Kültür Haber Girişi: 20.11.2020 - 13:28, Güncelleme: 20.11.2020 - 13:28

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

ÖĞRETMEN VE ÇOCUK ŞÜKRULLAH YAVUZER Aracımın bakım zamanı gelmişti. Van sanayi sitesine doğru yol aldım. Her zamanki ustamın yanına vardım. Usta, bir doktorun hastasıyla ilgilendiği gibi aracımla ilgilenmeye başladı. Ustanın büyük bir şevkle çalışması, arabaya özen göstermesi hoşuma gitmişti. İnsanın işini severek, hakkını vererek yapması ve müşterilerine saygılı davranması bir iş yerinde olmazsa olmaz davranışlardandı. Usta, bana bir çay ısmarladıktan sonra işine koyuldu. Usta işine, ben de ustaya odaklanmıştım. Tam o sırada küçük bir çocuk dikkatimi çekti. Şirin mi şirin, güzel mi güzel bir çocuk. Üstü başı yağ içinde. Ustanın, numarasını söylediği tamir aletlerini minik elleriyle uzatıyordu. Bu yaşta bir çocuğun sanayi sitesinde çalışması ilginçti.  İlk okul birinci sınıfı yeni bitirmiş yaz tatilini sanayi sitesinde geçiriyordu. Belli ki fakir bir ailenin çocuğuydu. Üstü başı ve o tombik elleri yağ içindeydi. Al al yanaklarının üstünde siyah siyah yağ benekleri vardı. Simsiyah saçları alnını kapatacak şekilde tıraş edilmişti. Ona odaklandığımı fark edince kaçamak bakışlarla arada bir beni yoklamaya başladı. Arkasında bulunan bir pervaneyi arada bir çeviriyor, cebinden çıkardığı çok küçük bir oyuncak arabayı da demir bir rayın üstünde yürütüp tekrar cebine koyuyordu. Seslendim “Gel yanıma!” diye, geldi. Simsiyah gözleri ve upuzun kirpikleri ile yüzüme baktı. Ben soru sormadan “Bana, siz öğretmen misiniz?” diye sordu. Şaşırmıştım, nerden anladı öğretmen olduğumu. Sordum nerden biliyorsun öğretmen olduğumu? “Takım elbiseli ve kravatlısınız bir de öğretmen gibi bakıyorsunuz.” dedi. Şaşkınlığım bir kat daha artmıştı. Demek ki öğretmenlere has bir bakış ve tipik bir giyinme tarzı varmış da bunu da çocuklar biliyormuş. ‘’Aferin, dedim çok akıllı bir çocuksun, adın ne senin?’’ deyip yanağından bir makas aldım. Kıpkırmızı dudaklarını, dünyalar tatlısı küçük dili ile bir kez ıslattıktan sonra “Samet, Abdulsamet, dedemin ismi de Abdulsamet.” dedi.   Abdulsamet dedim adın çok güzel, peki, okula gidiyor musun? “Evet” dedi, parmaklarıyla biri göstererek “Birinci sınıfı bitirdim” dedi. Okulunu, öğretmenlerini seviyor musun? diye sordum. “Evet!” dedi. “Çok seviyorum”. Peki, büyüyünce ne olmak istiyorsun? diye sordum. O güzel siyah gözleri durgunlaştı. Başı önüne düştü. Birkaç saniye düşündü. Sonra gece uykumu kaçıracak ve beni alt üst edecek bir cevapla “Ben çocuk olmak istiyorum. Oyuncaklarla oynamak istiyorum.” dedi. Aman Allah’ım! Bu nasıl bir cevaptı! Bir anda nefesimin kesildiğini ve yutkunamadığımı hissettim. Abdulsamet’in ustasına özenerek usta olmak istiyorum ya da klasik çocuk cevaplarından birini beklerken “Ben çocuk olmak istiyorum.” cevabı bir balyoz gibi kafama inmişti. Evet, Samet haklıydı çünkü biz onun elinden bir daha yaşayamayacağı çocukluğunu almıştık… MEDYA VE TOPLUM MÜNASEBETİ ÜZERİNE LATİF BAKIŞ Miroğlu, Kurtlar Vadisi, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Çukur vb. "Birbirini öldüren insanlar." dizilerinden, Masumlar Apartmanı, Kırmızı Oda gibi çiçeği burnunda "Birbirini anlayan insanlar." dizilerine doğru bu medya yönelimi, bize artık insanların ve toplumun gerginliklerden, kasılmalardan, düşmanlıklardan, zorbalıklardan, kan akıtmalardan, can yakmalardan ve aşağılama kabadayılık ve ukalalıklardan sıkıldığını gösterir Bu gerçeklik artık empati, merhamet, sevgi, anlayış, değer görme ve değer verme duygu ve tutumlarına ihtiyaç hissettiklerini ortaya koyar. Dizi dizi yayınlanan filmlerden oldukça hızlı etkilenen toplumumuzun bu ikinci tür psikolojik anlama ve tahlil ağırlıklı yeni filmlerle buluşturulması ümit verici olabilir gelecek adına. Kabadayılıkları özendiren Gangster filmlerden sükûnet ve değer vermeyi telkin eden hümaniter psikolojik filmlere ibrenin yönelmesi sevindirici ve ümit verici. Medya ile değerlerinden edilen toplumun, yine medya aracılığıyla özü ile ve kadim değerleriyle buluşturulması önemli bir adım. Artarak ve daha da kaliteli olarak devamlarının getirilmesi temennisiyle. ÖĞRETMENİM SERVET BARDAK Hem öğretip hem de sevdi Bilgi dolu o bir devdi Yüreğinden çok severdi Benim canım öğretmenim   Uygarlık yolunu açan Yol gösterip ışık şaçan Bahar gibi çiçek açan Benim canım öğretmenim   Cehaletle hep savaşan Bilgi için zorluk aşan Derya deniz gibi coşan Benim canim öğretmenim   Tek tek öğretti harfleri Durma dedi git ileri Derledi her dem gülleri Benim canim öğretmenim.   TEKGÖZ PİŞİK NAZMİ SARAÇOĞLU Tekgöz pişik derdik biz eskilerde Onun yeri özeldi toprak evlerde Bazen yakalardık onu kilerde Mahcup mahcup bakardı Van'ın pişiği   Kimi maviş derdi, kimisi minnoş Tüyleri pamuk gözleri pek hoş Terk etti evleri şimdi yeri boş Evlere neşeydi Van'ın Pişiği   Kar misali pamuk tüyleri uzun. Denizden hoşlanır çimerdi yazın Hem az işitir, hem kulağı uzun Uzaktan bellidir Van'ın Pişiği   Sadık, sevgi dolu ilk baktığında Hem nazlıdır küser bağırdığında Arkasını döner çağırdığında Kaprislidir bilesin Van'ın Pişiği   Kapının kolunu zıplayıp açar Evde sıkıldı mı bacadan kaçar Yüksekten atlar kuş gibi uçar Ele avuca sığmaz, Van'ın Pişiği   Hele yavrusunu bir görün bakın Boynuna masmavi boncuklar takın Anasından ayrı koymayın sakın Kıyameti kopar… ÖĞRETMENİME VEDA GÖNÜL ESVEDİ Ey yollarına gül dökülesi insan binlerce kere eli öpülesi, Toroslarda açan kardelenler misali sabrın, azmin, çilenin timsali ey mütevazı insan!   Ben; el değmemiş nadide bir filizim içinde büyüdüğüm toprağım olur musun? susadığımda suyum, açlığımda aşım karanlıkta gözlerim, gökyüzünde kanatlarım öksüz kalırsam anam, babam, evim ocağım yolda kalırsam pusulam, elim ayağım acımasız olursam yüreğim; söyle olur musun?   Olursun biliyorum, gözlerinden okuyorum senin sesinle uyuyor, seninle uyanıyorum senin sevginle yaşıyor, seninle soluklanıyorum senin gözlerinle görüyor senin ellerinle tutuyorum   Biliyorum sende var, sevgilerin en incesi en yücesi sana sığındım çılgın fırtınalarda sana sığındım acımasız dalgalarda korursun biliyorum sevgi limanında.   Seni gördüm, seni sevdim, seninle büyüdüm bağırsan da kırılmadım, darılmadım yüzünü asık görsem, kaşlarını çatık gizli gizli için için ağladım yüreğimin sesini dinledim ben öğretmenlerime hiç ama hiç veda etmedim...   ÇOCUK OLSAM AYŞEGÜL AYAZ Çocuk olsam, köyümün bozkırında tandıra ayak sallasam içimi ısıtsa annemin masalı dizlerinde uyusam   Çocuk olsam tezek taşısam okul sobasına aldırmasam üşüyen ellerime güneş bakışlı öğretmenim ısıtsa yüreğimi   Çocuk olsam, akşamın sefasıyla uykuya dalsam uyansam bayram sabahına çiçekli entarimle   Çocuk olsam, kına yaksam gül kırmızı uzansam çimenli yamaçlara gökyüzüne bakıp hayal kursam çocuklara umut olsam   Çocuk olsam savaşlara son versem çiçek taksam namlulara acıları doyursam sevgiyi indirsem yeryüzüne   Çocuk olsam, mülteci doyursam nefes olsam canlara bebek yutan denizler el uzatsam insanlığa   Çocuk olsam, şehirleri onarsam ırmaklara baraj olsam sulasam aç toprakları çoğaltsam sevgi tarhlarını   Çocuk olsam, yensem kötülükleri aşka açsam yürekleri özgür bir dünya kursam büyümeyi yasaklasam hep ama hep çocuk kalsam yönetsem dünyayı. KARABAĞ DESTANI MUHAMMET BARAN ASLAN Kor kayalıklardan inen kara suyun yolunda Döküldü kara saçları kara gözlü kızların Kafkasya kartalları sırtından vurulurken Duman üstüne duman sindi kâbuslarıma   Kızıl bir şafak söktü, üstüme yıkıldı gök! Yırtılırken çarşaflar zirvesinde dağların Keklikler Karabağ’ın bağrında koştururken Bir ilmek daha attı toprağa bu derin kök   Yakar oldu feryatlar rüzgârın yüreğini Alevli dikenlere gark oldu solun sağın Elin eşkıyaları altın sayıp dururken Atam çekti şu soğuk toprağın çilesini   Ey Hazar’ın evladı, Nahçivan’ın kandaşı Titre ve kendine gel ceset kokan uykundan! Son çocuklar içerken son kuyunun suyundan Yükselt ulu göklere üç kuşaklı sancağı!

ÖĞRETMEN VE ÇOCUK

ŞÜKRULLAH YAVUZER

Aracımın bakım zamanı gelmişti. Van sanayi sitesine doğru yol aldım. Her zamanki ustamın yanına vardım. Usta, bir doktorun hastasıyla ilgilendiği gibi aracımla ilgilenmeye başladı. Ustanın büyük bir şevkle çalışması, arabaya özen göstermesi hoşuma gitmişti. İnsanın işini severek, hakkını vererek yapması ve müşterilerine saygılı davranması bir iş yerinde olmazsa olmaz davranışlardandı. Usta, bana bir çay ısmarladıktan sonra işine koyuldu. Usta işine, ben de ustaya odaklanmıştım. Tam o sırada küçük bir çocuk dikkatimi çekti. Şirin mi şirin, güzel mi güzel bir çocuk. Üstü başı yağ içinde. Ustanın, numarasını söylediği tamir aletlerini minik elleriyle uzatıyordu. Bu yaşta bir çocuğun sanayi sitesinde çalışması ilginçti. 

İlk okul birinci sınıfı yeni bitirmiş yaz tatilini sanayi sitesinde geçiriyordu. Belli ki fakir bir ailenin çocuğuydu. Üstü başı ve o tombik elleri yağ içindeydi. Al al yanaklarının üstünde siyah siyah yağ benekleri vardı. Simsiyah saçları alnını kapatacak şekilde tıraş edilmişti. Ona odaklandığımı fark edince kaçamak bakışlarla arada bir beni yoklamaya başladı. Arkasında bulunan bir pervaneyi arada bir çeviriyor, cebinden çıkardığı çok küçük bir oyuncak arabayı da demir bir rayın üstünde yürütüp tekrar cebine koyuyordu. Seslendim “Gel yanıma!” diye, geldi. Simsiyah gözleri ve upuzun kirpikleri ile yüzüme baktı. Ben soru sormadan “Bana, siz öğretmen misiniz?” diye sordu. Şaşırmıştım, nerden anladı öğretmen olduğumu. Sordum nerden biliyorsun öğretmen olduğumu? “Takım elbiseli ve kravatlısınız bir de öğretmen gibi bakıyorsunuz.” dedi. Şaşkınlığım bir kat daha artmıştı. Demek ki öğretmenlere has bir bakış ve tipik bir giyinme tarzı varmış da bunu da çocuklar biliyormuş. ‘’Aferin, dedim çok akıllı bir çocuksun, adın ne senin?’’ deyip yanağından bir makas aldım. Kıpkırmızı dudaklarını, dünyalar tatlısı küçük dili ile bir kez ıslattıktan sonra “Samet, Abdulsamet, dedemin ismi de Abdulsamet.” dedi.   Abdulsamet dedim adın çok güzel, peki, okula gidiyor musun? “Evet” dedi, parmaklarıyla biri göstererek “Birinci sınıfı bitirdim” dedi. Okulunu, öğretmenlerini seviyor musun? diye sordum. “Evet!” dedi. “Çok seviyorum”.

Peki, büyüyünce ne olmak istiyorsun? diye sordum. O güzel siyah gözleri durgunlaştı. Başı önüne düştü. Birkaç saniye düşündü. Sonra gece uykumu kaçıracak ve beni alt üst edecek bir cevapla “Ben çocuk olmak istiyorum. Oyuncaklarla oynamak istiyorum.” dedi. Aman Allah’ım! Bu nasıl bir cevaptı! Bir anda nefesimin kesildiğini ve yutkunamadığımı hissettim. Abdulsamet’in ustasına özenerek usta olmak istiyorum ya da klasik çocuk cevaplarından birini beklerken “Ben çocuk olmak istiyorum.” cevabı bir balyoz gibi kafama inmişti. Evet, Samet haklıydı çünkü biz onun elinden bir daha yaşayamayacağı çocukluğunu almıştık…

MEDYA VE TOPLUM MÜNASEBETİ ÜZERİNE

LATİF BAKIŞ

Miroğlu, Kurtlar Vadisi, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Çukur vb. "Birbirini öldüren insanlar." dizilerinden, Masumlar Apartmanı, Kırmızı Oda gibi çiçeği burnunda "Birbirini anlayan insanlar." dizilerine doğru bu medya yönelimi, bize artık insanların ve toplumun gerginliklerden, kasılmalardan, düşmanlıklardan, zorbalıklardan, kan akıtmalardan, can yakmalardan ve aşağılama kabadayılık ve ukalalıklardan sıkıldığını gösterir

Bu gerçeklik artık empati, merhamet, sevgi, anlayış, değer görme ve değer verme duygu ve tutumlarına ihtiyaç hissettiklerini ortaya koyar.

Dizi dizi yayınlanan filmlerden oldukça hızlı etkilenen toplumumuzun bu ikinci tür psikolojik anlama ve tahlil ağırlıklı yeni filmlerle buluşturulması ümit verici olabilir gelecek adına. Kabadayılıkları özendiren Gangster filmlerden sükûnet ve değer vermeyi telkin eden hümaniter psikolojik filmlere ibrenin yönelmesi sevindirici ve ümit verici.

Medya ile değerlerinden edilen toplumun, yine medya aracılığıyla özü ile ve kadim değerleriyle buluşturulması önemli bir adım.

Artarak ve daha da kaliteli olarak devamlarının getirilmesi temennisiyle.

ÖĞRETMENİM

SERVET BARDAK

Hem öğretip hem de sevdi

Bilgi dolu o bir devdi

Yüreğinden çok severdi

Benim canım öğretmenim

 

Uygarlık yolunu açan

Yol gösterip ışık şaçan

Bahar gibi çiçek açan

Benim canım öğretmenim

 

Cehaletle hep savaşan

Bilgi için zorluk aşan

Derya deniz gibi coşan

Benim canim öğretmenim

 

Tek tek öğretti harfleri

Durma dedi git ileri

Derledi her dem gülleri

Benim canim öğretmenim.

 

TEKGÖZ PİŞİK

NAZMİ SARAÇOĞLU

Tekgöz pişik derdik biz eskilerde

Onun yeri özeldi toprak evlerde

Bazen yakalardık onu kilerde

Mahcup mahcup bakardı Van'ın pişiği

 

Kimi maviş derdi, kimisi minnoş

Tüyleri pamuk gözleri pek hoş

Terk etti evleri şimdi yeri boş

Evlere neşeydi Van'ın Pişiği

 

Kar misali pamuk tüyleri uzun.

Denizden hoşlanır çimerdi yazın

Hem az işitir, hem kulağı uzun

Uzaktan bellidir Van'ın Pişiği

 

Sadık, sevgi dolu ilk baktığında

Hem nazlıdır küser bağırdığında

Arkasını döner çağırdığında

Kaprislidir bilesin Van'ın Pişiği

 

Kapının kolunu zıplayıp açar

Evde sıkıldı mı bacadan kaçar

Yüksekten atlar kuş gibi uçar

Ele avuca sığmaz, Van'ın Pişiği

 

Hele yavrusunu bir görün bakın

Boynuna masmavi boncuklar takın

Anasından ayrı koymayın sakın

Kıyameti kopar…

ÖĞRETMENİME VEDA

GÖNÜL ESVEDİ

Ey yollarına gül dökülesi insan

binlerce kere eli öpülesi,

Toroslarda açan kardelenler misali

sabrın, azmin, çilenin timsali

ey mütevazı insan!

 

Ben; el değmemiş nadide bir filizim

içinde büyüdüğüm toprağım olur musun?

susadığımda suyum, açlığımda aşım

karanlıkta gözlerim, gökyüzünde kanatlarım

öksüz kalırsam anam, babam, evim ocağım

yolda kalırsam pusulam, elim ayağım

acımasız olursam yüreğim;

söyle olur musun?

 

Olursun biliyorum, gözlerinden okuyorum

senin sesinle uyuyor, seninle uyanıyorum

senin sevginle yaşıyor, seninle soluklanıyorum

senin gözlerinle görüyor

senin ellerinle tutuyorum

 

Biliyorum sende var,

sevgilerin en incesi en yücesi

sana sığındım çılgın fırtınalarda

sana sığındım acımasız dalgalarda

korursun biliyorum sevgi limanında.

 

Seni gördüm, seni sevdim, seninle büyüdüm

bağırsan da kırılmadım, darılmadım

yüzünü asık görsem, kaşlarını çatık

gizli gizli için için ağladım

yüreğimin sesini dinledim

ben öğretmenlerime

hiç ama hiç veda etmedim...

 

ÇOCUK OLSAM

AYŞEGÜL AYAZ

Çocuk olsam, köyümün bozkırında

tandıra ayak sallasam

içimi ısıtsa annemin masalı

dizlerinde uyusam

 

Çocuk olsam

tezek taşısam okul sobasına

aldırmasam üşüyen ellerime

güneş bakışlı öğretmenim

ısıtsa yüreğimi

 

Çocuk olsam, akşamın sefasıyla

uykuya dalsam

uyansam bayram sabahına

çiçekli entarimle

 

Çocuk olsam, kına yaksam gül kırmızı

uzansam çimenli yamaçlara

gökyüzüne bakıp hayal kursam

çocuklara umut olsam

 

Çocuk olsam

savaşlara son versem

çiçek taksam namlulara

acıları doyursam

sevgiyi indirsem yeryüzüne

 

Çocuk olsam, mülteci doyursam

nefes olsam canlara

bebek yutan denizler

el uzatsam insanlığa

 

Çocuk olsam, şehirleri onarsam

ırmaklara baraj olsam

sulasam aç toprakları

çoğaltsam sevgi tarhlarını

 

Çocuk olsam, yensem kötülükleri

aşka açsam yürekleri

özgür bir dünya kursam

büyümeyi yasaklasam

hep ama hep çocuk kalsam

yönetsem dünyayı.

KARABAĞ DESTANI

MUHAMMET BARAN ASLAN

Kor kayalıklardan inen kara suyun yolunda

Döküldü kara saçları kara gözlü kızların

Kafkasya kartalları sırtından vurulurken

Duman üstüne duman sindi kâbuslarıma

 

Kızıl bir şafak söktü, üstüme yıkıldı gök!

Yırtılırken çarşaflar zirvesinde dağların

Keklikler Karabağ’ın bağrında koştururken

Bir ilmek daha attı toprağa bu derin kök

 

Yakar oldu feryatlar rüzgârın yüreğini

Alevli dikenlere gark oldu solun sağın

Elin eşkıyaları altın sayıp dururken

Atam çekti şu soğuk toprağın çilesini

 

Ey Hazar’ın evladı, Nahçivan’ın kandaşı

Titre ve kendine gel ceset kokan uykundan!

Son çocuklar içerken son kuyunun suyundan

Yükselt ulu göklere üç kuşaklı sancağı!

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.