() - | Haber Girişi: 29.04.2021 - 09:44, Güncelleme: 29.04.2021 - 09:44

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
VE KADINLAR FUAT ARPA Toprak renkli Ak çehreli Yaşayan tüm insanlar gibi Ama kendince yaşayamayan Varoşlarda, metropollerde Poşulu, yemenili Doğuda, batıda Her yerde Künyeleri farklı onların Yürekleri aynı ama Anadolu hepsi Her biri Sakarya, Fırat Her biri Süphan, Toros, Zagros Her biri Akdeniz, Karadeniz Heybet tarihle başlar onlarda Kadim Mezopotamya izleriyle Ve anneler, analarımız Kurtuluşta kimisi Adı Kara Fatma, Nene Hatun Adı meçhul analar Çanakkale’de çocukları vardı onların Cephelerde kocaları Doksan bin oğul yollamışlardı Uyusunlar diye Sarıkamış ateşinde Ve nişanlıydı kızlar ama beklemiyorlardı yedi cephede at koşturan sevdalıları. Kızlarımız, çocuklarımız Elifti kimisi, Nazlıydı Kimi Hatice, Berfin, Dilan Anılarına filmler çekilecekti 120 kere karlı soğuk sınırlarda Ve analarımız, kadınlarımız Onlar yüzlerini ekşitmeden Acılara  en dirençli olanlarımız.  Onlar en matem yüklü  haberleri alanlar  bir gün bir hudut karakolundan  ya da meçhul adreslerden…  ve kadınlarımız  Pamuk tarlalarında  narenciye bahçelerinde  fabrikaların çağdaş köleleri  Uçsuz bucaksız tarlalarda  çalışanlarımız  Hani ortak sevdalar?  Paylaşıldıkça hani azalacaktı  Acılarımız?  Bir sahipsiz köyde,  ürkek karanlık  bir beyaz mermerde  isyansız gözyaşları…  Layık mı insanımız?  Etle tırnak  acıtmamalı birbirini!  Girmesin lügatlere yeni sözcükler  Yandıkça böyle her bir yanımız.   Bilinmeli ki en fazla ağlayan   Kadınlarımız, kadınlarımız.   ÇÖL SEVDA ZENGİN Her bir acım Ayrı bir coğrafyanın İzini taşır üzerinde... Aynı acılar Farklı yüzler Farklı sebepler... Hangi kucağın altına sığınsam Hep ıslanırım Hep ıslandım. Yağmur şairin velinimetidir Ben artık yağmursuz Günlere uyanmak istiyorum. Yarım kalan bir şeyler var Onları tamamlamaya çalıştıkça Yeni şeyler eksiltiyorum hayatımdan. Artık tek mutluluğum Her an benimle Yaşayacak olan Derin bir mutsuzluk. Çölün orta yerinde Bırakılmış bir çocuk gibiyim Uğrumda Sefamerve yarışı yapacak kimse Yok... Topuklarım kumu tepecek kadar Kuvvetli değil. Ben... Biz çöllere alışık değiliz Bozkırın kokusudur Beni çöle çeken Yüreğim... Yüreğimiz Kurak iklimlerin başkentidir. İnsan Sayıkladıklarından ibaret Uykunun en derin noktasında . Bilirsin uyumak ölmekle eşdeğerdir Kimi zaman. Bilsen ne çok öldüm seninle . Biliyorum yeniden , Yeniden başlanmalı bazı şeylere Uykular yeniden uyulmalı. Ve yeniden uyanmalıyız...              UKDELER  NECLA ARPA GÜLAÇAR     Sevgili Dostum! Sana mektup yazmayı özlemişim uzun zamandır kalemi elime almamış olmak beyaz sayfalara dokunmamak çok üzücü... Boş sayfaları yazarak doldurmak benim için büyük bir hazz... Bu davranış biçimi hedonistçe değil,böyle davranmış olsaydım sadece hazz veren anıları yazardım. İfade etmekte zorlanıyorum sayfalara dokunuşum özlem'i ile tutuştuğum sevdiceğime kavuşmak gibi... Özlemimi pragmatistçe uygulayarak içimde birikmiş tüm yaşanmışlıkları kalemi belki de çok yorarak akıtıyorum.  Hazzı bilgisayar tuşlarında bulamayan kalemi ile hemhal olmuş yorgun bir sandığım ben... Rol biçip giydirdiğim kahramanlarım da yaşamayı arzu ettiğim her şeyi onlara yaşatmak, onların hayatında Pragmatik bir şekilde işlemek istiyorum. Hedonistliği mi ancak bu şekilde tatmin etmeliyim...  Yaşam yolculuğumuzda bize kendimizi değersiz hissettiren insanlar var bize bir eşya gibi davranan hatta bir makine zannedenler... Kahramanımın anlattıklarına geçmeden önce içimde kalan ukdelerden birini paylaşayım senin le... Bana kendimi değersiz hissettiren insanların yüzüne bir yumruk atmak istiyorum içimde biriken bir haz ile...  Bahar'ın ziyaretinden sonra kendimi yokladım. Meğer benim içimde ne derin ukdeler kalmış... O anlatırken üzüldüm paramparça oldum... (Selvi Boylum Al Yazmalım Cengiz Aytmatov'un) O muhteşem sözü zihnime çakılıverdi "Sevgi neydi? Sevgi emekti" 1970 yılında yazdığı eser, kullandığı sözler bugün hala en dikkat çekici en düşündürücü sözler... Sevginin  emek istediğini en iyi anneler, kadınlar bilir.  Burada kadını ve erkeği yarıştırma gibi bir derdim yok... Ama çoğu erkek sevgiye emek harcayacağına kalaslığı tercih ediyor... Anlamamak için direniyor. Ukdeler, birikmişlikler... "figanım dan kuyu bile inler" demiş: Derviş.  Ne çabuk tüketiyoruz bize emanet edilen her şeyi tükettiğimiz gibi... Duygular bile yemek içmek gibi tüketilir olmuş. Üzerime giydiğim şu gömleği çıkarıp atmak istiyorum yüklendiğim misyon bana ağır geliyor. İnsanın, insana ettiğini duydukça hissettikçe yalnızlığın asalet gömleğini giymek, acı sözlerin olmadığı bir limana sığınmak istiyorum... Bir dostum "Siyasette dost yoktur" demişti. Haliyle şaşırmıştım ve haliyle belki de içeriğini çok düşünmeden "olsun Allah'tan başka dost yoktur zaten"... Zamanla anlamış olmak ne pahalı ne ağır bir tecrübe...  İçinizde ukdeler birikir ama siz ukdelere rağmen gülümsersiniz İçinizde birikenleri söyleyemezsiniz... Çünkü söylerseniz kıyametler kopar, kaybedersiniz... Sahi gerçekten kayıp mı ederiz veya inceldiği yerden kopması gereken pamuk ipliğine bağlı ilişkilerin hepten bitmesi daha mı iyi olurdu...  Hayatın her alanında siyaseten davranışlar var kimsenin eski saflığını korumadığını bilmek ne acı verici... Gözümüzden düşerken birileri acaba bizler kimlerin gözünden düşüyoruz? Bunu düşünme kabiliyetimiz yok çünkü sevgi emek istediği gibi düşünmek de emek istiyor. Peşin hükümler, algılar, anlam yüklemeler... Hiçbir çağ, bu çağdaki kadar ikiyüzlü olmadı.  Bir yıl önce rüya gibi bir düğün ile evlenenlerin boşanma salonlarında soluğu almalarının sebebi nedir? tüketilerek bitirilen duygular, paylaşmışlıklar, paylaşılmamış olanlar... Sahi biz neden bu kadar çok tüketiyoruz? Galiba değer ölçülerimiz değişmiş veya değiştirilmiş, istediğimiz gibi değil istenilen gibi yaşıyoruz. Bahar'ın bana anlattıkları o kadar yüzeysel ki, içtenliği aradım sözlerinde... Karşılanmamış beklentileri var. Hepimiz gibi veya çoğumuz gibi beklemiş hep... Birilerinin iç sesimizi duymasını isteriz, iç sesimiz feryat ederken,  biz sükunet gömleğini giymişsek gümbür gümbür bağıran seslerin arasında iç sesimizi Yaradan dan başka kim duyabilir ki?  Yaş aldıkça anlıyorsun sunuz cafcaflı  ambalajlar içinde size gelen hediyelerin  abartılı sözlerin değersizliğini... Ukdeler birikiyor İçimizde, özellikle bizi, bize değersiz hissettiren insanların içimizde bıraktığı ukdeler...  Artık cevap vermeye bile tenezzül etmeyecek kadar yorgunsunuz... Bahar'ı iyice dinledikten sonra,dedim ki: "Seni neler mutlu ediyor? Sustu Cevap vermedi uzun bir sessizlikten sonra istediğim cevabı alayacağımı bildiğimden devam ettim... Kendini mutlu edecek bir şeyler bul! seni sana değersiz hissettirecek insanlardan bir şey bekleme! onlarla yaşamaya devam etmek zorundaysan da kusursuz bir katil ol! yaptıklarını ve onları unutarak onları ebediyen cezalandır... Sen önemsemezsen, kendine,hayatına değer verirsen onların zamanla değiştiğini göreceksin... Zaten ne der: (Aytmatov) "insan herşeyi anlatamaz,zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez"  Kelimeler kifayetsiz  kalıyor her arzu -halimizi anlatamıyoruz... "Sessizliği tercih  ettiğimden beri, başım ağrımıyor artık. Ben susarım tabiat konuşur" Ukdeler zamansal bir aşıma uğrar. Unutmak en güzel intikamdır... Nedir değerli olan ve değersiz olan? Zaman mı, mekan mı, zamanın ve mekanın içinde yitip giden insan mı? Kainatın emrine verildiği insan değersiz olur mu hiç? Güneş, ay, yıldızlar, gökyüzü, yeryüzü, dağlar, denizler,bitkiler, hayvanlar bunca nimetin emrine verildiği insan değersiz olur mu hiç? Varsın insan, insana değersizlik algısı empoze etmeye çalışsın, yaşama sevincini söndürmeye çalışsın... En güzel olan nedir bilir misiniz? İnsan olduğunuzun farkına verebilmenizdir.  Yaradan’ın bizi insan olarak yaratıp şereflendirmesidir  iradeyi verip seçmeyi öğreten odur... Seçimlerimiz, tercihlerimiz ömür boyu ya mükafatımız olur ya da cezamız... Seçimlerimiz veya bize dayatılmış seçimlerimiz yüzünden içimizde yaralar, ukdeler birikir... İnsan tercihlerinin çocuğudur... Pişmanlıklar zamanı geri getirmiyorsa sabır gömleğini giyip ukdeleri kuyulara üflemeli, denizlere dökmeli, dağlara haykırmalı... Sonra susmalı ve tabiat konuşmalı... Sevgili Dostum! Tabiatın sesini işitmeyi öğrendiğimden beri Derviş sabrına bürünüp dinliyorum... Bahar'ları ve nicelerini...   İÇİMİN COĞRAFYASI ŞÜKRULLAH YAVUZER İçimde nehirler akıyor Nehirler ki kıvrım kıvrım Nehirler ki köpük köpük Kimi serseri Botan Kimi katil Zap Gürül gürül çağlıyorlar İnişleri deli Yokuşları sarp İçimde nehirler çağlıyor Nehirler ki asi Nehirler ki hoyrat Kimi deli Dicle Kimi çılgın Fırat…   Nehirlere köprüler kuruluyor Kimi taştan Kimi ahşap Köprüler ki tarih kokan köprüler Kimi Malabadi Kimi Murat…   İçimde dağlar yükseliyor Başı dumanlı Geçit vermez dağlar Dağlar ki yüceliği kat kat Dağlar ki isyanlara sığınak İçimde dağlar yükseliyor Kimi Süphan Kimi Ararat…   İçimde yağmurlar yağıyor Kimi çisil çisil Kimi sağanak sağanak İçimde yağmurlar yağıyor Yağmurlar ki rahmet Yağmurlar ki bereket…   İçimde çocuklar üşüyor Çocuklar ki bir dirhem Bir ceket İçimde insanlar geçiyor Kucaklarda köpek Ağızlarda çiklet İçimde insanlar geçiyor Kalmamış yüreklerinde Ne sevgi ne merhamet İçimde çocuklar üşüyor Tufan yeri gibi memleket…   İçimde çocuklar ıslanıyor Çocuklar ki aç Çocuklar ki susuz İçimde çocuklar ıslanıyor Kopsun artık Kızıl kıyamet…   İçimde yollar uzanıyor Kimi yakın kimi ırak Yollar ki ömür tüketiyor Tozu dumana katarak Yollar ki başı hasret Yollar ki sonu vuslat İçimde yollar uzanıyor Yılan gibi kıvrılarak…   İçimde çocuklar ölüyor Kimi kız kimi erkek Çocuklar ki masum Çocuklar ki melek İçimde çocuklar ölüyor Kimi elma kokusuyla Kimi cansız kıyıya vurarak İçimde çocuklar ölüyor Kimi kurşunla Kimi azgın denizlerde Boğularak…   İçimde atlar koşuyor Kimi safkan kimi kırat İçimde atlar koşuyor Atlar ki dörtnala Atlar ki son sürat İçimde atlar koşuyor Sevgi dolu bir dünyaya İçimde atlar koşuyor Heybelerinde oyuncak…   PATİK MUHAMMED ENES BİÇER Hatırlar mısın karagözlüm Ellerinin tel tel ördüğü , Her bir teline kokun sinmiş, Bir patik hediye etmiştin bana Ayaklarım üşümesin diye Ne de zarif   düşünürdün hep Ben ise nasıl basardım  Ellerinin değdiği ve kokunun sindiği Gözlerine benden  çok şahit  patiği Çeketimin sol üst  cebinde taşırdım Sensiz olduğum anlarda Yalnızlık fırtınalarında Kimsesizlik ayazında Üşümesin diye  yüreğim   Sen gittikten sonra Daha çok üşüyor yüreğim Patiğin bile çaresiz bu ürpertiye Nice yağmur damlaları düştü Ve yazın kaç çocuk güneşin altında yandı Yüreğim ise apansız gelen bir kışta Hiç bitmeyen , hiç bitmeyecek kış   Sen gittikten sonra Beni de götürdün  sanki Güneş doğuyor Deniz parıldıyor Ay sırasını bekliyor Yıldızlar karanlığı deşiyor Kalbim  ise kabirde çarpıyor Boğucu yeknesak günler geceler  Hiç değişmeyen ,hiç değişmeyecek
Mavi Şehrin Kalemleri

VE KADINLAR

FUAT ARPA

Toprak renkli

Ak çehreli

Yaşayan tüm insanlar gibi

Ama kendince yaşayamayan

Varoşlarda, metropollerde

Poşulu, yemenili

Doğuda, batıda

Her yerde

Künyeleri farklı onların

Yürekleri aynı ama

Anadolu hepsi

Her biri Sakarya, Fırat

Her biri Süphan, Toros, Zagros

Her biri Akdeniz, Karadeniz

Heybet tarihle başlar onlarda

Kadim Mezopotamya izleriyle

Ve anneler, analarımız

Kurtuluşta kimisi

Adı Kara Fatma, Nene Hatun

Adı meçhul analar

Çanakkale’de çocukları vardı onların

Cephelerde kocaları

Doksan bin oğul yollamışlardı

Uyusunlar diye Sarıkamış ateşinde

Ve nişanlıydı kızlar

ama beklemiyorlardı

yedi cephede at koşturan

sevdalıları.

Kızlarımız, çocuklarımız

Elifti kimisi, Nazlıydı

Kimi Hatice, Berfin, Dilan

Anılarına filmler çekilecekti

120 kere karlı soğuk sınırlarda

Ve analarımız, kadınlarımız

Onlar yüzlerini ekşitmeden

Acılara  en dirençli olanlarımız.

 Onlar en matem yüklü

 haberleri alanlar

 bir gün bir hudut karakolundan

 ya da meçhul adreslerden…

 ve kadınlarımız

 Pamuk tarlalarında

 narenciye bahçelerinde

 fabrikaların çağdaş köleleri

 Uçsuz bucaksız tarlalarda

 çalışanlarımız

 Hani ortak sevdalar?

 Paylaşıldıkça hani azalacaktı

 Acılarımız?

 Bir sahipsiz köyde,

 ürkek karanlık

 bir beyaz mermerde

 isyansız gözyaşları…

 Layık mı insanımız?

 Etle tırnak

 acıtmamalı birbirini!

 Girmesin lügatlere yeni sözcükler

 Yandıkça böyle her bir yanımız.

  Bilinmeli ki en fazla ağlayan

  Kadınlarımız, kadınlarımız.

 

ÇÖL

SEVDA ZENGİN

Her bir acım

Ayrı bir coğrafyanın

İzini taşır üzerinde...

Aynı acılar

Farklı yüzler

Farklı sebepler...

Hangi kucağın altına sığınsam

Hep ıslanırım

Hep ıslandım.

Yağmur şairin velinimetidir

Ben artık yağmursuz

Günlere uyanmak istiyorum.

Yarım kalan bir şeyler var

Onları tamamlamaya

çalıştıkça

Yeni şeyler eksiltiyorum

hayatımdan.

Artık tek mutluluğum

Her an benimle

Yaşayacak olan

Derin bir mutsuzluk.

Çölün orta yerinde

Bırakılmış bir çocuk gibiyim

Uğrumda

Sefamerve yarışı yapacak kimse

Yok...

Topuklarım kumu tepecek kadar

Kuvvetli değil.

Ben...

Biz çöllere alışık değiliz

Bozkırın kokusudur

Beni çöle çeken

Yüreğim...

Yüreğimiz

Kurak iklimlerin

başkentidir.

İnsan

Sayıkladıklarından ibaret

Uykunun en derin noktasında .

Bilirsin uyumak ölmekle eşdeğerdir

Kimi zaman.

Bilsen ne çok öldüm seninle .

Biliyorum yeniden ,

Yeniden başlanmalı bazı şeylere

Uykular yeniden uyulmalı.

Ve yeniden uyanmalıyız...           

 

UKDELER

 NECLA ARPA GÜLAÇAR    

Sevgili Dostum!

Sana mektup yazmayı özlemişim uzun zamandır kalemi elime almamış olmak beyaz sayfalara dokunmamak çok üzücü...

Boş sayfaları yazarak doldurmak benim için büyük bir hazz... Bu davranış biçimi hedonistçe değil,böyle davranmış olsaydım sadece hazz veren anıları yazardım. İfade etmekte zorlanıyorum sayfalara dokunuşum özlem'i ile tutuştuğum sevdiceğime kavuşmak gibi... Özlemimi pragmatistçe uygulayarak içimde birikmiş tüm yaşanmışlıkları kalemi belki de çok yorarak akıtıyorum.

 Hazzı bilgisayar tuşlarında bulamayan kalemi ile hemhal olmuş yorgun bir sandığım ben...

Rol biçip giydirdiğim kahramanlarım da yaşamayı arzu ettiğim her şeyi onlara yaşatmak, onların hayatında Pragmatik bir şekilde işlemek istiyorum. Hedonistliği mi ancak bu şekilde tatmin etmeliyim...

 Yaşam yolculuğumuzda bize kendimizi değersiz hissettiren insanlar var bize bir eşya gibi davranan hatta bir makine zannedenler... Kahramanımın anlattıklarına geçmeden önce içimde kalan ukdelerden birini paylaşayım senin le...

Bana kendimi değersiz hissettiren insanların yüzüne bir yumruk atmak istiyorum içimde biriken bir haz ile...

 Bahar'ın ziyaretinden sonra kendimi yokladım. Meğer benim içimde ne derin ukdeler kalmış...

O anlatırken üzüldüm paramparça oldum... (Selvi Boylum Al Yazmalım Cengiz Aytmatov'un) O muhteşem sözü zihnime çakılıverdi "Sevgi neydi? Sevgi emekti" 1970 yılında yazdığı eser, kullandığı sözler bugün hala en dikkat çekici en düşündürücü sözler...

Sevginin  emek istediğini en iyi anneler, kadınlar bilir.  Burada kadını ve erkeği yarıştırma gibi bir derdim yok... Ama çoğu erkek sevgiye emek harcayacağına kalaslığı tercih ediyor...

Anlamamak için direniyor. Ukdeler, birikmişlikler... "figanım dan kuyu bile inler" demiş: Derviş.

 Ne çabuk tüketiyoruz bize emanet edilen her şeyi tükettiğimiz gibi... Duygular bile yemek içmek gibi tüketilir olmuş. Üzerime giydiğim şu gömleği çıkarıp atmak istiyorum yüklendiğim misyon bana ağır geliyor. İnsanın, insana ettiğini duydukça hissettikçe yalnızlığın asalet gömleğini giymek, acı sözlerin olmadığı bir limana sığınmak istiyorum...

Bir dostum "Siyasette dost yoktur" demişti. Haliyle şaşırmıştım ve haliyle belki de içeriğini çok düşünmeden "olsun Allah'tan başka dost yoktur zaten"...

Zamanla anlamış olmak ne pahalı ne ağır bir tecrübe...

 İçinizde ukdeler birikir ama siz ukdelere rağmen gülümsersiniz İçinizde birikenleri söyleyemezsiniz... Çünkü söylerseniz kıyametler kopar, kaybedersiniz...

Sahi gerçekten kayıp mı ederiz veya inceldiği yerden kopması gereken pamuk ipliğine bağlı ilişkilerin hepten bitmesi daha mı iyi olurdu...

 Hayatın her alanında siyaseten davranışlar var kimsenin eski saflığını korumadığını bilmek ne acı verici... Gözümüzden düşerken birileri acaba bizler kimlerin gözünden düşüyoruz?

Bunu düşünme kabiliyetimiz yok çünkü sevgi emek istediği gibi düşünmek de emek istiyor.

Peşin hükümler, algılar, anlam yüklemeler... Hiçbir çağ, bu çağdaki kadar ikiyüzlü olmadı.

 Bir yıl önce rüya gibi bir düğün ile evlenenlerin boşanma salonlarında soluğu almalarının sebebi nedir? tüketilerek bitirilen duygular, paylaşmışlıklar, paylaşılmamış olanlar...

Sahi biz neden bu kadar çok tüketiyoruz? Galiba değer ölçülerimiz değişmiş veya değiştirilmiş, istediğimiz gibi değil istenilen gibi yaşıyoruz.

Bahar'ın bana anlattıkları o kadar yüzeysel ki, içtenliği aradım sözlerinde... Karşılanmamış beklentileri var. Hepimiz gibi veya çoğumuz gibi beklemiş hep... Birilerinin iç sesimizi duymasını isteriz, iç sesimiz feryat ederken,  biz sükunet gömleğini giymişsek gümbür gümbür bağıran seslerin arasında iç sesimizi Yaradan dan başka kim duyabilir ki?

 Yaş aldıkça anlıyorsun sunuz cafcaflı

 ambalajlar içinde size gelen hediyelerin  abartılı sözlerin değersizliğini...

Ukdeler birikiyor İçimizde, özellikle bizi, bize değersiz hissettiren insanların içimizde bıraktığı ukdeler...

 Artık cevap vermeye bile tenezzül etmeyecek kadar yorgunsunuz...

Bahar'ı iyice dinledikten sonra,dedim ki: "Seni neler mutlu ediyor? Sustu Cevap vermedi uzun bir sessizlikten sonra istediğim cevabı alayacağımı bildiğimden devam ettim... Kendini mutlu edecek bir şeyler bul! seni sana değersiz hissettirecek insanlardan bir şey bekleme! onlarla yaşamaya devam etmek zorundaysan da kusursuz bir katil ol! yaptıklarını ve onları unutarak onları ebediyen cezalandır... Sen önemsemezsen, kendine,hayatına değer verirsen onların zamanla değiştiğini göreceksin...

Zaten ne der: (Aytmatov) "insan herşeyi anlatamaz,zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez"  Kelimeler kifayetsiz  kalıyor her arzu -halimizi anlatamıyoruz...

"Sessizliği tercih  ettiğimden beri, başım ağrımıyor artık. Ben susarım tabiat konuşur"

Ukdeler zamansal bir aşıma uğrar. Unutmak en güzel intikamdır...

Nedir değerli olan ve değersiz olan? Zaman mı, mekan mı, zamanın ve mekanın içinde yitip giden insan mı?

Kainatın emrine verildiği insan değersiz olur mu hiç?

Güneş, ay, yıldızlar, gökyüzü, yeryüzü, dağlar, denizler,bitkiler, hayvanlar bunca nimetin emrine verildiği insan değersiz olur mu hiç?

Varsın insan, insana değersizlik algısı empoze etmeye çalışsın, yaşama sevincini söndürmeye çalışsın...

En güzel olan nedir bilir misiniz?

İnsan olduğunuzun farkına verebilmenizdir.  Yaradan’ın bizi insan olarak yaratıp şereflendirmesidir  iradeyi verip seçmeyi öğreten odur...

Seçimlerimiz, tercihlerimiz ömür boyu ya mükafatımız olur ya da cezamız... Seçimlerimiz veya bize dayatılmış seçimlerimiz yüzünden içimizde yaralar, ukdeler birikir... İnsan tercihlerinin çocuğudur... Pişmanlıklar zamanı geri getirmiyorsa sabır gömleğini giyip ukdeleri kuyulara üflemeli, denizlere dökmeli, dağlara haykırmalı...

Sonra susmalı ve tabiat konuşmalı... Sevgili Dostum! Tabiatın sesini işitmeyi öğrendiğimden beri Derviş sabrına bürünüp dinliyorum... Bahar'ları ve nicelerini...

 

İÇİMİN COĞRAFYASI

ŞÜKRULLAH YAVUZER

İçimde nehirler akıyor

Nehirler ki kıvrım kıvrım

Nehirler ki köpük köpük

Kimi serseri Botan

Kimi katil Zap

Gürül gürül çağlıyorlar

İnişleri deli

Yokuşları sarp

İçimde nehirler çağlıyor

Nehirler ki asi

Nehirler ki hoyrat

Kimi deli Dicle

Kimi çılgın Fırat…

 

Nehirlere köprüler kuruluyor

Kimi taştan

Kimi ahşap

Köprüler ki tarih kokan köprüler

Kimi Malabadi

Kimi Murat…

 

İçimde dağlar yükseliyor

Başı dumanlı

Geçit vermez dağlar

Dağlar ki yüceliği kat kat

Dağlar ki isyanlara sığınak

İçimde dağlar yükseliyor

Kimi Süphan

Kimi Ararat…

 

İçimde yağmurlar yağıyor

Kimi çisil çisil

Kimi sağanak sağanak

İçimde yağmurlar yağıyor

Yağmurlar ki rahmet

Yağmurlar ki bereket…

 

İçimde çocuklar üşüyor

Çocuklar ki bir dirhem

Bir ceket

İçimde insanlar geçiyor

Kucaklarda köpek

Ağızlarda çiklet

İçimde insanlar geçiyor

Kalmamış yüreklerinde

Ne sevgi ne merhamet

İçimde çocuklar üşüyor

Tufan yeri gibi memleket…

 

İçimde çocuklar ıslanıyor

Çocuklar ki aç

Çocuklar ki susuz

İçimde çocuklar ıslanıyor

Kopsun artık

Kızıl kıyamet…

 

İçimde yollar uzanıyor

Kimi yakın kimi ırak

Yollar ki ömür tüketiyor

Tozu dumana katarak

Yollar ki başı hasret

Yollar ki sonu vuslat

İçimde yollar uzanıyor

Yılan gibi kıvrılarak…

 

İçimde çocuklar ölüyor

Kimi kız kimi erkek

Çocuklar ki masum

Çocuklar ki melek

İçimde çocuklar ölüyor

Kimi elma kokusuyla

Kimi cansız kıyıya vurarak

İçimde çocuklar ölüyor

Kimi kurşunla

Kimi azgın denizlerde

Boğularak…

 

İçimde atlar koşuyor

Kimi safkan kimi kırat

İçimde atlar koşuyor

Atlar ki dörtnala

Atlar ki son sürat

İçimde atlar koşuyor

Sevgi dolu bir dünyaya

İçimde atlar koşuyor

Heybelerinde oyuncak…

 

PATİK

MUHAMMED ENES BİÇER

Hatırlar mısın karagözlüm

Ellerinin tel tel ördüğü ,

Her bir teline kokun sinmiş,

Bir patik hediye etmiştin bana

Ayaklarım üşümesin diye

Ne de zarif   düşünürdün hep

Ben ise nasıl basardım 

Ellerinin değdiği ve kokunun sindiği

Gözlerine benden  çok şahit  patiği

Çeketimin sol üst  cebinde taşırdım

Sensiz olduğum anlarda

Yalnızlık fırtınalarında

Kimsesizlik ayazında

Üşümesin diye  yüreğim

 

Sen gittikten sonra

Daha çok üşüyor yüreğim

Patiğin bile çaresiz bu ürpertiye

Nice yağmur damlaları düştü

Ve yazın kaç çocuk güneşin altında yandı

Yüreğim ise apansız gelen bir kışta

Hiç bitmeyen , hiç bitmeyecek kış

 

Sen gittikten sonra

Beni de götürdün  sanki

Güneş doğuyor

Deniz parıldıyor

Ay sırasını bekliyor

Yıldızlar karanlığı deşiyor

Kalbim  ise kabirde çarpıyor

Boğucu yeknesak günler geceler 

Hiç değişmeyen ,hiç değişmeyecek

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.