KANADIM
RANA İSLAM DEĞİRMENCİ
Ve kanadım kırıktı
Yalnız bir türkü vardı yüreğimde
Annemin nefesiyle üflenmiş
Öylesi bir türkü ki
Her yanı dua
Her yanı merhametle
Süslenmiş
Kanadım kırıktı, evet
Ama başım dikti
Bir serçeydim ben
Boynumda ezelden ebede uzanan
Mor gerdanlık
İçimdeki türkü öyle
Bitecek gibi değil
Dallarına konduğum
Şu güçlü ağacım
Sabahın seherinde
Duy içimin ezgisini de
Eğil, eğilebildiğince eğil
Yüreğime okunan türkümle
Uçarım ben
Hiç yanma bana
Onun her notası benim kanadım
Rüzgarım başımı serin tutar
Ağacım kök salar şu toprakta
Dalları sarar kollar beni
Yaprağı şifadır yaralarıma
Sayesinde hem gür hem de hür
Dinlerim türkümü
Billur ezgili
Geceden sabaha kanatlı
Mor gerdanlı
Serçedir benim adım
Dinledikçe dillenir dilimde türküm
Dillendikçe çırpınır
Rıza ve metanetle kanatlarım
Yüreğimle okuduğum türkümle
Uçarım ben
Hiç kanma bana
Annemin her duası benim kanadım
Türküsü yüreğinde hür serçe
Benim adım
Ben yalnız onun için kanadım
GÜN GELİR
AYŞEGÜL GÖK
Saatler durur,
Takvimler anlamını yitirir,
İnsan geride bıraktıklarına bakar,
Bir gölge gibi çekilir
Gün gelir.
Nefesin incelir,
Sakinleşir.
Hatıralar konfeti gibi dökülür.
Ömrünün ön bahçesine.
Yollar uzak,
Mesafeler yakın olur.
Gün gelir.
Zamanın çarkında
Her şey tükenir.
Toprak çağırır seni,
Beklersin.
Annenle geçirdiğin
Son zamanlarını özlersin.
Yorgunluk iner
Omuzlarına usulca.
Zaman sinsice tükenir
Gün gelir.
Acı zamanın adını unutturur,
Kapılar ardına kadar kapanır.
Anahtarlar açmaz kapıları
Ölüm vaktinden önce gelir.
Gün gelir.
Beden yorgun,
Beden durgun.
Bir misafir gibi
Beklersin ölümü.
Dünya birdenbire eksilir.
Zaman kendi nakdini verir,
Gün gelir.
Elbet bir gün gideceksin.
Bu gidiş bir son değil.
Yeniden doğmak aslında.
Öyle bir an gelir,
Kelimeler tükenir.
Mısralar diz çöker karşında,..
Sen bir başına şiirlerle konuşursun,
Ömrünün kulvarında
Kalemin son bulur.
Gün gelir.
05.01.2026
ESKİ PALTO
BİLGİ ŞAKAR
Soğuktu elleri,
Ellerinden düşen keşkeler vardı.
Eski bir paltoyu sırtlamıştı zor bir hayatı sırtlar gibi.
Pişmanlıkları gölgesi vari peşindeydi.
Henüz gece olmamıştı ama bütün yıldızlar saçlarına dökülmüştü.
Yorgundu, yorgunluğu anlaşılmamaktandı.
Boynu, yüzündeki çizgiler eskimişti hep,
Gözlerinden o çakır gözlerinden umut akıyordu.
Öyle mavi öyle yeşil bakıyordu ki,
Gözlerinden bir çocuk bakıyordu dünyaya.
Omuzları ezilmişti başı dikti.
Yolda yürüyen her hangi biriydi birileri için.
Birileri için baba, yahut evlat, bir kardeş bir sevgili...
Gitti oturdu bir sabahçı kahvesine, dumanı tüten bir bardak çay istedi,
Kelimeleri tutumlu kullanarak.
Duvardaki televizyon açıktı,
Yine insanın yüzünü ekşitecek olayları sıralıyordu zoraki bir gülümseme takınmış sunucu.
Sırtını döndü onun daha derin yaraları vardı.
Bu yaş olmuş dostu düşmanı seçememişti.
Şimdi kendini yollara vurma zamanıydı.
Şimdi kendini arama ve bulma zamanıydı.
KANDİL OL
ERDAL ŞAHİN
Zamana direnen siyah saçlarıma aklar düşeli, kaç mevsim oldu bilirmisin.!
Bilir misin! göçmen kuşların bile erken veda ettiği bu şehirde,kaç ayrılık türküsü bestelendi yangın yerine dönen yüreklerce.
Şimdi her şeyin bize veda etmeye yeminli olduğu bir demdeyiz.
Gel etme! hüznün her yanı kapladığı bu hazan mevsiminde, bari biraz daha kal bu şehirde,erken veda etme bize.
Bu mevsimde gündüzler kısalır, geceler uzar, erken karanlık çöker buralara,boynu bükükler çekilir kuytu köşelere,dertleriyle başbaşa kalakalırlar.
Yağmurların ve ardından karların yoğun yağdığı uzun ve zorlu kış gecelerimizin dert ortağı ol..
Gitme! Bu şehirde,kal yalnızlık ve hüzün kokan gecelerimizde kal...
Leyl'lerimize kandil ol..
İZ
İZZET IRMAK
Mum ateşinin gölgesi duvarda titriyordu. Her an biraz daha küçülüyor, sanki onunla birlikte buharlaşıyordu dakikalar. Mürekkep şişesini açtı, eski dolma kalemin ucunda biriken tortular hâlâ geçmiş şiirlerin sesini fısıldar gibiydi.
Battaniyesine sarındı. Kucağında sararmış kelimeler, kâğıtların ucunda ise bir öteki. Aslında hiç yazılmamış bir hikâyenin kahramanıydı o. Sıradan bir adamdı belki, ama kendi hatıralarının zihnine kazınmıştı çoktan.
İlk cümleye niyetlendi, sonra vazgeçti. Mürekkep damladı. Kâğıt, parmak izini tuttu. Tıpkı o gece ellerini tutar gibi.
Her şey aynı kalmış gibiydi, sadece o eksikti. Ve eksiklik, bir insanın geride bıraktığı en derin izdi.
DİLARAM
FATMA HAZER TURAN
Uzun siyah saçlarına sanki gece karanlığı bulaşmış
Yıldızların pırıl pırıl parlaklığı şavkı vurmuş
O güzelim gece karası saçların yokmu
Hani koklamaya kıyamadığım
O kaşların hele kemanı andıran birazdan hüzzam bir şarkı çalacakmış gibi
Kirpiğin her an fırlayacak bir ok gibi
Ya o gözlerin derin bir kuyu değil mi
İçinden çıkamadığım
Gözlerin bir orman kuytusu gözlerim gözlerinde kaybolmuş
Çık çıkabilirsen
Gözlerin alabildiğine yemyeşil ormanları gezdiren
Gözlerin denizler deryalar kadar mavi okyanus
Yüz yüzebilirsen
Yüzün ay yüzün çölde bir vaha sanki bırakıp git gidebilirsen
Şirin bile yanında sönük kalır hani o dağ gibi Ferhat’ı deviren
Bir görünüp bir kaybolan serap gibisin sevdiğim güzel Dilaram...
Hadi söyle ben şimdi ne yapayım
Turnaların kanadında uçup yanına varayım
Ya ben şimdi sensiz yarım kaldım kimden hesap sorayım
Gölgen bile yok şimdi
Gidişin öldürür beni gelişin sanki saklı cennet
Eremedim sırrına Dilaram hasretine nasıl dayanayım...
Sen bir ahu bir gül goncası şu gönlüme medet eyle
Başıma taç ettim seni ne olur üzme beni böyle
Bir güneş batımı
Akşamın kor kızıllığı
Yüreğimin en derinlerinden
Seni çıkarırda ortaya
Kurşun yemiş gibi
O an ölür biterim işte ben hasretinden
Birde akşamın şu kör karanlığı
Var ya hani hayalini
Getirip oturtur ya karşıma
Silinir herşey senden başka bir şeyi görmez olur gözlerim
Aklım uçar havalara hasrete yenilirim
Hiç kimselere benzemeyen tavrın o eşsiz güzelliğinle
Bakışlarından süzülen edan
Bir garip hoş seda bırakır bende
Sevdiğim güzel Dilaram.
10.04.2025 – Edirne
ŞİFADIR ÜZÜM
FEVZİ DİNÇER
Kansızlık anemi var ise sende
Enerji kaynağı şifadır üzüm
Bedene güç verir verdiğin anda
Enerji kaynağı şifadır üzüm
Çiftçinin emeğine cebine kalsın
Pekmez soframızda yerini alsın
Festivalde bugün davullar çalsın
Enerji kaynağı şifadır üzüm
Böbrek salgıları girer düzene
Şarabı mest eder içip sızana
Ününü duyurur taki fizana
Enerji kaynağı şifadır üzüm
Kasımda bozulur üzümlü bağlar
Ekip yetiştiren geliri sağlar
Turşuda sirkesi boğazı yağlar
Enerji kaynağı şifadır üzüm
Yedikçe korlandım üşümem asla
İkramımız olsun yiyelim dostla
Birde sıcak çorba yanında tasla
Enerji kaynağı şifadır üzüm
Köftürüm bulunur bütün illerde
Lezzeti söylenir her an dillerde
Dinçer’im yorulmaz koşar yollarda
Enerji kaynağı şifadır üzüm
NASIL KIYDIN SEN
AYNUR GÖKALP
Deseydin bir gün beni sevdiğin
Ne vardı sanki çok mu zor idi
Çok yordun beni yıprattın şimdi
Nasıl kıydın sen bilemiyorum
Aradım her yerde görünmez oldun
Vuslata eremedim beyhude soldum
Böyle değildin sonradan oldun
Nasıl kıydın sen bilemiyorum
Olsaydık ne vardı senle yan yana
Çekilmez bu dert kaldım burada
Girmek istedim senin dünyana
Nasıl kıydın sen bilemiyorum
28.12.2025 - BURSA
Bakmadan Geçme







