Güncel Haber Girişi: 19.02.2021 - 09:31, Güncelleme: 19.02.2021 - 09:31

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
KARLAR KRALİÇESİ'NİN DİYARI YUSUF KAZAK Dünya, sanatkârane bakabilen gözler ve keşfetmesini bilen gönüller için nice güzelliklerle doludur. Bütün ömrünü, yüreğini çığlık çığlığa bırakabilecek bir muhteşem manzara bulmaya adayacak insan, ömrünü heba etmiş olmaz zira tüm hissiyatı okşayacak bir güzellik tablosu bulmak ve onu doyasıya yaşamak bir ömre değer. Bu güzellik ve hoşluk tablolarının arz-ı endam etmesinde mevsimler çok belirleyicidir hiç şüphesiz. Her mevsimin ayrı bir hikâyesi, coşkusu ve iddiası vardır fakat özellikle kış mevsimi çok daha derin manalar taşır. Dondurucu soğukların başlamasıyla insan, yüreğine döner ve ondaki sıcaklıkla tüm bedenini ısıtmaya çalışır. Derin ve estetik bakamayanlar, kış mevsimini bir girdap olarak görürler ve bu fasılda  ruhlarını ve tüm hayallerini gömerler. Bir hoş manzara görmek uğruna tüm hayatlarını feda edebilecek olan şairane ruhlu ve bakışlı kişiler ise bu mevsimi dört gözle beklerler zira onlar, bu mevsimin başrol oyuncusu olan ve kar yağışının getirdiği sonsuz bir duruluk ve beyazlık manzarası ile ruhlarını 'Ak'laştırmanın ve arındırmanın coşkunluğunu yaşarlar. Bu mevsim ile coşku iklimine girenler, kar taneleri yere düşerken; hayallerini, umutlarını ve ruhlarının esrarengiz bir köşesinde sakladıkları duygularını şaha kaldırmanın eşsiz seremonisini yaşarlar. Bu zarif mevsim tüm inceliklerini sunarken silkinen insan şuuru, gördükleriyle yetinmeyerek 'Beyaz Düşler Ülkesi'ne yolculuğa başlar. Birden kendisini İskandinavya'nın gizemlerle dolu, çam ağaçlarıyla dost olan karların apayrı motiflerle bezediği ormanlarda bulur. Kişinin, bu manzaranın büyüleyiciliğinin yanı sıra taşıdığı soğukluğun manasına varması ve adeta soğuğun tatlı bir sıcaklığa dönüşmesi için tek bir sır vardır: Bu, insanın en çetin buzları bir çırpıda eritebilecek duygulara, yani kor ateşler savuran bir 'Aşk Yanardağı'na sahip olmasına bağlıdır. Ancak bu şekilde insan karlı dağları aşabilir, ruhundaki beyazlıkları sonsuz beyazlıklarla buluşturabilir ve eşi benzeri olmayan bir gösteri sunan, beyazlıkların alabildiğine kapladığı ormanlardaki berrak göllerde 'Karlar  Kraliçesi'ni görebilir. Sonsuzlukların bir araya gelmesiyle oluşmuş, karların ve aşılamaz gizemlerle çevrili güzelliklerin hâkim olduğu 'Karlar Kraliçesi'nin Diyarı, 'Beyaz Aşklar'ın vücut bulduğu, zamanlar ve mekânlar ötesi bir yerdir. Buraya ulaşmanın yolu 'Yürek Yanardağı'nın alevler savurmasıdır. Kış mevsiminin, beyaz sonsuzluğun ve en önemlisi Karlar Kraliçesi'nin Diyarı' nın manasına varmak ancak, yanardağların karla kaplı diyarlara geçiş için nasıl bir kapı olabileceğinin muazzam sırrına ve manasına varmakla mümkündür.   EY VAN PROF. DR. ZEKİ TAŞTAN Van, yaşarken kıymetini bilmediğimiz baştan sona bir memleket… tıpkı ülkemin birlik ve beraberliği; veya Türk’ün Kürt’le kardeşliği… yani değerini hiç bilmediğimiz sağlık ve sıhhat misali… … Van boşa giden kayıp bir zaman… göz göre göre yitirilen gençlikten akan kan…   Van, değerini bilmediğimiz bir anne baştanbaşa büyük bir aile… sığınılacak bir şair baştanbaşa Müştehir... … Ey değeri bilinmeyen Van katilin biziz! diyordu babam!   BİR YERYÜZÜ TANIĞI ERCAN TÜRKER Hırçın atlar dolarken vadiye, kutsar ölümü kıllı elleriyle bir keşiş mabetler kısalır gün ortasında, akılda kalır diz çökmüş bir havarinin      bir ayinden kalan kederli yüzü yağmuru bekler sunaklar, gökyüzü altında / paslanır kapılar kırılır testisi yazgının gecikmiş bir mevsimde durulur deniz karla örtünür eski güneşler   Azap verir topraktaki asi ve solgun yüzler, dinlenir rüzgarın şarkısı mabetler arasında kesilir sesi rüzgarın, kendini eskitir derin uykularda geceyi getiren sesler kesilir, pörsümüş şarkılar eski yüzlerde seyreder denizi uzaklardan. rutubet kokar akşamlar küflenir deniz kıyıları gemilere siner kadim kentlerin uzak hatırası, eski denizlerde   Dağ yamacından bakar bir incir küle benzetip eski çölleri bekler gibi bir bahçeyi, yıkıntılar arasında paslanan kentleri çocukluğumun, harlı bahçelerden geçer gibi yalınayak, ıssız güneşler ve sarı buğdaylar arasından asi yüzlerde bir hatıradır akşamlar   Yeryüzüne dağılır çığlığım, bir kör, bir sağır, bir dilsiz gibi dönerim toprağa, dönerim çöllere, dönerim denizlere bir akşamüstü; tufan olur yeniden deşilir eski fotoğraflar tütsülenir günleri çocukluğumun balçıktaki ayak izlerimi anımsarım yeniden bir kement dolanır boynuma habire, bir çocuğun rüyası olurum şafak vaktinde, bir şubat günü kış ortasında öylece yüzüm tipiye tutulur yıldızsız bir gecede marta özlem duyarım, miladım olur, umutlanırım ölüme denktir aşk bilirim lakin; gecede tünemiş kuş seslerine sağırım.   SENİ BEKLİYORUM HAMİYET SU KOPARTAN Gecenin ayı sözlenişi gibi Çölün yağmuru özleyişi gibi Bülbülün gülü gözleyişi gibi Hasretin gönlü közleyişi gibi Ben de seni bekliyorum   Çayın demini alması gibi Takvimin ömrü çalması gibi Yolcunun sılaya varması gibi Erin şafak sayması gibi Ben de seni bekliyorum   Kurbanlık koyun gibi Bükülen boyun gibi Son perdede oyun gibi Ben de seni bekliyorum.   YALNIZLIĞIN SEN OLANI SEVGİ BOZTOĞAN Dertlerimden sağ beni, Bileklerimden akan suyun kenarında uyut. Dalları orman gürültüsüyle kaplı, Gecenin aydınlığında beraber Susalım hiç olmazsa Gözlerinin taşlı yolu çizsin yalnızlığımızı O asil, gururlu, yüz dönmez yoldaşlığımızı   Sonra, Bana fısıltılarını duyayım bakışlarında Gece kalabalığında ilerleyen sonsuz düş kuşağı Kaldırsın başımızı   Elime doğan kelimelerin kapısında büyürken ben, Sen doğ dizelerime, Başkalaşsın yalnızlığım…   ÖLÜMÜN ADI AYRILIK LEYLA YİĞİT KAYA Hüzün, bir gölge gibi peşimde gülecekken hatırıma gelir yokluğun   Üzülmelerin Yaradan’dan hediye adına ölüm dedikleri ayrılık ardım sıra bir ruh gibi dolanır bedenim yorgun, bedenim yokluk kaybetmektir, sevdiklerimizin gitmesi ey, sevdiğim bırakıp gittin beni   Adın yokluk, adın hasrettir senin dönülmez ayrılıktır artık adın soğuktan daha soğuk geceden de gecedir, yokluğun   Ölüm, duygusuz ve gaddar bir cellattır, keser tüm ipleri, kalanlara sağ derler, gidene ölü   Gidişine, mecburi ayrıldık diyorum ey sevdiğim, bekliyor olacağım görüşeceğimiz günleri.   NEREDESİN ZEYNEP DENİZ En son sardunyalarda gördüm seni ellerini, kokunu, gözlerini saçlarını, kuruyan dudağının rengini ne kadar geçmiş olsa bile unutmadım seni, hiçbir şeyini   Neredesin, bilmiyorum hangi sokak hangi mahalle belki de kalmayıp gittin, başka şehirlere sahi kaç yıl geçti gittiğinden beri kalmadı hiçbir şeyin eski hali   Solan sardunyalarda yıkılan sokaklarda kaldım bir başıma sonu olmayan duvarlarla sahi neredesin şimdi hangi şarkıda hangi şiirde hangi kitabın arasına saklandın düşlerinle?   MÜKÜS ÇAYI YUSUF AYTEKİN Sana seslenişimi Müküs Çayı’ndan duy Aşk yok, dert çok, çekilmez ki bu huy Çatbayır dağlarında şimdi koca istanbul Aşktan yoksun ruhum, gel beni bul   Canhıraş içinde sana koşmak, dur Gölgem sana değer, susma konuş Günahımı vur yüze, söv, haykır Duysun tüm geçmiş, yahut geçmemiş   Ellerinden bir nefes almak Sevdiğin kadar yaş almak O gülüşlerin kadar mutluluk değsin Değsin tenime, serin sulardan içsin   Bırak saçlarını okşasın deli rüzgar Alıp getirsin kokuyu pamuksu bulutlar Çağır beni, çağır duysun sağır kulaklar Aştan yoksun ruhum,  yine seni sayıklar...   Seslenişlerim müküs çayından, kalk gel Sekiz buçuk km ötede bir dağ evinde, Sere bere, kezeruk, sale sürse, roste Sürekli bu dağlarda...sorma hep hayal   Sen karşı tepeden bağır, az daha çağır Gönlümde bir tutam sevgi sana az gelir Söylenmeden helalleşelim, az daha içelim Son gecem otur yamacıma sana içerlenelim   Buselerin buz kırağı düşmez yüze Al yanaklarını sarmış ateş, gelmez söze Kapatma şah eseri denk gelsin göze Duysun ve bilsin elalem aşk tek sözde.   YETMEZ Mİ? MEHMET AKÇAY Yetmez mi? Kırk yıldır bayrağa sarılı tabut Kara topraklara verdik yetmez mi İnsanlıktan çıktık fikri sabit Aynı yerimizde durduk yetmez mi Ne sağın ne solun faydası oldu Ölüler üryan mezarlar doldu Nice koç yiğitler boşuna soldu Olmayacak hayal kurduk yetmez mi İnançlıyız diye aşk-ı külledik Irkçılık ederek dini solladık Kardeşi kardeşe düşman eyledik Yapılacak gönlü kırdık yetmez mi Ben insanın diyen kin nefret gütmez Yalancı dünyanın peşine gitmez İyilik düşünür kötülük etmez Bunca kırdık döktük vurduk yetmez mi Çağlariyem derim neyi bekleriz Acılara niye acı ekleriz Varlık içeresinde yolluk çekeriz Bunca derde göğüs gerdik yetmez mi Bunca derde göğüs gerdik yetmez mi
Van Gölü İncileri

KARLAR KRALİÇESİ'NİN DİYARI

YUSUF KAZAK

Dünya, sanatkârane bakabilen gözler ve keşfetmesini bilen gönüller için nice güzelliklerle doludur. Bütün ömrünü, yüreğini çığlık çığlığa bırakabilecek bir muhteşem manzara bulmaya adayacak insan, ömrünü heba etmiş olmaz zira tüm hissiyatı okşayacak bir güzellik tablosu bulmak ve onu doyasıya yaşamak bir ömre değer.

Bu güzellik ve hoşluk tablolarının arz-ı endam etmesinde mevsimler çok belirleyicidir hiç şüphesiz. Her mevsimin ayrı bir hikâyesi, coşkusu ve iddiası vardır fakat özellikle kış mevsimi çok daha derin manalar taşır. Dondurucu soğukların başlamasıyla insan, yüreğine döner ve ondaki sıcaklıkla tüm bedenini ısıtmaya çalışır. Derin ve estetik bakamayanlar, kış mevsimini bir girdap olarak görürler ve bu fasılda  ruhlarını ve tüm hayallerini gömerler.

Bir hoş manzara görmek uğruna tüm hayatlarını feda edebilecek olan şairane ruhlu ve bakışlı kişiler ise bu mevsimi dört gözle beklerler zira onlar, bu mevsimin başrol oyuncusu olan ve kar yağışının getirdiği sonsuz bir duruluk ve beyazlık manzarası ile ruhlarını 'Ak'laştırmanın ve arındırmanın coşkunluğunu yaşarlar. Bu mevsim ile coşku iklimine girenler, kar taneleri yere düşerken; hayallerini, umutlarını ve ruhlarının esrarengiz bir köşesinde sakladıkları duygularını şaha kaldırmanın eşsiz seremonisini yaşarlar.

Bu zarif mevsim tüm inceliklerini sunarken silkinen insan şuuru, gördükleriyle yetinmeyerek 'Beyaz Düşler Ülkesi'ne yolculuğa başlar. Birden kendisini İskandinavya'nın gizemlerle dolu, çam ağaçlarıyla dost olan karların apayrı motiflerle bezediği ormanlarda bulur. Kişinin, bu manzaranın büyüleyiciliğinin yanı sıra taşıdığı soğukluğun manasına varması ve adeta soğuğun tatlı bir sıcaklığa dönüşmesi için tek bir sır vardır: Bu, insanın en çetin buzları bir çırpıda eritebilecek duygulara, yani kor ateşler savuran bir 'Aşk Yanardağı'na sahip olmasına bağlıdır. Ancak bu şekilde insan karlı dağları aşabilir, ruhundaki beyazlıkları sonsuz beyazlıklarla buluşturabilir ve eşi benzeri olmayan bir gösteri sunan, beyazlıkların alabildiğine kapladığı ormanlardaki berrak göllerde 'Karlar  Kraliçesi'ni görebilir. Sonsuzlukların bir araya gelmesiyle oluşmuş, karların ve aşılamaz gizemlerle çevrili güzelliklerin hâkim olduğu 'Karlar Kraliçesi'nin Diyarı, 'Beyaz Aşklar'ın vücut bulduğu, zamanlar ve mekânlar ötesi bir yerdir. Buraya ulaşmanın yolu 'Yürek Yanardağı'nın alevler savurmasıdır.

Kış mevsiminin, beyaz sonsuzluğun ve en önemlisi Karlar Kraliçesi'nin Diyarı' nın manasına varmak ancak, yanardağların karla kaplı diyarlara geçiş için nasıl bir kapı olabileceğinin muazzam sırrına ve manasına varmakla mümkündür.

 

EY VAN

PROF. DR. ZEKİ TAŞTAN

Van,

yaşarken kıymetini bilmediğimiz

baştan sona bir memleket…

tıpkı ülkemin birlik ve beraberliği;

veya Türk’ün Kürt’le kardeşliği…

yani değerini hiç bilmediğimiz

sağlık ve sıhhat misali…

Van

boşa giden kayıp bir zaman…

göz göre göre yitirilen

gençlikten akan kan…

 

Van,

değerini bilmediğimiz bir anne

baştanbaşa büyük bir aile…

sığınılacak bir şair

baştanbaşa Müştehir...

Ey değeri bilinmeyen Van

katilin biziz!

diyordu babam!

 

BİR YERYÜZÜ TANIĞI

ERCAN TÜRKER

Hırçın atlar dolarken vadiye,

kutsar ölümü kıllı elleriyle bir keşiş

mabetler kısalır gün ortasında,

akılda kalır diz çökmüş bir havarinin     

bir ayinden kalan kederli yüzü

yağmuru bekler sunaklar,

gökyüzü altında / paslanır kapılar

kırılır testisi yazgının

gecikmiş bir mevsimde durulur deniz

karla örtünür eski güneşler

 

Azap verir topraktaki asi ve solgun yüzler,

dinlenir rüzgarın şarkısı mabetler arasında

kesilir sesi rüzgarın, kendini eskitir derin uykularda

geceyi getiren sesler kesilir,

pörsümüş şarkılar eski yüzlerde

seyreder denizi uzaklardan.

rutubet kokar akşamlar

küflenir deniz kıyıları

gemilere siner kadim kentlerin uzak hatırası,

eski denizlerde

 

Dağ yamacından bakar bir incir

küle benzetip eski çölleri

bekler gibi bir bahçeyi,

yıkıntılar arasında paslanan kentleri çocukluğumun,

harlı bahçelerden geçer gibi yalınayak,

ıssız güneşler ve sarı buğdaylar arasından

asi yüzlerde bir hatıradır akşamlar

 

Yeryüzüne dağılır çığlığım,

bir kör, bir sağır, bir dilsiz gibi

dönerim toprağa, dönerim çöllere,

dönerim denizlere bir akşamüstü;

tufan olur yeniden deşilir eski fotoğraflar

tütsülenir günleri çocukluğumun

balçıktaki ayak izlerimi anımsarım yeniden

bir kement dolanır boynuma habire,

bir çocuğun rüyası olurum şafak vaktinde,

bir şubat günü kış ortasında öylece

yüzüm tipiye tutulur yıldızsız bir gecede

marta özlem duyarım, miladım olur, umutlanırım

ölüme denktir aşk bilirim lakin;

gecede tünemiş kuş seslerine sağırım.

 

SENİ BEKLİYORUM

HAMİYET SU KOPARTAN

Gecenin ayı sözlenişi gibi

Çölün yağmuru özleyişi gibi

Bülbülün gülü gözleyişi gibi

Hasretin gönlü közleyişi gibi

Ben de seni bekliyorum

 

Çayın demini alması gibi

Takvimin ömrü çalması gibi

Yolcunun sılaya varması gibi

Erin şafak sayması gibi

Ben de seni bekliyorum

 

Kurbanlık koyun gibi

Bükülen boyun gibi

Son perdede oyun gibi

Ben de seni bekliyorum.

 

YALNIZLIĞIN SEN OLANI

SEVGİ BOZTOĞAN

Dertlerimden sağ beni,

Bileklerimden akan suyun kenarında uyut.

Dalları orman gürültüsüyle kaplı,

Gecenin aydınlığında beraber

Susalım hiç olmazsa

Gözlerinin taşlı yolu çizsin yalnızlığımızı

O asil, gururlu, yüz dönmez yoldaşlığımızı

 

Sonra,

Bana fısıltılarını duyayım bakışlarında

Gece kalabalığında ilerleyen sonsuz düş kuşağı

Kaldırsın başımızı

 

Elime doğan kelimelerin kapısında büyürken ben,

Sen doğ dizelerime,

Başkalaşsın yalnızlığım…

 

ÖLÜMÜN ADI AYRILIK

LEYLA YİĞİT KAYA

Hüzün, bir gölge gibi peşimde

gülecekken hatırıma gelir yokluğun

 

Üzülmelerin Yaradan’dan hediye

adına ölüm dedikleri ayrılık

ardım sıra bir ruh gibi dolanır

bedenim yorgun, bedenim yokluk

kaybetmektir, sevdiklerimizin gitmesi

ey, sevdiğim bırakıp gittin beni

 

Adın yokluk, adın hasrettir senin

dönülmez ayrılıktır artık adın

soğuktan daha soğuk

geceden de gecedir, yokluğun

 

Ölüm, duygusuz ve gaddar

bir cellattır, keser tüm ipleri,

kalanlara sağ derler, gidene ölü

 

Gidişine, mecburi ayrıldık diyorum

ey sevdiğim, bekliyor olacağım

görüşeceğimiz günleri.

 

NEREDESİN

ZEYNEP DENİZ

En son sardunyalarda gördüm seni

ellerini, kokunu, gözlerini

saçlarını, kuruyan dudağının rengini

ne kadar geçmiş olsa bile

unutmadım seni, hiçbir şeyini

 

Neredesin, bilmiyorum

hangi sokak hangi mahalle

belki de kalmayıp gittin, başka şehirlere

sahi kaç yıl geçti gittiğinden beri

kalmadı hiçbir şeyin eski hali

 

Solan sardunyalarda yıkılan sokaklarda

kaldım bir başıma sonu olmayan duvarlarla

sahi neredesin şimdi hangi şarkıda hangi şiirde

hangi kitabın arasına saklandın düşlerinle?

 

MÜKÜS ÇAYI

YUSUF AYTEKİN

Sana seslenişimi Müküs Çayı’ndan duy

Aşk yok, dert çok, çekilmez ki bu huy

Çatbayır dağlarında şimdi koca istanbul

Aşktan yoksun ruhum, gel beni bul

 

Canhıraş içinde sana koşmak, dur

Gölgem sana değer, susma konuş

Günahımı vur yüze, söv, haykır

Duysun tüm geçmiş, yahut geçmemiş

 

Ellerinden bir nefes almak

Sevdiğin kadar yaş almak

O gülüşlerin kadar mutluluk değsin

Değsin tenime, serin sulardan içsin

 

Bırak saçlarını okşasın deli rüzgar

Alıp getirsin kokuyu pamuksu bulutlar

Çağır beni, çağır duysun sağır kulaklar

Aştan yoksun ruhum,  yine seni sayıklar...

 

Seslenişlerim müküs çayından, kalk gel

Sekiz buçuk km ötede bir dağ evinde,

Sere bere, kezeruk, sale sürse, roste

Sürekli bu dağlarda...sorma hep hayal

 

Sen karşı tepeden bağır, az daha çağır

Gönlümde bir tutam sevgi sana az gelir

Söylenmeden helalleşelim, az daha içelim

Son gecem otur yamacıma sana içerlenelim

 

Buselerin buz kırağı düşmez yüze

Al yanaklarını sarmış ateş, gelmez söze

Kapatma şah eseri denk gelsin göze

Duysun ve bilsin elalem aşk tek sözde.

 

YETMEZ Mİ?

MEHMET AKÇAY

Yetmez mi?

Kırk yıldır bayrağa sarılı tabut

Kara topraklara verdik yetmez mi

İnsanlıktan çıktık fikri sabit

Aynı yerimizde durduk yetmez mi

Ne sağın ne solun faydası oldu

Ölüler üryan mezarlar doldu

Nice koç yiğitler boşuna soldu

Olmayacak hayal kurduk yetmez mi

İnançlıyız diye aşk-ı külledik

Irkçılık ederek dini solladık

Kardeşi kardeşe düşman eyledik

Yapılacak gönlü kırdık yetmez mi

Ben insanın diyen kin nefret gütmez

Yalancı dünyanın peşine gitmez

İyilik düşünür kötülük etmez

Bunca kırdık döktük vurduk yetmez mi

Çağlariyem derim neyi bekleriz

Acılara niye acı ekleriz

Varlık içeresinde yolluk çekeriz

Bunca derde göğüs gerdik yetmez mi

Bunca derde göğüs gerdik yetmez mi

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yunus TÜRKOĞLU
(19.02.2021 09:59 - #72304)
Güzel gören, güzel düşünen ve gerçekleri böyle yalın bir şekilde ifade eden Mehmet AKÇAY'lar: sevdayla, sevgiyle, şiirle, sözle, muhabbetle hep yaşasın... Selamlar...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.