Kültür Haber Girişi: 22.05.2021 - 13:30, Güncelleme: 22.05.2021 - 13:40

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
ANNE GİDERSE… PROF. DR. ZEKİ TAŞTAN Siz ne diyorsunuz? Dünyanın hangi kanununu veya örfünü getirirseniz getirin bu gerçeği değiştiremezsiniz. Hepimizin ilk öğretmeni annedir elbette. Ve o öyle bir annedir ki size karnında söylediklerini, yüzünüzü okşamasını ömür boyu hissetmemeniz mümkün değildir. O öyle bir mürebbidir ki ondan aldığınız irfanı dünyanın bütün öğretmenleri bir araya gelse size bağışlayamaz! Ve o öyle bir insandır ki, ondan aldığınız merhameti ve vicdanı hiçbir kanun hiçbir yönetmelik telkin edemez. Zaten insan da sevgi, merhamet ve vicdandan mürekkep değil midir? Bizim yolumuzu aydınlatan ve sadece Anadolu kadınına has olan irfan olmasaydı bugünlere gelebilir miydik? Eğer o yaratılmışların en yücesi olmasaydı Allah Cennetini onun ayakları altına serer miydi? Eğer Allah merhamet etmeseydi okuma yazması olmayan annem, dile kolay 13 çocuk yetiştirebilir miydi? Bunca çocuğa rağmen küçük yaşta vefat eden üç çocuğuna ömür boyu gözyaşı döker miydi? Evet, annem bizim başöğretmenimizdi. Ümmi dünyasına rağmen geleceğimizi aydınlatan ve bize yol gösteren en büyük rehberdi. Ondan öğrendiklerimizi hiçbir hocadan hiçbir kitaptan öğrenmek mümkün değildi. Bu kalabalık aile içinde hastalandığımda sabaha kadar başımda bekleyişini hiçbir zaman unutamam ki! Bu bekleyişte öğrendiğim merhameti, sevgiyi, yüceliği, kalabalığı hangi okul öğretebilirdi? Hele ki terbiyenin daha da önem kazandığı bu çağda kaç mürebbimiz kaldı ki? Şimdi hatırlıyorum da annemi hiçbir zaman kanepeye uzanmış bir şekilde görmedim. Sabah namazında uyanan bu dev kadın, akşama kadar ayakta bir o yana bir bu yana çırpınıp durur ve mümkün değil dinlenemezdi. Abartmıyorum günlük uykusu dört-beş saati geçmezdi. Ağrı’nın o soğuk ve ağır şartları altında, iki odalı evimizde on çocuğa bakmak nasıl bir dayanma gücüdür Ya Rabbi? Ya onlara yemek hazırlamak? On çocuğun elbiselerini elle, çok sonraları merdaneli makineyle yıkamak. Ve size her daim hatırladığım bir geleneğinden bahsedeyim. Bugün ilkokuldan lise sona kadar bir anne, on çocuğu okula tek tek uğurlayabilir mi acaba? Bizde bu âdeta kutsal bir vedaydı. Her sabah annem üstümüzü giydirir veya kontrol ederdi. Ayakkabılarımızı hazırlar, yolcu ederdi. Ancak veda busesinden daha değerli olan; “Allah zihin açıklığı versin.” duasıyla beraber… Annemin en büyük öğretmen oluşunu bu dua’da bulmam uzun yıllarımızı aldı maalesef. Ve o zaman inandım ki, annenin duası bizim en büyük zırhımızdı. Allah, herkesin ömrüne ömür katsın. Ama annenize saygı ve sevgide kusur etmeyin. Ve şu sözümü de unutmayın: Anne giderse dua da ölür!.. Lisede okurken üç yüz öğrenciyi aşıp lise birincisi olmamda da bu dua ve merhamet etkiliydi. Evet, evimiz iki oda bir salondu. On çocuğun daraldığı, küçücük bir yerdi. Beşkardeşin yan yana yattığı zamanları bilirim ve annemin babamın önünde saygıyla eğilirim. Gençler, lise birinciliği yolculuğumda bana ait oda da yoktu masa da... Bizi üniversiteye hazırlayacak dershaneler de yoktu. Üniversiteye hazırlık kitapları da yoktu. Zaten hizmetli babamız özel öğretmen tutacak parasının olması imkânsızdı. Ama anne vardı. / Merhamet vardı. /Sevgi vardı. /Aşk vardı. /Şevk vardı. Ve bunları bize başöğretmenimiz sağlardı. ANAM, CANIM ANAM! NURAN DEMİRHAN Ana başa taç imiş, Her derde ilaç imiş, Bir evlat pir olsa da, Anaya muhtaç imiş… Analarımızın, kınalı elleri öpülesi analarımızın anneler günü kutlu olsun. Sevindiğimizde gülen, üzüldüğümüzde bizden çok üzülen, hayatı boyunca hep mutlu günlerimizi gözleyen canım anam,7 evlat sahibidir anam hepsini büyüttü okuttu. Ardından iki evladını toprağa verdi.  Verdi ama bihaber hasta yatağında. Gurbette evlatları, telefonunu yanından ayırmaz. Her akşam eve gittiğimde sayar bana tek tek arayanları. Ve o gün aramayanları bana sorar haberin var mı nasıllar iyiler mi diye. Canım anam güler yüzlü, melek anam adının özelliğini hayatı boyunca taşımıştır. Kocaman yüreğine, dünyaları, sabrı, şefkati, evlat sevgisini, fedakârlığı, zor şartlarda pes etmemeyi, hayatın zorluklarına karşı direnmeyi sığdıran Güler anam… Bana her gün bakarsın da kusurumu görmezsin, bütün gündüzler gece de olsa gözlerindeki umut ışığını hiç kaybetmezsin. Sen bana kimsenin gösteremeyeceği öyle güçlü bir sevgi sundun ki, bu sevgi ne biter ne de tükenir. Seninle acılar yaşadım, acılı günümde desteğim oldun nefesinle bile olsa da gücüme güç kattın anam. Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber... Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin. Senin yüreğin tek benimle olmadı anam bilirim yüreğindeki 6 evladının da yerini. Nasıl da zalim bir çark bu değil mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun... Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi... Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda... Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk. Güler yüzlü pamuk anam anneler günün kutlu olsun… TOPLUMUN YAPI TAŞI: ÇOCUK HAKKI DENİZ TUNÇ İnsanlara yaşam hakkı anne rahmine düştükleri andan itibaren verilir ama çocuklara yaşam hakkı insanların inisiyatiflerine göre verilir ve hak etmedikleri halde bunlara bağlı olarak birçoğunun yaşam hakkı elinden alınır. Aslında kulağa çok basit bir dönem gibi gelebilir ki öyle algıladığımız için toplumumuz maalesef düzelemiyor ve gün geçtikçe daha çok insanlıktan çıkıyoruz.       Çocukluk, istatistiklere göre 0-15 yaşına kadarki dönem olarak geçen çocukluk aslından birçok anne-babaya göre ölüme kadar olan dönemdir. Biz tabii ki istatistiklere göre hareket ediyoruz ama 0-15 yaş aralığındaki çocukların kaç tanesi çocuk ya da çocuk olabiliyor orası tartışılır. Birçoğumuz bu aşamada şanslı olabiliriz ve bu şansı görmemekte ısrarcıyız ama başımızı kaldırıp etrafa bir baksak aslında ne kadar şanslı olduğumuzu görebileceğiz. Çocukluk o kadar farklı ve önemli bir evre ki hem kendi hayatları hem de toplumun geleceği onların elinde. Tam da burada devreye ebeveynler giriyor. En büyük sorumluluk onların çünkü hem kendi hem de toplumun geleceği için bir evlat yetiştirmek çok zor. Bu büyük sorumluluğu kaldıramayan ebeveynler ise en baştan pes edip ya doğmadan yaşam hakkını alırlar ya da doğduktan sonra terk ederler ve bunu onun iyiliği için olduğunu iddia edip vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Bir çocuğa doğduğu andan itibaren öksürmesine, ağlamasına, oturmasına, kalkmasına, susmasına vb. her hareketine birçok anlam yükleriz ve sürekli dile getirerek hayatlarını bu anlamlara göre devam ettirmeleri için elimizden geleni yaparız. Ama farkında olmadan “iyilikleri için” cümlesini kullanarak çocuklarımızın hayatlarını biz mahvederiz. Bir annenin çocuğu hiperaktif olduğunda bunun bir hastalık olduğunu kabul etmez ve onun gelecekte çok zeki olacağına inanır, çocuğu da buna inandırır. Çocuk zeki olmadığında ise psikolojik bir bunalıma girer ve bu onun için düzeltilemez bir travmaya dönüşür. Ailenin önemini vurgulayan başka bir örnek: Bir erkek evlat birçok anne-baba için veliaht demek ve bunu o kadar iyi eyleme dökerler ki o erkek evlat kendini yenilemez bir kral gibi görür. Bu da ona her şeyi elde etme, canı nasıl isterse öyle davranma hakkı tanır. Öyle bir yetiştirilir ki kadınların ona kölelik yapmak için var olduğuna inanır, asla mutfağa girmez, çocuk bakmaz, pisliğini toplamaz hatta keyfi için eşini dövebilir. Aslında bunun gibi birçok örnek sıralayabilirim ama bunların çoğunu hatta hepsini zaten biliyoruz. Benim anlatmak istediğim çocuğu biz şekillendiririz, tıpkı bizi şekillendirdikleri gibi… Çocuklar o kadar harika varlıklar ki biz bunun farkında değiliz. Birçok insanın psikolojik sorunu var bazıları gizler bazıları hastanelerde ya da doktorlar yardımıyla tedavi olmaya çalışır, bazıları bunun farkında bile değildir ve bunlar araştırıldığında hepsinin ya bir çocukluk travması var ya çocukken bir olaya şahit olmuştur ya da ailevi bir durum söz konusu ki bu hale gelmişlerdir. Bu yüzden çocuklara karşı çok hassas olmak gerekir çünkü bir çocuğun hayatı kayarsa toplumun hayatı kayar. Yani bir çocuğun ailesinde ya da çevresinde onu suça iten bir durum varsa, yaşadığı süre içinde onu kurtarmaya çabalayan kimse olmasa eğer suçlu konumunda hayatına devam eder ve bu süre içinde kimlere zarar verdiği ya da kimlerin hayatını mahvettiğini umursamaz. Gayemiz topluma yararlı bireyler yetiştirmek ise bunu yaparken sadece kendi doğurduğumuz çocuk için değil bütün çocuklar için yapmalıyız. Nasıl bir öğretmen bütün öğrencilerini çocuğu gibi seviyorsa bizde bir öğretmen kadar duyarlı olmalıyız ve gördüğümüz her çocuğa kendi çocuğumuzmuş gibi davranmalıyız. Dışarıda mendil satan çocuğa mendili almazsak bile kaba davranmamalıyız. Belki çoğu “Abla okul harçlığı için.” söyleyip kandırıyordur ama en azından almak istemediğimizi onu kırmadan da ifade edebiliriz diye düşünüyorum. Aslında birçoğunun mendil satarak kazandıkları bir lira ile o kadar masum istekleri var ki durup saatlerce onları dinlemek ister insan. Arada dizilerde olduğu gibi bir tane delikanlı veya kadın bütün sokak çocuklarını tanır, onlarla arkadaştır ve bütün eksiklerini gidermeye çalışır, işte tam o kadın gibi olmayı o kadar çok istiyorum ki, bütün sokak çocuklarına, çocuk esirgemede olanlara, hapishanedekilere ve ailesi zor durumda olanlara gücümün yettiği kadar yardım etmek isterdim. İmkânsız değil tabi belki ilerde yapma şansım olur belki… Biz ya da anne-babalarımız bütün hayatlarını bütün hayatımızı çocuklarımız daha iyi bir yaşam sürsünler diye, onları daha iyi şartlarda yaşasınlar diye çabalarız, bunu yaparken “sevgi” kavramını unutuyoruz ve onların içindeki çocuğu zaman geçtikçe öldürüyoruz. Sevgisiz ve çocukluklarını yaşayamamış çocukların ne kendilerine ne de topluma hiçbir yararları olmaz. İçimizdeki sevgiyi yok etmeme ve içimizdeki çocuğu öldürmemek dileğiyle. Biz çocuklarımızla ve çocukluklarımızla varız… ANNEM MEHMET AKÇAY Annem senin ile geçen yıllardan Bitmeyen sevginle kaldın aklımda Canımı yakmadan saran kollardan Merhamete giden yoldun aklımda   Gözünün yaşını pınar eyledin Ne derdini açtın nede söyledin Zaten benim için sen hep öyledin Şekerdin şerbettin baldın aklımda   Sarıp sarmalayıp severdin beni Kusurumu görsen savardın beni Eşe dostta ele överdin beni Koruyup kollayan oldun aklımda   Bilmediğim olsa senden sorardım Gece gündüz demez seni yorardım Hayalimi senin için kurardım Asla solmayacak güldün aklımda   Çığlıklar savurup ılgıt atsam da Hayalimi kurup kalkıp yatsam da Matemler bağlayıp yasın tutsam da Mevla’sına eren kuldun aklımda   Çağlariyem benden ayrı kalsan da Gülistan bağında yerin alsan da Yanalız bırakıp giden olsan da Sanma ki sen benim öldün aklımda. ANNEM ADNAN ÖZKAN Ne çok özlemişim bir bilebilsen Hayalin gözümde tütüyor annem Bir güneş gibiydin hayatımda sen Özlemin her şeye yetiyor annem   Sensizlik içinde geçerken günler Aklımdan gitmiyor yaşanan dünler Ruhumu kuşatmış bir bir hüzünler Ümitlerim sensiz bitiyor annem   Anladım, ardından yalan dünya boş... Yolları dikenli, yolları yokuş.... Bülbüllerim susmuş, bahçemde baykuş Zamanlı-zamansız ötüyor ötüyor annem   Çağlayana dönmüş gözlerimde yaş Sensizlik kaderim, dertlerim sırdaş Yüreğimde hasret, ruhumda ataş Kalbim senin için atıyor annem. ANNEM İSA TURHAN Ne çabukta uçup gittin, bir sonbahar eylülünde, daha erken değil miydi? taht kurmuştun gönüllerde   Gidişinle sarstın bizi parçaladın kalbimizi bir anlık da olsa, gelsen sevindirsen hepimizi   Bu yalnızlık böyle bitmez kalp yarası hiç kapanmaz dinlemeden uçup gittin bizi bize mecbur ettin   Gidişinle sarstın bizi parçaladın kalbimizi bir anlık da olsa gelsen ah, sevindirsen hepimizi. ANNE PROF. DR. MUSTAFA GÜNEŞ Yıllarım geçiyor gurbet ellerde Kolay mı sanırsın, özledim anne Hatıralar canlanır, gözlerimde perde Güldüğüme bakıp, aldanma anne   Kader bu uzaklaştık, böyle yuvadan Niceleri böyle uzak kalmış anadan Hasret tutar, ayrılamadık bu diyardan Vuslat biter mi bilemem anne   Gözyaşın sel olur, bitmez bilirim Ölürüm hayalde, rüyalarda dirilirim Sözcükler kifayetsiz, duada dilim Vuslatı hayal eder, beklerim anne   Evladın ayrılığını yeni anladım Hüzün çöktü, yine Rabbe sığındım Bende bu ateş içinde yandım Yanan yürekleri bilirim anne   Nasıl anlatayım bilmem, bilinmez Göğsümde bir acı var hiçte silinmez Sen razı olmazsan Cennete girilmez Duanı eksiltme, uzaktan da anne   Bitmez ayrılık, ardından ayrılık var Güneş doğar, batar Haktan bu ayar Babalar hıçkırır, anneler ağlar Belki dizinde, mesut olurum anne.   SESİNDEN ÖPÜYORUM ZELAL KIRAN görmeden dokunmanın dokunmadan sevmenin sihirli kelimelerin tarifsiz adresidir  anne!   ah anne, ah ceylan gözlüm bütün gidişlerden daha ağır yarım bıraktı beni yokluğun   bir nesneyi tarif edebilirim çözebilirim zor bir bilmeceyi gitmeni nasıl tarif edeyim   van gölü kokardı saçların, nerede yüreğimi serinleten bir sözcüktün sen anne, seni her andığımda tek tek sayardım sevdiğin yıldızları   kırılan, dökülen kalbimin parçalarını yeniden toplamaya çalışıyorum sen de yoksun ki yanı başımda düşersem kim tutacak ellerimi   ağıtlar, türküler; dengbêj, ozan sözü öksüz kaldı sen gidince, anne sana şiirler yazacaktım oysa yazamadım, bağışla beni anne dengbêj’e şiir yazmak kolay mı?   en büyük korkum sensizlikti, anne         tattırdın bana işte bunu, ah sensiz kalmayı düşünmezken şimdi bir başına bıraktın beni   gittin, yoksun, gelmeyeceksin beni de yanına almayacak mısın mezarını örtüyorum üşümeyesin gözlerimden öper misin? ANNE AĞRISI VEDAT YARIŞAN Çok şey öğrendim bu hayatta çocukça büyüyen kalbimiz uzaktan güneş görmedi çamurla yıkanan gövdemiz vardı anam su dökünce başımızdan aşağı izi kalmazdı acıların iz bırakan Allah’tır sen yolu bilmeyensin bayım   Hayallerimiz bu değildi ama pineli pantolon giyerdik yüzümüz eğik, merhaba diyemezdik şehirden gelen zengin kızına utanırdık salıverirdik kendimizi acılara yaşamak bu mudur   Anam aktığı ter ile ekmek pişirirdi tandırda önümüze koyardı sıcacık ekmeği anamız her uyuduğunda acıyla kıvranır yatakta bilemezdik işte sabahın ezanıyla uyanır yazmasıyla dualar yağdırır odaya ben acının Allah’ını bilirim   Tırmıhla saman toplardık mesela satardık pazara, o parayla doyururduk ilklerimize kadar kahır çektik gün geldi susuz geçirdik kimse el uzatmadı insanlık bu mudur ana   Anam sokakta çocuklar büyüttürdü kimi zaman yoksulduk açlıktan ağzımız kokardı kimsenin hayalini çalmadık hayal kurmak özgürlüktür hayallerimizi çalmasınlar bizden ana.
Van Gölü İncileri

ANNE GİDERSE…

PROF. DR. ZEKİ TAŞTAN

Siz ne diyorsunuz? Dünyanın hangi kanununu veya örfünü getirirseniz getirin bu gerçeği değiştiremezsiniz. Hepimizin ilk öğretmeni annedir elbette. Ve o öyle bir annedir ki size karnında söylediklerini, yüzünüzü okşamasını ömür boyu hissetmemeniz mümkün değildir. O öyle bir mürebbidir ki ondan aldığınız irfanı dünyanın bütün öğretmenleri bir araya gelse size bağışlayamaz! Ve o öyle bir insandır ki, ondan aldığınız merhameti ve vicdanı hiçbir kanun hiçbir yönetmelik telkin edemez.

Zaten insan da sevgi, merhamet ve vicdandan mürekkep değil midir? Bizim yolumuzu aydınlatan ve sadece Anadolu kadınına has olan irfan olmasaydı bugünlere gelebilir miydik? Eğer o yaratılmışların en yücesi olmasaydı Allah Cennetini onun ayakları altına serer miydi?

Eğer Allah merhamet etmeseydi okuma yazması olmayan annem, dile kolay 13 çocuk yetiştirebilir miydi? Bunca çocuğa rağmen küçük yaşta vefat eden üç çocuğuna ömür boyu gözyaşı döker miydi?

Evet, annem bizim başöğretmenimizdi. Ümmi dünyasına rağmen geleceğimizi aydınlatan ve bize yol gösteren en büyük rehberdi. Ondan öğrendiklerimizi hiçbir hocadan hiçbir kitaptan öğrenmek mümkün değildi.

Bu kalabalık aile içinde hastalandığımda sabaha kadar başımda bekleyişini hiçbir zaman unutamam ki! Bu bekleyişte öğrendiğim merhameti, sevgiyi, yüceliği, kalabalığı hangi okul öğretebilirdi? Hele ki terbiyenin daha da önem kazandığı bu çağda kaç mürebbimiz kaldı ki? Şimdi hatırlıyorum da annemi hiçbir zaman kanepeye uzanmış bir şekilde görmedim. Sabah namazında uyanan bu dev kadın, akşama kadar ayakta bir o yana bir bu yana çırpınıp durur ve mümkün değil dinlenemezdi. Abartmıyorum günlük uykusu dört-beş saati geçmezdi. Ağrı’nın o soğuk ve ağır şartları altında, iki odalı evimizde on çocuğa bakmak nasıl bir dayanma gücüdür Ya Rabbi? Ya onlara yemek hazırlamak? On çocuğun elbiselerini elle, çok sonraları merdaneli makineyle yıkamak.

Ve size her daim hatırladığım bir geleneğinden bahsedeyim. Bugün ilkokuldan lise sona kadar bir anne, on çocuğu okula tek tek uğurlayabilir mi acaba? Bizde bu âdeta kutsal bir vedaydı. Her sabah annem üstümüzü giydirir veya kontrol ederdi. Ayakkabılarımızı hazırlar, yolcu ederdi. Ancak veda busesinden daha değerli olan; “Allah zihin açıklığı versin.” duasıyla beraber… Annemin en büyük öğretmen oluşunu bu dua’da bulmam uzun yıllarımızı aldı maalesef. Ve o zaman inandım ki, annenin duası bizim en büyük zırhımızdı. Allah, herkesin ömrüne ömür katsın. Ama annenize saygı ve sevgide kusur etmeyin. Ve şu sözümü de unutmayın: Anne giderse dua da ölür!..

Lisede okurken üç yüz öğrenciyi aşıp lise birincisi olmamda da bu dua ve merhamet etkiliydi. Evet, evimiz iki oda bir salondu. On çocuğun daraldığı, küçücük bir yerdi. Beşkardeşin yan yana yattığı zamanları bilirim ve annemin babamın önünde saygıyla eğilirim.

Gençler, lise birinciliği yolculuğumda bana ait oda da yoktu masa da... Bizi üniversiteye hazırlayacak dershaneler de yoktu. Üniversiteye hazırlık kitapları da yoktu. Zaten hizmetli babamız özel öğretmen tutacak parasının olması imkânsızdı.

Ama anne vardı. / Merhamet vardı. /Sevgi vardı. /Aşk vardı. /Şevk vardı. Ve bunları bize başöğretmenimiz sağlardı.

ANAM, CANIM ANAM!

NURAN DEMİRHAN

Ana başa taç imiş,

Her derde ilaç imiş,

Bir evlat pir olsa da,

Anaya muhtaç imiş…

Analarımızın, kınalı elleri öpülesi analarımızın anneler günü kutlu olsun. Sevindiğimizde gülen, üzüldüğümüzde bizden çok üzülen, hayatı boyunca hep mutlu günlerimizi gözleyen canım anam,7 evlat sahibidir anam hepsini büyüttü okuttu. Ardından iki evladını toprağa verdi.  Verdi ama bihaber hasta yatağında.

Gurbette evlatları, telefonunu yanından ayırmaz. Her akşam eve gittiğimde sayar bana tek tek arayanları. Ve o gün aramayanları bana sorar haberin var mı nasıllar iyiler mi diye. Canım anam güler yüzlü, melek anam adının özelliğini hayatı boyunca taşımıştır. Kocaman yüreğine, dünyaları, sabrı, şefkati, evlat sevgisini, fedakârlığı, zor şartlarda pes etmemeyi, hayatın zorluklarına karşı direnmeyi sığdıran Güler anam… Bana her gün bakarsın da kusurumu görmezsin, bütün gündüzler gece de olsa gözlerindeki umut ışığını hiç kaybetmezsin. Sen bana kimsenin gösteremeyeceği öyle güçlü bir sevgi sundun ki, bu sevgi ne biter ne de tükenir. Seninle acılar yaşadım, acılı günümde desteğim oldun nefesinle bile olsa da gücüme güç kattın anam.

Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber... Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin. Senin yüreğin tek benimle olmadı anam bilirim yüreğindeki 6 evladının da yerini. Nasıl da zalim bir çark bu değil mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun...

Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi... Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda... Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.

Güler yüzlü pamuk anam anneler günün kutlu olsun…

TOPLUMUN YAPI TAŞI: ÇOCUK HAKKI

DENİZ TUNÇ

İnsanlara yaşam hakkı anne rahmine düştükleri andan itibaren verilir ama çocuklara yaşam hakkı insanların inisiyatiflerine göre verilir ve hak etmedikleri halde bunlara bağlı olarak birçoğunun yaşam hakkı elinden alınır. Aslında kulağa çok basit bir dönem gibi gelebilir ki öyle algıladığımız için toplumumuz maalesef düzelemiyor ve gün geçtikçe daha çok insanlıktan çıkıyoruz.      

Çocukluk, istatistiklere göre 0-15 yaşına kadarki dönem olarak geçen çocukluk aslından birçok anne-babaya göre ölüme kadar olan dönemdir. Biz tabii ki istatistiklere göre hareket ediyoruz ama 0-15 yaş aralığındaki çocukların kaç tanesi çocuk ya da çocuk olabiliyor orası tartışılır. Birçoğumuz bu aşamada şanslı olabiliriz ve bu şansı görmemekte ısrarcıyız ama başımızı kaldırıp etrafa bir baksak aslında ne kadar şanslı olduğumuzu görebileceğiz. Çocukluk o kadar farklı ve önemli bir evre ki hem kendi hayatları hem de toplumun geleceği onların elinde. Tam da burada devreye ebeveynler giriyor. En büyük sorumluluk onların çünkü hem kendi hem de toplumun geleceği için bir evlat yetiştirmek çok zor. Bu büyük sorumluluğu kaldıramayan ebeveynler ise en baştan pes edip ya doğmadan yaşam hakkını alırlar ya da doğduktan sonra terk ederler ve bunu onun iyiliği için olduğunu iddia edip vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar.

Bir çocuğa doğduğu andan itibaren öksürmesine, ağlamasına, oturmasına, kalkmasına, susmasına vb. her hareketine birçok anlam yükleriz ve sürekli dile getirerek hayatlarını bu anlamlara göre devam ettirmeleri için elimizden geleni yaparız. Ama farkında olmadan “iyilikleri için” cümlesini kullanarak çocuklarımızın hayatlarını biz mahvederiz. Bir annenin çocuğu hiperaktif olduğunda bunun bir hastalık olduğunu kabul etmez ve onun gelecekte çok zeki olacağına inanır, çocuğu da buna inandırır. Çocuk zeki olmadığında ise psikolojik bir bunalıma girer ve bu onun için düzeltilemez bir travmaya dönüşür. Ailenin önemini vurgulayan başka bir örnek: Bir erkek evlat birçok anne-baba için veliaht demek ve bunu o kadar iyi eyleme dökerler ki o erkek evlat kendini yenilemez bir kral gibi görür. Bu da ona her şeyi elde etme, canı nasıl isterse öyle davranma hakkı tanır. Öyle bir yetiştirilir ki kadınların ona kölelik yapmak için var olduğuna inanır, asla mutfağa girmez, çocuk bakmaz, pisliğini toplamaz hatta keyfi için eşini dövebilir. Aslında bunun gibi birçok örnek sıralayabilirim ama bunların çoğunu hatta hepsini zaten biliyoruz. Benim anlatmak istediğim çocuğu biz şekillendiririz, tıpkı bizi şekillendirdikleri gibi…

Çocuklar o kadar harika varlıklar ki biz bunun farkında değiliz. Birçok insanın psikolojik sorunu var bazıları gizler bazıları hastanelerde ya da doktorlar yardımıyla tedavi olmaya çalışır, bazıları bunun farkında bile değildir ve bunlar araştırıldığında hepsinin ya bir çocukluk travması var ya çocukken bir olaya şahit olmuştur ya da ailevi bir durum söz konusu ki bu hale gelmişlerdir. Bu yüzden çocuklara karşı çok hassas olmak gerekir çünkü bir çocuğun hayatı kayarsa toplumun hayatı kayar. Yani bir çocuğun ailesinde ya da çevresinde onu suça iten bir durum varsa, yaşadığı süre içinde onu kurtarmaya çabalayan kimse olmasa eğer suçlu konumunda hayatına devam eder ve bu süre içinde kimlere zarar verdiği ya da kimlerin hayatını mahvettiğini umursamaz.

Gayemiz topluma yararlı bireyler yetiştirmek ise bunu yaparken sadece kendi doğurduğumuz çocuk için değil bütün çocuklar için yapmalıyız. Nasıl bir öğretmen bütün öğrencilerini çocuğu gibi seviyorsa bizde bir öğretmen kadar duyarlı olmalıyız ve gördüğümüz her çocuğa kendi çocuğumuzmuş gibi davranmalıyız. Dışarıda mendil satan çocuğa mendili almazsak bile kaba davranmamalıyız. Belki çoğu “Abla okul harçlığı için.” söyleyip kandırıyordur ama en azından almak istemediğimizi onu kırmadan da ifade edebiliriz diye düşünüyorum. Aslında birçoğunun mendil satarak kazandıkları bir lira ile o kadar masum istekleri var ki durup saatlerce onları dinlemek ister insan. Arada dizilerde olduğu gibi bir tane delikanlı veya kadın bütün sokak çocuklarını tanır, onlarla arkadaştır ve bütün eksiklerini gidermeye çalışır, işte tam o kadın gibi olmayı o kadar çok istiyorum ki, bütün sokak çocuklarına, çocuk esirgemede olanlara, hapishanedekilere ve ailesi zor durumda olanlara gücümün yettiği kadar yardım etmek isterdim. İmkânsız değil tabi belki ilerde yapma şansım olur belki…

Biz ya da anne-babalarımız bütün hayatlarını bütün hayatımızı çocuklarımız daha iyi bir yaşam sürsünler diye, onları daha iyi şartlarda yaşasınlar diye çabalarız, bunu yaparken “sevgi” kavramını unutuyoruz ve onların içindeki çocuğu zaman geçtikçe öldürüyoruz. Sevgisiz ve çocukluklarını yaşayamamış çocukların ne kendilerine ne de topluma hiçbir yararları olmaz.

İçimizdeki sevgiyi yok etmeme ve içimizdeki çocuğu öldürmemek dileğiyle. Biz çocuklarımızla ve çocukluklarımızla varız…

ANNEM

MEHMET AKÇAY

Annem senin ile geçen yıllardan

Bitmeyen sevginle kaldın aklımda

Canımı yakmadan saran kollardan

Merhamete giden yoldun aklımda

 

Gözünün yaşını pınar eyledin

Ne derdini açtın nede söyledin

Zaten benim için sen hep öyledin

Şekerdin şerbettin baldın aklımda

 

Sarıp sarmalayıp severdin beni

Kusurumu görsen savardın beni

Eşe dostta ele överdin beni

Koruyup kollayan oldun aklımda

 

Bilmediğim olsa senden sorardım

Gece gündüz demez seni yorardım

Hayalimi senin için kurardım

Asla solmayacak güldün aklımda

 

Çığlıklar savurup ılgıt atsam da

Hayalimi kurup kalkıp yatsam da

Matemler bağlayıp yasın tutsam da

Mevla’sına eren kuldun aklımda

 

Çağlariyem benden ayrı kalsan da

Gülistan bağında yerin alsan da

Yanalız bırakıp giden olsan da

Sanma ki sen benim öldün aklımda.

ANNEM

ADNAN ÖZKAN

Ne çok özlemişim bir bilebilsen

Hayalin gözümde tütüyor annem

Bir güneş gibiydin hayatımda sen

Özlemin her şeye yetiyor annem

 

Sensizlik içinde geçerken günler

Aklımdan gitmiyor yaşanan dünler

Ruhumu kuşatmış bir bir hüzünler

Ümitlerim sensiz bitiyor annem

 

Anladım, ardından yalan dünya boş...

Yolları dikenli, yolları yokuş....

Bülbüllerim susmuş, bahçemde baykuş

Zamanlı-zamansız ötüyor ötüyor annem

 

Çağlayana dönmüş gözlerimde yaş

Sensizlik kaderim, dertlerim sırdaş

Yüreğimde hasret, ruhumda ataş

Kalbim senin için atıyor annem.

ANNEM

İSA TURHAN

Ne çabukta uçup gittin,

bir sonbahar eylülünde,

daha erken değil miydi?

taht kurmuştun gönüllerde

 

Gidişinle sarstın bizi

parçaladın kalbimizi

bir anlık da olsa, gelsen

sevindirsen hepimizi

 

Bu yalnızlık böyle bitmez

kalp yarası hiç kapanmaz

dinlemeden uçup gittin

bizi bize mecbur ettin

 

Gidişinle sarstın bizi

parçaladın kalbimizi

bir anlık da olsa gelsen

ah, sevindirsen hepimizi.

ANNE

PROF. DR. MUSTAFA GÜNEŞ

Yıllarım geçiyor gurbet ellerde

Kolay mı sanırsın, özledim anne

Hatıralar canlanır, gözlerimde perde

Güldüğüme bakıp, aldanma anne

 

Kader bu uzaklaştık, böyle yuvadan

Niceleri böyle uzak kalmış anadan

Hasret tutar, ayrılamadık bu diyardan

Vuslat biter mi bilemem anne

 

Gözyaşın sel olur, bitmez bilirim

Ölürüm hayalde, rüyalarda dirilirim

Sözcükler kifayetsiz, duada dilim

Vuslatı hayal eder, beklerim anne

 

Evladın ayrılığını yeni anladım

Hüzün çöktü, yine Rabbe sığındım

Bende bu ateş içinde yandım

Yanan yürekleri bilirim anne

 

Nasıl anlatayım bilmem, bilinmez

Göğsümde bir acı var hiçte silinmez

Sen razı olmazsan Cennete girilmez

Duanı eksiltme, uzaktan da anne

 

Bitmez ayrılık, ardından ayrılık var

Güneş doğar, batar Haktan bu ayar

Babalar hıçkırır, anneler ağlar

Belki dizinde, mesut olurum anne.

 

SESİNDEN ÖPÜYORUM

ZELAL KIRAN

görmeden dokunmanın

dokunmadan sevmenin

sihirli kelimelerin

tarifsiz adresidir  anne!

 

ah anne, ah ceylan gözlüm

bütün gidişlerden daha ağır

yarım bıraktı beni yokluğun

 

bir nesneyi tarif edebilirim

çözebilirim zor bir bilmeceyi

gitmeni nasıl tarif edeyim

 

van gölü kokardı saçların, nerede

yüreğimi serinleten bir sözcüktün sen

anne, seni her andığımda tek tek

sayardım sevdiğin yıldızları

 

kırılan, dökülen kalbimin parçalarını

yeniden toplamaya çalışıyorum

sen de yoksun ki yanı başımda

düşersem kim tutacak ellerimi

 

ağıtlar, türküler; dengbêj, ozan sözü

öksüz kaldı sen gidince, anne

sana şiirler yazacaktım oysa

yazamadım, bağışla beni anne

dengbêj’e şiir yazmak kolay mı?

 

en büyük korkum sensizlikti, anne        

tattırdın bana işte bunu, ah

sensiz kalmayı düşünmezken

şimdi bir başına bıraktın beni

 

gittin, yoksun, gelmeyeceksin

beni de yanına almayacak mısın

mezarını örtüyorum üşümeyesin

gözlerimden öper misin?

ANNE AĞRISI

VEDAT YARIŞAN

Çok şey öğrendim bu hayatta

çocukça büyüyen kalbimiz

uzaktan güneş görmedi

çamurla yıkanan gövdemiz vardı

anam su dökünce başımızdan aşağı

izi kalmazdı acıların

iz bırakan Allah’tır

sen yolu bilmeyensin bayım

 

Hayallerimiz bu değildi ama

pineli pantolon giyerdik

yüzümüz eğik, merhaba diyemezdik

şehirden gelen zengin kızına

utanırdık salıverirdik kendimizi acılara

yaşamak bu mudur

 

Anam aktığı ter ile

ekmek pişirirdi tandırda

önümüze koyardı sıcacık ekmeği

anamız her uyuduğunda

acıyla kıvranır yatakta

bilemezdik işte

sabahın ezanıyla uyanır

yazmasıyla dualar yağdırır odaya

ben acının Allah’ını bilirim

 

Tırmıhla saman toplardık mesela

satardık pazara, o parayla doyururduk

ilklerimize kadar kahır çektik

gün geldi susuz geçirdik kimse el uzatmadı

insanlık bu mudur ana

 

Anam sokakta çocuklar büyüttürdü

kimi zaman yoksulduk

açlıktan ağzımız kokardı

kimsenin hayalini çalmadık

hayal kurmak özgürlüktür

hayallerimizi çalmasınlar bizden ana.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.