Sokağın Çığlığı okurlarıyla buluştu: Sessiz yaraların hikâyesi
Faruk Demir'in kaleme aldığı Sokağın Çığlığı, Erda Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı.
Madde bağımlılığı, suç, travma ve toplumsal sorumluluk ekseninde şekillenen roman; edebiyat eseri olmanın ötesine geçerek, toplumun görmezden gelinen yaralarına tutulan güçlü bir projektör niteliği taşıyor. Eser, bireysel hikâyeler üzerinden ilerlerken, bağımlılığın ve suça sürüklenmenin ardındaki çok katmanlı nedenleri çarpıcı bir gerçekçilikle görünür kılıyor.
Türkiye’de son yıllarda toplumsal meseleleri merkezine alan edebî eserlerin sayısında artış yaşanırken, Sokağın Çığlığı bu alandaki önemli çalışmalardan biri olarak öne çıkıyor. Yazar Faruk Demir’in uzun yıllara dayanan saha deneyiminden beslenerek kaleme aldığı roman, madde bağımlılığı ve suç olgusunu teorik çerçevelerle sınırlı kalmadan, sokağın içinden gelen sert ve sahici bir dille ele alıyor. Roman boyunca anlatılan her hikâye, bağımlılığın yalnızca bireysel bir tercih değil; psikolojik, sosyal ve çevresel faktörlerin iç içe geçtiği karmaşık bir süreç olduğunu gözler önüne seriyor.
Erda Yayınları, Türkiye’nin dört bir yanında kalemi olan yazarlara alan açmayı sürdürürken, Sokağın Çığlığı gibi toplumsal yaralara dokunan eserlerle yayıncılık misyonunu daha da güçlendiriyor. Romanın yayımlanmasıyla birlikte bağımlılık, travma ve suç sarmalı bir kez daha kamuoyunun gündemine taşınmış oluyor.
Bağımlılık irade sorunu değil, çok boyutlu bir hastalık
Romanın önsözü, Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hülya Ensari tarafından kaleme alındı. Ensari, önsözde bağımlılığın yalnızca irade zayıflığı ya da bireysel tercih olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğuna dikkat çekiyor. Bağımlılığı; nikotin, alkol, uyuşturucu ve ilaç gibi maddelere ya da kumar, internet, oyun ve alışveriş gibi davranışlara karşı gelişen kontrol kaybı olarak tanımlayan Ensari, bu durumun bedensel, ruhsal ve toplumsal zararlara rağmen sürdürüldüğünü vurguluyor.
Güncel bilimsel yaklaşımlara göre bağımlılığın; biyolojik yatkınlıklar, erken dönem travmaları, aile içi ilişkiler ve çevresel risk faktörlerinin kesişiminde ortaya çıkan çok boyutlu bir beyin hastalığı olduğunu belirten Ensari, Sokağın Çığlığı romanının bu kuramsal bilgileri sokağın içinden gelen gerçek hikâyelerle somutlaştırdığını ifade ediyor.
Mehmet: Binlerce çocuğun ortak kaderi
Romanın merkezinde yer alan Mehmet karakteri, yalnızca kurgusal bir figür değil; yoksulluk, ihmal, şiddet ve sevgisizlik ortamında büyüyen binlerce çocuğun sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Psikiyatrik açıdan bakıldığında Mehmet’in hikâyesi; erken dönem travmalar, güvenli bağlanmanın yokluğu ve kimlik gelişiminde oluşan boşlukların madde kullanımıyla doldurulmaya çalışılmasının tipik bir örneğini oluşturuyor.
Mehmet için madde, keyif veren bir unsurdan çok; acıyı bastırmanın, korkuyu susturmanın ve görünür olmanın bir yolu hâline geliyor. Roman boyunca okur, bağımlılığın nasıl yavaş yavaş bir “tutunma dalı” gibi başlayıp, zamanla bireyi kuşatan ağır bir zincire dönüştüğüne adım adım tanıklık ediyor.
Travma, suç ve sessiz ilerleyen çöküş
Eserde anlatılan yaşam öyküleri; aile içi çatışmalar, ebeveyn bağımlılığı, şiddete tanıklık, duygusal ihmal, yalnızlık ve erken yaşta yetişkin rollerini üstlenmek zorunda kalma gibi olguları açık biçimde yansıtıyor. Bu unsurlar, psikiyatri literatüründe bağımlılık ve suça yönelimin en güçlü risk faktörleri arasında yer alıyor.
Özellikle ergenlik döneminde kimlik arayışı, aidiyet ihtiyacı ve kabul görme isteği, bireyin sağlıksız gruplara yönelmesini kolaylaştıran kırılgan zeminler olarak romanda sıkça karşımıza çıkıyor. Travma çoğu zaman sessiz ilerlerken, madde kullanımı ve suç davranışı bu sessizliğin görünür hâle gelmiş dışavurumu oluyor.
Hamit: Metrukların karanlık düzeni
Romanın dikkat çeken karakterlerinden Hamit, yalnızca madde satan bir figür olarak değil; mahallenin “abi”si, boşlukta kalan gençlerin sahte koruyucusu olarak resmediliyor. Yardım eder gibi görünen bu yapı, aslında yeni bağımlılar üreterek kendi çıkar ağını büyüten sistematik bir manipülasyon düzeni kuruyor.
Metruk binalar romanda yalnızca birer mekân değil; denetimsizlik, görünmezlik ve suçun kök saldığı alanlar olarak simgesel bir anlam kazanıyor. Roman, suça sürüklenmenin bireysel bir sapmadan ziyade, göz göre göre oluşan bir toplumsal ihmalin sonucu olduğunu güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Mesut: Ayrıcalığın içindeki yalnızlık
Sokağın Çığlığı, bağımlılığı yalnızca yoksullukla ilişkilendiren ezberi bozuyor. Mesut karakteri, ekonomik açıdan hiçbir eksiği olmayan; ancak duygusal olarak ihmal edilmiş gençlerin aynı risklerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Aşırı beklentiler, iletişimsizlik ve yalnızlık, Mesut’u bağımlılığın eşiğine sürüklüyor.
Bu yönüyle roman, bağımlılığın sınıfsal değil; insani ve evrensel bir sorun olduğunun altını çiziyor.
Sahadan gelen güçlü gerçekçilik
Faruk Demir’in uzun yıllar emniyet teşkilatında görev yaparak edindiği saha deneyimi, romanın en güçlü dayanak noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Suç örgütlenmelerinin işleyişi, sokak dili, mahalle ilişkileri ve karakterlerin psikolojik derinliği son derece gerçekçi bir biçimde aktarılıyor.
Bu gerçekçilik, Sokağın Çığlığını yalnızca edebî bir anlatı olmaktan çıkararak; aileler, eğitimciler, ruh sağlığı uzmanları ve politika yapıcılar için önemli bir farkındalık aracına dönüştürüyor.
Toplumsal yüzleşme çağrısı
Roman, bağımlılık ve suçla mücadelenin yalnızca bireyin omuzlarına yüklenemeyeceğini ısrarla vurguluyor. Aile, okul, sosyal çevre, sağlık sistemi ve kolluk kuvvetlerinin eşgüdüm içinde hareket etmesi gerektiği mesajı, eserin temel omurgasını oluşturuyor.
Prof. Dr. Hülya Ensari, eserin erken uyarı işaretlerini fark etmeye ve risk altındaki çocukları zamanında korumaya katkı sunacağına inandığını belirtiyor. Ona göre sokağın çığlığı duyulmadığında, ödenecek bedel yalnızca bireysel değil; kuşaklar boyu sürecek derin bir toplumsal yara oluyor.
Sessiz ama güçlü bir uyarı
Sokağın Çığlığı, bağımlılıkla mücadele eden bireyler, aileler ve ilgili meslek grupları için sessiz ama güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Bağımlılığın tedavi edilebilir bir beyin hastalığı olduğunu hatırlatan roman, toplumsal sorumluluğu yeniden düşünmeye çağırıyor.
Faruk Demir’in kaleminden çıkan bu eser, sokağın karanlığında kaybolan sesleri edebiyat aracılığıyla görünür kılıyor. Sokağın Çığlığı, yalnızca bir roman değil; duyulmayı bekleyen bir toplumsal çağrı olarak okurunu karşılıyor.
Bakmadan Geçme
