KULLANMA KILAVUZU
AYŞEGÜL GÖK
Açtım hayatın kullanma kılavuzunu
Mişli, mışlı zamanlarda…
Ne hayaller eskimiş satır aralarında,
Ne dünler yarınlarda,
Şukret yazıyordu tüm sayfalarda,
Hayatın mürekkebi gözyaşıyla dağılmıştı.
“Geçer” diyordu kalın puntolarla,
Altına küçük harflerle gecmeyecek notu düşülmüştü.
Sevinç bölümü kısaydı mesela,
Dipnot düşmüş hayat:
“Tekrar tekrar okuyunuz.”
Acılı yerleri kırmızıyla çizilmiş,
“Buradan sonrası büyütür” demiş.
Kimse kimseye söylememiş
Büyürken canın da büyüdüğünü…
Bir sayfa kıvrılmıştı kenarından,
Orada tam su yazıyordu:
“Kaybettiklerin, seni eksiltmez her zaman,
Bazen kalbin kapatır kapılarını insanlara.”
En sonuna geldim kılavuzun…
Kocaman harflerle şunu yazmış hayat:
“Kullanıcı hatası sandığın şeylerin çoğu,
Sadece insan olmanın doğal sonucu..
01.02.2026
İZ BIRAKIR USUL USUL
HALE AŞKIN
Kendimle konuştum bu sabah,
Aynada biraz yorgun, biraz cesur.
“Geçer mi?” Dedim, omuz silkti gözlerim,
“Geçer,” dedi, “ama iz bırakır usul usul.”
Pencere aralıktı, gün sızıyordu içeri,
Hava soğuk, umut sıcaktı hâlâ.
Adımı fısıldadım kalbime,
Hadi bugün de yürü dedim
Israrla, inatla, umutla...
Kendimle konuştum bu sabah,
Sesim ikiye bölündü.
Biri “dayan” dedi dişlerini sıkarak,
Öteki sustu.
Bir cebimde cesaret
Bir cebimde kuşku
Saat ilerledi, geriye gitti zaman,
Bir an çocuk oldum,
Bir an çok yaşlı.
Güldüm durduk yere kendime,
Sonra, birden yoruldum.
Kendimle konuştum bu sabah,
Zamanın kıyısında biraz daha durdum.
Geçmiş elimi çekiştirdi, gelecek göz kırptı,
Her iz bir hatıraydı aslında
Ben şimdiye tutundum, sessizce.
Gün bana benzedi sonra,
Yarım bulutlu, yarım açık.
Akşam olurken,
Aynaya bir kez daha baktım,
“Bugünlük bu kadar,” dedim kendime,
O başını salladı,
Veda etmeden...
2 Ocak 2026 – İstanbul
AZALIYORUM
NURAY AYHAN
Ne acı
Her açtığım kapının ardında masal temizledim
Yasal bir yalnızlık seçilir hep
Durmadan eksilip çoğalışımdan uzak
Hakeza!
Son demlerde garip bir ruh hali giyindi aciz silüetim
Ait olduğum bir dünya t’uzak sanki
Azalıyorum milim milim
Ölçüsüz
Şekilsiz
Aynalarda eksilip dökülen yüzüm
Gönül sayfamda aymaz bir hüzün
Yeryüzünde dağılan ömrüm
Kabuğuna ağır gelen yaralarım
Azalıyorum her kalp atışımda
Azalıyorum kedere ram olan her bakışımda
Azalıyorum güzele, çirkine her dokunuşumda
Ağız dolusu söz teyellenip çürüyor dilimin kuruyan tarafından
Ne yazık gönüllü sürgünüm vurgun yemiş halimle
S’onsuz ışıklardan kopup karanlığa gömülmüşüm ne yazık
Mai seraptır kana kana içerken sevdayı
Zemheriden mütevellit bir manzara üretir bakışlarımdaki umarsız hareyi
SEN AĞLAMADAN
YILMAZ GUNAY
Pıhtılaşmaya yüz tutmuş ruhuma inat
Zamana dünyaya sana inat
Gözlerimi çekeceğim yalnızlıktan
Hayattan bir beklentisi olmayan
Dervişlere inat
Çekeceğim gözlerimi fahişelerin
Ölmüş ruhundan
Öldürülmüş umudundan çekeceğim
Pıhtılaşmaya yüz tutmuş ruhuma inat
Ey zafer takına çıkan yolum
Kumara bulaşmış kalbim
Bu sokaklar bilmez senin ölüm vaktini
Anlamaz hem kimse ölüme sevdanı da
Öyle bir devre çıktı ki yolum
Ölürken ağlamaz çocuklar
Kadınlar ağlamaz aşka anlamaz da
İşte bunun için yıkacağım
Kazablankadan öteki tarafı
Şarkılarda bestelenen vakitleri
Yıkacağım kumara bulaşmış yalnızlığımı
Sana ne kalbimi açacağım
Ne de bob marleyin suya küsmüş saçlarını
Yolumun üstünde dumanlar yükselmeyecek
Umudum hiç yükselmeyecek
Savaşın kaypak sokaklarında
Bir çocuk ölecek
Hiç ağlamadan
Sen ağlamadan
Yollar anlamadan
SANDIN Kİ UNUTURUM
ÖZCAN KIYICI
Sen sandın ki unuturum…
Sandın ki zaman iyi gelir ayrılığın açtığı yaraya.
Ne de olsa zaman için her derdin ilacıdır denir, değil mi?
İnan bana, bu söz sadece bir aldatmaca…
Arılar unutur mu sence uzun zaman görmese de bal yaptığı çiçekleri?
Toprak vazgeçer mi yağmura olan sevdasından?
Yürek kapatır mı kapılarını içinde bir dünya dolusu sevgi varken?
Zaman sadece susmayı öğretiyor insana.
Sadece beklemeyi…
.
Beklemek…
Hem de elimde birkaç umut kırıntısı ile bir başıma kalmışken…
Hem de geceleri daha uzun yaşayarak, sabahları yorgun uyanarak…
Yaşayarak her bir anıyı yeniden, yeniden acılarda boğularak…
Elimde kalan son umut kırıntılarını kullanarak hayal kurmayı öğrendim seni beklerken.
Hem de güneş solarken gün be gün, peş peşe değişirken mevsimler…
Zaman coşkun akan bir ırmak gibi geçerken gözlerimin önünden
Ve sımsıkı sarıldığım sözcükler birer birer anlamlarını yitirirken…
Bekledim seni inatla, hem de günler birbiri ardına eklenirken…
.
Sen sandın ki unuturum.
Sandın ki umutlarım karardı ve ben beklemekten yoruldum.
Oysa bir ağaç gibi dimdik ayaktaydım her zaman.
Seni beklerken de sararmış yaprakları temizlerdim üzerimden.
Bir sokak lambasına benzetirdim kimi zaman da kendimi.
Yıldızlara değil, gittiğin yöne bakarak geçirirdim günlerimi.
Geceye ışık saçtığımı sanıyorlardı etrafımdaki kişiler…
O anlarda için için yandığımı bile fark etmediler.
.
Sen sandın ki unuturum.
Sandın ki suskun kalıyorum her adını duyduğumda…
Oysa hiç susmuyor sana bunca güzel sözleri söyleyen kopasıca dilim.
Konuşuyorum çünkü susarsam aramızdaki bağ kopacak ve mesafeler artacak diye korkuyorum.
Keşke unutmak kapıyı çekip çıkmak kadar kolay olsaydı.
Kelimeler sürekli beynimde yankılanırken nasıl koyabilirim ki o son noktayı cümlenin sonuna.
Üstelik de küçük bir kıvılcım bile ruhumda kocaman bir yangına dönüşürken…
Ben sadece hatırlamanın bin bir yolunu öğrendim yokluğunda.
Geleceksin diye beklerken büyük bir umutla…
OLMUYOR
ZEKİNE KARAKÖÇEK
Yüreğinde sızısı olmayan varmı
Sıra sıra dertler sineme karmı
Boynumuzu feleğe bükmek armı
Gidem uzaklaşan dedim olmuyor
Biraz gülsem dertler kapıyı çalar
Her güzel söze mutluluk der kanar
Muhabbete deli Gönül dost arar
Gidem uzaklaşan dedim olmuyor
Silinmez mi alın yazısı silsem
Feleğin gardaş olsamda gelsem
Can candan ayran ölüm varmiş bilsem
Gidem uzaklaşan dedim olmuyor
Zekineye gülmek hep yaraşırdı
Evde hesap çarşıda karışırdı
Yılarım giden ömrele barışırdı
Gidem uzaklaşan dedim olmuyor
ZAMANSIZ ÇEKİP GİTME
SAFİYE SAMYELİ
Mecnun oldum aşkından sana gönül vereli
Uyku ile kavgalı gözler seni göreli
Ay değil ki yıl oldun düşlerime gireli
İnsafa gel can özüm sevda mı ziyan etme
Azrail can almadan zamansız çekip gitme
Suçlusun yar diyemem bir günah yok ki sende
Gizliden sevdim seni bütün kabahat bende
Haydi tut ellerimden izin kalsın bu ten de
İster haykır dünyaya istersen beyan etme
Azrail can almadan zamansız çekip gitme
Kış göstermem ben sana yazın olurum inan
Ekmeğin de aşında tuzun olurum inan
İkinci bahar denen güzün olurum inan
Kaybolma düşlerimden hasrete doyan etme
Azrail can almadan zamansız çekip gitme
Yeter ki sen sev beni umutlarımı kırma
Zaten yaralı kalbim bir hançerde sen vurma
Gökte Allah, yerde sen başka bir soru sorma
Sakla beni göğsünde âleme ayan etme
Azrail can almadan zamansız çekip gitme
Bir yudum sevgi için ellere muhtaç etme
İki tatlı siz için dillere muhtaç etme
Kapatma kapıları zillere muhtaç etme
Karatma şu dünyamı canına kıyan etme
Azrail can almadan zamansız çekip gitme
Samyeli ol es hadi ılık ılık bağrıma
Derman olsun yüreğin yüreğimde ağrıma
İnsafa gel can özüm bir cevap ver çağrıma
Eş, dost, konu, komşuyu, salamı duyan etme
Azrail can almadan zamansız çekip gitme
BUGÜN YİNE
DÖNDÜ ÇETİN
Şiir yazmak geldi içimden
Yine sitemli yine duygulu
Yüreğimin dibine çöken
Dilimin ucundan akıp giden
Boğazımda düğümlenen
Sıcacık kahve kokan
Okunduğunda hıçkırıklara
Boğan
Sonra yağmur olup yağan
Şiirler
Bugün Yine
Şiir yazmak geldi içimden
Tesbih tanesi gibi yüreklere
Yutkuna yutkuna dizilen
Şelale gibi akıp
Kalemden kağıda dizilen
Okunduğunda hıçkırıklara
Boğan
Sonra yağmur olup yağan
Şiirler
Bugün Yine
Şiir yazmak geldi içimden
Şiirlerimin yoğun duygularını
İçinde tutan
Çocuk ruhlu güzel yüreklere
Dokunduğunda
Gönüllere nağme nağme oturduğunda
Hafızalarda ebedi silinmeyen
Sonra hıçkırıklara boğan
İşte bu benim dediğim
Şiirler
Kırşehir







