SENELER
İSMET BOZKURT (DİLSİZ KALEM)
Dönüp te şöyle bir baktım maziye
Kuş gibi elimden uçar seneler
Kimi doğar kimi diler taziye
Birbiri ardına geçer seneler.
Bir dergaha düştüm sır oldu adım
Okuryazar oldum Mushaf kitabım
Damla damla koydum dolmuyor kabım
Ömrüm yudum yudum içer seneler.
Ne hükümran ser’im ne de bir şah’ım
Şu zalim Dünya’da yalnız seyyahım
Başak vermez oldu ektiğim tohum
Kurumuş dallarım biçer seneler.
Bağrımda hançerler çekilmiş kından
Delinir vücudum kanar her yandan
Güneşe hasretim gökyüzü zindan
Kadlime fermanın seçer seneler.
Derdim bir değildir ardı sıralı
Bir yâr kaldı bende dağlar maralı
Küsmüş kaderine o da yaralı
Adım adım gider kaçar seneler.
Bilmedim bayramı düğünü toyu
Yediğim ekmeği içtiğim suyu
Ben beni aradım hep yıllar boyu
Çileme dert kattı naçar seneler.
“Dilsiz’im” bu cefa sana yeter mi
Yanmayan ocak da duman tüter mi
Gül olsam dalımda bülbül öter mi
Belki bir tomurcuk açar seneler.
BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM
ÖZCAN KIYICI
Sanki hızla akan bir nehrin üzerindeki sandaldayız.
Her birimiz tek başımıza…
Engellenemez bir şekilde sürükleniyoruz.
Hayat denen yolculuktan bahsediyorum.
Sonra ne zaman karşımıza çıkacağı belli olmayan bir şelale
Ve yolculuğun sonu…
Hâlâ o sandaldayım ben.
Henüz yolculuğum sona ermedi.
Üstelik pek çok kez baharı gördüm bu yolculukta.
Bir o kadar da sonbaharı…
Kısaca hayatımın özeti bu…
.
Bugün benim doğum günüm.
Sanki dün kadar yakındı bir önceki.
Zaman ne kadar da çabuk ilerliyor.
Bir zamanlar büyümek için acele ederdim,
Şimdilerde zaman geçmesin diye.
Hep söylenir; insanı yaşlandıran yaşadıkları değil, yaşayamadıklarıdır.
Her ne kadar aynadaki görüntüm değişse de,
İçimdeki heyecan ve coşku hiç değişmedi.
Belki de bu yüzden beynim ve yüreğim yaşlanmayı kabul etmedi.
Belki de bu yüzden hâlâ yazıyorum.
Bu yüzden içimdeki heyecanı yazdığım öykülere, şiirlere yansıtıyorum.
.
Bir ömre yetecek kadar mutluluk yaşadım ben.
Bir o kadar da acı, keder ve gözyaşı...
Zaten yaşadığım, sevinci acısına denk bir hayattı.
Tıpkı gece ve gündüz gibi…
Tıpkı siyah ve beyaz gibi…
Biri olmadan diğerinin bir anlamı olamayacağı gibi…
Bu yüzden de yaşadığım her acı, sevinç kadar değerliydi.
Hatta hatalarım, keşkelerim ve hayal kırıklıklarım da öyle…
.
Şöyle geriye dönüp bakıyorum da
Çok fazla fırtınaya yakalanmışım meğer.
İçimdeki karabulutları dağıtmak için çok fazla boğuşmuş,
Sabah olması için dua ettiğim çok fazla gece yaşamışım.
Hatta kendimi bulutların üzerinde hissettiğim,
Gülümsememi dudaklarımdan silemediğim,
Kahkahalarımı dindiremediğim…
Tüm bunlar çok uzun bir hayat yaşadığımı düşündürüyor bana.
Bazen de yapacak çok şey olduğunu…
Belki de bu yüzden kimi zaman çok yorgun hissettim kendimi.
Kimi zaman da heyecanın doruklarında…
.
Bugün benim doğum günüm.
Öyle bir hayat yaşadım ki;
Bazen konuşmanın keyfine vardım,
Bazen de susmanın…
Bazen birilerini mutlu etmek için yaşadım,
Bazen de kendimi…
Bu yüzden kimi zaman hayata geç kaldım,
Kimi zaman da kendime…
Sonuçta uzun bir yol aldım.
Ama boşuna yaşamadığımı biliyorum.
Çok sayıda arkadaşım oldu bu uzun yolculukta beni yalnız bırakmayan.
Dostlarım, kardeş gibi bağrıma bastıklarım oldu.
Yüreğime girenler de oldu,
Yüreğimle birlikte söküp attıklarım da…
Sevdiklerim oldu, hâlâ içimde yaşattığım…
Göremediğim, görmek için can attığım…
.
Bugün benim doğum günüm.
Tüm doğum günlerimi bir biri ardına topladığımda
Yarım asrı çoktan geçtiğimi biliyorum.
Çok da umursamıyorum.
Ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığın değil midir önemli olan…
Ya da kaç kişinin yüreğinde yer ettiğin…
Üstelik hâlâ arkadaş sayım günbegün artmakta…
Hâlâ yüreğinin kapısını bana açanlar var.
Ve hâlâ yorumlarıyla destek olanlar…
.
Diğerlerinden farklı bir gün, bu gün…
Umarım biraz olsun şımarmamı çok görmezsiniz.
Ne de olsa özel bir gün.
Benim için tabii ki…
Tüm sevdiklerim yanımda olduğunu bildirecek.
Arkadaşlarım, dostlarım bana iyi dilek mesajlarını gönderecek.
Herkes ama herkes bir şekilde sevgisini hissettirecek.
Sevgi arsızı yüreğime can suyu verecek.
Bugün benim doğum günüm.
Bugün bütün yıldızlar benim etrafımda dönecek.
GÖZLERİM DOLDU
NARİN MENEKŞE
Kuğu gibi süzülürken karşımda
Bir anda bakarken gözlerim doldu
Sevda yeli esiyordu başımda
Bir anda bakarken doldu gözlerim
Gördüm gözlerinde saklı didemi
Dudaklarındaki büyülü nemi
Vallah zor buluruz o anlı demi
Bir anda bakarken doldu gözlerim
Titrek sesle kulağına seslendi
Kalbim pir pir atıtı birden hislendi
Bağdaş kurup omuzuma yaslandı
Bir anda bakarken doldu gözlerim
Ay gibi parladı o güzel yüzün
Bir anda başımdan dağıldı hüzün
Doyumsuz bakışlar verdiğin hazzın
Bir anda bakarken doldu gözlerim
Narin mi narin yâr gel ara sıra
Canım çok yanıyor inan bu ara
N'olursun zulfünü yukarı tara
Bir anda bakarken doldu gözlerim
KIZAK
YUSUF KAZAK
Açmışken kollarını ormanın geçitleri
Ak mendiller serilirdi ağaçların alnına
Kayardım kızağımla
Toprağın donuk bedeninde
Çağırırdı kurtlar dağlardan
Süt mavisi göğe baş kaldırıp…
Bir yol arardım durmadan
Karların ardında güneş ülkesine açılan
Bir sığınak kollardım soluklanmadan
Yeterince kara olan her şeyi
Gizleyen
Ormanın kalbinde…
Yol alırdım kızağımla yorulmadan
Üfleyerek soğuk rüzgara hararet
Bir kar fırtınası arardım
Üstüme şık pelerinler atacak
Kaybolacağım;
Göz gözü görmeyen çıkmazlarda…
Yeni izler arardım
Beyazlığın el değmemiş teninde
Oldukça masum ve kırçıl
Kirlenmemiş dünyalar arardım
Yol almışken kızağımla
Ormanın kalbine…
ÇAY DEMİNDE SOHBETLER
SAVAŞ ASLANDEREN
Sabahın seherinde açtık gözlerimizi yeniden, umut dolu yarınlara.
Ve bir bardak şekersiz çay tadında.
Çaylar şekersiz, ama umut dolu yarınlar. Gökyüzünde güneş ısıtıyor doğayı bir bardak şekersiz çay eşliğinde.
Hasretlik var içimde .
Gönül terazisi diye bir ölçü aleti icat edildi mi, bilmiyorum.
Edilseydi eğer kaç okka çekerdi gönülleri feth etmek için?
Görmeden sevmek mümkün müydü?
Uzakları yakın etmek için kaç adım yol katetmek gerekirdi ?
Kaç kelimeyle , kaç cümle kursamda , kaç sayfaya , kaç kitaba sığdırsam da anlatsam.
Gönül terazimdeki aģırlığı.
Anladım ki gönül terazisinin ağırlık birimi
İcat edilmedi.
Sosyal medya neymişsin sen.
Hayatıma güneş gibi doğdun.
Çaylar şekersizde olsa.
Baldan tatlı , sütten beyazsın.
Görmeden seveni, kalbimde yer edeni
Yıllar geçsede söküp atmassın.
SUÇ ÜSTÜ
DEMET ESEN
Suç üstü yapasım geliyor
Gözlerine.
Teslim olup
Müebbet yiyesim
Nefesim kesilsin istiyorum
Göz göze geldiğimizde.
İçimdeki faylar kırılıp
Yer yerinden oynasın
Özlediğimde.
Başına bela olasım
Mecnununa Leyla
Susuzlukta kerbela
Sevdana müptela
Aşkınla inzivaya
Çekilesim geliyor görmeyince.
Rüzgarlar kıskansın
Kokun tenime sinince.
Adım adınla anılmazsa
Tedavülden kaldırılsın
Mahkemelerce.
Dipsiz kuyulara düşesim
Geliyor
Düşüme girmeyince.
Hüzzam şarkılar çalsın
Kanun hüzne dalsın
Keman derdine yansın
Seni besteleyince.
Suç üstü yapasım geliyor
Şiirlere
Ete kemiğe bürünsün mısralar
Her dizede her öznede
Sen geçen cümlelerde hasretle...
ÇÖZDÜM DE GELDİM
NURSELİ – NURSEL SEÇER
Arzuhal yazdığım dostun indinde
Ellerin sırrını çözdüm de geldim
Ummanın hükmü yok kulun kendinde
Sellerin sırrını çözdüm de geldim
Hüznün ümüğünü sıkmayan yolda
Kısmet getirmede bıkmayan yolda
Üç zamana kadar çıkmayan yolda
Falların sırrını çözdüm de geldim
Bir yılan misali kıvrılıp akan
Ruhumu sıkarken keyfine bakan
Akşam sularında canımı yakan
Yolların sırrını çözdüm de geldim
Gariplerin acı acı baktığı
Simurg’un közüne selam çaktığı
Altından sellerin hazla aktığı
Küllerin sırrını çözdüm de geldim
Kimi olduğundan farklı biçimde
Kimisi divane yolu seçimde
Kimisinin alacası içinde
Kulların sırrını çözdüm de geldim
Umutları bir çıkmaza götüren
Pençesinde sabrımızı bitiren
Nurseli’nin düşlerini yatıran
Yılların sırrını çözdüm de geldim
BENİ BÖYLE ÇARESİZ BIRAKIP GİDEMEZSİN
HAVVA KESKİN
Her gece mutluluğu koydum gönül testine.
Saklama seviyorsun yar inkar edemezsin,
Sen kara bulutları dizdin başım üstüne.
Beni böyle çaresiz bırakıp gidemezsin.
Varlığın bahar bana yokluğunda kara kış,
Gamzeli gülüşlerin gözlerindeki bakış.
Yazılmışsın alnıma bir tanem nakış-nakış.
Beni böyle çaresiz bırakıp gidemezsin.
Varlığınla yokluğun arası yazı tura
Diyorum ya sensizlik benziyor kızıl kora,
Aklım deli divane yüreğim alabora
Beni böyle çaresiz bırakıp gidemezsin.
Felek dize getirdi bizi böyle oyunla,
Yunmadık gönlümüzü sevdanın can suyunla,
Göçmen kuşları gibi öyle bükük boyunla,
Beni böyle çaresiz bırakıp gidemezsin.
Ver bana benim olsun suçunda günahında,
Lütuf sayılır zaten dilinde ki ahında,
Hasrete secde durmuş dertlerin dergahında,
Beni böyle çaresiz bırakıp gidemezsin.
Bir seher poyrazında gürleyip de eserek,
Selamını zamansız yüreğimden keserek
Olmayacak şeylerden manasızca küserek
Beni böyle çaresiz bırakıp gidemezsin.
13.08.2021 - İZMİR







