Kültür Haber Girişi: 29.05.2021 - 10:16, Güncelleme: 29.05.2021 - 10:16

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
KADİM ŞEHİR ŞÜKRULLAH YAVUZER Ah bu şehir bu kadim şehir, güneşin başkenti şehir. Bu şehrin sevgisi bambaşka, aşkı depreşir durur damarlarda. Tarihin nabzı atar taşında, toprağında. Muhteşem kalesi yükselir masmavi gölünün kıyısında. Zamanın ayak izleri var surunda, burcunda. Tat var, bereket var suyunda, toprağında. Toprakkale’den bir güvercin havalanırdı kadim şehrin üstüne, kanatlarında beyaz bir mutluluk. Süzülürdü nazlı nazlı Kayaçelebi camisine doğru. Hüsrevpaşa’dan yükselen ezan sesi hor hor bulağında yankılanır dururdu. Eski şehir mezarlığında bir dağ başı tenhalığı, sinek uçsa duyulurdu. Yüreklere ferahlık verirdi Abdurrahman Gaziye okunan bir Fatiha. Kelebeklerin sessizliğindeydi Selçuklu Mezarlığı, Halime Hatun mahzun mahzun bakardı mezar taşlarına.  Zeve yangın yeriydi hala küllenmemişti şehrin yanan yüreği. Hüzün veriyordu şehitlikte dalından düşen gül yaprağı. Sabahın erken saatlerinde yağmur yağmış hissi verirdi çimenlerdeki kırağı. İspiriz ’den kekik kokusu eserdi ılgıt ılgıt. Güzeldere’de kıvrım kıvrımdı yollar. Virajın biri bitmeden öteki başlardı. Yere inmiş bulut yığınıydı Başkale’de travertenler. Bir kuşun kanadındaki renkler gibiydi Gevaş’ta, ağlayan gelinler. TRT Van Radyosunda söylenirdi akşamüzeri türküler, huzur içindeydi şehir. Muradiye Şelalesinde intihar ederdi Bendimahi’nin deli suları.  Bir yaşam mücadelesi verirdi azgın sularda balıklar. Çığlık çığlığaydı martılar. Bir dalıp bir çıkarlardı sulara karabataklar….Kanissipi’nin kanı kaynardı Mayıs’ta kabına sığmaz coşardı. Güzel zamanları olurdu kadim şehrin. Temmuzun sıcak akşamlarında zincirin ucuna bağlı maşrapa ilekehriz suyu içilirdi, kevser suyu niyetine. Kaynayan semaver çayında zernebat suyunun kehrizden aşağı kalır tarafı yoktu. O da zemzemle yarışır dururdu.  Bakraçlarla taze süt, yoğurt taşınırdı sütçülere sabahın erken saatlerinde. Öğleye doğru lavaş ekmeği ile yenilen melemene doyum olmazdı. Ağzının tadını bilenler Şeref Şahin’de fırın ağzı yerdi. Şehir parkında oturur oturmaz önüne konulurdu, kaymaklı çay. Parası da peşin alınırdı ha. Sonra Müslüm Gürses’ten bir şarkı yükselirdi en damarından.“İsyan eden şu kalbimi biraz olsun duy yeter…” Efkârlanırdı yüreği kıpır kıpır gençler. Oturdukları masaya bir kalp çizerlerdi ellerindeki çakıyla. Yaralı yüreklerini temsilen okunu da ihmal etmezlerdi. Sonra da iki ismin baş harflerini…  Acıklı bir film gelirdi emek sinemasına, şehir sinemasına, tıklım tıklım dolardı sinema salonları. Filmde her kes kendisini izlerdi, efkârlıefkârlı içilirdi gazozlar…  Şekerci Şükrü’ de tatlanırdı ağızlar. Birkoç’ta yenilirdi kavurmalar. Akköprü deresinde kapışırdı kabadayılar. Kabadayılığın da bir raconu vardı ha. Bisikletçi Hocadan kiralanırdı bisikletler.İki direk arası bir lira. Gün Erek’ten yükselirdi kadim şehrin üstüne. Güneşin şehri olurdu Van. Bir keklik su içerdi Keşiş gölünde. Norduz’da kaval çalardı dertli bir çoban. Kaval inler, kuzular melerdi. Kınalı parmaklarıyla kilim dokurdu tezgâhlarda gelinler. Akdamar’da çiçek açardı bademler. İzzettin şir camisinde içli içli okunurdu Kur’an. Her gördüğüne Öğütler verirdi,HerkülMustafa isimli bir pehlivan. Şamran altında süslenirdi bağ bahçe bostan.Çocuklar oyuna dalardı Bahçıvan Mahallesinde. Çelik çomak oynanırdı, kör ebe oynanırdı, en sevilen oyundu melikan. Çocukların ellerinde ekmek arası domates ile soğan. Bilinmezdi ki nasıl akıp gidiyordu zaman. Çatakta balların şahını verirdi, çamurla sıvanmış kara kovan. Serinletirdi Rençberlerin içini tırpan sonrası içilen soğuk bir ayran. Artos’a sevdalıydı Vestan.  Edremit güllük gülistan.Van gölüne bakar dururdu, sis bulutu içindeki Süphan. Meydan muharebelerine şahitlik etmişti çaldıran. Yürekler bir olurdu, yüzler gülerdi, binbir çeşit kahvaltı sofralarında. Dertler kederler uçar giderdi semaverin tüten dumanında. Bereket vardı, lezzet vardı tandırdan çıkan sıcak ekmeğin buğusunda. Muhabbet içilirdi, semaverde demlenen kaçak çayın her yudumunda. Bir ikindi vakti davet edilirdi çaya konu komşu, kırılırdı beli iki çift lafın. Mayıs’ta inerdi tezgâhlara damakların tadı uşkun.Sıhke’de yoldan geçenlere kekik uzatırdı çocuklar, utangaç, suskun. Suvaroğlu’nda bir Vanevi direniyordu apartmanlara mahzun, yorgun. Hıdırellez’de dilekler dilenirdi en samimi, en içten.  Perşembe günleri şenlenirdi AbdurrahmanGazi türbesi. Bir bir kabul olurdu genç kızların duası. Kara kobralara tezahürattan kısılırdıgençlerin sesi.Peynirciler çarşısından yükselirdi otlu peynirin kokusu. Foto stilde verilirdi pozların en kralı. Hafta sonu ailelersahile koşardı kaptığı gibi semaveri, mangalı. Olmazsa olmazdı gece yarısıHacı babanınnefis paçası.  Erciş’ten manda yoğurdu gelirdi,Başet’ten çiriş.  Besmele ileyditezgâhlara her giriş. Tarih kokardı kadim şehir. Sardur’un, Semiramis’in silueti görünürdüŞamran’da.  Menua, Rusa,Kakuli,Arimena ve Argişti’nin hatıraları duruyor hala, kalenin soğuk duvarlarında. Ah bu şehir bu kadim şehir, yüzü esmer yüreği güneş çocukların şehri Zemheride üşüyordu yüz yirmi kahraman çocuk. Dağların karlı yollarında annelerin yüreği üşüyordu.  Mevsim ayırt etmeksizin Van üşüyordu. Koca bir şehir üşüyordu. Unutulmamıştıyüz yirmi kahraman kınalı kuzucuk…   Analar kuzuları sordu  Cevap veremedi konu komşu, Diyemediler çocuklar soğuktan dondu Havarhavar oy havar   Bir ağıt söylenir şimdi Van’da, Kalmadı gücüm, kuvvetim, düşüyorum Tut ellerimden tut anne Tutmuyor artık elim, ayağım, üşüyorum Ört üstümü ört anne Aşığım memleketime deli divane…   Sonra bir haber gelir kadim Van’a Ali Paşa Vurulmuş diye:   Üç atım var biri binek Arkadaşlar kalkın gidek Ali paşayı vurdular Yavrusuna haber edek Paşa giyer iki kürkü Biri sansar biri tilki Ali paşayı vurdular Yıkılsın Van’ın mülkü. Birinci dünya savaşında cepheye mühimmat taşıyan 14-17 yaşlarındaki yüz yirmi kahraman çocuğu, Ermeniler tarafından şehit edilen Vali Ali Paşa’yı ve Zeve’de hunharca katledilen iki bin beş yüz masum Vanlıyı rahmet ve minnetle yâd ediyorum…   BİRİNCİ DÜNYA SAVASI SÜRECİ VE VAN’IN İŞGALİ MUSTAFA IŞIK 20 Mayıs 2021. Van'ın 1915'te Rus orduları ve Ermeni gönüllü birlikleri tarafından işgal edilişinin 106. yıl dönümüdür. 1. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti onlarca cephede savaşmaktaydı. Birden çok cephede onlarca devletle savaş Osmanlı’yı güçten düşürmüştü. 18 Mart 1915'te başlayan Çanakkale Savaşı sırasında Çanakkale'de vatan müdafaası yapılırken aslında Osmanlı vatandaşı Ermeniler Van, Bitlis ve Çatak'ta isyan halindeydiler. Orduların cephe gerisine müdahale imanlarının kısıtlılığı ve Rus desteği isyancıların elini güçlendirmişti. Birinci Dünya Savaşı ve devamında tarihinin en büyük acılarını yaşamış kentlerin başında Van gelir. Vanlılar kadar tarihte büyük acı yaşamış, çile çekmiş başka bir şehir ahalisi yoktur, denilse abartılmamış olur. Birinci Dünya Savaşı'nda Rus saldırıları devam ederken Ruslarla işbirliği içinde ki Ermeni komiteciler, eylemlerle Türk köylerine baskınlar düzenleyerek halka büyük zarar verdiler. Kadın, çocuk ve yaşlısı dâhil Zeve köyüne sığınan 7 köy ahalisinden 2 bin 500 masum sivilin tümü Ermeni çeteleri tarafından öldürüldü. Bugün Van Kalesi  güneyinde  bulunan eski Van şehri yakılıp yıkıldı. Hayatta kalan Vanlılar ise  canlarını kurtarabilmek için topraklarını terk etmek zorunda kalıp canlarını kurtarma pahasına yollara düştüler, muhacir oldular. İşgal sonrası Ermeni çeteciler 3 yıl boyunca Van’ın idaresini ellerinde bulundurdular ve atadıkları yöneticilerle Van’ı yönetirler.  Üç yıllık işgal neticesinde şehir, 2 Nisan 1918 tarihinde kurtarılmıştır. Ermeniler, Osmanlı himayesindeki süreçte ‘’Millet-i Sadıka’’ olarak bilinmişlerdir. Osmanlı’nın sosyal, siyasi ve iktisadi yönetiminde önemli görevlerde bulunmuşlardır. Ama Balkan Savaşları ve akabinde 1. Dünya Savaş’ından sonra Ermeniler; Osmanlı’nın güç kaybı neticesi idari ve askeri yetkinliğinin azalması ve Rusların tahrikleri sonucu isyan edip yıllarca beraber yaşadıkları Müslüman Türkleri çoluk, çocuk, yaşlı, kadın demeden ve hiç acımadan katletmişlerdir. Bu yıkım sırasında özellikle dinî mekânların, ibadethanelerin, Müslüman mezarlıkların vb. hedef alınması, buraların talan edilmesi-yakılıp yıkılması; isyanın Ermenilerin devlet kurma amaçlarının yanı sıra İslami değerlere karşı da beslenen kin ve nefretin bir göstergesidir. İşgal altındaki bu üç yıllık süreçte Ermenilerin, şehri harap etmelerinin ve insanları öldürmelerinin yanı sıra ekin ekilmesine engel olmaları Van’da yaşayan Ermeniler için de açlığın doğmasına ve sefalete ayrı bir sebebiyet vermiştir.  Van'da gerçekleştirilen katliamlara Ermenilerle birlikte Ruslar da karışmışlardır. Van'a bağlı Zeve, Mollakâsım, Ayanıs vb. birçok köyün Müslüman ahalisi göç edemediklerinden hiçbir fert sağ bırakılmaksızın Ermeniler ve Ruslar tarafından katledilmişlerdir.  Teslim olmak isteyen ahali dahi gerek Ermeniler gerekse Ruslar tarafından katledilmişlerdir. 1915'te Ermenilerin Van'da işlediği katliamlar Erivan müzesi internet sitesinde ve çeşitli Ermeni kaynaklarda açık bir şekilde itiraf edilmektedir. Bu gerçeğin bütün dünya tarafından da görülüp kabul edileceğine inanıyoruz.   30 bin Müslüman'ın hayatını kaybettiği Van'ın işgali ve yakılıp yıkılması sırasında şehit olan, hayatını kaybeden bütün Vanlıları 106.  yılda saygıyla, rahmetle anıyoruz. Van'ın işgali yakılıp yıkılmasını, yaşanan derin acıları unutmuyoruz. Yüce Allah, Van'a bir daha işgal ve acı dolu günler yaşatmasın...   20 MAYIS 1915 NAZMİ SARAÇOĞLU Dostun tabağından yemekler yiyip Tabağa pisleyen yine sizdiniz Yıllardır komşuyuz, kardeşiz deyip Taşnak kıyafeti giyen sizdiniz   1915 Mayıs 20 si İsyanı başlattı Van Ermeni’si Moskofu Rus’u oldu hamisi Van’daki tuğyan yine sizdiniz   Rusları çağırıp zalim oldunuz Vanlıya işkence zulüm oldunuz Yaşlıya bebeğe ölüm oldunuz Bunca cana kıyan yine sizdiniz   Evleri yakıp harap ettiniz Şehr-i Vanı yıkıp turab ettiniz Müslüman kanını şarab ettiniz Ağzı kan damlayan yine sizdiniz   Şehitleri tek tek yerlere serip Arsızca önünde bir de poz verip Fotoğraf çekerken göğsünü gerip Bunla gurur duyan yine sizdiniz   Manukyan papazla ininden kalkan Boynuna istavroz haçını takan Camiyi kuranı ateşte yakan Bunu cennet sayan yine sizdiniz    Misyonerden onca silahı alan Rus’un desteğiyle çeteler kuran Aram Manukyan’dan talimat alan Senaryoya uyan yine sizdiniz   Zaten aç ve sefil kalmışken Vanlı Erini cepheye salmışken Vanlı Zeve’den bir çıkış ararken Vanlı Onca cana kıyan yine sizdiniz   Kaçarken Vanlıyı tekneden atıp Müslüman kızını adaya katıp İffet namusuna elin uzatıp Kirletip zevk duyan yine sizdiniz.   Sizler var ya sizler, ne arsızsınız Hem utanmaz hem ar damarsızsınız Bilmeyen sanır ki zararsızsınız Ümmetin gözünü oyan sizdiniz Yüreklere ateş koyan sizdiniz.     ŞEHİTVAN ABDULKADİR ERDEM Bir başkentin yaşam öyküsü anlatı Viane Tuşpa asaletle yükselip Sadurla oldu efsane Surların önünde taş bloktan kitabelerle Urartu’yu anlattı yorgun argın kelimelerle   Van ağıları dostu düşmanı candan gülüşlerle Bir dönem sahiplendiler çocuksu hevesleriyle Tarihe geçtiler buz rengi üşüyen nefesleriyle İsimleri kaldı isimlerin isimleşen sesleriyle   Başkent değer buldu dört kıtanın hükümdarıyla Liva oldu göz kamaştırdı on iki sancağıyla Gıpta ile katı dünya Ermeni Müslüman dostluğuna Kâbus gibi çöktüler pembe düşlerin uykusuna   Bir çırpıda bozuldu kardeşlik tütsülü büyü Araya girdi menfaat yüklü misyoner sözü İsyanla ermeni öyküsüyle direndi Van’ın özü Başladı zulüm Ararat’la davet buldu ecelsiz ölüm   Kovuldu ev sahibi sığında ana değildi Zeve kucağına Zeve ana gibi sımsıkı sarıldı mahzun yavrusuna O an düştü iki bin beş yüz gül Zeve’nin cennet toprağına Tarih fısıldadı usulca Şehitvan’ın kulağına   Bu kadar yorgun şehir var mı şehirler içinde Bu kadar harap olmuş mabet var mı mabetler içinde Bu kadar cefa çeken var mı analar içinde Direniyor gülüşleri kader denilen dram içinde   Kimse duymadı fısıltılar çekildi Van gölü mavisine O günlerin ıstırabı çöker günbatımında Van kalesine Ve tomurcuklar olur açar hazan ertesi bahar bahçesinde Ölüm hazırdı elinde kan kızılı gelincik çiçeğiyle   Ey yorgun şehir kıyametler beklemek yala Zarardır bir arpa boyu yol alan Sessizce kopuyorsun hayattan an ve an Ağlamak sana değil bize düşer Şehitvan     ŞEHİTLERDEN SOR VAN’I BURHAN ŞAHİNER Uzaklardan sakın etme suizan, Gezip, gören şahitlerden sor Van’ı Yüreğinde biriktir hep hüsnü zan Tükenmeyen ümitlerden sor Van’ı   Nice yıkım görmüş, nice afetler Gelip, geçmiş onca medeniyetler Urartular, Hurriler, Persler, Medler Tarih kokan lahitlerden sor Van’ı   Ay-Yıldızlı Bayrağıma kan veren Ülkesine şeref veren, şan veren Vatan için, namus için can veren O kefensiz meyyitlerden sor Van’ı   Vay Vay Tarlası’nın dinmez gözyaşı Katletti zalimler bacı, gardaşı Eğilmedi, eğilmez Türkün başı Zulüm eden o itlerden sor Van’ı   Kan kırmızı gelincik çiçekleri Toprağa gömüldüler diri diri İnşallah Cennettir hepsinin yeri Zeve’deki şehitlerden sor Van’ı   Ömür verdi gül yüzlü cananına Bin bir zeval geldi garip canına Ercişli Emrah’ın Selvihan’ına Yazdığı o beyitlerden sor Van’ı   Nice ilçesi var, nice bucağı Hepsinde salınır İslam Sancağı Her köşesi ilim, irfan ocağı Velilerden, Seyitlerden sor Van’ı   Hiç gitmesin kimselerin zoruna, Baş koymuşuz bu vatanın yoluna, Gerekirse Şanlı Bayrak uğruna, Serden geçen yiğitlerden sor Van’ı O mübarek şehitlerden sor Van’ı.   VAN BAĞLARI - ŞEHR-Î DİLÂRA BÜLENT BAYSAL Gönül mabedimin rûh-î mücerret incisi birşehr-î dilâranın zümrüt bahçelerine düşerse yolunuz, biliniz ki burası Van’dır çağlar boyu medeniyetler beşiği asil ruhlar şehri, işte bu diyardır!   Erek Dağı’nın sol omuzundan, daha doğmadan güneş beyaz badana boyalı, kerpiç duvarlı evlerinde hayat başlamış, canlar uyanmış kapı önleri sulanmış, süpürülmüştür çoktan bahçedeki yaşlı eriklerin altına serilmiştir kilimler sırtınımöhre duvarlara dayamış yaşlı iğde ağaçlarının rayihası semaver kokusuyla hemhal olmuştur   Yeşilin tonlarıdır elma, armut, ayva, kiraz yaprağı yine de o bağların mücevheridir erikler... yapraklar arasından süzülürken güneş huzmesi gök kuşağı raksında dilşad olurdu gönüller billur kadehten ab-u hayat sunan misk ilahi ve sonsuz bir senfonisiydi kuşlar   Söğüt dallarında sığırcık, serçe muhabbetleri su şırıltılarla akarken arklardan az mı dinlemiştik, dallara astığımız radyodan yurttan sesler korosu az mı inmişti '' bir seher vakti bizim bağlara'' az mı sarmıştı ''Erzurum dağlarını kar ile boran'' karpuz çatlatan edasıyla az mı içilmişti toprak testilerden Zernabat Suları burada yağan her yağmur tuanaydı yağmur sonrası, toprağın cennet kokusu hep ondan...   Süphan'ın sol omuzunda batarken güneş hanımeli, menekşe neşe kokan akşamlar inerdi kapı önleri saksı saksı güllerle bezeli o evlerden kavrulmuşçedene, kavurga kokardı oyunlar oynanır, hikayeler anlatılır, masallar dinlenirdi buramburam sessizlik hışırdayan kavakların yapraklarında şarkılar vardı... ...... Ulu gölgelerinde dem çeken bülbüller gördüm beyaz atlarına binip de nice gidenler gördüm nev-î baharından dide-î giryan güller gördüm görmez olaydım ah! şu viranelikte ben neler gördüm...   Zaman yitmiş gitmiş, şehr-î dilâranın tozu kalmış çalınmış ruhu özden, elde bir tek hazı kalmış viran olmuş bağlarda, koca bir mazi kalmış dem çekmiş gönül, arşede gam izi kalmış   BİR KARIŞ BİLE METİN ÖZDOĞAN Rus geldi Rusya’dan Van’a Van’ı sizden alacağız diye Bir karış torağını vermedi ona gömdü Rus’u kara toprağa   Vermeyiz dedik Van’ımızı dökeriz dedik kanımızı böldürmeyiz biz vatanımızı indiremezsiniz bayrağımızı   Yaşlı çoluk çocuk kadın bir olduk Rusları Van’ımızdan kovduk Size bir karış toprak bile yok dedik ardına bakmadan kaçtıklarını gördük   20 Mayısta 1915 te kovdu tüfekle süngüsüyle Vanlının dağ gibi yüreğiyle verip tüm Vanlı el ele, zafere   20 Mayıs 1915’te özgürlüğüne al bayrağımızı düşürmedik yere bir olduk, diri olduk ve hep birlikte gönderdik Rus’u memleketine.   GÜL EVİN SERTKAL Sen gülünce dört bir yandan çiçekler açıyor umut doğuyor mahkûma parmaklıklar arasında   Uçuyor memleketine kanadı kırık kuşlar sabah umut oluyor evsize bir âşık bir kez daha aşık oluyor tarifsiz gülüşüne   Sessiz, sarhoş, yorgun sokaklar ayık oluyor gelip geçeceğine, coğrafyam kaderimdi, deyip beyaza bürünen kız renkli tokalar takıyor örgülerine   Acı dolu dağlarda yeşeriyor dört yapraklı şans yoncam, bağrışmıyor artık devrimciler herkes suspus sevgili…   Bir sabah sen gülünce memleketim ayaklanıyor onlar da şahit gülüşlerine kavga da güneş hiç doğmak istemiyor düzeni bozuk coğrafyama   Sen bir kez gülsene sevgili belki yağmurlar hatırına yağar çiçekler bağışlar bizi sen hep gül sevgili.   SEVGİ ALEYNA AYAZ Sevgidir hayatın süsü sevgidir duygunun hası sevgidir masal elması huzurun başı sevgidir   Sevgi fedakârlıktır sevene sevgi bağımlıktır bilene sevgi yakınlıktır gidene ışıktır sevgi, umuttur   Gönüllerin ilacıdır o sultanların ser tacıdır o Nur Nebi’ni miracıdır o Ekmeğe katılan katıktır   Sevgi yarayı sarar sevgi yitiği arar sevgidir beklenen yâr gözümün yaşı sevgidir.     NİMETSİN ANNEN LEYLA Y. KAYA Kıymetini çok geç Anne olunca anladım Nimetsin annem ölürüm sana   Onca gamı derdi yüreğine gömdün Bir gün yüzümüze kötü bakmadın Tüm cefaları sen çektin Babada oldun Avucunda yangın kalbinde yangın Buna rağmen bize Belli etmeyen Nimetsin annem geç anladım   Oğluma da annesin, anneannesin Sıcak yüreğinle şefkat verensin Bin günden hayırlı bu günde Cennetsin annem, ayağın altında   Onca kalp ağrısına yine de şükürdür Onca derde yine de güçlü duran Evlatlarına doğruyu helali öğreten Nimetsin anam.
Van Gölü İncileri

KADİM ŞEHİR

ŞÜKRULLAH YAVUZER

Ah bu şehir bu kadim şehir, güneşin başkenti şehir. Bu şehrin sevgisi bambaşka, aşkı depreşir durur damarlarda. Tarihin nabzı atar taşında, toprağında. Muhteşem kalesi yükselir masmavi gölünün kıyısında. Zamanın ayak izleri var surunda, burcunda. Tat var, bereket var suyunda, toprağında.

Toprakkale’den bir güvercin havalanırdı kadim şehrin üstüne, kanatlarında beyaz bir mutluluk. Süzülürdü nazlı nazlı Kayaçelebi camisine doğru. Hüsrevpaşa’dan yükselen ezan sesi hor hor bulağında yankılanır dururdu. Eski şehir mezarlığında bir dağ başı tenhalığı, sinek uçsa duyulurdu. Yüreklere ferahlık verirdi Abdurrahman Gaziye okunan bir Fatiha. Kelebeklerin sessizliğindeydi Selçuklu Mezarlığı, Halime Hatun mahzun mahzun bakardı mezar taşlarına.  Zeve yangın yeriydi hala küllenmemişti şehrin yanan yüreği. Hüzün veriyordu şehitlikte dalından düşen gül yaprağı. Sabahın erken saatlerinde yağmur yağmış hissi verirdi çimenlerdeki kırağı. İspiriz ’den kekik kokusu eserdi ılgıt ılgıt. Güzeldere’de kıvrım kıvrımdı yollar. Virajın biri bitmeden öteki başlardı. Yere inmiş bulut yığınıydı Başkale’de travertenler. Bir kuşun kanadındaki renkler gibiydi Gevaş’ta, ağlayan gelinler. TRT Van Radyosunda söylenirdi akşamüzeri türküler, huzur içindeydi şehir. Muradiye Şelalesinde intihar ederdi Bendimahi’nin deli suları.  Bir yaşam mücadelesi verirdi azgın sularda balıklar. Çığlık çığlığaydı martılar. Bir dalıp bir çıkarlardı sulara karabataklar….Kanissipi’nin kanı kaynardı Mayıs’ta kabına sığmaz coşardı.

Güzel zamanları olurdu kadim şehrin. Temmuzun sıcak akşamlarında zincirin ucuna bağlı maşrapa ilekehriz suyu içilirdi, kevser suyu niyetine. Kaynayan semaver çayında zernebat suyunun kehrizden aşağı kalır tarafı yoktu. O da zemzemle yarışır dururdu.  Bakraçlarla taze süt, yoğurt taşınırdı sütçülere sabahın erken saatlerinde. Öğleye doğru lavaş ekmeği ile yenilen melemene doyum olmazdı. Ağzının tadını bilenler Şeref Şahin’de fırın ağzı yerdi. Şehir parkında oturur oturmaz önüne konulurdu, kaymaklı çay. Parası da peşin alınırdı ha. Sonra Müslüm Gürses’ten bir şarkı yükselirdi en damarından.“İsyan eden şu kalbimi biraz olsun duy yeter…” Efkârlanırdı yüreği kıpır kıpır gençler. Oturdukları masaya bir kalp çizerlerdi ellerindeki çakıyla. Yaralı yüreklerini temsilen okunu da ihmal etmezlerdi. Sonra da iki ismin baş harflerini…  Acıklı bir film gelirdi emek sinemasına, şehir sinemasına, tıklım tıklım dolardı sinema salonları. Filmde her kes kendisini izlerdi, efkârlıefkârlı içilirdi gazozlar…  Şekerci Şükrü’ de tatlanırdı ağızlar. Birkoç’ta yenilirdi kavurmalar. Akköprü deresinde kapışırdı kabadayılar. Kabadayılığın da bir raconu vardı ha. Bisikletçi Hocadan kiralanırdı bisikletler.İki direk arası bir lira.

Gün Erek’ten yükselirdi kadim şehrin üstüne. Güneşin şehri olurdu Van. Bir keklik su içerdi Keşiş gölünde. Norduz’da kaval çalardı dertli bir çoban. Kaval inler, kuzular melerdi. Kınalı parmaklarıyla kilim dokurdu tezgâhlarda gelinler. Akdamar’da çiçek açardı bademler. İzzettin şir camisinde içli içli okunurdu Kur’an. Her gördüğüne Öğütler verirdi,HerkülMustafa isimli bir pehlivan. Şamran altında süslenirdi bağ bahçe bostan.Çocuklar oyuna dalardı Bahçıvan Mahallesinde. Çelik çomak oynanırdı, kör ebe oynanırdı, en sevilen oyundu melikan. Çocukların ellerinde ekmek arası domates ile soğan. Bilinmezdi ki nasıl akıp gidiyordu zaman. Çatakta balların şahını verirdi, çamurla sıvanmış kara kovan. Serinletirdi Rençberlerin içini tırpan sonrası içilen soğuk bir ayran. Artos’a sevdalıydı Vestan.  Edremit güllük gülistan.Van gölüne bakar dururdu, sis bulutu içindeki Süphan. Meydan muharebelerine şahitlik etmişti çaldıran.

Yürekler bir olurdu, yüzler gülerdi, binbir çeşit kahvaltı sofralarında. Dertler kederler uçar giderdi semaverin tüten dumanında. Bereket vardı, lezzet vardı tandırdan çıkan sıcak ekmeğin buğusunda. Muhabbet içilirdi, semaverde demlenen kaçak çayın her yudumunda. Bir ikindi vakti davet edilirdi çaya konu komşu, kırılırdı beli iki çift lafın. Mayıs’ta inerdi tezgâhlara damakların tadı uşkun.Sıhke’de yoldan geçenlere kekik uzatırdı çocuklar, utangaç, suskun. Suvaroğlu’nda bir Vanevi direniyordu apartmanlara mahzun, yorgun. Hıdırellez’de dilekler dilenirdi en samimi, en içten.  Perşembe günleri şenlenirdi AbdurrahmanGazi türbesi. Bir bir kabul olurdu genç kızların duası. Kara kobralara tezahürattan kısılırdıgençlerin sesi.Peynirciler çarşısından yükselirdi otlu peynirin kokusu. Foto stilde verilirdi pozların en kralı. Hafta sonu ailelersahile koşardı kaptığı gibi semaveri, mangalı. Olmazsa olmazdı gece yarısıHacı babanınnefis paçası.  Erciş’ten manda yoğurdu gelirdi,Başet’ten çiriş.  Besmele ileyditezgâhlara her giriş.

Tarih kokardı kadim şehir. Sardur’un, Semiramis’in silueti görünürdüŞamran’da.  Menua, Rusa,Kakuli,Arimena ve Argişti’nin hatıraları duruyor hala, kalenin soğuk duvarlarında. Ah bu şehir bu kadim şehir, yüzü esmer yüreği güneş çocukların şehri

Zemheride üşüyordu yüz yirmi kahraman çocuk. Dağların karlı yollarında annelerin yüreği üşüyordu.  Mevsim ayırt etmeksizin Van üşüyordu. Koca bir şehir üşüyordu. Unutulmamıştıyüz yirmi kahraman kınalı kuzucuk…

 

Analar kuzuları sordu

 Cevap veremedi konu komşu,

Diyemediler çocuklar soğuktan dondu

Havarhavar oy havar

 

Bir ağıt söylenir şimdi Van’da,

Kalmadı gücüm, kuvvetim, düşüyorum

Tut ellerimden tut anne

Tutmuyor artık elim, ayağım, üşüyorum

Ört üstümü ört anne

Aşığım memleketime deli divane…

 

Sonra bir haber gelir kadim Van’a Ali Paşa Vurulmuş diye:

 

Üç atım var biri binek

Arkadaşlar kalkın gidek

Ali paşayı vurdular

Yavrusuna haber edek

Paşa giyer iki kürkü

Biri sansar biri tilki

Ali paşayı vurdular

Yıkılsın Van’ın mülkü.

Birinci dünya savaşında cepheye mühimmat taşıyan 14-17 yaşlarındaki yüz yirmi kahraman çocuğu, Ermeniler tarafından şehit edilen Vali Ali Paşa’yı ve Zeve’de hunharca katledilen iki bin beş yüz masum Vanlıyı rahmet ve minnetle yâd ediyorum…

 

BİRİNCİ DÜNYA SAVASI SÜRECİ VE VAN’IN İŞGALİ

MUSTAFA IŞIK

20 Mayıs 2021. Van'ın 1915'te Rus orduları ve Ermeni gönüllü birlikleri tarafından işgal edilişinin 106. yıl dönümüdür. 1. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti onlarca cephede savaşmaktaydı. Birden çok cephede onlarca devletle savaş Osmanlı’yı güçten düşürmüştü. 18 Mart 1915'te başlayan Çanakkale Savaşı sırasında Çanakkale'de vatan müdafaası yapılırken aslında Osmanlı vatandaşı Ermeniler Van, Bitlis ve Çatak'ta isyan halindeydiler. Orduların cephe gerisine müdahale imanlarının kısıtlılığı ve Rus desteği isyancıların elini güçlendirmişti.

Birinci Dünya Savaşı ve devamında tarihinin en büyük acılarını yaşamış kentlerin başında Van gelir. Vanlılar kadar tarihte büyük acı yaşamış, çile çekmiş başka bir şehir ahalisi yoktur, denilse abartılmamış olur. Birinci Dünya Savaşı'nda Rus saldırıları devam ederken Ruslarla işbirliği içinde ki Ermeni komiteciler, eylemlerle Türk köylerine baskınlar düzenleyerek halka büyük zarar verdiler. Kadın, çocuk ve yaşlısı dâhil Zeve köyüne sığınan 7 köy ahalisinden 2 bin 500 masum sivilin tümü Ermeni çeteleri tarafından öldürüldü. Bugün Van Kalesi  güneyinde  bulunan eski Van şehri yakılıp yıkıldı. Hayatta kalan Vanlılar ise  canlarını kurtarabilmek için topraklarını terk etmek zorunda kalıp canlarını kurtarma pahasına yollara düştüler, muhacir oldular. İşgal sonrası Ermeni çeteciler 3 yıl boyunca Van’ın idaresini ellerinde bulundurdular ve atadıkları yöneticilerle Van’ı yönetirler.  Üç yıllık işgal neticesinde şehir, 2 Nisan 1918 tarihinde kurtarılmıştır.

Ermeniler, Osmanlı himayesindeki süreçte ‘’Millet-i Sadıka’’ olarak bilinmişlerdir. Osmanlı’nın sosyal, siyasi ve iktisadi yönetiminde önemli görevlerde bulunmuşlardır. Ama Balkan Savaşları ve akabinde 1. Dünya Savaş’ından sonra Ermeniler; Osmanlı’nın güç kaybı neticesi idari ve askeri yetkinliğinin azalması ve Rusların tahrikleri sonucu isyan edip yıllarca beraber yaşadıkları Müslüman Türkleri çoluk, çocuk, yaşlı, kadın demeden ve hiç acımadan katletmişlerdir. Bu yıkım sırasında özellikle dinî mekânların, ibadethanelerin, Müslüman mezarlıkların vb. hedef alınması, buraların talan edilmesi-yakılıp yıkılması; isyanın Ermenilerin devlet kurma amaçlarının yanı sıra İslami değerlere karşı da beslenen kin ve nefretin bir göstergesidir.

İşgal altındaki bu üç yıllık süreçte Ermenilerin, şehri harap etmelerinin ve insanları öldürmelerinin yanı sıra ekin ekilmesine engel olmaları Van’da yaşayan Ermeniler için de açlığın doğmasına ve sefalete ayrı bir sebebiyet vermiştir. 

Van'da gerçekleştirilen katliamlara Ermenilerle birlikte Ruslar da karışmışlardır. Van'a bağlı Zeve, Mollakâsım, Ayanıs vb. birçok köyün Müslüman ahalisi göç edemediklerinden hiçbir fert sağ bırakılmaksızın Ermeniler ve Ruslar tarafından katledilmişlerdir.  Teslim olmak isteyen ahali dahi gerek Ermeniler gerekse Ruslar tarafından katledilmişlerdir. 1915'te Ermenilerin Van'da işlediği katliamlar Erivan müzesi internet sitesinde ve çeşitli Ermeni kaynaklarda açık bir şekilde itiraf edilmektedir. Bu gerçeğin bütün dünya tarafından da görülüp kabul edileceğine inanıyoruz.  

30 bin Müslüman'ın hayatını kaybettiği Van'ın işgali ve yakılıp yıkılması sırasında şehit olan, hayatını kaybeden bütün Vanlıları 106.  yılda saygıyla, rahmetle anıyoruz. Van'ın işgali yakılıp yıkılmasını, yaşanan derin acıları unutmuyoruz. Yüce Allah, Van'a bir daha işgal ve acı dolu günler yaşatmasın...

 

20 MAYIS 1915

NAZMİ SARAÇOĞLU

Dostun tabağından yemekler yiyip

Tabağa pisleyen yine sizdiniz

Yıllardır komşuyuz, kardeşiz deyip

Taşnak kıyafeti giyen sizdiniz

 

1915 Mayıs 20 si

İsyanı başlattı Van Ermeni’si

Moskofu Rus’u oldu hamisi

Van’daki tuğyan yine sizdiniz

 

Rusları çağırıp zalim oldunuz

Vanlıya işkence zulüm oldunuz

Yaşlıya bebeğe ölüm oldunuz

Bunca cana kıyan yine sizdiniz

 

Evleri yakıp harap ettiniz

Şehr-i Vanı yıkıp turab ettiniz

Müslüman kanını şarab ettiniz

Ağzı kan damlayan yine sizdiniz

 

Şehitleri tek tek yerlere serip

Arsızca önünde bir de poz verip

Fotoğraf çekerken göğsünü gerip

Bunla gurur duyan yine sizdiniz

 

Manukyan papazla ininden kalkan

Boynuna istavroz haçını takan

Camiyi kuranı ateşte yakan

Bunu cennet sayan yine sizdiniz 

 

Misyonerden onca silahı alan

Rus’un desteğiyle çeteler kuran

Aram Manukyan’dan talimat alan

Senaryoya uyan yine sizdiniz

 

Zaten aç ve sefil kalmışken Vanlı

Erini cepheye salmışken Vanlı

Zeve’den bir çıkış ararken Vanlı

Onca cana kıyan yine sizdiniz

 

Kaçarken Vanlıyı tekneden atıp

Müslüman kızını adaya katıp

İffet namusuna elin uzatıp

Kirletip zevk duyan yine sizdiniz.

 

Sizler var ya sizler, ne arsızsınız

Hem utanmaz hem ar damarsızsınız

Bilmeyen sanır ki zararsızsınız

Ümmetin gözünü oyan sizdiniz

Yüreklere ateş koyan sizdiniz.

 

 

ŞEHİTVAN

ABDULKADİR ERDEM

Bir başkentin yaşam öyküsü anlatı Viane

Tuşpa asaletle yükselip Sadurla oldu efsane

Surların önünde taş bloktan kitabelerle

Urartu’yu anlattı yorgun argın kelimelerle

 

Van ağıları dostu düşmanı candan gülüşlerle

Bir dönem sahiplendiler çocuksu hevesleriyle

Tarihe geçtiler buz rengi üşüyen nefesleriyle

İsimleri kaldı isimlerin isimleşen sesleriyle

 

Başkent değer buldu dört kıtanın hükümdarıyla

Liva oldu göz kamaştırdı on iki sancağıyla

Gıpta ile katı dünya Ermeni Müslüman dostluğuna

Kâbus gibi çöktüler pembe düşlerin uykusuna

 

Bir çırpıda bozuldu kardeşlik tütsülü büyü

Araya girdi menfaat yüklü misyoner sözü

İsyanla ermeni öyküsüyle direndi Van’ın özü

Başladı zulüm Ararat’la davet buldu ecelsiz ölüm

 

Kovuldu ev sahibi sığında ana değildi Zeve kucağına

Zeve ana gibi sımsıkı sarıldı mahzun yavrusuna

O an düştü iki bin beş yüz gül Zeve’nin cennet toprağına

Tarih fısıldadı usulca Şehitvan’ın kulağına

 

Bu kadar yorgun şehir var mı şehirler içinde

Bu kadar harap olmuş mabet var mı mabetler içinde

Bu kadar cefa çeken var mı analar içinde

Direniyor gülüşleri kader denilen dram içinde

 

Kimse duymadı fısıltılar çekildi Van gölü mavisine

O günlerin ıstırabı çöker günbatımında Van kalesine

Ve tomurcuklar olur açar hazan ertesi bahar bahçesinde

Ölüm hazırdı elinde kan kızılı gelincik çiçeğiyle

 

Ey yorgun şehir kıyametler beklemek yala

Zarardır bir arpa boyu yol alan

Sessizce kopuyorsun hayattan an ve an

Ağlamak sana değil bize düşer Şehitvan

 

 

ŞEHİTLERDEN SOR VAN’I

BURHAN ŞAHİNER

Uzaklardan sakın etme suizan,

Gezip, gören şahitlerden sor Van’ı

Yüreğinde biriktir hep hüsnü zan

Tükenmeyen ümitlerden sor Van’ı

 

Nice yıkım görmüş, nice afetler

Gelip, geçmiş onca medeniyetler

Urartular, Hurriler, Persler, Medler

Tarih kokan lahitlerden sor Van’ı

 

Ay-Yıldızlı Bayrağıma kan veren

Ülkesine şeref veren, şan veren

Vatan için, namus için can veren

O kefensiz meyyitlerden sor Van’ı

 

Vay Vay Tarlası’nın dinmez gözyaşı

Katletti zalimler bacı, gardaşı

Eğilmedi, eğilmez Türkün başı

Zulüm eden o itlerden sor Van’ı

 

Kan kırmızı gelincik çiçekleri

Toprağa gömüldüler diri diri

İnşallah Cennettir hepsinin yeri

Zeve’deki şehitlerden sor Van’ı

 

Ömür verdi gül yüzlü cananına

Bin bir zeval geldi garip canına

Ercişli Emrah’ın Selvihan’ına

Yazdığı o beyitlerden sor Van’ı

 

Nice ilçesi var, nice bucağı

Hepsinde salınır İslam Sancağı

Her köşesi ilim, irfan ocağı

Velilerden, Seyitlerden sor Van’ı

 

Hiç gitmesin kimselerin zoruna,

Baş koymuşuz bu vatanın yoluna,

Gerekirse Şanlı Bayrak uğruna,

Serden geçen yiğitlerden sor Van’ı

O mübarek şehitlerden sor Van’ı.

 

VAN BAĞLARI - ŞEHR-Î DİLÂRA

BÜLENT BAYSAL

Gönül mabedimin rûh-î mücerret incisi

birşehr-î dilâranın zümrüt bahçelerine

düşerse yolunuz, biliniz ki burası Van’dır

çağlar boyu medeniyetler beşiği

asil ruhlar şehri, işte bu diyardır!

 

Erek Dağı’nın sol omuzundan, daha doğmadan güneş

beyaz badana boyalı, kerpiç duvarlı evlerinde

hayat başlamış, canlar uyanmış

kapı önleri sulanmış, süpürülmüştür çoktan

bahçedeki yaşlı eriklerin altına serilmiştir kilimler

sırtınımöhre duvarlara dayamış

yaşlı iğde ağaçlarının rayihası

semaver kokusuyla hemhal olmuştur

 

Yeşilin tonlarıdır elma, armut, ayva, kiraz yaprağı

yine de o bağların mücevheridir erikler...

yapraklar arasından süzülürken güneş huzmesi

gök kuşağı raksında dilşad olurdu gönüller

billur kadehten ab-u hayat sunan misk

ilahi ve sonsuz bir senfonisiydi kuşlar

 

Söğüt dallarında sığırcık, serçe muhabbetleri

su şırıltılarla akarken arklardan

az mı dinlemiştik, dallara astığımız radyodan

yurttan sesler korosu az mı inmişti

'' bir seher vakti bizim bağlara''

az mı sarmıştı ''Erzurum dağlarını kar ile boran''

karpuz çatlatan edasıyla

az mı içilmişti toprak testilerden Zernabat Suları

burada yağan her yağmur tuanaydı

yağmur sonrası, toprağın cennet kokusu hep ondan...

 

Süphan'ın sol omuzunda batarken güneş

hanımeli, menekşe neşe kokan akşamlar inerdi

kapı önleri saksı saksı güllerle bezeli o evlerden

kavrulmuşçedene, kavurga kokardı

oyunlar oynanır, hikayeler anlatılır, masallar dinlenirdi

buramburam sessizlik

hışırdayan kavakların yapraklarında şarkılar vardı...

......

Ulu gölgelerinde dem çeken bülbüller gördüm

beyaz atlarına binip de nice gidenler gördüm

nev-î baharından dide-î giryan güller gördüm

görmez olaydım ah!

şu viranelikte ben neler gördüm...

 

Zaman yitmiş gitmiş, şehr-î dilâranın tozu kalmış

çalınmış ruhu özden, elde bir tek hazı kalmış

viran olmuş bağlarda, koca bir mazi kalmış

dem çekmiş gönül, arşede gam izi kalmış

 

BİR KARIŞ BİLE

METİN ÖZDOĞAN

Rus geldi Rusya’dan Van’a

Van’ı sizden alacağız diye

Bir karış torağını vermedi ona

gömdü Rus’u kara toprağa

 

Vermeyiz dedik Van’ımızı

dökeriz dedik kanımızı

böldürmeyiz biz vatanımızı

indiremezsiniz bayrağımızı

 

Yaşlı çoluk çocuk kadın bir olduk

Rusları Van’ımızdan kovduk

Size bir karış toprak bile yok dedik

ardına bakmadan kaçtıklarını gördük

 

20 Mayısta 1915 te

kovdu tüfekle süngüsüyle

Vanlının dağ gibi yüreğiyle

verip tüm Vanlı el ele, zafere

 

20 Mayıs 1915’te özgürlüğüne

al bayrağımızı düşürmedik yere

bir olduk, diri olduk ve hep birlikte

gönderdik Rus’u memleketine.

 

GÜL

EVİN SERTKAL

Sen gülünce

dört bir yandan çiçekler açıyor

umut doğuyor mahkûma

parmaklıklar arasında

 

Uçuyor memleketine

kanadı kırık kuşlar

sabah umut oluyor evsize

bir âşık bir kez daha aşık oluyor

tarifsiz gülüşüne

 

Sessiz, sarhoş, yorgun sokaklar

ayık oluyor gelip geçeceğine,

coğrafyam kaderimdi, deyip

beyaza bürünen kız

renkli tokalar takıyor örgülerine

 

Acı dolu dağlarda yeşeriyor

dört yapraklı şans yoncam,

bağrışmıyor artık devrimciler

herkes suspus sevgili…

 

Bir sabah sen gülünce

memleketim ayaklanıyor

onlar da şahit gülüşlerine kavga da

güneş hiç doğmak istemiyor

düzeni bozuk coğrafyama

 

Sen bir kez gülsene sevgili

belki yağmurlar hatırına yağar

çiçekler bağışlar bizi

sen hep gül sevgili.

 

SEVGİ

ALEYNA AYAZ

Sevgidir hayatın süsü

sevgidir duygunun hası

sevgidir masal elması

huzurun başı sevgidir

 

Sevgi fedakârlıktır sevene

sevgi bağımlıktır bilene

sevgi yakınlıktır gidene

ışıktır sevgi, umuttur

 

Gönüllerin ilacıdır o

sultanların ser tacıdır o

Nur Nebi’ni miracıdır o

Ekmeğe katılan katıktır

 

Sevgi yarayı sarar

sevgi yitiği arar

sevgidir beklenen yâr

gözümün yaşı sevgidir.

 

 

NİMETSİN ANNEN

LEYLA Y. KAYA

Kıymetini çok geç

Anne olunca anladım

Nimetsin annem ölürüm sana

 

Onca gamı derdi yüreğine gömdün

Bir gün yüzümüze kötü bakmadın

Tüm cefaları sen çektin

Babada oldun

Avucunda yangın kalbinde yangın

Buna rağmen bize Belli etmeyen

Nimetsin annem geç anladım

 

Oğluma da annesin, anneannesin

Sıcak yüreğinle şefkat verensin

Bin günden hayırlı bu günde

Cennetsin annem, ayağın altında

 

Onca kalp ağrısına yine de şükürdür

Onca derde yine de güçlü duran

Evlatlarına doğruyu helali öğreten

Nimetsin anam.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.