçır-dığın kızları Alper’e candaştır, vefalıdır at.   PEMBELİĞİN ZARAFETİ YUSUF KAZAK Kavimler mozaiğinde, imkânsızlıkların içinde çareler ve mucizeler meydana getirme konusunda pek mahirdir Japon halkı. Aman vermez görünen coğrafyalarına hükmetmelerini sağlayan sır, onların insana ve doğaya karşı gösterdikleri müthiş nezaket ve saygıda gizlidir hiç şüphesiz. İnsana ve doğaya karşı sürekli bir boyun eğme hareketi sergileyen bu nazik halk, eğildikçe yükselmenin onuruna erişmiş ve coğrafyalarının, onları ihya ederek şan ve şeref vermesine her daim tanıklık etmiştir. Yaşamlarının ve kültürlerinin merkezine aldıkları Güneş, onların muazzam bir tevazu ve zarafet ile örülü ruh dünyalarını ve kâinata yaydıkları kıymetli aydınlığı temsil etmektedir. Öte yandan ülkeyi saran sayısız yanardağ, Japon halkının, derinlerinde taşıdığı bilgelik ve hikmet ateşine bir atıfta bulunmaktadır adeta. Kocaman denizlerin, fırtınalı vakitlerde coşup korkunç ve hırçın bir vaziyete büründükten sonra yüreği büzüşen bedenlere harikulade bir berrak manzara sunması gibi Japon halkı da, kültürünün alt tabakalarında taşıdığı savaşçılık ve sertlik özelliklerine karşılık, insanı hayretler içerisinde bırakabilecek incelikli ve zarif detaylar taşımaktadır. Samuraylar;  atılganlıkları, savaşçılıkları, acımasızlıkları ve kılıçlarının keskinliğiyle bilinir fakat bir de  gözü korkutan bu manzaranın ardında, onların insanı terbiye etme ve kemale erdirme noktasında en önemli unsurun karşılıklı saygı ve doğanın merkeze alınıp ondaki derin boyutların insana aktarılmasına dayanan incelikli disiplinleri vardır. Bir başka ayrıntı da, bu ışıklar saçan halkın, akıllara durgunluk veren sanatsal boyutudur. Chado denilen çay sunma törenleri, konuğa saygının ve nezaketin zirve noktasıdır. Kintsugi olarak adlandırılan hasarları hoş görme sanatı, onların en ümitsiz vakaları bile bir sihirli dokunuş ile canlandırabilmelerinin temsilidir. Öte taraftan Japonlar, Bonsai denilen ağaç küçültme sanatı ile ruhlarını tam manasıyla doğanın emrine amade kılmanın zevkine varırken, çiçek düzenleme sanatı olan İkebana vasıtasıyla da tabiatın, onların gönül dünyalarına bahşettiği renk cümbüşünü pek hoş çiçeklerle yansıtırlar. Japon halkının sayısız meziyetleri gibi daha nice sanatsal ve estetik hususlar vardır bu kültürde. Fakat ne olursa olsun bu halkı en iyi anlatan ve ifade eden unsur, kiraz ağaçlarıdır. Baharın gelmesiyle bütün Japon coğrafyasını şenlendiren bu ağaçlar, insanı sarhoş eden pembeliklerinin yanı sıra esrarengiz ve sihirli bir hava aksettirir tüm cihana. Bu, zihinleri tepetaklak eden manzaranın başrol oyuncusu olan kiraz ağaçları, ruhsuz ve çorak olarak addedilen Japon topraklarından fışkırmaktadır. İşte bu başlı başına keskin bir mesajdır tüm insanlığa: Nasıl ki kiraz ağaçları ölü görülen bir coğrafyadan çıkıp tüm kainata leziz bir gösteri sunuyorsa, aynı şekilde Japon halkı da, imkansızlıkların ve koca bir umutsuzluğun içinden çıkıp tam manasıyla bir güneş gibi evreni aydınlatmakta ve kiraz ağaçlarının zihinlere ve gözlere nakşettiği mucizevi atmosferi  zarafet ve nezaketleri ile yaymaktadırlar.   GEL ETME SEVGİLİ SİBEL KARAGÖZ Geceyi gökten kopardın yıldızları söktün gözden hortumu sesine doladın çıkarttın yeri yerinden   beni, beni iki sessiz harfin arasına soktun “GİT” dedin gel etme sevgili   Gök ,yıldızsız feri sönmüş yürek dünya, sensiz sesi kesilmiş bahar ayağının değmediği toprak viran gel etme sevgili   “GİT” ne demek ESİR OLDUM MERAL ERBAĞA Katliam darbesi yemiş hayallerim sensizlik ilim ilim dokunuyor iliklerime yalnızlık yakıp kavuruyor bağrımı amansızca hasretin paha biçilmez,acım ruhumu esir etmiş bağrımdaki közüme, özlemin ayların takviminde sayfaları yırta yırta günler bitmek bilmez derin fırtınalar sarmış gönlüme sarmaladı attı gurbetin kucağına   Gel, gör beni aşkın ateşi etti deli, enkaz oldum ben, pareledi bu sevda bin parçamı her bir parçamı toparlayıp bütünleştiremiyorum söyle, şimdi mutlu musun beni ne hallere getirip derbeder ettin   Mevsimsiz yapraklarım sararıp dökülüyor Eriyorum, akıyorum ateşimde mum gibi sarardı yüzüm köklerimde kölenip,sızılıyorum gözyaşımda yağmur damlacıkları gibi toprakla buluştu entiralarla isyan ve mazimin seneryosunsa rol oynayan toprakla bir olup sözülüyorum toprak göğsündeki tohumlarıma köllenip sızılıyorum esir oldduğum kedere. DOYSUN SENİNLE GARİP ERTUĞRUL AKBAL Badirelerde garip, dostlar gelmez haneye Gazel olmuş yüreği, harlar düşmüş bahçeye Merhemler sürüversen, em olmuyor gövdeye Çal dost kapısını da yalnız kalmasın garip   Gönlü hoş yürek sevgi, dolu kulu incitmez Mala mülke sarılmaz, parayı pulu bilmez Gülmek eğlenmek ister, nedense yüzü gülmez Güldürelim biz onu, ağlamasın be garip   Sessiz sakin uysaldır, dert dökemez kimseye Kendi yağıyla pişer, oturur bir köşeye Minnet etmez çevreye, eyvallah der her şeye Yalnız koyma koş ona, dostsuz kalmasın garip   Ahular yutar da bal eyler içten söylemez Hastadır çeker de, halini arz edemez Talihi bahtı kara, lakin kinde güdemez Git onun ocağına, dost ışık görsün garip.   Zemheride üşür de yok ki ocak yakamaz Perişan yoksuldur, halini anlatamaz Kuru ekmeği katık, yapar susuz yutamaz Tenceresine aş ol, doysun seninle garip.                                 VAN GÖLÜ ŞÜKRULLAH YAVUZER Bir Van balığı, istikbali için çırpınır durur Balıkbendi'nde aklından geçirir onu bir martı Şeytan Köprüsü’nde...   Mavi, açık mavi, buz mavisi Yaşar Kemal’in kulaklarını çınlatan mavi, Van Gölü mavisi buna gökyüzü bile şaşırmış nerden bulmuş bu kadar maviyi kim bilir hangi çingene kızın elbisesinden çalmış...   Van Gölü’nde nazlı süzülüyor bir yelkenli göz kırpıyor ona Edremitli deniz feneri tutkunlukları hallerinden belli....   Van Gölü Tamara'nın gözyaşıdır o yüzden tuzludur tadı bağrında Gevaşlı çobanın muradı saklı...   Van Gölü’nün aşkı suyu gibidir içtikçe susatan Hecı ve Siyabend’i anlatır durur gözü yaşlı Süphan... kuşatmış Van Gölü’nü Artos, Erek, Nemrut Dağı Van Gölü bağrına basmış Akdamar’ı yabana atmamak gerek Çarpanak ve Adır'ı...   Demir alır iskeleden beş vapuru Van'dan Tatvan’a doğru fısıldadı kulağıma bir deniz kabuğu Van’dan tüm dünyaya kardeşlik, selam ve dostluğu... HANGİ SIDDIK TOKAR Zamansız bir hülyanın çarmıha gerdiği kurbandır ruhum kalbim, İbrahimî bir adanmışlığın tutuşturduğu ateş hangi çağı sana feda edeyim, bilmiyorum sen zamanı kesafetten sonsuzluk kılan bir nefessin hangi ölümlü senin gölgende yürüyebilir atlas ipekten bir gömlek giyerim şanlı tahtında   Sen çağlar boyu süren bir rüyasın kısacık, billur bir kaseden yudumlarım sonsuzluk usaresini hangi kainatı küçük yıldıza tutsak ettin   Maveradan öte bir ses gelir ve ölüm şakaklarımdan vurur beni, kızıl bir bulut kaplar yeryüzünü, çığlıklar gelir doğudan ve batıdan, bir annenin kalbi bebeğinin gözlerinde kaybolur   Hangi 'lisân-ı hafî' ile sesleneyim sana, çölün hangi serinliğinde gölgene sığınayım kuyudan hangi ihanete meydan okuyayım kimi Yusuf'a kardeş kılayım zindanda hangi rüya taşır bizi sonsuzluk yurduna Yakup'un hüznüne hangi gözleri feda edeyim Züleyha'nın hangi  düşlerinde yaşayayım hangi…
Van Gölü İncileri

VEFALIDIR AT

OZAN ALPER ALPEREN

Her sabah binerek, sürerdik dağa

Yolculuğu hoştur, vefalıdır at

Bazen yakın yola, bazen ırağa

Yollarda yoldaştır, vefalıdır at

Hele şahlandı mı o zaman sen gör

Dörtnala kalkınca, durdurması zor

Nardan bir tutkudur, geçilmesi zor

Sevdası ateştir, vefalıdır at

Dörtnala sürünce bana mı demez

Olur ya düşersen, bırakıp gitmez

Tutkudur, insanda sevdası bitmez

Sevdadır, o aşktır, vefalıdır at

Biner koştururduk cenkte, savaşta

Düğünlerde yapılan her bir yarışta

Türk derken at gelir akla en başta

Hasmı vuran taştır, vefalıdır at

Seni yarı yolda komaz, yoldaştır

Sırlarını ele vermez, sırdaştır

Derdine ortaktır, dosttur, gardaştır

Sır vermez, sırdaştır, vefalıdır at

Üç şey çok sevilir, at, silah, avrat

Avrat ve silahın kardeşidir at

Atların içinde ille de kırat

Koç yiğitte döştür, vefalıdır at

İster Mustang olsun, istersen Safkan

İster Arap Atı, istersen Morgan

İnsana sadıktır mübarek hayvan

Saltanattır, köşktür, vefalıdır at

Rüzgârda köpürür altın yelesi

Yetişmez hızına toynağın sesi

Hızına renk katar nal parıltısı

Dört bir yana koştur, vefalıdır at

 

Sorarsan anlatır o, ölümleri

Üstünde savaşan ölümsüzleri

Ve terkinde kaçır-dığın kızları

Alper’e candaştır, vefalıdır at.

 

PEMBELİĞİN ZARAFETİ

YUSUF KAZAK

Kavimler mozaiğinde, imkânsızlıkların içinde çareler ve mucizeler meydana getirme konusunda pek mahirdir Japon halkı. Aman vermez görünen coğrafyalarına hükmetmelerini sağlayan sır, onların insana ve doğaya karşı gösterdikleri müthiş nezaket ve saygıda gizlidir hiç şüphesiz. İnsana ve doğaya karşı sürekli bir boyun eğme hareketi sergileyen bu nazik halk, eğildikçe yükselmenin onuruna erişmiş ve coğrafyalarının, onları ihya ederek şan ve şeref vermesine her daim tanıklık etmiştir. Yaşamlarının ve kültürlerinin merkezine aldıkları Güneş, onların muazzam bir tevazu ve zarafet ile örülü ruh dünyalarını ve kâinata yaydıkları kıymetli aydınlığı temsil etmektedir. Öte yandan ülkeyi saran sayısız yanardağ, Japon halkının, derinlerinde taşıdığı bilgelik ve hikmet ateşine bir atıfta bulunmaktadır adeta. Kocaman denizlerin, fırtınalı vakitlerde coşup korkunç ve hırçın bir vaziyete büründükten sonra yüreği büzüşen bedenlere harikulade bir berrak manzara sunması gibi Japon halkı da, kültürünün alt tabakalarında taşıdığı savaşçılık ve sertlik özelliklerine karşılık, insanı hayretler içerisinde bırakabilecek incelikli ve zarif detaylar taşımaktadır. Samuraylar;  atılganlıkları, savaşçılıkları, acımasızlıkları ve kılıçlarının keskinliğiyle bilinir fakat bir de  gözü korkutan bu manzaranın ardında, onların insanı terbiye etme ve kemale erdirme noktasında en önemli unsurun karşılıklı saygı ve doğanın merkeze alınıp ondaki derin boyutların insana aktarılmasına dayanan incelikli disiplinleri vardır.

Bir başka ayrıntı da, bu ışıklar saçan halkın, akıllara durgunluk veren sanatsal boyutudur. Chado denilen çay sunma törenleri, konuğa saygının ve nezaketin zirve noktasıdır. Kintsugi olarak adlandırılan hasarları hoş görme sanatı, onların en ümitsiz vakaları bile bir sihirli dokunuş ile canlandırabilmelerinin temsilidir. Öte taraftan Japonlar, Bonsai denilen ağaç küçültme sanatı ile ruhlarını tam manasıyla doğanın emrine amade kılmanın zevkine varırken, çiçek düzenleme sanatı olan İkebana vasıtasıyla da tabiatın, onların gönül dünyalarına bahşettiği renk cümbüşünü pek hoş çiçeklerle yansıtırlar.

Japon halkının sayısız meziyetleri gibi daha nice sanatsal ve estetik hususlar vardır bu kültürde. Fakat ne olursa olsun bu halkı en iyi anlatan ve ifade eden unsur, kiraz ağaçlarıdır. Baharın gelmesiyle bütün Japon coğrafyasını şenlendiren bu ağaçlar, insanı sarhoş eden pembeliklerinin yanı sıra esrarengiz ve sihirli bir hava aksettirir tüm cihana.

Bu, zihinleri tepetaklak eden manzaranın başrol oyuncusu olan kiraz ağaçları, ruhsuz ve çorak olarak addedilen Japon topraklarından fışkırmaktadır. İşte bu başlı başına keskin bir mesajdır tüm insanlığa: Nasıl ki kiraz ağaçları ölü görülen bir coğrafyadan çıkıp tüm kainata leziz bir gösteri sunuyorsa, aynı şekilde Japon halkı da, imkansızlıkların ve koca bir umutsuzluğun içinden çıkıp tam manasıyla bir güneş gibi evreni aydınlatmakta ve kiraz ağaçlarının zihinlere ve gözlere nakşettiği mucizevi atmosferi  zarafet ve nezaketleri ile yaymaktadırlar.

 

GEL ETME SEVGİLİ

SİBEL KARAGÖZ

Geceyi gökten kopardın

yıldızları söktün gözden

hortumu sesine doladın

çıkarttın yeri yerinden

 

beni, beni iki sessiz harfin

arasına soktun

“GİT” dedin

gel etme sevgili

 

Gök ,yıldızsız feri sönmüş yürek

dünya, sensiz sesi kesilmiş bahar

ayağının değmediği toprak viran

gel etme sevgili

 

“GİT”

ne demek

ESİR OLDUM

MERAL ERBAĞA

Katliam darbesi yemiş hayallerim

sensizlik ilim ilim dokunuyor iliklerime

yalnızlık yakıp kavuruyor bağrımı amansızca

hasretin paha biçilmez,acım ruhumu esir etmiş

bağrımdaki közüme, özlemin ayların takviminde

sayfaları yırta yırta günler bitmek bilmez

derin fırtınalar sarmış gönlüme

sarmaladı attı gurbetin kucağına

 

Gel, gör beni aşkın ateşi etti deli,

enkaz oldum ben, pareledi bu sevda bin parçamı

her bir parçamı toparlayıp bütünleştiremiyorum

söyle, şimdi mutlu musun

beni ne hallere getirip derbeder ettin

 

Mevsimsiz yapraklarım sararıp dökülüyor

Eriyorum, akıyorum ateşimde mum gibi

sarardı yüzüm köklerimde kölenip,sızılıyorum

gözyaşımda yağmur damlacıkları gibi toprakla buluştu

entiralarla isyan ve mazimin seneryosunsa

rol oynayan toprakla bir olup sözülüyorum

toprak göğsündeki tohumlarıma

köllenip sızılıyorum esir oldduğum kedere.

DOYSUN SENİNLE GARİP

ERTUĞRUL AKBAL

Badirelerde garip, dostlar gelmez haneye

Gazel olmuş yüreği, harlar düşmüş bahçeye

Merhemler sürüversen, em olmuyor gövdeye

Çal dost kapısını da yalnız kalmasın garip

 

Gönlü hoş yürek sevgi, dolu kulu incitmez

Mala mülke sarılmaz, parayı pulu bilmez

Gülmek eğlenmek ister, nedense yüzü gülmez

Güldürelim biz onu, ağlamasın be garip

 

Sessiz sakin uysaldır, dert dökemez kimseye

Kendi yağıyla pişer, oturur bir köşeye

Minnet etmez çevreye, eyvallah der her şeye

Yalnız koyma koş ona, dostsuz kalmasın garip

 

Ahular yutar da bal eyler içten söylemez

Hastadır çeker de, halini arz edemez

Talihi bahtı kara, lakin kinde güdemez

Git onun ocağına, dost ışık görsün garip.

 

Zemheride üşür de yok ki ocak yakamaz

Perişan yoksuldur, halini anlatamaz

Kuru ekmeği katık, yapar susuz yutamaz

Tenceresine aş ol, doysun seninle garip.

 

                             

VAN GÖLÜ

ŞÜKRULLAH YAVUZER

Bir Van balığı, istikbali için

çırpınır durur Balıkbendi'nde

aklından geçirir onu bir martı

Şeytan Köprüsü’nde...

 

Mavi, açık mavi, buz mavisi

Yaşar Kemal’in kulaklarını

çınlatan mavi, Van Gölü mavisi

buna gökyüzü bile şaşırmış

nerden bulmuş bu kadar maviyi

kim bilir hangi çingene kızın

elbisesinden çalmış...

 

Van Gölü’nde nazlı süzülüyor

bir yelkenli göz kırpıyor ona

Edremitli deniz feneri

tutkunlukları hallerinden belli....

 

Van Gölü Tamara'nın gözyaşıdır

o yüzden tuzludur tadı

bağrında Gevaşlı çobanın

muradı saklı...

 

Van Gölü’nün aşkı suyu gibidir

içtikçe susatan Hecı ve Siyabend’i

anlatır durur gözü yaşlı Süphan...

kuşatmış Van Gölü’nü

Artos, Erek, Nemrut Dağı

Van Gölü bağrına basmış Akdamar’ı

yabana atmamak gerek

Çarpanak ve Adır'ı...

 

Demir alır iskeleden beş vapuru

Van'dan Tatvan’a doğru

fısıldadı kulağıma bir deniz kabuğu

Van’dan tüm dünyaya

kardeşlik, selam ve dostluğu...

HANGİ

SIDDIK TOKAR

Zamansız bir hülyanın çarmıha gerdiği kurbandır ruhum

kalbim, İbrahimî bir adanmışlığın tutuşturduğu ateş

hangi çağı sana feda edeyim, bilmiyorum

sen zamanı kesafetten sonsuzluk kılan bir nefessin

hangi ölümlü senin gölgende yürüyebilir

atlas ipekten bir gömlek giyerim şanlı tahtında

 

Sen çağlar boyu süren bir rüyasın kısacık,

billur bir kaseden yudumlarım sonsuzluk usaresini

hangi kainatı küçük yıldıza tutsak ettin

 

Maveradan öte bir ses gelir

ve ölüm şakaklarımdan vurur beni,

kızıl bir bulut kaplar yeryüzünü,

çığlıklar gelir doğudan ve batıdan,

bir annenin kalbi bebeğinin gözlerinde kaybolur

 

Hangi 'lisân-ı hafî' ile sesleneyim sana,

çölün hangi serinliğinde gölgene sığınayım

kuyudan hangi ihanete meydan okuyayım

kimi Yusuf'a kardeş kılayım zindanda

hangi rüya taşır bizi sonsuzluk yurduna

Yakup'un hüznüne hangi gözleri feda edeyim

Züleyha'nın hangi  düşlerinde yaşayayım

hangi…

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Eslem
(07.05.2022 14:25 - #72901)
Muhteşem bir şiir , derinliği ve sadeliği iç içe ...."Hangi" cümle ile ifade edilir ki ...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.