Haber Girişi: 25.09.2021 - 11:47, Güncelleme: 25.09.2021 - 11:47

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
YARALI MEVSİM MUSTAFA IŞIK Çöl yağmurlarını içtim feryadım bundandır. Sonbahar güneşi bir görünüp bir kayboladursun sensiz boyun böken şehrin göğünde, selam dururum uzunca şarkılara eşlik eden yola revan gökte turna sürüsüne. Düşlerime atılan düğümü yutmaya çiğnedikçe senin uzaktan şems u kamer bir çift bakışın sevincimi harlar. Söyle, gözlerimizdeki ışıltıyı avuçlama uğruna gecenin sükûtu gündüzün elemini saklamaya yetecek midir? Karanlığın kıymetini bilmeli beniâdem. Yoksa nasıl çözebilir aydınlığın gizemini. Şuan bana üflenen cüret hiç kimsede olmasa gerek, zamanı sarılı ip yumağı gibi koynumda taşıdığımı izaha kelimeler yettirecek miyim?  Masal ülkesi, uyku ülkesi, ölüler ülkesi… ey! Kalkın, dinleyin beni; geri geldim. Sesinize katın sudan çığlığımı. Sol omzumdan aşağı batan Ay'ın solgunlaşan ışığı altında gökyüzüne ulaşmaya çalışan mucize gibi ağaçların dalında sararıp düşmeye hazırlanan yapraklar arasında ince ses kaldı sesin. Sözlerin tarihi ve tuhaf işlemeye yazılıdır senin. Ellerim terlesin, soluğum sırasını bozan asker gibi huzursuzlaşsın ne çıkar, yüreğime sarıyorum anın güzelliğini. Ilık nefesini içime çekiyorum yel esenliğinin. Dudaklarını dudaklarıma ceylan sürüsü gibi sal, sevgili.  Şayet kanatlarım olmuş olsaydı bu gece ay şavkına kanatlanırdım kelebeklerle. Huzur içindeki Dünya'nın bütün dağları ve vadilerini aşardım. Aşkla akan ruhumun sonsuzluk nehre aktığına şahit olacaktım. İşte o zaman ne kadar engin dağ olmuş olsa da ağyarın sedası, badısaba nefesin hepsini aşmaya beni uzağa taşıyabilecekti. Uçsuz bucaksız, yıldızlı gökyüzü şahidim olsun ki Hayâm’ın çift sözünde onca yıl sukuta sığmayı kabullenen gizemle dolanacak dudak arayıp durdum sen için. Hayatı şeritlere bölmenin, duvardan duvara germenin anlamını kim izah edebilir şimdi? Gülüşünü arıyorum senin; anılarımda, acılarımda, huzurumda. Ve hiç kimse senli olan anlarıma rüyadır, düştür, diyemez. Sönen her mumun boşluğu öpen heyulası bize ömür bahşetsin sevgili, şans getirsin yedi dağın ardında kilitli yedi kapılı, yedi kilitli yedi ormanın ağacından yapılı yedi sandıktan. Yaşamdan af dilercesine anılarımın mahcup yüzünü güldür, ne olur. Sevdamın göğündeki yıldız sürüsü şahlansın, revan olsun sinendeki vadilere. Birlikte alkış yüklensin yüreklerimiz.  Bilesin; sarhoşluğum, kendimden geçmişliğim, avucumun ayasında, kalbimin feryadında bana gelecek vaat eden anne sesi kadar huzur doludur. Acılarımı gözyaşlarım kadar iyi tanırım. Takvimlerin sayamadığım onca yaprağında yazılı olanlar ömrümün en güzel vakitlerini kendisiyle uçurup götürür. İşlenmiş topraklar üzerinde buğday başaklarının sakin rüzgârlarda sallandığı gibi salınıp durmak hayatın hengâmesinde, paslı tren raylarında geçen yorgun yolculuktaki ömrün en güzel durağında çiselenmiş bahar sevincinde yeşeren gül gibi açmaya çalışmak ve dört elle sarılabilmek rüzgâr yeleli doru tayların dizginine. Zaten her insan ölümü hak edecek yaşta değil midir?  Gel de doludizgin geçelim karanlık vadiyi senle. Bunca yıllık yaşantısını türkü yalnızlığında geçiren Butimar’ım, içmekle bitiremezsin denizi! Şimdi göçe havalanır üveyiklerin kanadına takat olacak gülüşün.  Mevsimler gibi yürekler de yaralı şehirde. Dostlular sahte, menfaatler halay başı. Buğu buğu tadı yok köşe başlarının, yürekler merhametle bilenmiyor. O kadar garip hikâyeleri vardı ki bakışlarına mülteci onca müdavimin. Ne de olsa hepsi de cennet düşme beni âdem. Hepsi de gurbeti gözlerinde büyütmüşler, sürgünlüğü hamail diye boyunlarına asmışlar. Baksana, hereksin yüzünden düşen bozuk paranın binde bir hissesi. Elemlerine kaldırım taşları ağlar. Paralanır insanın vicdanı, dinlemeye takat getiremez anlatılanı. Yarı izbe liman gibi bakarken yüzümüze gün batımı ufuklar, sevdaya dair her şeyin üstüne de eylem yapsınlar diye yedi kıtadaki tüm kuşları gökyüzüne kanat çırpmaya davet edeceğim. Ey sevgili! Hiç konuşulmamış sözcüklerle eşlik et kalbimin sükût halin.   GİTMELİYİZ AYŞE KARADUMAN Anılar, toparlanın gidiyoruz başka bir kente sıkışıverin şöyle bavulların içine haydi, albümlerim sandığım sepetim kitaplarım defterlerim şiirlerimi aklayan silgim kara kalemim gitmeliyiz işte… sazım, nazlanma durma gönülsüz artık gitmeliyiz ırak bir ile sensiz sıla kahrı çekilmez hiç değilse tellerinle şenlenir başım kalsın duvarlara sinen ağıtlarımız coşkulu türküler yollarız oralardan evlere yakışırdı kara yazgılı güzel İzmir’e   Kabım kacağım... toplanın gidiyoruz nasıl bırakırım sizi ben kiminizin adı hülya kiminizin ayten ev görümünde gelen armağansınız bırakamam arkamda siz hâlâ bana ışıltıyla gülerken   Ya şu tablodaki su taşıyan kız tesellim olurdu kentin suyu kesikken üzerinde takılı kalmış sevdiğimin gözleri silinmemiştir izleri belki de çerçeveden girin şu sandığa hadi acıları yüreğimde depreştirmeden.   Zordur yılların yuvasından uçup gitmek bilirim bu kaçıncı gidiş ege tuz basıyor şimdi yaraların üstüne hadi anılar toparlanın gidelim yeni bir kent yeni bir savaş         güzel günlerimiz olacak belki kocaman ilde tuzsuz denizi varmış güzel insanı dillerde.   Darılmayın tek siz değilsiniz kopamadığım İzmir ya küserse bana olmazsa o da tasını tarağını toplasın lokması kumrusu gevreğini de atalım çantaya. dostlarımda kalacak aklım bu kez en iyisi kendini dağıtmış bu koca kenti toparlayıp sırtımıza vuralım.   GÖNÜL YORGUN ZAHİDE KAYA Hâlâ mı burkulur kalbin hâlâ mı yaşlanır gözün küllenmiş kalp kırıklıkların hâlâ mı batar ruhuna   O zaman var mı oluyormuş ask? hem de en acısıyla unuttum alıştım bununla yaşamaya diyerek ne çok yanılmışsın   Hep bir sevgi arayışının peşinde koşuşunu anladın mı şimdi? anladın mı neden başka kimseyi sevemeyişini.   YÜREĞİMİN GÜLLERİ ZELAL KIRAN çiçeğe yönelen arı gibi yüreğime de kon, ne olur   selâm vermek için uğra gönül bahçeme bir bahçıvan gibi sabırla büyüt o gülleri   renklerini al da giy üstüne yüreğimdeki güllerin eksilt acıyı gönlümde   ah, bir bilsen özlemin sonsuz tarifsizliğidir gönül deryası içimde   şairin istanbul’u gibisin anlatamıyorum seni işte senin gözlerinin ışığı kaç güneşe bedeldir haydi, söyle   dolaştım çarşı, pazarı bulamadım bir benzerini yüreğimin güllerine   ey şiirimin yasak mısraları her dudağa yakıştırma adını adın ne çok yakışır dilime   bilesin ki ey yüreğimin gülleri seni yakıştırıyorum sadece zelal’in zülüflerine.   AH DİLRUBA ŞEVKET SULHAN Ah Dilruba gönlümü saran sevdam Kim bilir kaç leyli oldum sende Kaç karanlık ısırdı bensiz seni Neden yok ettin yarınlarda hayallerimi   Bazen bir düş düşer ıssızlığıma Yeşerir güzellikler yarınları olmayan ülkeme Uzanır ellerim tutarım tutuşturur bedenimi Ne hikmettir tekrarlanır umursamaz tavırların   Bir var olurum gamzende mutlu mesut Hayali uzun olur durağında nefeslerim Acıların sevince dönüşür üşüyen gönlüme Ve ülkemin tahtından indirmeye kıyamam seni   Gecenin perdesini çekerken günışığı Canavar kesilir dikenli yollarında ezilen Sıraya dizilir tüm öfkem celladıma Çürütür acımasızca letafetini zindanlarım.   Dizaynı hep aynı gönlümü saran sevdam Ayazım yaza gündüzüm leyline Leylin pençeler atıyor umutlarıma Fermanı yazılmış çoktan alınyazıma   YAŞARKEN MERVE OFLAS Yaşarken sana onu hatırlatan her şey yüreğini yakar. Bazen duyduğun bir şarkının sözlerinde ondan bir parça bulursun. Bazen dinlediğin bir şarkıda, sesinin kulaklarını doldurmasını istersin. Bazen gördüğün bir yüzde; onun gözlerini, bakışlarını, gülüşünü araman belki özlemden belki de çaresizlikten olur. En çok yüreğini yakan da senin onu sevip delirircesine her şeyini özlerken onun bunlardan bir haber olması... Özlüyorum onu. Arıyorum… Dinlediğim şarkının nakaratında, baktığım her köşe başında,  gördüğüm her yüzde... Yürek bu, sevdi mi acıdan ölse dahi vazgeçemiyor. Bazen unuttum dediğin anda duyduğun bir şarkının nakaratında aklına düşüyor. Bazen başka birinin gülümsemesinde onun gülüşünü bulursun Nefes almadığını alamıyorsun, aldığın her nefes sızım sızım yüreğini yakıyor. Bedenin yaşarken ruhun acı çeke çeke bir ölü gibi yaşamaya çalışıyor... Oysa bana o kadar güzel gülüyordu ki gözlerin de âşık bir adam gördüğümü sanıyordum. Öyle bir gülüş bahşediyordu ki bana sadece bana özel sanıyordum. Bir şarkı söylemesi vardı ki bakışlarıyla, sözleriyle "Haykırıyorum, sesimi duy!" der gibiydi... Sonra o rüyada kâbusa döndürdü. Giderken katılım olan adam geride yüreği kanlar içinde kalan bir ben bıraktı. Gecenin karanlığında gecenin bir vakti kalemine sarılan bir âşık yüreğinin üzerindeki ağırlığı aldığı nefeslerin tek tek düğüm olan boğazından bedenine batmasıyla elindeki fotoğrafa özlemlere bakarken gözlerinden bir bir fotoğrafa damlayan yaşları durduramıyordu. Çok özlemişti yüreğinin, yapamıyordu onsuz ama yaşamaya çalışıyordu çaresizce. Sarılıyordu kâğıt kaleme, bir çare olmuş bedeniyle döküyordu içindeki yangını. Sayfalarına geçmesini bekliyordu geçmeyeceğini bile bile...
Van Gölü İncileri

YARALI MEVSİM

MUSTAFA IŞIK

Çöl yağmurlarını içtim feryadım bundandır.

Sonbahar güneşi bir görünüp bir kayboladursun sensiz boyun böken şehrin göğünde, selam dururum uzunca şarkılara eşlik eden yola revan gökte turna sürüsüne. Düşlerime atılan düğümü yutmaya çiğnedikçe senin uzaktan şems u kamer bir çift bakışın sevincimi harlar. Söyle, gözlerimizdeki ışıltıyı avuçlama uğruna gecenin sükûtu gündüzün elemini saklamaya yetecek midir?

Karanlığın kıymetini bilmeli beniâdem. Yoksa nasıl çözebilir aydınlığın gizemini. Şuan bana üflenen cüret hiç kimsede olmasa gerek, zamanı sarılı ip yumağı gibi koynumda taşıdığımı izaha kelimeler yettirecek miyim?  Masal ülkesi, uyku ülkesi, ölüler ülkesi… ey! Kalkın, dinleyin beni; geri geldim. Sesinize katın sudan çığlığımı. Sol omzumdan aşağı batan Ay'ın solgunlaşan ışığı altında gökyüzüne ulaşmaya çalışan mucize gibi ağaçların dalında sararıp düşmeye hazırlanan yapraklar arasında ince ses kaldı sesin. Sözlerin tarihi ve tuhaf işlemeye yazılıdır senin.

Ellerim terlesin, soluğum sırasını bozan asker gibi huzursuzlaşsın ne çıkar, yüreğime sarıyorum anın güzelliğini. Ilık nefesini içime çekiyorum yel esenliğinin. Dudaklarını dudaklarıma ceylan sürüsü gibi sal, sevgili.  Şayet kanatlarım olmuş olsaydı bu gece ay şavkına kanatlanırdım kelebeklerle. Huzur içindeki Dünya'nın bütün dağları ve vadilerini aşardım. Aşkla akan ruhumun sonsuzluk nehre aktığına şahit olacaktım. İşte o zaman ne kadar engin dağ olmuş olsa da ağyarın sedası, badısaba nefesin hepsini aşmaya beni uzağa taşıyabilecekti.

Uçsuz bucaksız, yıldızlı gökyüzü şahidim olsun ki Hayâm’ın çift sözünde onca yıl sukuta sığmayı kabullenen gizemle dolanacak dudak arayıp durdum sen için. Hayatı şeritlere bölmenin, duvardan duvara germenin anlamını kim izah edebilir şimdi? Gülüşünü arıyorum senin; anılarımda, acılarımda, huzurumda. Ve hiç kimse senli olan anlarıma rüyadır, düştür, diyemez. Sönen her mumun boşluğu öpen heyulası bize ömür bahşetsin sevgili, şans getirsin yedi dağın ardında kilitli yedi kapılı, yedi kilitli yedi ormanın ağacından yapılı yedi sandıktan. Yaşamdan af dilercesine anılarımın mahcup yüzünü güldür, ne olur. Sevdamın göğündeki yıldız sürüsü şahlansın, revan olsun sinendeki vadilere. Birlikte alkış yüklensin yüreklerimiz.

 Bilesin; sarhoşluğum, kendimden geçmişliğim, avucumun ayasında, kalbimin feryadında bana gelecek vaat eden anne sesi kadar huzur doludur. Acılarımı gözyaşlarım kadar iyi tanırım. Takvimlerin sayamadığım onca yaprağında yazılı olanlar ömrümün en güzel vakitlerini kendisiyle uçurup götürür. İşlenmiş topraklar üzerinde buğday başaklarının sakin rüzgârlarda sallandığı gibi salınıp durmak hayatın hengâmesinde, paslı tren raylarında geçen yorgun yolculuktaki ömrün en güzel durağında çiselenmiş bahar sevincinde yeşeren gül gibi açmaya çalışmak ve dört elle sarılabilmek rüzgâr yeleli doru tayların dizginine.

Zaten her insan ölümü hak edecek yaşta değil midir? 

Gel de doludizgin geçelim karanlık vadiyi senle. Bunca yıllık yaşantısını türkü yalnızlığında geçiren Butimar’ım, içmekle bitiremezsin denizi! Şimdi göçe havalanır üveyiklerin kanadına takat olacak gülüşün.  Mevsimler gibi yürekler de yaralı şehirde. Dostlular sahte, menfaatler halay başı. Buğu buğu tadı yok köşe başlarının, yürekler merhametle bilenmiyor. O kadar garip hikâyeleri vardı ki bakışlarına mülteci onca müdavimin. Ne de olsa hepsi de cennet düşme beni âdem. Hepsi de gurbeti gözlerinde büyütmüşler, sürgünlüğü hamail diye boyunlarına asmışlar. Baksana, hereksin yüzünden düşen bozuk paranın binde bir hissesi. Elemlerine kaldırım taşları ağlar. Paralanır insanın vicdanı, dinlemeye takat getiremez anlatılanı.

Yarı izbe liman gibi bakarken yüzümüze gün batımı ufuklar, sevdaya dair her şeyin üstüne de eylem yapsınlar diye yedi kıtadaki tüm kuşları gökyüzüne kanat çırpmaya davet edeceğim.

Ey sevgili! Hiç konuşulmamış sözcüklerle eşlik et kalbimin sükût halin.

 

GİTMELİYİZ

AYŞE KARADUMAN

Anılar, toparlanın gidiyoruz başka bir kente

sıkışıverin şöyle bavulların içine

haydi, albümlerim sandığım sepetim

kitaplarım defterlerim

şiirlerimi aklayan silgim kara kalemim

gitmeliyiz işte…

sazım, nazlanma durma gönülsüz

artık gitmeliyiz ırak bir ile

sensiz sıla kahrı çekilmez

hiç değilse tellerinle şenlenir başım

kalsın duvarlara sinen ağıtlarımız

coşkulu türküler yollarız oralardan evlere

yakışırdı kara yazgılı güzel İzmir’e

 

Kabım kacağım... toplanın gidiyoruz

nasıl bırakırım sizi ben

kiminizin adı hülya kiminizin ayten

ev görümünde gelen armağansınız

bırakamam arkamda

siz hâlâ bana ışıltıyla gülerken

 

Ya şu tablodaki su taşıyan kız

tesellim olurdu kentin suyu kesikken

üzerinde takılı kalmış sevdiğimin gözleri

silinmemiştir izleri belki de çerçeveden

girin şu sandığa hadi

acıları yüreğimde depreştirmeden.

 

Zordur yılların yuvasından uçup gitmek

bilirim bu kaçıncı gidiş

ege tuz basıyor şimdi yaraların üstüne

hadi anılar toparlanın gidelim

yeni bir kent yeni bir savaş        

güzel günlerimiz olacak belki kocaman ilde

tuzsuz denizi varmış güzel insanı dillerde.

 

Darılmayın tek siz değilsiniz kopamadığım

İzmir ya küserse bana

olmazsa o da tasını tarağını toplasın

lokması kumrusu gevreğini de atalım çantaya.

dostlarımda kalacak aklım bu kez

en iyisi kendini dağıtmış bu koca kenti

toparlayıp sırtımıza vuralım.

 

GÖNÜL YORGUN

ZAHİDE KAYA

Hâlâ mı burkulur kalbin

hâlâ mı yaşlanır gözün

küllenmiş kalp kırıklıkların

hâlâ mı batar ruhuna

 

O zaman

var mı oluyormuş ask?

hem de en acısıyla

unuttum alıştım

bununla yaşamaya diyerek

ne çok yanılmışsın

 

Hep bir sevgi arayışının

peşinde koşuşunu

anladın mı şimdi?

anladın mı neden

başka kimseyi

sevemeyişini.

 

YÜREĞİMİN GÜLLERİ

ZELAL KIRAN

çiçeğe yönelen arı gibi

yüreğime de kon, ne olur

 

selâm vermek için

uğra gönül bahçeme

bir bahçıvan gibi sabırla

büyüt o gülleri

 

renklerini al da giy üstüne

yüreğimdeki güllerin

eksilt acıyı gönlümde

 

ah, bir bilsen özlemin

sonsuz tarifsizliğidir

gönül deryası içimde

 

şairin istanbul’u gibisin

anlatamıyorum seni işte

senin gözlerinin ışığı

kaç güneşe bedeldir

haydi, söyle

 

dolaştım çarşı, pazarı

bulamadım bir benzerini

yüreğimin güllerine

 

ey şiirimin yasak mısraları

her dudağa yakıştırma adını

adın ne çok yakışır dilime

 

bilesin ki ey yüreğimin gülleri

seni yakıştırıyorum sadece

zelal’in zülüflerine.

 

AH DİLRUBA

ŞEVKET SULHAN

Ah Dilruba gönlümü saran sevdam

Kim bilir kaç leyli oldum sende

Kaç karanlık ısırdı bensiz seni

Neden yok ettin yarınlarda hayallerimi

 

Bazen bir düş düşer ıssızlığıma

Yeşerir güzellikler yarınları olmayan ülkeme

Uzanır ellerim tutarım tutuşturur bedenimi

Ne hikmettir tekrarlanır umursamaz tavırların

 

Bir var olurum gamzende mutlu mesut

Hayali uzun olur durağında nefeslerim

Acıların sevince dönüşür üşüyen gönlüme

Ve ülkemin tahtından indirmeye kıyamam seni

 

Gecenin perdesini çekerken günışığı

Canavar kesilir dikenli yollarında ezilen

Sıraya dizilir tüm öfkem celladıma

Çürütür acımasızca letafetini zindanlarım.

 

Dizaynı hep aynı gönlümü saran sevdam

Ayazım yaza gündüzüm leyline

Leylin pençeler atıyor umutlarıma

Fermanı yazılmış çoktan alınyazıma

 

YAŞARKEN

MERVE OFLAS

Yaşarken sana onu hatırlatan her şey yüreğini yakar. Bazen duyduğun bir şarkının sözlerinde ondan bir parça bulursun. Bazen dinlediğin bir şarkıda, sesinin kulaklarını doldurmasını istersin. Bazen gördüğün bir yüzde; onun gözlerini, bakışlarını, gülüşünü araman belki özlemden belki de çaresizlikten olur. En çok yüreğini yakan da senin onu sevip delirircesine her şeyini özlerken onun bunlardan bir haber olması...

Özlüyorum onu. Arıyorum… Dinlediğim şarkının nakaratında, baktığım her köşe başında,  gördüğüm her yüzde... Yürek bu, sevdi mi acıdan ölse dahi vazgeçemiyor. Bazen unuttum dediğin anda duyduğun bir şarkının nakaratında aklına düşüyor. Bazen başka birinin gülümsemesinde onun gülüşünü bulursun Nefes almadığını alamıyorsun, aldığın her nefes sızım sızım yüreğini yakıyor. Bedenin yaşarken ruhun acı çeke çeke bir ölü gibi yaşamaya çalışıyor...

Oysa bana o kadar güzel gülüyordu ki gözlerin de âşık bir adam gördüğümü sanıyordum. Öyle bir gülüş bahşediyordu ki bana sadece bana özel sanıyordum. Bir şarkı söylemesi vardı ki bakışlarıyla, sözleriyle "Haykırıyorum, sesimi duy!" der gibiydi... Sonra o rüyada kâbusa döndürdü. Giderken katılım olan adam geride yüreği kanlar içinde kalan bir ben bıraktı.

Gecenin karanlığında gecenin bir vakti kalemine sarılan bir âşık yüreğinin üzerindeki ağırlığı aldığı nefeslerin tek tek düğüm olan boğazından bedenine batmasıyla elindeki fotoğrafa özlemlere bakarken gözlerinden bir bir fotoğrafa damlayan yaşları durduramıyordu. Çok özlemişti yüreğinin, yapamıyordu onsuz ama yaşamaya çalışıyordu çaresizce. Sarılıyordu kâğıt kaleme, bir çare olmuş bedeniyle döküyordu içindeki yangını. Sayfalarına geçmesini bekliyordu geçmeyeceğini bile bile...

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.