Köşe Yazıları (İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 04.04.2012 - 09:39, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:18

Van Atatürk Lisesi eski yerinde yeniden yükseltilmelidir!

 

Van Atatürk Lisesi eski yerinde yeniden yükseltilmelidir!

                      (Deprem öncesi...)       (...sonrası)Van Atatürk Lisesi, Van'ın güzide eğitim kalelerindendir.O okulda okumak hayatımın en büyük şanslarından biridir. Van Atatürk Liseli olmak bir onurdur!Neden mi?Türkçe öğretmenim Nazif Bayramoğlu'nun sayesinde kitapları sevmeyi, gazete okumayı, dergisiz hafta geçirmemeyi öğrendik.Askerliğini Heybeliada Askeri okulda yapan hocamızın sayesinde İstanbul'u görmeden tanıdık. Onun kadar İstanbul'u güzel anlatan bir kişi daha bu dünyada var mıdır? Akdamar adasından sonra merakla ve severek gidip gördüğüm ikinci ada Heybeliada'dır. Ve Nazif Hocamız sayesinde güzel, yetkin ve anlamlı cümleler kurmayı, yazmayı öğrendik. İlk kez Atatürk Lisesinde onun yüzünden "üçparmak" lakaplı Matematik öğretmeni Ümit beyden dayak yemiştim. Dünyalar kadar sevdiğim Nazif öğretmenim için boş bulunup "Nazif Dede" Dediğim için. Çünkü Nazif öğretmenimizin lakabı "Dede" idiBizim yıllarda, yani 1968-1970 yılları arasında Van Atatürk Lisesi efsane öğretmenlerin okuluydu. Hasan Basri Aydın'a denk gelmedik ama Balkanlar Çekiç Atma Şampiyonu Mersinli Nurullah İvak Beden Eğitimi öğretmenimizdi. Felsefe Hocamız İsmail Beydi... Nazif Bayramoğlu'ndan sonra Edebiyat dersimize Cengiz Hacıbekiroğlu ve Semra Hanım girmişler, çok değerli birikimlerini bizlerle paylaşmışlardı. Ya müzik öğretmenimiz Aydın Şanal. Tam bir beyefendi... Sıkıntılarımızı gözlemleyen, müşfik tavırlarıyla bizlere moral veren, özgüven aşılayan... Sonra Burhanettin Müküs, Enver Hoca...İngilizce öğretmenimiz Kurban beyin İngiltere gezisi anılarını dinleyerek bir İngilizden daha iyi tanımış öğrenmiştik. Haylazlarımız, ele avuca sığmayanlarımız hocamızın o güzel benzetmesiyle, "Bir avuç şerlerdi"Van Atatürk Lisesinin o yıllardaki spor etkinliklerindeki tek rakibi Endüstri Meslek Lisesiydi.Özellikle futbol maçlarındaki çekişmeler Beşiktaş- Galatasaray derbi maçları öncesi ve sonrası gibiydi.Okul takımında forma bulduğum yıl okul müdürümüz sivri burun, yumurta topuk ayakkabılı, Yavuz Sultan Selim bıyıklı "Dadaş" lakaplı (Erzurumlu olduğu için) Fransızca branşı olan Servet Aydınoğlu öğretmenimizdi. Disiplini ile koca Atatürk Lisesi tir tir titrerdi. Hocamız duymasın ama okulda ondan dayak yemeyen tek öğrenci bendim diyebilirim. Makam odasının cümle kapısında aralık bir bölüm vardı. Bu bölümün dışarı çıkarken dışa ve içeri açılan iki kapısı vardı. Ola ya kabahatin büyüğü ile odasına çağrılmışsa haylaz öğrenci dayağından kaçsa bile o bölümde düşer kalır ve Dadaş'ın attığı meşhur makyajını suratında bir süre taşırdı. Bazen düşünürüm de Servet hocamızın o disiplini olmasaydı o okulda bir avuç şer yüzünden neler çekmezdik ki?İşte o müdürümüzün görev yılında Van Devlet Hastanesinin arkasındaki Sağlık Kolejli ile maçımız var... Mevsim kış... Okul takımının ilk on birinde sahaya çıktığımda heyecandan bacaklarım titriyordu. Kalelerin olduğu on sekiz çizgisinin etrafı eriyen kar yüzünden çamur, maçın orta hakemi halter sporundan tanıdığımız Akköprülü Ahmet ağabeyimizdi. Henüz maçın yirmi beşinci dakikasındayız. Sağlık Kolejlini yenersek eğer Endüstri Meslek Lisesi ile(Sanat Okulu) şampiyonluk için final oynayacağız. On sekiz çizgisinde topu önümde bulunca sağ beki çalımlayıp kaleye yaklaşarak gol pozisyonu arayacağım... Ancak Sağlık Kolejli sağ bek sıkı çocuk ve uyanık. Yere yatıp bacaklarını makas gibi açarak kasti düşürünce yanağını okşamak maksadıyla bir tokat patlatıyorum. Hakem Ahmet ağabey bu okşama anını yakalayıp, sarı karta gerek bile görmeden kırmızı kartını çekip gösteriyor. Dünya başıma yıkılıyor. Yedek kulübenin üstündeki sandalyelerde Okul Müdürümüz Dadaş ve Beden Eğitimi öğretmenimiz oturuyor. Yapacağım tek şey var. Ya sakatlanma numarası çekip müdürümüze, beden öğretmenimize kendimi acındırmaya çalışacağım veya...İlk düşüncemi kendime yedirmiyorum... Çamurun içinden doğrulup hızla Van gölü tarafındaki tribüne tarafına koşarak, kenar çizgide hazır ol vaziyetinde duruyor, özür mahiyetinde sahadaki futbolcu arkadaşları ve hakemi sonrada tribündeki şaşkın hocalarımızı selamlayıp çıkış kapısına doğru başım önümde yürüyorum. Dayak yiyip yemediğimi merak ediyorsunuz değil mi? Hayır... Dadaş ne kızıyor, ne de sövüyor... Ertesi gün okulda da tek bir eleştiri yapmıyor. Sonra beden eğitimi öğretmenimizden öğreniyorum ki kırmızı kart sonrası efendi efendi kenar çizgide selam çakıp, sahadan çıkmam kırmızı kart görme hatamın silinip gitmesine neden olmuş.Yani diyeceğim o ki; sivri burun, yumurta topuk ayakkabılı, Yavuz Sultan Selim bıyıklı dadaş lakaplı Servet Aydınoğlu müdürümüz adı gibi hayatlarımıza dürüstlük ve doğruluk adına servet kazandıran bir yöneticiydi. O'nun için her şey: "Kol kırılır yen içinde." Sözüne odaklıydı. Dayak dışında disiplin suçlarına başvurmayan; bizi anamızla, babamızla yüzgöz ettirmeyen saygın bir yöneticiydi.Van Atatürk Lisesinin hemen doğu yanında okulun yatılı pansiyonu vardı. Kırsaldan gelen hemşerilerimiz orda kalırdı. Kalanlar arasında ağa çocuklarının yanı sıra gariban köylü çocukları da vardı. Ama hiç birisi, bir diğerine sınıfsal farklılık göstermez, inanılmaz bir kardeşlik bağı ile bir arada kalırlardı. Bu da Van Atatürk Lisesi'nin yönetim ve öğretmen kadrosuna bölgedeki insanlarımızın ne kadar çok güvendiğinin bir                   göstergesiydiOkulun yakışıklı grubu Muradiyeli arkadaşlardı. Pansiyonda kalır ama bir gün olsun kravatsız, ütüsüz giysiyle okula gelmez, traslı, tertemiz yüzleriyle, çalışkanlıklarıyla örnek öğrenci grubu olarak yansırlardı. Prof. Dr. Ahmet Özer o grubun çok okuyan, tartışan bireylerindendi.Daha sonraları o bildiğimiz sağ-sol hikâyesiyle okula partizanca idareci ve öğretmen atamaları yapılmış, onlarca öğrenci başka Doğu kentlerine sürgün edilmiş, çağdaş ve ilerici öğretmenler, öğrenciler sürgünlere yollanmıştı. Ama bütün bu yanlışlara rağmen Van Atatürk Lisesi'nin başı Erek Dağı gibi dimdik kalmıştı. Tanrı bir daha o ayrı gayrilik yaratan günleri yaşatmasın.Eğitim düzeyi yüksek olan Van Atatürk Lisesi, Van'ın hatta o bölgenin efsane okullarından biri oldu. İki tarafı kavak ağaçlarıyla sırlanmış yaklaşık 7-8 km olan Van Gölüne doğru açılan İskele(ipek) yolu üzerindeki bu güzide okul Ekim 2011 yılı depreminde yıkıldı. Şimdi gözler bu okulun aynı alan üzerinde kurulup kurulmamasında. Van'dan bana ulaşan dost haberlerinden öğrendiğime göre bütün hemşerilerimiz Van Atatürk Lisesinin aynı alan içinde yeniden yapılmasından yana. Benim gönlümde Van'ın özgeçmişi ile özdeşmiş Van Atatürk Lisesi'nin aynı mekân üzerinde yeniden yükselmesinden yana.Yetkililerin; deprem acısıyla yürekleri kanayan Vanlıların bu dileklerini yerine getirmesi çok ama çok sevindirici olacaktır.Unutmayalım ki anılarımızdır tarihi tarih yapan. Bir fazla bir şey değiştirmese de, küçük bir eksiklik duygusal yaralanmalara yol açabilir.Fizibilite raporlarında bir olumsuzluk yoksa lütfen Van Atatürk Lisesi eski mekânında yeniden yükseltilsin. Yetkililere yürekten dileğimiz ve naçizane görev davetimiz budur...
                    
  (Deprem öncesi...)       (...sonrası)
Van Atatürk Lisesi, Van'ın güzide eğitim kalelerindendir.
O okulda okumak hayatımın en büyük şanslarından biridir. Van Atatürk Liseli olmak bir onurdur!
Neden mi?
Türkçe öğretmenim Nazif Bayramoğlu'nun sayesinde kitapları sevmeyi, gazete okumayı, dergisiz hafta geçirmemeyi öğrendik.
Askerliğini Heybeliada Askeri okulda yapan hocamızın sayesinde İstanbul'u görmeden tanıdık. Onun kadar İstanbul'u güzel anlatan bir kişi daha bu dünyada var mıdır? Akdamar adasından sonra merakla ve severek gidip gördüğüm ikinci ada Heybeliada'dır. Ve Nazif Hocamız sayesinde güzel, yetkin ve anlamlı cümleler kurmayı, yazmayı öğrendik. İlk kez Atatürk Lisesinde onun yüzünden "üçparmak" lakaplı Matematik öğretmeni Ümit beyden dayak yemiştim. Dünyalar kadar sevdiğim Nazif öğretmenim için boş bulunup "Nazif Dede" Dediğim için. Çünkü Nazif öğretmenimizin lakabı "Dede" idi
Bizim yıllarda, yani 1968-1970 yılları arasında Van Atatürk Lisesi efsane öğretmenlerin okuluydu. Hasan Basri Aydın'a denk gelmedik ama Balkanlar Çekiç Atma Şampiyonu Mersinli Nurullah İvak Beden Eğitimi öğretmenimizdi. Felsefe Hocamız İsmail Beydi... Nazif Bayramoğlu'ndan sonra Edebiyat dersimize Cengiz Hacıbekiroğlu ve Semra Hanım girmişler, çok değerli birikimlerini bizlerle paylaşmışlardı. Ya müzik öğretmenimiz Aydın Şanal. Tam bir beyefendi... Sıkıntılarımızı gözlemleyen, müşfik tavırlarıyla bizlere moral veren, özgüven aşılayan... Sonra Burhanettin Müküs, Enver Hoca...
İngilizce öğretmenimiz Kurban beyin İngiltere gezisi anılarını dinleyerek bir İngilizden daha iyi tanımış öğrenmiştik. Haylazlarımız, ele avuca sığmayanlarımız hocamızın o güzel benzetmesiyle, "Bir avuç şerlerdi"
Van Atatürk Lisesinin o yıllardaki spor etkinliklerindeki tek rakibi Endüstri Meslek Lisesiydi.
Özellikle futbol maçlarındaki çekişmeler Beşiktaş- Galatasaray derbi maçları öncesi ve sonrası gibiydi.
Okul takımında forma bulduğum yıl okul müdürümüz sivri burun, yumurta topuk ayakkabılı, Yavuz Sultan Selim bıyıklı "Dadaş" lakaplı (Erzurumlu olduğu için) Fransızca branşı olan Servet Aydınoğlu öğretmenimizdi. Disiplini ile koca Atatürk Lisesi tir tir titrerdi. Hocamız duymasın ama okulda ondan dayak yemeyen tek öğrenci bendim diyebilirim. Makam odasının cümle kapısında aralık bir bölüm vardı. Bu bölümün dışarı çıkarken dışa ve içeri açılan iki kapısı vardı. Ola ya kabahatin büyüğü ile odasına çağrılmışsa haylaz öğrenci dayağından kaçsa bile o bölümde düşer kalır ve Dadaş'ın attığı meşhur makyajını suratında bir süre taşırdı. Bazen düşünürüm de Servet hocamızın o disiplini olmasaydı o okulda bir avuç şer yüzünden neler çekmezdik ki?
İşte o müdürümüzün görev yılında Van Devlet Hastanesinin arkasındaki Sağlık Kolejli ile maçımız var... Mevsim kış... Okul takımının ilk on birinde sahaya çıktığımda heyecandan bacaklarım titriyordu. Kalelerin olduğu on sekiz çizgisinin etrafı eriyen kar yüzünden çamur, maçın orta hakemi halter sporundan tanıdığımız Akköprülü Ahmet ağabeyimizdi. Henüz maçın yirmi beşinci dakikasındayız. Sağlık Kolejlini yenersek eğer Endüstri Meslek Lisesi ile(Sanat Okulu) şampiyonluk için final oynayacağız. On sekiz çizgisinde topu önümde bulunca sağ beki çalımlayıp kaleye yaklaşarak gol pozisyonu arayacağım... Ancak Sağlık Kolejli sağ bek sıkı çocuk ve uyanık. Yere yatıp bacaklarını makas gibi açarak kasti düşürünce yanağını okşamak maksadıyla bir tokat patlatıyorum. Hakem Ahmet ağabey bu okşama anını yakalayıp, sarı karta gerek bile görmeden kırmızı kartını çekip gösteriyor. Dünya başıma yıkılıyor. Yedek kulübenin üstündeki sandalyelerde Okul Müdürümüz Dadaş ve Beden Eğitimi öğretmenimiz oturuyor. Yapacağım tek şey var. Ya sakatlanma numarası çekip müdürümüze, beden öğretmenimize kendimi acındırmaya çalışacağım veya...
İlk düşüncemi kendime yedirmiyorum... Çamurun içinden doğrulup hızla Van gölü tarafındaki tribüne tarafına koşarak, kenar çizgide hazır ol vaziyetinde duruyor, özür mahiyetinde sahadaki futbolcu arkadaşları ve hakemi sonrada tribündeki şaşkın hocalarımızı selamlayıp çıkış kapısına doğru başım önümde yürüyorum.
Dayak yiyip yemediğimi merak ediyorsunuz değil mi? Hayır... Dadaş ne kızıyor, ne de sövüyor... Ertesi gün okulda da tek bir eleştiri yapmıyor. Sonra beden eğitimi öğretmenimizden öğreniyorum ki kırmızı kart sonrası efendi efendi kenar çizgide selam çakıp, sahadan çıkmam kırmızı kart görme hatamın silinip gitmesine neden olmuş.
Yani diyeceğim o ki; sivri burun, yumurta topuk ayakkabılı, Yavuz Sultan Selim bıyıklı dadaş lakaplı Servet Aydınoğlu müdürümüz adı gibi hayatlarımıza dürüstlük ve doğruluk adına servet kazandıran bir yöneticiydi. O'nun için her şey: "Kol kırılır yen içinde." Sözüne odaklıydı. Dayak dışında disiplin suçlarına başvurmayan; bizi anamızla, babamızla yüzgöz ettirmeyen saygın bir yöneticiydi.
Van Atatürk Lisesinin hemen doğu yanında okulun yatılı pansiyonu vardı. Kırsaldan gelen hemşerilerimiz orda kalırdı. Kalanlar arasında ağa çocuklarının yanı sıra gariban köylü çocukları da vardı. Ama hiç birisi, bir diğerine sınıfsal farklılık göstermez, inanılmaz bir kardeşlik bağı ile bir arada kalırlardı. Bu da Van Atatürk Lisesi'nin yönetim ve öğretmen kadrosuna bölgedeki insanlarımızın ne kadar çok güvendiğinin bir                   göstergesiydi
Okulun yakışıklı grubu Muradiyeli arkadaşlardı. Pansiyonda kalır ama bir gün olsun kravatsız, ütüsüz giysiyle okula gelmez, traslı, tertemiz yüzleriyle, çalışkanlıklarıyla örnek öğrenci grubu olarak yansırlardı. Prof. Dr. Ahmet Özer o grubun çok okuyan, tartışan bireylerindendi.
Daha sonraları o bildiğimiz sağ-sol hikâyesiyle okula partizanca idareci ve öğretmen atamaları yapılmış, onlarca öğrenci başka Doğu kentlerine sürgün edilmiş, çağdaş ve ilerici öğretmenler, öğrenciler sürgünlere yollanmıştı. Ama bütün bu yanlışlara rağmen Van Atatürk Lisesi'nin başı Erek Dağı gibi dimdik kalmıştı. Tanrı bir daha o ayrı gayrilik yaratan günleri yaşatmasın.
Eğitim düzeyi yüksek olan Van Atatürk Lisesi, Van'ın hatta o bölgenin efsane okullarından biri oldu.
İki tarafı kavak ağaçlarıyla sırlanmış yaklaşık 7-8 km olan Van Gölüne doğru açılan İskele(ipek) yolu üzerindeki bu güzide okul Ekim 2011 yılı depreminde yıkıldı. Şimdi gözler bu okulun aynı alan üzerinde kurulup kurulmamasında.
Van'dan bana ulaşan dost haberlerinden öğrendiğime göre bütün hemşerilerimiz Van Atatürk Lisesinin aynı alan içinde yeniden yapılmasından yana. Benim gönlümde Van'ın özgeçmişi ile özdeşmiş Van Atatürk Lisesi'nin aynı mekân üzerinde yeniden yükselmesinden yana.
Yetkililerin; deprem acısıyla yürekleri kanayan Vanlıların bu dileklerini yerine getirmesi çok ama çok sevindirici olacaktır.
Unutmayalım ki anılarımızdır tarihi tarih yapan. Bir fazla bir şey değiştirmese de, küçük bir eksiklik duygusal yaralanmalara yol açabilir.
Fizibilite raporlarında bir olumsuzluk yoksa lütfen Van Atatürk Lisesi eski mekânında yeniden yükseltilsin. Yetkililere yürekten dileğimiz ve naçizane görev davetimiz budur...
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.