() - | Haber Girişi: 15.04.2021 - 12:26, Güncelleme: 15.04.2021 - 12:26

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
AŞKIN A HALİ NİMET TANER “Gözlerimin sadece gözlerinde güzel durduğunu seni görünce anladım” Bu yüzden işte seni sevmenin  kendime ne kadar  yakışacağını hesap etmeden sevdim   Bencilliğin hangi zirvesiydi bilmem Onun sevgisi bana yakışıyor diye sevmek şimdi bu hangi tanımın zirvesi onu da bilmem ama benim sevgim en çok sana  yakışıyor diye de sevebilirim seni   güneş ile denizin tan vakti başlayan çığlık kıyamet ayrılık feryatlarını gün boyu( süren )canhıraş kavuşma gayretlerini akşamüstü denk gelişlerinin doğaya yaydığı dingin huzuru siz hiç hissetmemişsiniz   belli ki siz o yüzyıllarda hiç ellerinizi unutmadınız ekine sallanırken orak gibi bedenleriniz siz hiç gözleriniz gözlerinde güzel durduğu için kalanı görmekten vazgeçmemişsiniz   ard arda yıkılıp gelen iki nemli dağ gölgesiydi gözlerin siz o gölgeye yaslanıp hiç sadeleşmemişsiniz   ansızın bastıran kırkiki indi yağmuruymuş aşk siz gençmiş zamanda hiç şemsiyesiz yürümezdiniz korkunun duldasında hiç ıslanmamışsınız   dişlerde parça parça ezilirken pişmanlık siz hiç dudakların o acı dansını seyretmemişsiniz suçüstü edilmemiş hiç bir hatanız vicdanınızca   onarılamayan bir hatanın  ezdiği bedenin nasıl çocuklaştığını nasıl kırılgan bir maddeye dönüştüğünü nasıl küçüldüğünü eskidiğini hiç görmemişsiniz   siz oldurulamayan bir dünyada olgunlaştığınızı sanmışsınız ölgünleşttiğinize bakmadan yaşadım saymışsınız...   DELİMİYİM NE? SALİH KURTULMUŞ güneş  ışık karla şimdi cümbüşte ruhum salanıyor delimiyim ne gönlüm tabiata yenik düşüyor ruhum sallanıyor delimiyim ne?   kardelen gögsünü yararken  karın buzu çözülüyor şimdi dagların gözüm ışıldıyor kalpten aglarım ruhum sallanıyor delimiyim ne?   çözüyor gögsümü sersem bulutlar hayellerle  dalgalanır umutlar içimde depreşir büyüyen kurtlar ruhum sallanıyor delimiyim ne?   bir acayip haldir gevşedi tenim berduş gibi sallanıyor bedenim sebebler avare yılgın nedenim ruhum sallanıyor delimiyim ne?   toprak gögsün açtı dallar domurdu herşey bana döndü beynim somurdu sebebsiz çok şeyler beynim kemirdi ruhum sallanıyor delimiyim ne?   SALİHim  aklımı  alamıyorum çırpındım kendime gelemiyorum sebebler aradım  bulamıyorum ruhum sallanıyor delimiyim ne?........süphanda   BURADAN BAKINCA FUAT OSKAY Çorbaya aynı kâsede kaşık sallıyorlarsa son kaşığı diğeri alsın diye bırakan insanlar iyi insanlardır. Hâlâ cüzdanında anne ve babalarının resmini taşıyan insanlar iyi insanlardır. Gece yarısında şirin uykusundan uyanıp ev ahalisinin üstünü örten insanlar iyi insanlardır. Davet etmediği hâlde eşlerine işlerinde yardım eden insanlar iyi insanlardır. Çocuklar sevinsin diye  her daim yanlarında şeker bulunduran insanlar iyi insanlardır. Kuşlar için evinin balkonuna ekmek kırıntıları seren insanlar iyi insanlardır. Kendini hayvanlardan üstün görmeyen insanlar iyi insanlardır. Çiçeklerle konuşan insanlar iyi insanlardır. Fevri olmayan, olay ve durumlar karşısında metanetini koruyan, hemen yargılamayan, içinde hayır arayan, yolu itidalli yürüyen insanlar iyi insanlardır. Başkasının gözleriyle kimseye bakmayan insanlar iyi insanlardır. Karşılık almasa bile selam veren insanlar iyi insanlardır. Vitrine değil; içine bakan insanlar iyi insanlardır. Haklı olsa dahi gücü yettiğini ezmeyi kendine onursuzluk addeden insanlar iyi insanlardır. "Herkesin hayat hikayesi ayrıdır." bilinciyle ağlayan insanları hor görmeyen, gözyaşlarına değer veren insanlar iyi insanlardır. Dünyada biriktirdiklerini yiyen ve başkalarına da yediren insanlar iyi insanlardır. Vicdanını büyüten ve onu kendine klavuz edinen insanlar iyi insanlardır. Musalla taşında iken dillere kalp yükleyen insanlar iyi insanlardır.   SEÇİMLERİMİZ VE KEŞKELERİMİZ ÖMER SABRİ KURŞUN Aslında her gün, irili ufaklı onlarca seçim yapıyoruz. Bunların arasını da sonradan keşkeler ekiyoruz… “Bugün de kalsın bakalım.” diyerek ertelemeyi seçtiklerimiz de vardır. Kim bilir hangi labirentin kıvrımlarından, hangi fırsatlardan, hangi olumsuz sonuçlardan uzaklaşıyoruz ertelemeyi seçerek. Farkında değiliz, sabahtan akşama kadar, bir ömür durmadan seçim yapıyoruz. Bazı seçimlerimiz ruhumuzu aydınlatıyor, ferahlatıyor, gönlümüzü, göğsümüzü genişletiyor; seçimimiz bizi mutlu ediyor. - Bazı seçimlerimiz ruhumuzda fırtınalar, içimizde depremler oluşturuyor; üzüyor, kasıyor, kavuruyor. - Bazı seçimlerimiz aydınlığa ulaştırıyor, bazı seçimlerimiz uçurumlardan atıyor bizi. Velhasıl aslında biz, seçimlerimizin toplamından başka bir şey değiliz. Ve seçimlerin sonunda bazı seçimlerimizin yanlış olduğunun farlına varıyoruz ki işte o anda beynimizde bir şimşek çakıyor ve dilimizden düşen kelime KEŞKE oluyor… Can Dündar demiş ki: “Keşke'leriniz, 'iyi ki'lerden çoksa... Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz 'keşke' diye nemlenmesin...” "Keşke" ile başlayan daha bir sürü cümleler kurarız... Bunların hepsi de, geçmişe dair pişmanlıklarımızı ve geçmişe dönme arzumuzu ifade eden cümlelerdir. Geç kaldığımızda, yapmak isteyip te yapamadığımız zamanlarda, düştüğümüzde, kaybettiğimizde, bıktığımızda, başarısızlıklarımız ve şanssızlıklarımızda hep "keşke"lere sığındık. Çok hoşuma giden bir yazıda, "keşke" sözü hakkında aynen şunlar söyleniyordu: Mağlubiyetin takısıdır "keşke"... Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır "keşke"... Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır. Derler ki: “Eğerle, meğer evlenmiş olsalardı, bu ikisinden keşke doğardı”. Ne kadar da doğru değil mi? Eğer şöyle yapsaydım, meğer şöyleymiş… Dim, dım, miş mış gırla gider lafın arasında… Sonra da nihai sonuca varılır: “Keşke öyle yapmasaymışım… Keşke şöyle deseydim! Keşke böyle demeseydim!” Allah'tan ömür dört mevsim kadar kısa değil defalarca ilkbahar yaşıyoruz, yazı yaşıyoruz keşkelerimizi telafi etmek iyi ki'lerimizin kıymetini bilmek için tam bilmiyorum ama daha çok vaktimiz vardır. Geç kalmadan keşkeleri iyi kilere çevirmeye başlayalım… Zamanın her anı değerlidir, ama bu söz geçmiş zaman için asla geçerli değildir. Geride bıraktığımız zaman ne altındır, ne gümüştür, ne de başka herhangi bir değerli taştır. Bu hayatı bir daha yaşama şansımız yok. Bu nedenle, keşkelerden korkup kendimizden kaçarak ve hayata küserek yaşamamalıyız. Bunun yerine "iyi ki"lere sarılın. "İyi ki hata yapmışım da, şimdi tekrar hata yapmadan ve "keşke" demeden yolumda yürüyebiliyorum" deyin. Hata yapabiliriz, belki de çok ağır bedeller ödeyebiliriz; ama yaptığımız hatalarla öğreniriz doğruları ve gerçekleri. Unutulmaması gereken başka bir şey daha vardır: insan ömrünün tüm tecrübeleri yaşayacak kadar uzun olmadığıdır. Bu nedenle, zamanı iyi kullanmak ve başkalarının yaşadığı tecrübelerden de ders almasını da bilmelidir insan… Birçoğumuzun geçmişle alıp veremediği hesaplaşmalar, hakkını veremediği boşa geçirdiğini zannettiği yıllar, yüzleşemediği hatalar, geciktirdiği itiraflar, dile getiremediği pişmanlıkları ve birçok keşkeleri var. O nedenle birçok zaman yalnız kaldığımızda ya da kalabalıklar içinde yalnızlığa düştüğünde geçmişe takılıp kalıyoruz. Geçmişle oturup, geçmişle kalkıyoruz, geçmişle yatıyor, geçmişle nefes alıp veriyor, geçmişle sofraya oturuyoruz. Yanımızda hep bir geçmiş hep bir keşke… Dedik ya! “Zaman geçiyor ama geçmiş asla geçmiyor.” Şimdide aldığımız nefesi geçmişte tüketirken geri getiremediğimiz zamanı dur durak bilmeden yargılıyoruz. Farkında olmadan ya da olarak, durmadan, dinlenmeden her solukta kadere isyan ediyoruz. Yaradan’ı yaratılana şikâyet ediyor olduk. Oysaki olmuşla ölmüşe çare var mı? Tabi ki yok. “-Şöyle değil de böyle olsaydı” dediğimiz geçmişi tekrar yaşama ve düzeltme şansımız maalesef hiç yok... Sadece bunları aklımızı başımıza devşirip tekrarlamamak şansımız var ki bunu da kullanmayı biliyorsan eğer. Çünkü ikinci bir şans nadiren verilir üçüncü şansı alma şansın zaten yok… Tıpkı olanla ölene çare de yoktaki gibi. Yapacağımız tek şey var, geçmişe ait pişmanlıklarımızdan, hatalarımızdan ders almak onlardan sağlam tecrübe edinmektir. Mesela benim hatalarım benim pahalı elde ettiğim tecrübelerimdir. Yani keşkelerim değil iyi kilerimdir. Geri dönüp aynı hatayı yapmayacağım demektir… E yaparsam ne olur? Söyleyeyim? Aptallık olur aptallık… İmtihana tabi olan bir varlık olarak insanların çaresiz kaldığı bir anında başvurabileceği tek kelime “keşke”… Hatalara, günahlara, umutsuzluğa ve yenilmişliğe karşı bir dönüm noktası olur hep… Çareyi gücümüz çerçevesinde arayalım ama gücümüzü zorlayan sınırlarda Rabbimize başvurmak en doğrusudur. İmtihana tabi olan insan, öyle bir ince elekten geçiyor ki, insanın 'keşke' demesi bile başlı başına bir sorun teşkil ediyor. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m) insanları uyarıyor: Sakın! 'Keşke' demeyin! Şair ne güzel söylemiş: “Allah’a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol/ Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.” İşte geçmişten günümüze taşınan bir kıssayı hisse… Hz. Musa’nın bir gün çok fena şekilde dişi ağrır ve Rabbimizden çare için dua eder, yardım ister. ağrıyan dişine Rabbimiz yol gösterir. Filanca yerde bir bitkiyi kullan diye… Hz. Musa denileni yapar ve dişi iyileşir. Daha sonra dişi tekrar ağrımaya başlar. Rabbinden öğrendiği o yola tekrar başvurduğunda bir türlü ağrı kesilmez. Hz. Musa, Rabbine tekrar niyazda bulunduğunda aldığı cevap: “Sen şifayı önce bende aradın ama sonra bitkinin kendisine müracaat ettin. O nedenle şifayı bende arasaydın yine iyileşirdin!” Oldu.. Ne demişler; keşke sözü şeytanı sevindirmiş. Her keşkemiz şeytanı sevindiriyor, bilesin. Biz iyi ki dersek şeytan keşke diyecek. Biz sevinirken şeytan üzülecek. Biz kazanırken şeytan kaybedecek. Yapmamız gereken tek şey; hayatımızda keşkelerimin yerine iyikilerimi koyabilmek. Zaten hiçbir anlamı olmayan keşke sözünü bırakmak bu kadar zor olmasa gerek. Şimdi bir afeti devran yaşıyoruz bir yıldır dostlar. Kimin yüzünden. Tabi ki yaratılmış kullar yüzünden. Dünyayı cehenneme çevirdik, bir küçük gözle görülmeyen mikrop yüzünden, her geçen gün mutasyona uğradığı söylenen Covit19 yüzünden. Neden? Çünkü bakmadık dünyanın Rabbim tarafından bahşedilen güzelliğine. Bozduk bizler için verdiği her güzelliği, doğayı ve dahi insanlığı. Yani içimizden sevgiyi söküp attık çöplüğe çevirdiğimiz dünyaya… Şimdi dönüp keşke demenin ne faydası var ağlayıpta keşke demenin bunca can gitmişken. Aklımızı başımıza alıp bu dünyayı tekrar atalarımızın bizlere bıraktığı gibi güzelleştirmemiz lazım. Bu neyle mümkün bu musibetten önce kendimizi, sonra etrafımızı korumamız lazım tekrar “KEŞKE” dememek için… Oysaki bu hayat geçmişe takılacak, gelecek için hayıflanacak, keşke diyecek kadar uzun değil. Bu kısacık ömür ah ile eyvah ile geçirecek kadar değersiz değil. Yapılacak çok iş, öğrenilecek çok şey, kat edilecek çok yol var gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak için. Hadi bakalım kalemde ki son söz Yunus Emre’den gelsin: "Keşke demek için bile geçtir vakit. Geçti ömür bir ah ile, içi dolu eyvah ile..." Hiçbir anlamı olmayan keşke sözünü bırakmak bu kadar zor olmasa gerek. Ne demişler; keşke sözü şeytanı sevindirmiş. Bundan sonraki hayatımızı keşkelerle geçirmek dileğimle hoş kalın hoşça kalın ama hep sevgiyle keşkesiz yaşayarak dostça kalın… Sevgi ve muhabbetlerimi gönderiyorum…   PUSULALAR BEHZAT MANSUROĞLU Bir deve üzerindeyim çölde Serabını görüyorum çırılçıplak Nil sularında yıkandık Seviştik gece gündüz Bir tarafımız zenci Bir tarafımız beyaz Acıktık kutuplarda balık avladık Altı ay gece altı ay gündüz Bütün kadınları manastıra kapattılar Mekke'de kapattılar güzelliğini Köle yaptılar tanrılara Aşkı yasak ettiler Şarabımıza ettikleri gibi Bir rakkase oynuyor Beyoğlu'nda Bir yılan gibi  Süzülüp boynuma sarılıyor Sonradan öldürdüğümüz Çocuklar geliyor aklıma Hürriyet anıtına çıkıyorum Attım kendimi Bağdata Amerikan askerinin gırtlağını sıkıyorum Annesini görüyorum gözlerinde Gökyüzüne küfürler savuruyorum İçten içe ağlıyorum Taş sopayla yürüdüm üzerlerine Parçaladılar bedenimi Bir parçam Bağdata Bir parçam Tikrite Felluceye dağıldım Ayaklandım şehir şehir Yürüdüm üzerlerine Uyanıyorum bir sanah Moskova metrosunda Buluyorum kendimi Güzel kadınlar geçiyor önümden İçlerinden biri sevdiğime benziyor Otel odasında sevişmişiz doyasıya Attım pusulasız yollara kendimi Yanımda şarabın kalemim Bir yudum şarap Bir yudum şiir Yazıyorum alınyazıma
Mavi Şehrin Kalemleri

AŞKIN A HALİ

NİMET TANER

“Gözlerimin sadece gözlerinde güzel durduğunu seni görünce anladım”

Bu yüzden işte seni sevmenin

 kendime ne kadar  yakışacağını hesap etmeden sevdim

 

Bencilliğin hangi zirvesiydi bilmem

Onun sevgisi bana yakışıyor diye sevmek

şimdi bu hangi tanımın zirvesi onu da bilmem ama benim sevgim en çok sana  yakışıyor

diye de sevebilirim seni

 

güneş ile denizin tan vakti başlayan çığlık kıyamet ayrılık feryatlarını

gün boyu( süren )canhıraş kavuşma gayretlerini

akşamüstü denk gelişlerinin doğaya yaydığı

dingin huzuru siz hiç hissetmemişsiniz

 

belli ki siz o yüzyıllarda hiç ellerinizi unutmadınız

ekine sallanırken orak gibi bedenleriniz

siz hiç gözleriniz gözlerinde güzel durduğu için kalanı görmekten vazgeçmemişsiniz

 

ard arda yıkılıp gelen iki nemli dağ gölgesiydi gözlerin

siz o gölgeye yaslanıp hiç sadeleşmemişsiniz

 

ansızın bastıran kırkiki indi yağmuruymuş aşk

siz gençmiş zamanda hiç şemsiyesiz yürümezdiniz

korkunun duldasında hiç ıslanmamışsınız

 

dişlerde parça parça ezilirken pişmanlık

siz hiç dudakların o acı dansını seyretmemişsiniz

suçüstü edilmemiş hiç bir hatanız vicdanınızca

 

onarılamayan bir hatanın  ezdiği bedenin nasıl çocuklaştığını

nasıl kırılgan bir maddeye dönüştüğünü

nasıl küçüldüğünü eskidiğini hiç görmemişsiniz

 

siz oldurulamayan bir dünyada olgunlaştığınızı sanmışsınız

ölgünleşttiğinize bakmadan

yaşadım saymışsınız...

 

DELİMİYİM NE?

SALİH KURTULMUŞ

güneş  ışık karla şimdi cümbüşte

ruhum salanıyor delimiyim ne

gönlüm tabiata yenik düşüyor

ruhum sallanıyor delimiyim ne?

 

kardelen gögsünü yararken  karın

buzu çözülüyor şimdi dagların

gözüm ışıldıyor kalpten aglarım

ruhum sallanıyor delimiyim ne?

 

çözüyor gögsümü sersem bulutlar

hayellerle  dalgalanır umutlar

içimde depreşir büyüyen kurtlar

ruhum sallanıyor delimiyim ne?

 

bir acayip haldir gevşedi tenim

berduş gibi sallanıyor bedenim

sebebler avare yılgın nedenim

ruhum sallanıyor delimiyim ne?

 

toprak gögsün açtı dallar domurdu

herşey bana döndü beynim somurdu

sebebsiz çok şeyler beynim kemirdi

ruhum sallanıyor delimiyim ne?

 

SALİHim  aklımı  alamıyorum

çırpındım kendime gelemiyorum

sebebler aradım  bulamıyorum

ruhum sallanıyor delimiyim ne?........süphanda

 

BURADAN BAKINCA

FUAT OSKAY

Çorbaya aynı kâsede kaşık sallıyorlarsa son kaşığı diğeri alsın diye bırakan insanlar iyi insanlardır.

Hâlâ cüzdanında anne ve babalarının resmini taşıyan insanlar iyi insanlardır.

Gece yarısında şirin uykusundan uyanıp ev ahalisinin üstünü örten insanlar iyi insanlardır.

Davet etmediği hâlde eşlerine işlerinde yardım eden insanlar iyi insanlardır.

Çocuklar sevinsin diye  her daim yanlarında şeker bulunduran insanlar iyi insanlardır.

Kuşlar için evinin balkonuna ekmek kırıntıları seren insanlar iyi insanlardır.

Kendini hayvanlardan üstün görmeyen insanlar iyi insanlardır.

Çiçeklerle konuşan insanlar iyi insanlardır.

Fevri olmayan, olay ve durumlar karşısında metanetini koruyan, hemen yargılamayan, içinde hayır arayan, yolu itidalli yürüyen insanlar iyi insanlardır.

Başkasının gözleriyle kimseye bakmayan insanlar iyi insanlardır.

Karşılık almasa bile selam veren insanlar iyi insanlardır.

Vitrine değil; içine bakan insanlar iyi insanlardır.

Haklı olsa dahi gücü yettiğini ezmeyi kendine onursuzluk addeden insanlar iyi insanlardır.

"Herkesin hayat hikayesi ayrıdır." bilinciyle ağlayan insanları hor görmeyen, gözyaşlarına değer veren insanlar iyi insanlardır.

Dünyada biriktirdiklerini yiyen ve başkalarına da yediren insanlar iyi insanlardır.

Vicdanını büyüten ve onu kendine klavuz edinen insanlar iyi insanlardır.

Musalla taşında iken dillere kalp yükleyen insanlar iyi insanlardır.

 

SEÇİMLERİMİZ VE KEŞKELERİMİZ

ÖMER SABRİ KURŞUN

Aslında her gün, irili ufaklı onlarca seçim yapıyoruz. Bunların arasını da sonradan keşkeler ekiyoruz…

“Bugün de kalsın bakalım.” diyerek ertelemeyi seçtiklerimiz de vardır.

Kim bilir hangi labirentin kıvrımlarından, hangi fırsatlardan, hangi olumsuz sonuçlardan uzaklaşıyoruz ertelemeyi seçerek.

Farkında değiliz, sabahtan akşama kadar, bir ömür durmadan seçim yapıyoruz.

Bazı seçimlerimiz ruhumuzu aydınlatıyor, ferahlatıyor, gönlümüzü, göğsümüzü genişletiyor; seçimimiz bizi mutlu ediyor.

- Bazı seçimlerimiz ruhumuzda fırtınalar, içimizde depremler oluşturuyor; üzüyor, kasıyor, kavuruyor.

- Bazı seçimlerimiz aydınlığa ulaştırıyor, bazı seçimlerimiz uçurumlardan atıyor bizi.

Velhasıl aslında biz, seçimlerimizin toplamından başka bir şey değiliz. Ve seçimlerin sonunda bazı seçimlerimizin yanlış olduğunun farlına varıyoruz ki işte o anda beynimizde bir şimşek çakıyor ve dilimizden düşen kelime KEŞKE oluyor…

Can Dündar demiş ki: “Keşke'leriniz, 'iyi ki'lerden çoksa... Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz 'keşke' diye nemlenmesin...”

"Keşke" ile başlayan daha bir sürü cümleler kurarız...

Bunların hepsi de, geçmişe dair pişmanlıklarımızı ve geçmişe dönme arzumuzu ifade eden cümlelerdir. Geç kaldığımızda, yapmak isteyip te yapamadığımız zamanlarda, düştüğümüzde, kaybettiğimizde, bıktığımızda, başarısızlıklarımız ve şanssızlıklarımızda hep "keşke"lere sığındık.

Çok hoşuma giden bir yazıda, "keşke" sözü hakkında aynen şunlar söyleniyordu:

Mağlubiyetin takısıdır "keşke"...

Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır "keşke"...

Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.

Derler ki: “Eğerle, meğer evlenmiş olsalardı, bu ikisinden keşke doğardı”.

Ne kadar da doğru değil mi? Eğer şöyle yapsaydım, meğer şöyleymiş… Dim, dım, miş mış gırla gider lafın arasında… Sonra da nihai sonuca varılır: “Keşke öyle yapmasaymışım… Keşke şöyle deseydim! Keşke böyle demeseydim!”

Allah'tan ömür dört mevsim kadar kısa değil defalarca ilkbahar yaşıyoruz, yazı yaşıyoruz keşkelerimizi telafi etmek iyi ki'lerimizin kıymetini bilmek için tam bilmiyorum ama daha çok vaktimiz vardır. Geç kalmadan keşkeleri iyi kilere çevirmeye başlayalım…

Zamanın her anı değerlidir, ama bu söz geçmiş zaman için asla geçerli değildir. Geride bıraktığımız zaman ne altındır, ne gümüştür, ne de başka herhangi bir değerli taştır.

Bu hayatı bir daha yaşama şansımız yok. Bu nedenle, keşkelerden korkup kendimizden kaçarak ve hayata küserek yaşamamalıyız. Bunun yerine "iyi ki"lere sarılın. "İyi ki hata yapmışım da, şimdi tekrar hata yapmadan ve "keşke" demeden yolumda yürüyebiliyorum" deyin.

Hata yapabiliriz, belki de çok ağır bedeller ödeyebiliriz; ama yaptığımız hatalarla öğreniriz doğruları ve gerçekleri.

Unutulmaması gereken başka bir şey daha vardır: insan ömrünün tüm tecrübeleri yaşayacak kadar uzun olmadığıdır. Bu nedenle, zamanı iyi kullanmak ve başkalarının yaşadığı tecrübelerden de ders almasını da bilmelidir insan…

Birçoğumuzun geçmişle alıp veremediği hesaplaşmalar, hakkını veremediği boşa geçirdiğini zannettiği yıllar, yüzleşemediği hatalar, geciktirdiği itiraflar, dile getiremediği pişmanlıkları ve birçok keşkeleri var.

O nedenle birçok zaman yalnız kaldığımızda ya da kalabalıklar içinde yalnızlığa düştüğünde geçmişe takılıp kalıyoruz. Geçmişle oturup, geçmişle kalkıyoruz, geçmişle yatıyor, geçmişle nefes alıp veriyor, geçmişle sofraya oturuyoruz. Yanımızda hep bir geçmiş hep bir keşke…

Dedik ya! “Zaman geçiyor ama geçmiş asla geçmiyor.”

Şimdide aldığımız nefesi geçmişte tüketirken geri getiremediğimiz zamanı dur durak bilmeden yargılıyoruz.

Farkında olmadan ya da olarak, durmadan, dinlenmeden her solukta kadere isyan ediyoruz.

Yaradan’ı yaratılana şikâyet ediyor olduk. Oysaki olmuşla ölmüşe çare var mı? Tabi ki yok.

“-Şöyle değil de böyle olsaydı” dediğimiz geçmişi tekrar yaşama ve düzeltme şansımız maalesef hiç yok... Sadece bunları aklımızı başımıza devşirip tekrarlamamak şansımız var ki bunu da kullanmayı biliyorsan eğer. Çünkü ikinci bir şans nadiren verilir üçüncü şansı alma şansın zaten yok… Tıpkı olanla ölene çare de yoktaki gibi. Yapacağımız tek şey var, geçmişe ait pişmanlıklarımızdan, hatalarımızdan ders almak onlardan sağlam tecrübe edinmektir.

Mesela benim hatalarım benim pahalı elde ettiğim tecrübelerimdir. Yani keşkelerim değil iyi kilerimdir. Geri dönüp aynı hatayı yapmayacağım demektir… E yaparsam ne olur? Söyleyeyim? Aptallık olur aptallık…

İmtihana tabi olan bir varlık olarak insanların çaresiz kaldığı bir anında başvurabileceği tek kelime “keşke”… Hatalara, günahlara, umutsuzluğa ve yenilmişliğe karşı bir dönüm noktası olur hep…

Çareyi gücümüz çerçevesinde arayalım ama gücümüzü zorlayan sınırlarda Rabbimize başvurmak en doğrusudur.

İmtihana tabi olan insan, öyle bir ince elekten geçiyor ki, insanın 'keşke' demesi bile başlı başına bir sorun teşkil ediyor. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m) insanları uyarıyor: Sakın! 'Keşke' demeyin!

Şair ne güzel söylemiş:

“Allah’a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol/

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

İşte geçmişten günümüze taşınan bir kıssayı hisse…

Hz. Musa’nın bir gün çok fena şekilde dişi ağrır ve Rabbimizden çare için dua eder, yardım ister. ağrıyan dişine Rabbimiz yol gösterir. Filanca yerde bir bitkiyi kullan diye… Hz. Musa denileni yapar ve dişi iyileşir. Daha sonra dişi tekrar ağrımaya başlar. Rabbinden öğrendiği o yola tekrar başvurduğunda bir türlü ağrı kesilmez.

Hz. Musa, Rabbine tekrar niyazda bulunduğunda aldığı cevap: “Sen şifayı önce bende aradın ama sonra bitkinin kendisine müracaat ettin. O nedenle şifayı bende arasaydın yine iyileşirdin!” Oldu..

Ne demişler; keşke sözü şeytanı sevindirmiş. Her keşkemiz şeytanı sevindiriyor, bilesin. Biz iyi ki dersek şeytan keşke diyecek. Biz sevinirken şeytan üzülecek. Biz kazanırken şeytan kaybedecek. Yapmamız gereken tek şey; hayatımızda keşkelerimin yerine iyikilerimi koyabilmek. Zaten hiçbir anlamı olmayan keşke sözünü bırakmak bu kadar zor olmasa gerek.

Şimdi bir afeti devran yaşıyoruz bir yıldır dostlar. Kimin yüzünden. Tabi ki yaratılmış kullar yüzünden. Dünyayı cehenneme çevirdik, bir küçük gözle görülmeyen mikrop yüzünden, her geçen gün mutasyona uğradığı söylenen Covit19 yüzünden.

Neden?

Çünkü bakmadık dünyanın Rabbim tarafından bahşedilen güzelliğine. Bozduk bizler için verdiği her güzelliği, doğayı ve dahi insanlığı. Yani içimizden sevgiyi söküp attık çöplüğe çevirdiğimiz dünyaya… Şimdi dönüp keşke demenin ne faydası var ağlayıpta keşke demenin bunca can gitmişken.

Aklımızı başımıza alıp bu dünyayı tekrar atalarımızın bizlere bıraktığı gibi güzelleştirmemiz lazım. Bu neyle mümkün bu musibetten önce kendimizi, sonra etrafımızı korumamız lazım tekrar “KEŞKE” dememek için…

Oysaki bu hayat geçmişe takılacak, gelecek için hayıflanacak, keşke diyecek kadar uzun değil. Bu kısacık ömür ah ile eyvah ile geçirecek kadar değersiz değil. Yapılacak çok iş, öğrenilecek çok şey, kat edilecek çok yol var gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak için.

Hadi bakalım kalemde ki son söz Yunus Emre’den gelsin:

"Keşke demek için bile geçtir vakit.

Geçti ömür bir ah ile, içi dolu eyvah ile..."

Hiçbir anlamı olmayan keşke sözünü bırakmak bu kadar zor olmasa gerek. Ne demişler; keşke sözü şeytanı sevindirmiş. Bundan sonraki hayatımızı keşkelerle geçirmek dileğimle hoş kalın hoşça kalın ama hep sevgiyle keşkesiz yaşayarak dostça kalın…

Sevgi ve muhabbetlerimi gönderiyorum…

 

PUSULALAR

BEHZAT MANSUROĞLU

Bir deve üzerindeyim çölde

Serabını görüyorum çırılçıplak

Nil sularında yıkandık

Seviştik gece gündüz

Bir tarafımız zenci

Bir tarafımız beyaz

Acıktık kutuplarda balık avladık

Altı ay gece altı ay gündüz

Bütün kadınları manastıra kapattılar

Mekke'de kapattılar güzelliğini

Köle yaptılar tanrılara

Aşkı yasak ettiler

Şarabımıza ettikleri gibi

Bir rakkase oynuyor Beyoğlu'nda

Bir yılan gibi

 Süzülüp boynuma sarılıyor

Sonradan öldürdüğümüz

Çocuklar geliyor aklıma

Hürriyet anıtına çıkıyorum

Attım kendimi Bağdata

Amerikan askerinin gırtlağını sıkıyorum

Annesini görüyorum gözlerinde

Gökyüzüne küfürler savuruyorum

İçten içe ağlıyorum

Taş sopayla yürüdüm üzerlerine

Parçaladılar bedenimi

Bir parçam Bağdata

Bir parçam Tikrite

Felluceye dağıldım

Ayaklandım şehir şehir

Yürüdüm üzerlerine

Uyanıyorum bir sanah

Moskova metrosunda

Buluyorum kendimi

Güzel kadınlar geçiyor önümden

İçlerinden biri sevdiğime benziyor

Otel odasında sevişmişiz doyasıya

Attım pusulasız yollara kendimi

Yanımda şarabın kalemim

Bir yudum şarap

Bir yudum şiir

Yazıyorum alınyazıma

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.