Kültür Haber Girişi: 03.07.2021 - 09:29, Güncelleme: 03.07.2021 - 09:33

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
BEN SIDDIK TOKAR Ben, Âdem’in pişmanlığında tövbe Nuh'un tufanında katreyim, Hud duasında damla yağmur Salih'in kalbinde merhametim   Ben, İbrahim’in ateşinde su Lut'un evindeki misafirim, İsmail adanmışlığında kurban Yakub'un hüznünde Yusuf'um   Ben, Yusuf'un iffetinde hüsün Eyyub'un sabrında şifayım, Şuayb'ın yolculuğunda yalnızlık Musa'nın asasında mucizeyim          Ben, Harun'un belagatinde kelam Davud'un kılıcında cesaretim, Süleyman tahtında Belkıs Yunus'un gemisinde gamım   Ben, Zekeriya'nın duasında Yahya Yahya'nın şehadetinde hayatım, İsa'nın masumiyetinde Meryem Muhammed'in ahlakında ahsenim.   MEMLEKETTEN UŞKUN GELDİ OZAN ALPER ALPEREN Soyup yemeğe kıyamam Memleketten ışkın geldi Bir ton yesem de doyamam Memleketten uşkun geldi Işkın deyip de geçmeyin Bulabilirseniz yiyin İster tartın, ister sayın Memleketten uşkun geldi Sanki sudur, havadır o Her bir derde devadır o Sanmayın bedavadır o Memleketten uşkun geldi Kardeşim gelip getirmiş Yarısını yolda yitirmiş Kalanı yiyip bitirmiş Memleketten uşkun geldi Kervan bana şaşkın geldi Heybeleri şişkin geldi Karasevdam, aşkım geldi Memleketten uşkun geldi Gören geldi, duyan geldi Kimi atlı, yayan geldi Feryadıma uyan geldi Memleketten uşkun geldi Ali geldi, Veli geldi Köylü ve şehirli geldi Köyden insan seli geldi Memleketten uşkun geldi Dayım geldi, halam geldi Beşikteki balam geldi Eşten, dosttan selam geldi Memleketten uşkun geldi Karşı köyden imam geldi Bütün köy tastamam geldi Alperen’e ilham geldi Memleketten uşkun geldi   AŞK SEYFETTİN AVCİ Aşk... kelimelerle bile tarif edilemeyen tek arayış her insana göre değişik değişik olan bekleyiş bebeklikte annenin o sımsıcak kucağı gençlikte iliklerine kadar titrettiren o ilk bakış, ve o ilk dokunuştur aşk   Aşk...   Aşk... İbrahim'in atıldığı kor olan ateş Yusuf'un kör kuyulardaki ettiği o sessiz yakarış Yunusların "ver isteyene isteğini bana seni gerek seni" deyişi Yakup'a göre ciğerparesinin kokusunu getiren rüzgârdır aşk   Aşk... heyecandan lal olan dil kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı hece sevgilinin hasretinden uyulmayan gece her gün alınların koyulduğu o secde miraçta yükselip, ümmetim diye iki büklüm olan  Peygamberdir aşk. BİR ŞAİRİN RUHU        GAZEL YİĞİT Yüreğinde şiir besleyen biri kaç asır sonra özgürlüğe kavuşur. Hüzün başucuna oturduğu halde nasıl kurtulur o İbrahim’i ateşten. Zamanın bir köşesine bağdaş kurup oturmuş bunca kelime varken, nasıl duymazdan gelir yardım çığlıklarına karışmış o derin iniltileri.        Zor aslında yazmak. Yazmaya başladığı vakit kapısını tırmalayan o birikmiş duyguları hizaya getirmeye çalışmak. Güven ve gerçeği birbirine harman edip üstüne hüzün ve samimiyet serpiştirirken, dayanmak lazım gelir parmaklarından akan o turuncu acıya. Dayanmak lazım her biri bir yerden saldıran fesat duyguları bertaraf edip aşktan çember kurmaya.        Gücümüz yetmezken bile biz olmaya. Ruhumuzun bulandığı bunca başka ruhun içinden kendimize yer ararken bedenimizde, sırtımızdan akan elemli yükü taşmak nasılda kolay gibi geliyor başkalarına. Biz hüzün hamallarıyız aslında. Çuvallarımız acıyla dolu. Ayaklarımız yara bere içinde. Anlımızda birikmiş tuzlu şiirlerin teri iz yapmış. Avuçlarımızda kor. Hayallerimiz günün son ışıkları gibi kızıl ve gri. Dizlerimiz nasırlı. Ruhumuzdaki fırtınalardan kalan bütün tozlar kirpiğimizin ucuna takılmış. Biz kaleme sarılırız yalnızlığımızda. Bir kaç kelime yazıp kendi içimize akarız sigara dumanını çeker gibi. Ruhumuz kalabalıktır aslında ama ruhumuzda bile bir köşede kıvrılıp otururuz soğuk bir taşa. Yüreğimiz ummana benzer, dibinde biriktirdiği onca yosuna rağmen masmavi görünür sularımız. Ve taştan değil şiirlerdendir bizim surlarımız.   İLLA SEN DAVUT MORTAŞ Kenan elinde Yakup gömlek bekler hasretlik Yusuf’u mecnun eder aşkı, Züleyha’yı deli eder vuslata hangi mesafe engel?   Sütunsuz dünya döner boşa bulutlar şahittir gözümdeki yaşa aşkı anlatırım dağa, taşa kavuşmaya hangi günah engel?   Belimde tövbe dolu bir çuval Dünya’ya olmuşum lâl melal nasır tuttu elim ayağım varmama hangi iblis engel?   Huda’nın vuslatı göğsümde dolup taşar nefsim bağrıma taş basar imtihanın zora giriyor, aklım şaşar aşka varmama hangi dünya engel?   Vuslata aşık, mahcup, bir beden. vuslat uğruna, feda olsun bu can, bu ten bedenimi saran bir kefen sana varmadan sırattan geçmem... İlla sen illa sen !   BİZE AİT GÜZELLİKLER DİLAN AKSAÇ Gönlümüzün güzelliği sevgi ise, aklımızın güzelliği de düşünebilme yeteneğimizdir. O yeteneği her an, her dakika kullanan kişi hayatından zevk alır. İşlerini zamanında ve doğru bir şekilde yapar. Güzel bakar ve güzel görür. Düşünen insan özgür insandır. Kişi düşünebiliyorsa pek çok sorunu pratik şekilde çözme yeteneğine de sahip olur. Bilgili insan güçlü insandır çünkü. İnsanoğlu bilmediğinin düşmanıdır. Bundandır aklı ve gönlü bir olanın bakış açısı da zengin olur. Bunun için günlük hayatın yoğunluğu içinde olsak da herkesi dinlemeliyiz. Annemiz, babamızı, arkadaşımızı dinlemeliyiz. Onların tecrübeleri ve destekleriyle mevcut sorunları daha kolay çözeriz. Sorunlarla karşılaştığımızda hep kendimize ‘’Neden? Nasıl? Nerede?..’’ gibi sorular sormalıyız ki her zaman fikir dünyamızda akıl ve gönül beraberliğini sağlamış olalım. Böyle yaptığımız zaman kendi kendimize doğru karar alabiliriz. Kararlarımızı bir başına aldığımız sonuçlarına da razı olmuş oluruz. Çünkü olumlu ve olumsuz haline rağmen o bizim tercihimizdir, bize ait olandır. Karar alırken sorumluluk almayı da bilmeliyiz. İşte bu, büyümek ve olgunlaşmaktır; özgür insan olma yolunda atılan ilk adımımızdır. Şu konu zaman bizim için önemini yitirmesin: büyüklerimizle, yaşıtlarımızla kendimizden küçüklerle konuşup tartışalım.  Konuşarak pek çok şey öğrenildiği gibi pek çok sorun da çözülebilir. Toplumumuzda bu tür yaklaşım şekli pek yaygın değil ne yaz ki! Ya susuyor ya da bağırıyoruz, konuşmayı çok da beceremiyoruz. Ama bunu değiştirebiliriz. Gölümüzdeki ve aklımızdaki güzellikleri birleştirip hayata daha güzel bir bakış açısıyla bakabiliriz ve güzel işler yapabiliriz.   YARIM KALMIŞ HİKÂYE RABİA KARARLI Tamamlanmamıştı adına yazdığım şiir tek kişilik bir hikaye, bilmediğim bir lisan ve sonu hazin bir ölüm   Seni anlatan şarkılar var dillerde kaleme dökülen şiirler var adına ki bunlar yazılan güzel nağmelerdi cam buğusunda çizdiğim bakışların bir de kendi içime yazdıklarım vardı henüz kağıda nakşedemediğim   Çektiğin acıya göre değişir gözyaşların ılıksa acıların, gözyaşların da ılıktır yakıyordu toprağı yere düşen gözyaşım   Kitapları çürüten o koyu kahverengi raflardan bahset mesela, nedir bu susmaların, sen konuş ki, ben tamamlanayım tamamlanmayı bekleyen onlarca şiir var içimde onları dilsiz ve kimliksiz bırakmam...   SON GÖZYAŞIM HAYRÜNNİSA KUŞMAN Çöl, göremediği yağmurun hasretini çekiyor şimdilerde yıldız kinini kusuyor Ay’a, ışığını söndürüyor diye gökkuşağı renkleriyle siyaha bürünmek istiyor enginlerde son gözyaşımı döküyorum, özgürlüğünü yitirmiş meleğe   Ağaç dallarına takılmak yakışmıyor uçurtmaya hak etmiyor güvercin kanadının kırılmasını buruk gülümseme yerini yadırgıyor çocuğun yüzünde son gözyaşımı döküyorum, ıslanan kağıttan gemilere   Bu gece ıssız sokakta bir kadının ağlayışı duyuluyor ona küçük adımlarla ürkek bir çocuk eşlik ediyor çocuk sevgi görmeyi bekleyen ruhuna rağmen şiddet görmüş bedeniyle kadının peşi sıra ilerliyor son gözyaşımı döküyorum, eşitliğini bozmuş insanlığa   Tanıdıklar yabancılaşıyor, bakışlar uzaklaşıyor o anda kalabalıklaşırken yalnız bırakıyorlar bizi özgür kalacakken mahkum ediyorlar bizi son gözyaşımı döküyorum, hâlâ hür kalabilenlere   Çıldırıyor, sanki dünya, çıldırıyor, yırtınıyor bir yandan tükenirken bir yandan direniyor galaksisini kaybetmişçesine dönüyor/ ve ben dökecek gözyaşı bulamıyorum bu dünyaya.   UMUT YOLCUSU ESMA ARSLAN Renk cümbüşü çiçek kokularından doldurdum avucuma, sürdüm yüreğimin kanayan yaralarına hayal kırıklıklarımın kalbime batan her kancasını acısına aldırmadan söküp attım zifiri karanlıklara sığınmak vazgeçtim artık merdiven dayadım gökyüzüne ha değdi ha değecek elim pamuk şekeri bulutlara   Göğü siyaha boyamış insanlara inat gökkuşağı açtıracağım biriktirdiğim gülüşlerime güneşi ortak edeceğim sımsıcak doğacağım karanlıklara   Kırlangıçlara eşlik edip kanatlarından özgürlük serpeceğim minik kalplere mavinin derinliklerinde bir dünya kuracağım sonsuzluk adına   Geceyi kaplayan yıldızlardan dilek olup kayacağım papatya açtıran umutlarımı soldurmayacağım artık çorak toprakların yağmuru olacağım, çiçeğe büründüreceğim bekleyen tomurcuklarımı   Kimisi mutluluk kimisi özgürlük kimisi huzur diyecek adıma...ama ben en çok umut olacağım hayata.
Van Gölü İncileri

BEN

SIDDIK TOKAR

Ben, Âdem’in pişmanlığında tövbe

Nuh'un tufanında katreyim,

Hud duasında damla yağmur

Salih'in kalbinde merhametim

 

Ben, İbrahim’in ateşinde su

Lut'un evindeki misafirim,

İsmail adanmışlığında kurban

Yakub'un hüznünde Yusuf'um

 

Ben, Yusuf'un iffetinde hüsün

Eyyub'un sabrında şifayım,

Şuayb'ın yolculuğunda yalnızlık

Musa'nın asasında mucizeyim

        

Ben, Harun'un belagatinde kelam

Davud'un kılıcında cesaretim,

Süleyman tahtında Belkıs

Yunus'un gemisinde gamım

 

Ben, Zekeriya'nın duasında Yahya

Yahya'nın şehadetinde hayatım,

İsa'nın masumiyetinde Meryem

Muhammed'in ahlakında ahsenim.

 

MEMLEKETTEN UŞKUN GELDİ

OZAN ALPER ALPEREN

Soyup yemeğe kıyamam

Memleketten ışkın geldi

Bir ton yesem de doyamam

Memleketten uşkun geldi

Işkın deyip de geçmeyin

Bulabilirseniz yiyin

İster tartın, ister sayın

Memleketten uşkun geldi

Sanki sudur, havadır o

Her bir derde devadır o

Sanmayın bedavadır o

Memleketten uşkun geldi

Kardeşim gelip getirmiş

Yarısını yolda yitirmiş

Kalanı yiyip bitirmiş

Memleketten uşkun geldi

Kervan bana şaşkın geldi

Heybeleri şişkin geldi

Karasevdam, aşkım geldi

Memleketten uşkun geldi

Gören geldi, duyan geldi

Kimi atlı, yayan geldi

Feryadıma uyan geldi

Memleketten uşkun geldi

Ali geldi, Veli geldi

Köylü ve şehirli geldi

Köyden insan seli geldi

Memleketten uşkun geldi

Dayım geldi, halam geldi

Beşikteki balam geldi

Eşten, dosttan selam geldi

Memleketten uşkun geldi

Karşı köyden imam geldi

Bütün köy tastamam geldi

Alperen’e ilham geldi

Memleketten uşkun geldi

 

AŞK

SEYFETTİN AVCİ

Aşk...

kelimelerle bile tarif edilemeyen tek arayış

her insana göre değişik değişik olan bekleyiş

bebeklikte annenin o sımsıcak kucağı

gençlikte iliklerine kadar titrettiren o ilk bakış,

ve o ilk dokunuştur aşk

 

Aşk...

 

Aşk...

İbrahim'in atıldığı kor olan ateş

Yusuf'un kör kuyulardaki ettiği o sessiz yakarış

Yunusların "ver isteyene isteğini bana seni gerek seni" deyişi

Yakup'a göre ciğerparesinin kokusunu getiren rüzgârdır aşk

 

Aşk...

heyecandan lal olan dil

kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı hece

sevgilinin hasretinden uyulmayan gece

her gün alınların koyulduğu o secde

miraçta yükselip,

ümmetim diye iki büklüm olan

 Peygamberdir aşk.

BİR ŞAİRİN RUHU       

GAZEL YİĞİT

Yüreğinde şiir besleyen biri kaç asır sonra özgürlüğe kavuşur. Hüzün başucuna oturduğu halde nasıl kurtulur o İbrahim’i ateşten. Zamanın bir köşesine bağdaş kurup oturmuş bunca kelime varken, nasıl duymazdan gelir yardım çığlıklarına karışmış o derin iniltileri.       

Zor aslında yazmak. Yazmaya başladığı vakit kapısını tırmalayan o birikmiş duyguları hizaya getirmeye çalışmak. Güven ve gerçeği birbirine harman edip üstüne hüzün ve samimiyet serpiştirirken, dayanmak lazım gelir parmaklarından akan o turuncu acıya. Dayanmak lazım her biri bir yerden saldıran fesat duyguları bertaraf edip aşktan çember kurmaya.       

Gücümüz yetmezken bile biz olmaya. Ruhumuzun bulandığı bunca başka ruhun içinden kendimize yer ararken bedenimizde, sırtımızdan akan elemli yükü taşmak nasılda kolay gibi geliyor başkalarına.

Biz hüzün hamallarıyız aslında. Çuvallarımız acıyla dolu. Ayaklarımız yara bere içinde. Anlımızda birikmiş tuzlu şiirlerin teri iz yapmış. Avuçlarımızda kor. Hayallerimiz günün son ışıkları gibi kızıl ve gri. Dizlerimiz nasırlı. Ruhumuzdaki fırtınalardan kalan bütün tozlar kirpiğimizin ucuna takılmış. Biz kaleme sarılırız yalnızlığımızda. Bir kaç kelime yazıp kendi içimize akarız sigara dumanını çeker gibi. Ruhumuz kalabalıktır aslında ama ruhumuzda bile bir köşede kıvrılıp otururuz soğuk bir taşa. Yüreğimiz ummana benzer, dibinde biriktirdiği onca yosuna rağmen masmavi görünür sularımız. Ve taştan değil şiirlerdendir bizim surlarımız.

 

İLLA SEN

DAVUT MORTAŞ

Kenan elinde Yakup gömlek bekler

hasretlik Yusuf’u mecnun eder

aşkı, Züleyha’yı deli eder

vuslata hangi mesafe engel?

 

Sütunsuz dünya döner boşa

bulutlar şahittir gözümdeki yaşa

aşkı anlatırım dağa, taşa

kavuşmaya hangi günah engel?

 

Belimde tövbe dolu bir çuval

Dünya’ya olmuşum lâl melal

nasır tuttu elim ayağım

varmama hangi iblis engel?

 

Huda’nın vuslatı göğsümde dolup taşar

nefsim bağrıma taş basar

imtihanın zora giriyor, aklım şaşar

aşka varmama hangi dünya engel?

 

Vuslata aşık, mahcup, bir beden.

vuslat uğruna, feda olsun bu can, bu ten

bedenimi saran bir kefen

sana varmadan sırattan geçmem...

İlla sen illa sen !

 

BİZE AİT GÜZELLİKLER

DİLAN AKSAÇ

Gönlümüzün güzelliği sevgi ise, aklımızın güzelliği de düşünebilme yeteneğimizdir. O yeteneği her an, her dakika kullanan kişi hayatından zevk alır. İşlerini zamanında ve doğru bir şekilde yapar. Güzel bakar ve güzel görür.

Düşünen insan özgür insandır. Kişi düşünebiliyorsa pek çok sorunu pratik şekilde çözme yeteneğine de sahip olur. Bilgili insan güçlü insandır çünkü. İnsanoğlu bilmediğinin düşmanıdır. Bundandır aklı ve gönlü bir olanın bakış açısı da zengin olur.

Bunun için günlük hayatın yoğunluğu içinde olsak da herkesi dinlemeliyiz. Annemiz, babamızı, arkadaşımızı dinlemeliyiz. Onların tecrübeleri ve destekleriyle mevcut sorunları daha kolay çözeriz. Sorunlarla karşılaştığımızda hep kendimize ‘’Neden? Nasıl? Nerede?..’’ gibi sorular sormalıyız ki her zaman fikir dünyamızda akıl ve gönül beraberliğini sağlamış olalım.

Böyle yaptığımız zaman kendi kendimize doğru karar alabiliriz. Kararlarımızı bir başına aldığımız sonuçlarına da razı olmuş oluruz. Çünkü olumlu ve olumsuz haline rağmen o bizim tercihimizdir, bize ait olandır. Karar alırken sorumluluk almayı da bilmeliyiz. İşte bu, büyümek ve olgunlaşmaktır; özgür insan olma yolunda atılan ilk adımımızdır.

Şu konu zaman bizim için önemini yitirmesin: büyüklerimizle, yaşıtlarımızla kendimizden küçüklerle konuşup tartışalım.  Konuşarak pek çok şey öğrenildiği gibi pek çok sorun da çözülebilir. Toplumumuzda bu tür yaklaşım şekli pek yaygın değil ne yaz ki! Ya susuyor ya da bağırıyoruz, konuşmayı çok da beceremiyoruz.

Ama bunu değiştirebiliriz. Gölümüzdeki ve aklımızdaki güzellikleri birleştirip hayata daha güzel bir bakış açısıyla bakabiliriz ve güzel işler yapabiliriz.

 

YARIM KALMIŞ HİKÂYE

RABİA KARARLI

Tamamlanmamıştı adına yazdığım şiir

tek kişilik bir hikaye, bilmediğim bir lisan

ve sonu hazin bir ölüm

 

Seni anlatan şarkılar var dillerde

kaleme dökülen şiirler var adına

ki bunlar yazılan güzel nağmelerdi

cam buğusunda çizdiğim bakışların

bir de kendi içime yazdıklarım vardı

henüz kağıda nakşedemediğim

 

Çektiğin acıya göre değişir gözyaşların

ılıksa acıların, gözyaşların da ılıktır

yakıyordu toprağı yere düşen gözyaşım

 

Kitapları çürüten o koyu kahverengi

raflardan bahset mesela, nedir bu susmaların,

sen konuş ki, ben tamamlanayım

tamamlanmayı bekleyen onlarca şiir var içimde

onları dilsiz ve kimliksiz bırakmam...

 

SON GÖZYAŞIM

HAYRÜNNİSA KUŞMAN

Çöl, göremediği yağmurun hasretini çekiyor şimdilerde

yıldız kinini kusuyor Ay’a, ışığını söndürüyor diye

gökkuşağı renkleriyle siyaha bürünmek istiyor enginlerde

son gözyaşımı döküyorum, özgürlüğünü yitirmiş meleğe

 

Ağaç dallarına takılmak yakışmıyor uçurtmaya

hak etmiyor güvercin kanadının kırılmasını

buruk gülümseme yerini yadırgıyor çocuğun yüzünde

son gözyaşımı döküyorum, ıslanan kağıttan gemilere

 

Bu gece ıssız sokakta bir kadının ağlayışı duyuluyor

ona küçük adımlarla ürkek bir çocuk eşlik ediyor

çocuk sevgi görmeyi bekleyen ruhuna rağmen

şiddet görmüş bedeniyle kadının peşi sıra ilerliyor

son gözyaşımı döküyorum, eşitliğini bozmuş insanlığa

 

Tanıdıklar yabancılaşıyor, bakışlar uzaklaşıyor o anda

kalabalıklaşırken yalnız bırakıyorlar bizi

özgür kalacakken mahkum ediyorlar bizi

son gözyaşımı döküyorum, hâlâ hür kalabilenlere

 

Çıldırıyor, sanki dünya, çıldırıyor, yırtınıyor

bir yandan tükenirken bir yandan direniyor

galaksisini kaybetmişçesine dönüyor/ ve ben

dökecek gözyaşı bulamıyorum bu dünyaya.

 

UMUT YOLCUSU

ESMA ARSLAN

Renk cümbüşü çiçek kokularından

doldurdum avucuma,

sürdüm yüreğimin kanayan yaralarına

hayal kırıklıklarımın kalbime batan

her kancasını acısına aldırmadan söküp attım

zifiri karanlıklara sığınmak vazgeçtim artık

merdiven dayadım gökyüzüne

ha değdi ha değecek

elim pamuk şekeri bulutlara

 

Göğü siyaha boyamış insanlara inat

gökkuşağı açtıracağım

biriktirdiğim gülüşlerime

güneşi ortak edeceğim

sımsıcak doğacağım karanlıklara

 

Kırlangıçlara eşlik edip kanatlarından

özgürlük serpeceğim minik kalplere

mavinin derinliklerinde

bir dünya kuracağım sonsuzluk adına

 

Geceyi kaplayan yıldızlardan dilek olup kayacağım

papatya açtıran umutlarımı soldurmayacağım artık

çorak toprakların yağmuru olacağım,

çiçeğe büründüreceğim bekleyen tomurcuklarımı

 

Kimisi mutluluk kimisi özgürlük kimisi huzur

diyecek adıma...ama ben

en çok umut olacağım hayata.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.