SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

Dr. Muhammet Veysel Zortul yazdı...

Mektubuma başlarken selam eder, ellerinizden öperim. Umarım iyisinizdir. Havalar nasıl oralarda? Hala kar yağıyor mu, eskisi gibi? Geçen mektubumda da sormuştum, bakkal Hamit Dayı duruyor mu? Duruyorsa selam söyleyin lütfen. Çok hakkı geçmiştir bize. Siz de bizi soracak olursanız bizler de iyiyiz, sağlığınıza duacıyız öğretmenim.

Çok uzun zaman oldu, değil mi öğretmenim? Yanlış hatırlamıyorsam 1982 yılının eylül ayıydı. 47 kişiden oluşan sınıfınızın en haylaz öğrencilerinden biri de bendim. Acısıyla tatlısıyla bir yılı geride bırakmıştık ve biz öğrenciler için büyük gün gelip çatmıştı. Karnelerimizi alacaktık. O zamanlar e-okul olmadığından notlarımızı da bilmiyorduk. Karnesini alanlardan havaya uçanlar da vardı, üzülenler de. Bilmem ki hatırladınız mı? Beni en sona bırakmıştınız ve kaç defa yanınıza geldiğim halde sabırlı olmamı öğütlemiştiniz. Derken herkes karnesini almış ve sıra bana gelmişti. Karnemi verirken gülümsemiştiniz. Bense gülümsemeye çalışmış, biraz da ağlamaklı olmuştum. Sınıfta kalmıştım.

Beşinci sınıftayken beni parasız yatılı sınavlara teşvik etmiştiniz ve sizin sayenizde sınavı kazanmıştım. İlk defa evimden ayrılacaktım. Hem heyecanlı hem de endişeliydim. Ne yalan söyleyeyim, korkuyordum da. Beni okula götürüp kaydımı yaptırmış ve kalacağım yurda da siz yerleştirmiştiniz. Sonra cebime harçlığımı koymuştunuz ve derken veda vaktimiz gelip çatmıştı. Yağmur yağıyordu öğretmenim. Hem de bardaktan boşanırcasına. Şemsiyeniz de yoktu. Tam giderken durmuş ve beni çağırmıştınız. Koşa koşa yanınıza geldiğimde cebinizdeki son bozukluğu da çıkarıp bana uzatmıştınız. Utanarak almış ve sımsıkı kapamıştım avuçlarımı. Siz belki hatırlamazsınız ama ben o yağmurlu günü hiç unutmadım, unutamadım öğretmenim. O minicik parayı çok uzun yıllar cüzdanımın bir köşesinde taşıdığımı hatırlıyorum.

Lise ikideyken bölüm seçmem gerekiyordu. Saklayacak değilim öğretmenim; matematiğim iyi değildi benim. Bu yüzden sözeli seçmek istiyordum. Sözelcilere ise pek iyi gözle bakılmıyordu o günler. Size danıştığımda sayısalı seçmemi tavsiye etmiştiniz, ben de uzun uzun itiraz etmiştim. Belki biraz da haddimi aşmıştım öğretmenim. Yine de gönül koymamış ve şöyle demiştiniz: “İtiraz ettiğin için sana kızmadım. İtiraz etmek kötü bir şey değil ayrıca. Hz. Musa da, Hz. İsa da, Hz. Muhammed de itiraz ettiler ve biz bugün onları saygıyla anıyoruz.”

Lise yıllarında pek görüşememiştik öğretmenim. Tohumu ekmiş ve yapılması gerekenleri yaptıktan sonra bir kenara çekilmiştiniz. Üniversite sınavına girdiğim günün ertesinde, beni Hamit Dayı’nın bakkalına götürüp halka tatlı ısmarlamıştınız. Pek bir şey yapamadığımı ve sınavımın iyi geçmediğini söylediğimde gülümsemiş ve: “Bir şey yapamadım deme evlat. Hiçbir şey yapamadıysan da hayatta kaldın ya, nefes aldın ya. Yetmez mi? Sonuç ne olursa olsun sen her zaman bir numarasın, biriciksin gözümde. Etrafına bak istersen; senden bir tane daha var mı?” demiştiniz. Bu sözleriniz beni o kadar rahatlatmıştı ki… Sonuçlar açıklanmış ve öğretmenlik kazanmıştım. “Dilersen bir yıl daha hazırlanıp daha güzel bir bölüm kazan.” demiştiniz. Kararlıydım; öğretmen olacaktım. Hem öğretmenlikten daha güzel bir bölüm ne olabilirdi ki?..

    İlkokuldayken okuldan arta kalan vakitlerimde inekleri otlatırdım öğretmenim. Akşam olunca da ineklerimi ahıra katar ve uzun uzun tımar ederdim. Geviş getiren ineklerin yüzünde gördüğüm tatlılık, hiçbir şeyde yoktu öğretmenim. Gün boyu otlamış, doymuş ve mutluydular. Şimdi ben de öğretmenim ve istiyorum ki sınıfımdan çıkan her bir miniğin yüzünde benzer bir ifade olsun. İlerde ne olurlar bilmiyorum ama mutlu olsunlar. Bir şey yapmış, bir işe yaramış ve öğrendikleri de bir işlerine yaramış olarak evlerine gitsinler, gönül rahatlığı ile uyusunlar.

Şu anda 23 yıllık öğretmenim. Hayatım boyunca sizi örnek aldığım gibi öğretmenliğimi yaparken de hep sizi taklit etmeye gayret ettim. Bir şey öğretmek istediğimde kısaca öğretmeye çalıştım. Biliyordum ki üst tarafını öğrencilerim bulacak, öğrencilerim tamamlayacaktı. Böyle yaptığım için de merkezde hep öğrencilerim oldu. Onlar işin merkezindeyken bense sizin gibi bir kandil, bir ışık olmaya çalıştım, daha fazlası değil. Hatırlar mısınız öğretmenim; bir gün bizi bir köpek barınağına götürmüştünüz. Gezi dönüşü mikrofonu elinize almış ve bizlere şöyle seslenmiştiniz: “Barınaktaki köpekler genellikle aynıdır. Aralarında pek bir fark yoktur. Fakat her çocuk farklıdır, sizler farklısınız. Farklı olmak, insan olmanın en önemli vasfıdır. Eğer ileride öğretmen olursanız lütfen sınıfınıza barınak muamelesi yapmayınız.” Şükür ki ben de her öğrencime özel bir insan, eşsiz bir birey ve Yaradan’ın müstesna bir emaneti olarak baktım.

Geçen yıl öğretmenler gününde bir konuşma yapmamı istediler ve elime de bir kâğıt tutuşturdular. Kâğıdı bir kenara koydum. Sizi anlatacaktım çünkü. Törende şunu söyledim: “Bugün öğretmen isem, çocukları çok seviyorsam ve hiçbir öğrencimi ayırmıyorsam bunu ilkokul öğretmenime borçluyum. Derslerime çalışmayınca beni sınıfta bırakmıştı. Oğlu olmama rağmen ayrım yapmamıştı.” Bunu söylerken içimde bir kırgınlık değil, tam tersine gurur vardı öğretmenim. O gün konuşmamı şöyle bitirmiştim: “Biliyor musunuz çocuklar? En baba öğretmen, benim öğretmenimdi.”

Mektubuma son verirken anneme selam eder, sizin de öğretmenler gününüzü en içten dileklerimle kutlarım. Allah’a emanet olun öğretmenim. (Öğrenciniz ve de oğlunuz)

Bakmadan Geçme