Kültür Haber Girişi: 28.11.2020 - 09:08, Güncelleme: 28.11.2020 - 09:08

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

BEN İNCİNİRİM (ATIŞMA) ZEYNEP SÜMER VE ALPER ALPEREN (Alper Alperen) Sarı saçlarını salma rüzgâra Telin incinirse ben incinirim Türküler söyleyip gelme nazara Dilin incinirse, ben incinirim.   (Zeynep Sümer) Uzaktan severim mutlu ol yeter Bu ayrılık bana zulümden beter Gözümü sen kapat ölürsem eğer Kolun incinirse ben incinirim...   (Alper Alperen) Verseler dünyayı, ayı eline Değişmem saçının bir tek teline Kemer olsam ince, nazik beline Belin incinirse, ben incinirim.   (Zeynep Sümer) İçimdeki aşkla her gün coşarım Bir yanın ağrısa derhal koşarım Kalbinin içinde sessiz yaşarım Solun incinirse ben incinirim.   (Alper Alperen) Nazik parmakların dokunsa saza Teller secde eder, durur namaza Eserken değmesin yeller ezkaza Elin incinirse ben incinirim.   (Zeynep Sümer) Koparma gülümü dalında kalsın Kırsan da dalında asılı kalsın Gözyaşın sel olsun sevdama salsın Selin incinirse ben incinirim.   (Alper Alperen) Uğramasın sana dert ile hüzün Gözyaşı görmesin güzelim yüzün Ozan Alperen’in gülüdür özün Dalın incinirse ben incinirim.   (Zeynep Sümer) Zeynep derde kaldı acep neyleyim Bilmem ki dermanı kime söyleyim Varıp gurbet eli yol eyleyeyim Yolun incinirse ben incinirim.   ÇIKIP GELSEN AYŞE ÇETİNTAŞ Sözün bittiği yerdir dileklerimin kabul günü bir sabah çat diye çıkıp gelsen güzel sabahlar dilemesinden olur   Geldiğin zaman güneşler doğmasın güneşim sen olursun ben güneşler çizerim gelişinle batmayan güneşler çizerim   Gidişinle batırdığın güneşler gibi kaldığım karanlıktan geldiğinde güneşlerim doğsa bir güneş doğsa gidişi olmayan güneşin batmadığı gelişin olsa   Habersiz gidişin bir dönüşü karanlığın bitirdiğin güneşin doğduğu vakitte çıkıp gelsen.   GEÇ KALDIM AZİZ SAYDUT Yürünecek yollarda varılacak menzillere yapılacak işlerde geç kaldım usta   Nice zaman boşa geçmiş ardı sıra gelmez, zaman geçer başarılacak işlerde geç kaldım usta   Küheylan geçeli, kervan varlı, yollar biteli geç kaldım usta   Nice köşe başları tutulalı çeşmeler bitireli, kuyular kurutalı geç kaldım usta   Sözler biteli, şiirler yazılalı hiç özlü söz kalmayalı geç kaldım   Usta tevazu hırkası, eskidi üstümüzden kendimizi geriye çekmeli fütursuzların baş olmasına geç kaldım, usta   Gayretler tükenmek üzere varılacak yoldan dönmeye sabır gayretimin bitmesine geç kaldım, usta   Hep mücadele etmenin yükünde ezilmekten doğruyu söylemekten korkanların yüzlerin bakmaktan yorgunluğun altında kalmaktan varsın yürüsün gitsinler bu mücadeleden geç kaldım, usta.   LÂL DİLİM FAYSAL DEMİR "Oku, seni yaratan Yaradan’ın adıyla oku." Yok üstat, dedim ben sadece yanmayı bilirim yar/a/dan kalan acıyla   bazı yaralar var çok hisli / çok izli /çok gizli   bazı yaralar eskâre oysa çok sesli bir tenekeye demirle vurmak gibi dünya'ya bir yaradan bakmak gibi Yaradan’a bakmak gibi...   "Oku, seni yaratan Yaradan’ın adıyla oku." yok üstad, dedim. ben sadece kanamayı bilirim yar/a/dan kalan acıyla   bazı acılar vardır çok anar / çok yanar / çok kanar   balkonda kafesi açık bir kanarya hani kimilerimiz bazı sabahlarda göğüs kafesinden kanar ya...   "oku, seni yaratan yaradanın adıyla..." yok üstad, dedim ben anmayı bilirim yar/a/dan kalan acıyla   bazı anılar vardır kor gibi / har gibi / yâr gibi   "oku, seni yaratan yaradanın adıyla oku" aç okuyayım üstad, dedim. Okudum / okudum / okuyamadım... üstad çekti, gitti...   kaldım/ lal gibi  / dal gibi /del(i) gibi   yaradan bana seni sevecek kadını bir köşeye bıraktım, dedi. sonra yuvarlak yarattı dünyayı halime baktı / güldü, güldü, güldü...   MİHRİYAR  ŞEVKET SULHAN Yüreğimde geçen kor ateş değdikçe dilime pelesenk olur   tutkunun günlüğüne dokunur üne özlem, yarına ümitlerim   dünya ay’a ben sana… Mihriyâr, cihan bakışın kara   delilik eder durur özlemlerim kışın bitimine ramak kala   aşikârım haydutlarına kıyıda şahit geceler   ay şavkında yürürsün namluda mermi öfkelenir   Mihriyâr, öfke icap eder tahammülüne düşümde çıkmaz sokak olur vakitler   karanlıklar ziyan eder uykuları kusar kusar, kelimeler gecelere    ölümün öteki yüzüdür gülşen-i baharına aldanmalar   Mihriyâr, zamana yenik                                                                                                                                              şimdi çocuk gülüşler   gamzenin çukuruna kaz neşeyi orda tutsak kalsın umutlar.   GÜLARA GÜLLERİN BEDİH YÜCE Mahzenine kilitledi beni zifir gözlerin gün hüzünlü, mısralar sevdalı, ben gülistan arzuladığım bir Gülara...  ve Gülara sende kaldı güllerim... sense bihaber, geçen günlerden     Semazen misali çevrelerdin bedenimi yıldızları içine işleyen gece gibi hayır.. belki de kanıma işledin kendini bundan mıdır ki acep ne kendimi bilirim ne derdimi   Gülara.. hangi gecenin ışığı süzülür gözlerinden? bakışların hangi vuslat gecesinden? bakışların diyorum, Gülara yaktı beni içten içe bu nara     Üşenmeden gönlümde tahayyül edeceğim sevdamı hangi kelimeyle telaffuz edeyim   Beni sevmedin, bilirim söylesene neyleyim bunu kalbime nasıl tercüme edeyim hangi âşık hangi maşuk ne der,  ne diyeyim   Meçhul cevaplar yayılıyor arzuladığım gözlerden bu gece ruhum ağlıyor çömelmiş sana, yaralıdır derinden bana da bağışlamaz mısın bir tutam sevginden?   Halim nice oldu, ürküyorum sensiz geçen günlerden ve Gülara biliyorum, ay ışığı kadar uzaksın gündüzleri ve geceleri güneş ışığı kadar uzak sen hep sen yine de sen... Sen Gülara, sen. İPUCU NECLA ARPA GÜLAÇAR Hatırlamak için kodlar üretin. Eskiden biz bakkala gönderilirken tembihlenen siparişi almamız istenildiğinde parmağımıza bir kurdele bağlardı büyüklerimiz. İstenilen şeyi unutmayalım diye... Bunu yaparken bilmeden bir zihinsel kodlama yaparlarmış meğer. Malum her yanımız akılsız aygıtlar ile dolu iken unutmak artık kaçınılmaz oluyor. Günlük işler sekteye uğrarken sevdiklerimizi, gölge veren ağaçları, komşuları, akrabaları velhasıl kendimizi bile unutuyoruz. Unutmamak için hatırlamak gerekiyor hatırlamak için ise ipucu elzem oluyor. Nedir ipucu? Örneğin eskimemiş büyüklerimiz gibi not defteri yerine buzdolabı veya evin en görünür yerinde bir pano bulundurulmalı veya rolünü ezberlemek için oyuncuların yaptığı gibi tekst halinde hazırlanıp diş fırçalarken ya da kahvaltı masasına bırakılabilir veya zihnimize kodlayabilir ve kodu komite edecek renkler, diyaloglar, hatırlatıcı nesneler tercih edebiliriz. Zihin tüm kodları kaydeder. Örneğin bir renk, kumaş türü veya bir yemek kokusu uyarıcıdır kodlarınızı açar ve sizi çocukluğunuza götürür. Günde beş defa namaz kılan birinin bu eylemi nispeten hafızasını kaybetse de hatırladığına namaz sürelerini okuduğuna şahitlik ederiz. Unutmamanın en elzem hatırlatıcısı bir eylemi sürekli tekrarlamaktır tekrarlanan şey kişide artık bir meleke hâline gelir. Uyumadan önce dişini fırçalamak, pijama giymek, kitap okumak gibi bunlar zamanla terkedilmeyecek unutulmayacak alışkanlıklara dönüşür. Kişi her sabah annesini arıyorsa veya her sabah aynı sokaktan yürüyor aynı simitçiden alışveriş yapıyorsa bu bir rutindir. Rutinler zarar vermediği sürece zihin kodlamaları için birer uyarıcıdır. Unutmayalım! Bilhassa yaşadığımız bu dönemde hatırlamanın çok kıymetli olduğunu unutmayalım. Yüz yüze görüşememek de her zaman dediğim gibi akılsız aygıtlar bugünlerde bizim aklımız ile işlev yapsın eş, dost, akraba, komşu aynı binada yaşadığımız insanlar ile Whatsapp gurupları oluşturup birbirimizden haberdar olalım. Elektronik Guruplar birer hatırlatıcıdır bu vesile ile cem olmak birbirimize ilaç olmak hastalıkları, dertleri, sevinçleri bu şekilde paylaşmakta insanı rehabilite edebiliyor. İnsan insana muhtaçtır yalnızlık ise sadece Yaradan’a mahsustur.

BEN İNCİNİRİM (ATIŞMA)

ZEYNEP SÜMER VE ALPER ALPEREN

(Alper Alperen)

Sarı saçlarını salma rüzgâra

Telin incinirse ben incinirim

Türküler söyleyip gelme nazara

Dilin incinirse, ben incinirim.

 

(Zeynep Sümer)

Uzaktan severim mutlu ol yeter

Bu ayrılık bana zulümden beter

Gözümü sen kapat ölürsem eğer

Kolun incinirse ben incinirim...

 

(Alper Alperen)

Verseler dünyayı, ayı eline

Değişmem saçının bir tek teline

Kemer olsam ince, nazik beline

Belin incinirse, ben incinirim.

 

(Zeynep Sümer)

İçimdeki aşkla her gün coşarım

Bir yanın ağrısa derhal koşarım

Kalbinin içinde sessiz yaşarım

Solun incinirse ben incinirim.

 

(Alper Alperen)

Nazik parmakların dokunsa saza

Teller secde eder, durur namaza

Eserken değmesin yeller ezkaza

Elin incinirse ben incinirim.

 

(Zeynep Sümer)

Koparma gülümü dalında kalsın

Kırsan da dalında asılı kalsın

Gözyaşın sel olsun sevdama salsın

Selin incinirse ben incinirim.

 

(Alper Alperen)

Uğramasın sana dert ile hüzün

Gözyaşı görmesin güzelim yüzün

Ozan Alperen’in gülüdür özün

Dalın incinirse ben incinirim.

 

(Zeynep Sümer)

Zeynep derde kaldı acep neyleyim

Bilmem ki dermanı kime söyleyim

Varıp gurbet eli yol eyleyeyim

Yolun incinirse ben incinirim.

 

ÇIKIP GELSEN

AYŞE ÇETİNTAŞ

Sözün bittiği yerdir

dileklerimin kabul günü

bir sabah çat diye çıkıp gelsen

güzel sabahlar dilemesinden olur

 

Geldiğin zaman güneşler doğmasın

güneşim sen olursun

ben güneşler çizerim

gelişinle batmayan güneşler çizerim

 

Gidişinle batırdığın güneşler gibi

kaldığım karanlıktan geldiğinde

güneşlerim doğsa

bir güneş doğsa

gidişi olmayan güneşin batmadığı

gelişin olsa

 

Habersiz gidişin bir dönüşü

karanlığın bitirdiğin güneşin doğduğu

vakitte çıkıp gelsen.

 

GEÇ KALDIM

AZİZ SAYDUT

Yürünecek yollarda

varılacak menzillere

yapılacak işlerde

geç kaldım usta

 

Nice zaman boşa geçmiş

ardı sıra gelmez, zaman geçer

başarılacak işlerde

geç kaldım usta

 

Küheylan geçeli,

kervan varlı, yollar biteli

geç kaldım usta

 

Nice köşe başları tutulalı

çeşmeler bitireli, kuyular kurutalı

geç kaldım usta

 

Sözler biteli, şiirler yazılalı

hiç özlü söz kalmayalı

geç kaldım

 

Usta tevazu hırkası, eskidi üstümüzden

kendimizi geriye çekmeli

fütursuzların baş olmasına

geç kaldım, usta

 

Gayretler tükenmek üzere

varılacak yoldan dönmeye

sabır gayretimin bitmesine

geç kaldım, usta

 

Hep mücadele etmenin

yükünde ezilmekten

doğruyu söylemekten korkanların

yüzlerin bakmaktan

yorgunluğun altında kalmaktan

varsın yürüsün gitsinler

bu mücadeleden

geç kaldım, usta.

 

LÂL DİLİM

FAYSAL DEMİR

"Oku, seni yaratan Yaradan’ın adıyla oku."

Yok üstat, dedim

ben sadece yanmayı bilirim

yar/a/dan kalan acıyla

 

bazı yaralar var

çok hisli / çok izli /çok gizli

 

bazı yaralar eskâre oysa çok sesli

bir tenekeye demirle vurmak gibi

dünya'ya bir yaradan bakmak gibi

Yaradan’a bakmak gibi...

 

"Oku, seni yaratan Yaradan’ın adıyla oku."

yok üstad, dedim.

ben sadece kanamayı bilirim

yar/a/dan kalan acıyla

 

bazı acılar vardır

çok anar / çok yanar / çok kanar

 

balkonda kafesi açık bir kanarya

hani kimilerimiz bazı sabahlarda

göğüs kafesinden kanar ya...

 

"oku, seni yaratan yaradanın adıyla..."

yok üstad, dedim

ben anmayı bilirim

yar/a/dan kalan acıyla

 

bazı anılar vardır

kor gibi / har gibi / yâr gibi

 

"oku, seni yaratan yaradanın adıyla oku"

aç okuyayım üstad, dedim.

Okudum / okudum / okuyamadım...

üstad çekti, gitti...

 

kaldım/ lal gibi  / dal gibi /del(i) gibi

 

yaradan bana seni sevecek kadını

bir köşeye bıraktım, dedi.

sonra yuvarlak yarattı dünyayı

halime baktı / güldü, güldü, güldü...

 

MİHRİYAR 

ŞEVKET SULHAN

Yüreğimde geçen kor ateş

değdikçe dilime pelesenk olur

 

tutkunun günlüğüne dokunur

üne özlem, yarına ümitlerim

 

dünya ay’a ben sana…

Mihriyâr, cihan bakışın kara

 

delilik eder durur özlemlerim

kışın bitimine ramak kala

 

aşikârım haydutlarına

kıyıda şahit geceler

 

ay şavkında yürürsün

namluda mermi öfkelenir

 

Mihriyâr, öfke icap eder tahammülüne

düşümde çıkmaz sokak olur vakitler

 

karanlıklar ziyan eder uykuları

kusar kusar, kelimeler gecelere

 

 ölümün öteki yüzüdür

gülşen-i baharına aldanmalar

 

Mihriyâr, zamana yenik                                                                                                                                              şimdi çocuk gülüşler

 

gamzenin çukuruna kaz neşeyi

orda tutsak kalsın umutlar.

 

GÜLARA GÜLLERİN

BEDİH YÜCE

Mahzenine kilitledi beni zifir gözlerin

gün hüzünlü, mısralar sevdalı, ben gülistan

arzuladığım bir Gülara...

 ve Gülara sende kaldı güllerim...

sense bihaber, geçen günlerden

 

 

Semazen misali çevrelerdin bedenimi

yıldızları içine işleyen gece gibi

hayır.. belki de kanıma işledin kendini

bundan mıdır ki acep

ne kendimi bilirim ne derdimi

 

Gülara..

hangi gecenin ışığı süzülür gözlerinden?

bakışların hangi vuslat gecesinden?

bakışların diyorum, Gülara

yaktı beni içten içe bu nara

 

 

Üşenmeden gönlümde tahayyül edeceğim

sevdamı hangi kelimeyle telaffuz edeyim

 

Beni sevmedin, bilirim

söylesene neyleyim

bunu kalbime nasıl tercüme edeyim

hangi âşık hangi maşuk ne der,  ne diyeyim

 

Meçhul cevaplar yayılıyor

arzuladığım gözlerden

bu gece ruhum ağlıyor

çömelmiş sana, yaralıdır derinden

bana da bağışlamaz mısın

bir tutam sevginden?

 

Halim nice oldu, ürküyorum

sensiz geçen günlerden

ve Gülara biliyorum,

ay ışığı kadar uzaksın gündüzleri

ve geceleri güneş ışığı kadar uzak

sen hep sen yine de sen...

Sen Gülara, sen.

İPUCU

NECLA ARPA GÜLAÇAR

Hatırlamak için kodlar üretin.

Eskiden biz bakkala gönderilirken tembihlenen siparişi almamız istenildiğinde parmağımıza bir kurdele bağlardı büyüklerimiz. İstenilen şeyi unutmayalım diye... Bunu yaparken bilmeden bir zihinsel kodlama yaparlarmış meğer. Malum her yanımız akılsız aygıtlar ile dolu iken unutmak artık kaçınılmaz oluyor. Günlük işler sekteye uğrarken sevdiklerimizi, gölge veren ağaçları, komşuları, akrabaları velhasıl kendimizi bile unutuyoruz. Unutmamak için hatırlamak gerekiyor hatırlamak için ise ipucu elzem oluyor.

Nedir ipucu? Örneğin eskimemiş büyüklerimiz gibi not defteri yerine buzdolabı veya evin en görünür yerinde bir pano bulundurulmalı veya rolünü ezberlemek için oyuncuların yaptığı gibi tekst halinde hazırlanıp diş fırçalarken ya da kahvaltı masasına bırakılabilir veya zihnimize kodlayabilir ve kodu komite edecek renkler, diyaloglar, hatırlatıcı nesneler tercih edebiliriz. Zihin tüm kodları kaydeder. Örneğin bir renk, kumaş türü veya bir yemek kokusu uyarıcıdır kodlarınızı açar ve sizi çocukluğunuza götürür. Günde beş defa namaz kılan birinin bu eylemi nispeten hafızasını kaybetse de hatırladığına namaz sürelerini okuduğuna şahitlik ederiz. Unutmamanın en elzem hatırlatıcısı bir eylemi sürekli tekrarlamaktır tekrarlanan şey kişide artık bir meleke hâline gelir. Uyumadan önce dişini fırçalamak, pijama giymek, kitap okumak gibi bunlar zamanla terkedilmeyecek unutulmayacak alışkanlıklara dönüşür.

Kişi her sabah annesini arıyorsa veya her sabah aynı sokaktan yürüyor aynı simitçiden alışveriş yapıyorsa bu bir rutindir. Rutinler zarar vermediği sürece zihin kodlamaları için birer uyarıcıdır. Unutmayalım! Bilhassa yaşadığımız bu dönemde hatırlamanın çok kıymetli olduğunu unutmayalım. Yüz yüze görüşememek de her zaman dediğim gibi akılsız aygıtlar bugünlerde bizim aklımız ile işlev yapsın eş, dost, akraba, komşu aynı binada yaşadığımız insanlar ile Whatsapp gurupları oluşturup birbirimizden haberdar olalım. Elektronik Guruplar birer hatırlatıcıdır bu vesile ile cem olmak birbirimize ilaç olmak hastalıkları, dertleri, sevinçleri bu şekilde paylaşmakta insanı rehabilite edebiliyor.

İnsan insana muhtaçtır yalnızlık ise sadece Yaradan’a mahsustur.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.