Köşe Yazıları Haber Girişi: 03.04.2021 - 09:20, Güncelleme: 03.04.2021 - 09:20

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
KÜLTÜREL BİR İMGE OLARAK ŞEHİR MUSTAFA IŞIK Kültür dediğimiz olgu, bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının bütünüdür.  Bir şehri tanıma; kültürel mirası koruma bilinci, kültürel etkinlikler yapma ve katılım alışkanlığı yani bir bütün olarak şehir kültürü edinmeyle paralel olarak ele alınmalıdır. Bu bakış açısıyla bakıldığında şehir ve kültür kavramları her zaman birbirini besleyen iki temel kavram olarak yol alagelmiştir. Dolayısıyla şehirleri kültürün vücut bulmuş hali, olarak tanımlamak yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Şehirlerin taşıdığı kimlikler irdelendiğinde mihenk taşı olarak karşımıza kültür ögesi çıkacaktır. Bu ögeyi de anlamlı kılacak olan o şehirde yaşayan insanlardır Başta şehrin yöneticileri olmak üzere orada ikamet eden fertlerin bütünü halkanın zincirlerini tamamlama noktasında birer önemli ögedir. Bunun içindir ki şehrin kültürel çehresinin yansıması şehir yöneticilerinin ortaya koydukları kültür politikaları ve neticesinde ortaya çıkan kültür etkinlikler, yapılımlardır. Doğu’nun incisi güzel şehir Van için de aynı bakış açısıyla yaklaşılabilir. Bütün dünyada olduğu gibi Van’da da gelişen ve değişen yaşam tarzının neticesinde insanlar ‘’Hey gidi günler!’’ cümlesini daha çok kurmaya başlamışlardır. Kırsaldan şehirleşmeye ve kentleşmeye uzanan yolculukta durulan her durakta alınan soluğa bu söz eşlik eder durumdadır. Hey gidi günler, yutkunluğumuz belki içimize bir anlık tazeden nefes hissi bırakabilir ama biliriz ki artık çocuklarımızı avutacak hikâyelerimiz, masallarımız, oyunlarımız… Kalmamıştır. Bunun sebeplerinden biri de şehir ve kültür arasındaki köprünün halatlarının gevşemeye başlaması ve köprünün giderek sallanması gerçekliğidir. Halat bir gün kopacak ve köprü üstündekilerin suya düşmesi, belki telef olması kaçınılmaz olacaktır. İyilileri çoğaltmaya gayretimizin temelinde Van’ımızda bu köprünün asla yıkılmamasına gayretimizdir. Etik ve ahlak noktasında şehir ve kültür imgesini irdelemeye kalktığımızda evrensellik ve ulusallık / yerellik kavramalarının her zaman at başı gitmeyeceği gerçekliğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Bize sunulan, empoze edilen veya gizil haliyle sevdirilen birçok hususun aslında dikenli bir esvap olduğunu ve nazenin tenimizi kanattığını, tenden akan kanın ayakkabımızı doldurmasıyla anlamış oluruz. O vakit kızıllaşmış esvabımızı ve bedenimizi yummaya vaktimiz ve imkânımız kalmamış olabilir. Bunun içindir değişim ve gelişimden kaçınılmayacağı gerçeğini de unutmayarak bu gerçekliğin aynasını her zaman cebimizde taşımalıyız. Şairin ‘’Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?’’ feryadına kulak kapatmadan kendi feryadımızı kendi kabulleniş heybemizde taşımayı unutmamalıyız. Gelmişim ve değişimi kabul etmekle beraber gelenek göreneklerimizi de yaşama ve yaşatma gayretinden uzak kalmamalıyız. Bu anlamda memleketimizin tükenmez hazinelerini kullanmayı bilmeliyiz ve kullanmaktan da geri durmamalıyız. Bu bağlamdan hareketle sözü daha özele indirgeyerek kültürün has ifadesi olan, kelamın şahı şiirle ve şiirin şehirle bağlantısını ifadeyle yazıyı bitirmiş olayım: Toplumları tanıma ve tanımlama noktasında önemli bilgiler veren bir unsur da toplumların yerleşme düzenleridir. Bu düzen coğrafi ve beşeri imkânlar dâhilinde farklıklar arz edebilir. Şair, her ne kadar hayali âlemin kahramanı olsa da sosyal bir varlık olarak yaşamını idame ettirdiği maddi kültür ögelerine ihtiyaç duyacaktır. Şehir de bu kavramlardan biridir şüphesiz.  Bunun içindir ki diyar-ı Van’a şiiri, edebiyatı yakıştırıyoruz. Edebî anlamda gayretimizi eksik etmemeye çalışıyoruz. Unutmamalıyız ki toplumlar; yaşam tarzıyla, maneviyatıyla, sanatıyla, edebiyatıyla paralel gelişen oluşumlardır. Bu gerçeklikle Van’ımızı maddi manevi güzellikleriyle bir bütün olarak gönlümüzde yaşatmayı bilmeliyiz ki nice 103. kurtuluş yıl dönümlerini beraber kutlayalım.   ŞAMAMA NAZMİ SARAÇOĞLU Turuncu siyah küçüktür boyi Oni istemağ gaynana huyi Ona en iyi gelen Vestan’ın suyi Şemame oyununa ilham şamama   Ne kavundur ne kelek sırf hastır Vana Kokusu miskü amber yayılır Vana Gelinler eğer gitse hamama Gaynananın siparişi şamama   Arabanın ön göğsünün süsüdür Şarkıların hem tadı hem öyküsüdür Bostancının tezgâhının süsüdür Kendi küçük adı büyük şamama   Kaç yıldır hasretiz onun tadına Türkülerde rastlarız güzel adına Bir şamama resmi geldi yâdıma Hüseyinler resmini çizsin şamama Van'da tekrar gündeme gelsin şamama.   DOLAŞSAK ŞU VAN'I NE GÜZEL OLUR ADNAN ÖZKAN Horhor'dan su içip kaleye çıksak Şöyle göle karşı semaver yaksak Ordan kuş bakışı Süphan’a baksak Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   Şamranaltı bağı, bostanı meşhur Fidanlıkta yüzsek olur mu olur İskele masmavi onla can bulur Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   Edremit sahili tam piknik yeri Onun gibisi yok gezdim illeri Acaba sılaya dönsek mi geri, Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   Bedenim gurbette, yüreğim Van'da Kıymeti çok olur uzak kalanda Kurtuluş gününde, 2 Nisan'da Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   Ğaraba mahallede Ferit'in bağı Orda mezarlık var şehit yatağı Heveste bıraktık çoktan kursağı Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   Selam versek hele Vanlı gardaşa Davet etse bizi o tatlı aşa Arabaya binip gitsek Gevaş'a Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   Erciş'te uğrasak balık bendine Varsak balıkların güzel seyrine Belki bu gariban gelir kendine Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   Özkani anlatır, anlatmak olmaz Vatan hasretiyle ağlatmak olmaz Dünya ölümlüdür, kimseye kalmaz, Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...   BAŞIMA ÇIĞ DÜŞTÜ, YÜREĞE ATEŞ BÜLENT BAYSAL Müküs'ün çilesi yazılmış taşa Ezelinden böyle, yenilmiş kışa Dağ taş yürüyor da akıyor başa Başıma çığ düştü, yüreğe ateş   Kapanır yolu üç beş ay kuş uçmaz Dost düşman kervanı buradan geçmez Ankara'dan gözler burayı seçmez Başıma çığ düştü, yüreğe ateş   Bir yanın dik yamaç, uçurum sağın Diyemem ki kaç da şuraya sığın Birikmiş kini mi bu, kusar dağın Başıma çığ düştü, yüreğe ateş   Dağı delemedin, hadi paran yok Bari yola tünel yap, tünele sok Böyle giderse çok can yitecek çok Başıma çığ düştü, yüreğe ateş   Sen ki kar çocuğu, bu işin piri Daha kar altında kaç can var diri Alev düştü içime, sizlerden geri Başıma çığ düştü, yüreğe ateş   Hayat bu kadar boş, böylesi acı Yürekleri yakan koca bir sancı Sen av oldun gardaş, tabiat avcı Başıma çığ düştü, yüreğe ateş   Karlarda bağlanmış göbeğin ipi Yolunu kesmezdi ne kar ne tipi Tam kırk bir cana mal olmuş şu çapı Başıma çığ düştü, yüreğe ateş.   SÖZÜN BİTTİĞİ YER TUŞBA SONGÜL ALTINKAYNAK GÜLVANİ Şehri Tuşba derler, ismine Van’ım Yüreğimin başka attığı yersin Hayalimin süsü, gökçek vatanım Uygarlıkta sözün bittiği yersin   Urartu’nun kadim başkenti oldun Osmanlı’nın sınır derbendi oldun Cennet’in dünyada menendi oldun Gölünde kuşların öttüğü yersin   Doğasından nasibini alınca Gözlerinin içi aşkla gülünce Cümle canlıların kendi halince Sevginin hasını tattığı yersin   Yetişir suyunda yarpuz ve tere Mümbittir toprağın, istemez gübre Güzellik mührünü vururken yere Tanrı’nın bonkörlük ettiği yersin   Karlar eriyince, düşünce cemre Mesire yerleri girince emre Doyulmaz bağrında yaşanan ömre Hayalin düşleri tarttığı yersin   Zemheriyi ağırlarken elleri Yürek burkar insanların hâlleri İki bayram arasında yolları Karların hoyratça örttüğü yersin   Sözün özü, insanlıkta payın var Derelerin, ırmakların, çayın var Gülümseyen yıldızların, ayın var Güneşin huzurla battığı yersin   Hem baharı hemde yazı kışı var Düşmanların halen sende gözü var Emrah ile selvihanın izi var Gönüllerin sende çattığı yersin   Oyalarken emaneti gurbette Bir yanım çok mutlu, bir yanım dertte Her türlü ahvalde, her türlü şartta Gülvani gözünde tüttüğü yersin   BEN VAN'DIM EZGİ NİLAY BEYİŞ Sana ulaşamayan bir âşıktım ben Can verirken bedenim sivri taşlar arasında Şarkımızı söyler hâlâ Ahtamar, dalgalarıyla Bir gece ulaşamamıştım ben, sana!   Artos Dağı eteklerinde çoban Van Gölü sularında inci kefali oldum Muradiye Şelalesi'nde akan su Vanadokya’da bir bacaydı, ateşim   Adır Adası üstünde uçan martı Kilisede çandım, bekleyen Ağ ören böcektim Çarpanak Adası'nda Erciş'te Emrah'dım, Selvihan'dım.   Otlu peynirli Van kahvaltısıydım Dillere destandır nâmım Keledoştum gülen yüzlerle Ben Bediüzzaman'ın şehriydim   Daye diyen çocukların sesi Doruklarındaki kardım Tendürek'in Çatak'ta ceviz ağaçları altında Türkü söyleyen gençtim   Ben her karışında Van'dım bu toprakların Nehirler her aktığında buradaydım Her çığlığı, sesi, havarı duyar, yaşardım Ben Van'dım her karış toprağımda...
Van Gölü İncileri

KÜLTÜREL BİR İMGE OLARAK ŞEHİR

MUSTAFA IŞIK

Kültür dediğimiz olgu, bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının bütünüdür.  Bir şehri tanıma; kültürel mirası koruma bilinci, kültürel etkinlikler yapma ve katılım alışkanlığı yani bir bütün olarak şehir kültürü edinmeyle paralel olarak ele alınmalıdır. Bu bakış açısıyla bakıldığında şehir ve kültür kavramları her zaman birbirini besleyen iki temel kavram olarak yol alagelmiştir. Dolayısıyla şehirleri kültürün vücut bulmuş hali, olarak tanımlamak yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.

Şehirlerin taşıdığı kimlikler irdelendiğinde mihenk taşı olarak karşımıza kültür ögesi çıkacaktır. Bu ögeyi de anlamlı kılacak olan o şehirde yaşayan insanlardır Başta şehrin yöneticileri olmak üzere orada ikamet eden fertlerin bütünü halkanın zincirlerini tamamlama noktasında birer önemli ögedir. Bunun içindir ki şehrin kültürel çehresinin yansıması şehir yöneticilerinin ortaya koydukları kültür politikaları ve neticesinde ortaya çıkan kültür etkinlikler, yapılımlardır.

Doğu’nun incisi güzel şehir Van için de aynı bakış açısıyla yaklaşılabilir. Bütün dünyada olduğu gibi Van’da da gelişen ve değişen yaşam tarzının neticesinde insanlar ‘’Hey gidi günler!’’ cümlesini daha çok kurmaya başlamışlardır. Kırsaldan şehirleşmeye ve kentleşmeye uzanan yolculukta durulan her durakta alınan soluğa bu söz eşlik eder durumdadır. Hey gidi günler, yutkunluğumuz belki içimize bir anlık tazeden nefes hissi bırakabilir ama biliriz ki artık çocuklarımızı avutacak hikâyelerimiz, masallarımız, oyunlarımız… Kalmamıştır. Bunun sebeplerinden biri de şehir ve kültür arasındaki köprünün halatlarının gevşemeye başlaması ve köprünün giderek sallanması gerçekliğidir. Halat bir gün kopacak ve köprü üstündekilerin suya düşmesi, belki telef olması kaçınılmaz olacaktır. İyilileri çoğaltmaya gayretimizin temelinde Van’ımızda bu köprünün asla yıkılmamasına gayretimizdir.

Etik ve ahlak noktasında şehir ve kültür imgesini irdelemeye kalktığımızda evrensellik ve ulusallık / yerellik kavramalarının her zaman at başı gitmeyeceği gerçekliğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Bize sunulan, empoze edilen veya gizil haliyle sevdirilen birçok hususun aslında dikenli bir esvap olduğunu ve nazenin tenimizi kanattığını, tenden akan kanın ayakkabımızı doldurmasıyla anlamış oluruz. O vakit kızıllaşmış esvabımızı ve bedenimizi yummaya vaktimiz ve imkânımız kalmamış olabilir. Bunun içindir değişim ve gelişimden kaçınılmayacağı gerçeğini de unutmayarak bu gerçekliğin aynasını her zaman cebimizde taşımalıyız. Şairin ‘’Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?’’ feryadına kulak kapatmadan kendi feryadımızı kendi kabulleniş heybemizde taşımayı unutmamalıyız. Gelmişim ve değişimi kabul etmekle beraber gelenek göreneklerimizi de yaşama ve yaşatma gayretinden uzak kalmamalıyız. Bu anlamda memleketimizin tükenmez hazinelerini kullanmayı bilmeliyiz ve kullanmaktan da geri durmamalıyız.

Bu bağlamdan hareketle sözü daha özele indirgeyerek kültürün has ifadesi olan, kelamın şahı şiirle ve şiirin şehirle bağlantısını ifadeyle yazıyı bitirmiş olayım: Toplumları tanıma ve tanımlama noktasında önemli bilgiler veren bir unsur da toplumların yerleşme düzenleridir. Bu düzen coğrafi ve beşeri imkânlar dâhilinde farklıklar arz edebilir. Şair, her ne kadar hayali âlemin kahramanı olsa da sosyal bir varlık olarak yaşamını idame ettirdiği maddi kültür ögelerine ihtiyaç duyacaktır. Şehir de bu kavramlardan biridir şüphesiz.  Bunun içindir ki diyar-ı Van’a şiiri, edebiyatı yakıştırıyoruz. Edebî anlamda gayretimizi eksik etmemeye çalışıyoruz.

Unutmamalıyız ki toplumlar; yaşam tarzıyla, maneviyatıyla, sanatıyla, edebiyatıyla paralel gelişen oluşumlardır. Bu gerçeklikle Van’ımızı maddi manevi güzellikleriyle bir bütün olarak gönlümüzde yaşatmayı bilmeliyiz ki nice 103. kurtuluş yıl dönümlerini beraber kutlayalım.

 

ŞAMAMA

NAZMİ SARAÇOĞLU

Turuncu siyah küçüktür boyi

Oni istemağ gaynana huyi

Ona en iyi gelen Vestan’ın suyi

Şemame oyununa ilham şamama

 

Ne kavundur ne kelek sırf hastır Vana

Kokusu miskü amber yayılır Vana

Gelinler eğer gitse hamama

Gaynananın siparişi şamama

 

Arabanın ön göğsünün süsüdür

Şarkıların hem tadı hem öyküsüdür

Bostancının tezgâhının süsüdür

Kendi küçük adı büyük şamama

 

Kaç yıldır hasretiz onun tadına

Türkülerde rastlarız güzel adına

Bir şamama resmi geldi yâdıma

Hüseyinler resmini çizsin şamama

Van'da tekrar gündeme gelsin şamama.

 

DOLAŞSAK ŞU VAN'I NE GÜZEL OLUR

ADNAN ÖZKAN

Horhor'dan su içip kaleye çıksak

Şöyle göle karşı semaver yaksak

Ordan kuş bakışı Süphan’a baksak

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

Şamranaltı bağı, bostanı meşhur

Fidanlıkta yüzsek olur mu olur

İskele masmavi onla can bulur

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

Edremit sahili tam piknik yeri

Onun gibisi yok gezdim illeri

Acaba sılaya dönsek mi geri,

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

Bedenim gurbette, yüreğim Van'da

Kıymeti çok olur uzak kalanda

Kurtuluş gününde, 2 Nisan'da

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

Ğaraba mahallede Ferit'in bağı

Orda mezarlık var şehit yatağı

Heveste bıraktık çoktan kursağı

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

Selam versek hele Vanlı gardaşa

Davet etse bizi o tatlı aşa

Arabaya binip gitsek Gevaş'a

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

Erciş'te uğrasak balık bendine

Varsak balıkların güzel seyrine

Belki bu gariban gelir kendine

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

Özkani anlatır, anlatmak olmaz

Vatan hasretiyle ağlatmak olmaz

Dünya ölümlüdür, kimseye kalmaz,

Dolaşsak şu Van'ı ne güzel olur...

 

BAŞIMA ÇIĞ DÜŞTÜ, YÜREĞE ATEŞ

BÜLENT BAYSAL

Müküs'ün çilesi yazılmış taşa

Ezelinden böyle, yenilmiş kışa

Dağ taş yürüyor da akıyor başa

Başıma çığ düştü, yüreğe ateş

 

Kapanır yolu üç beş ay kuş uçmaz

Dost düşman kervanı buradan geçmez

Ankara'dan gözler burayı seçmez

Başıma çığ düştü, yüreğe ateş

 

Bir yanın dik yamaç, uçurum sağın

Diyemem ki kaç da şuraya sığın

Birikmiş kini mi bu, kusar dağın

Başıma çığ düştü, yüreğe ateş

 

Dağı delemedin, hadi paran yok

Bari yola tünel yap, tünele sok

Böyle giderse çok can yitecek çok

Başıma çığ düştü, yüreğe ateş

 

Sen ki kar çocuğu, bu işin piri

Daha kar altında kaç can var diri

Alev düştü içime, sizlerden geri

Başıma çığ düştü, yüreğe ateş

 

Hayat bu kadar boş, böylesi acı

Yürekleri yakan koca bir sancı

Sen av oldun gardaş, tabiat avcı

Başıma çığ düştü, yüreğe ateş

 

Karlarda bağlanmış göbeğin ipi

Yolunu kesmezdi ne kar ne tipi

Tam kırk bir cana mal olmuş şu çapı

Başıma çığ düştü, yüreğe ateş.

 

SÖZÜN BİTTİĞİ YER TUŞBA

SONGÜL ALTINKAYNAK GÜLVANİ

Şehri Tuşba derler, ismine Van’ım

Yüreğimin başka attığı yersin

Hayalimin süsü, gökçek vatanım

Uygarlıkta sözün bittiği yersin

 

Urartu’nun kadim başkenti oldun

Osmanlı’nın sınır derbendi oldun

Cennet’in dünyada menendi oldun

Gölünde kuşların öttüğü yersin

 

Doğasından nasibini alınca

Gözlerinin içi aşkla gülünce

Cümle canlıların kendi halince

Sevginin hasını tattığı yersin

 

Yetişir suyunda yarpuz ve tere

Mümbittir toprağın, istemez gübre

Güzellik mührünü vururken yere

Tanrı’nın bonkörlük ettiği yersin

 

Karlar eriyince, düşünce cemre

Mesire yerleri girince emre

Doyulmaz bağrında yaşanan ömre

Hayalin düşleri tarttığı yersin

 

Zemheriyi ağırlarken elleri

Yürek burkar insanların hâlleri

İki bayram arasında yolları

Karların hoyratça örttüğü yersin

 

Sözün özü, insanlıkta payın var

Derelerin, ırmakların, çayın var

Gülümseyen yıldızların, ayın var

Güneşin huzurla battığı yersin

 

Hem baharı hemde yazı kışı var

Düşmanların halen sende gözü var

Emrah ile selvihanın izi var

Gönüllerin sende çattığı yersin

 

Oyalarken emaneti gurbette

Bir yanım çok mutlu, bir yanım dertte

Her türlü ahvalde, her türlü şartta

Gülvani gözünde tüttüğü yersin

 

BEN VAN'DIM

EZGİ NİLAY BEYİŞ

Sana ulaşamayan bir âşıktım ben

Can verirken bedenim sivri taşlar arasında

Şarkımızı söyler hâlâ Ahtamar, dalgalarıyla

Bir gece ulaşamamıştım ben, sana!

 

Artos Dağı eteklerinde çoban

Van Gölü sularında inci kefali oldum

Muradiye Şelalesi'nde akan su

Vanadokya’da bir bacaydı, ateşim

 

Adır Adası üstünde uçan martı

Kilisede çandım, bekleyen

Ağ ören böcektim Çarpanak Adası'nda

Erciş'te Emrah'dım, Selvihan'dım.

 

Otlu peynirli Van kahvaltısıydım

Dillere destandır nâmım

Keledoştum gülen yüzlerle

Ben Bediüzzaman'ın şehriydim

 

Daye diyen çocukların sesi

Doruklarındaki kardım Tendürek'in

Çatak'ta ceviz ağaçları altında

Türkü söyleyen gençtim

 

Ben her karışında Van'dım bu toprakların

Nehirler her aktığında buradaydım

Her çığlığı, sesi, havarı duyar, yaşardım

Ben Van'dım her karış toprağımda...

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.