Kültür Haber Girişi: 03.12.2020 - 12:47, Güncelleme: 03.12.2020 - 12:47

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

ÖĞRETMEN BARIŞ ÖZMEN Göğüs gerip her zorluğa katlanan, Makamların âlisidir öğretmen . Yalnız anne baba gibi davranan, Merhametin timsalidir öğretmen.   Yaşatıyor ilim irfan imarı, Yıkılıyor cehaletin duvarı. Yurt ediyor en harabe diyarı, Geleceğin mimarıdır öğretmen.   Aydınlık günlere yakar kandili, Yakına getirir uzak menzili. Visale vardırır kalemin dili, Aşk yolunun biletidir öğretmen.   Katıyorken gecesini gündüze, Çalışır bakmaz ilkbahara güze Çıkartır her engelli yolu düze Emeklerin bedelidir öğretmen   Koşar talebenin her talebine, Kılavuz olur ilmin talibine . Yanlışı bulup düşer takibine , Doğruluğun emsalidir öğretmen . SAYGIDEĞER İLHAN ÖĞRETMENİM BEKİR ÜNVER Sizlerden, Kozanlı’daki öğrencilerimden ve Kozanlı halkından ayrılalı iki yıl oluyor. Bu iki yıl, bir yandan sizlere ve oradaki öğrencilere olan hasretle, bir yandan da yeni görev yerime, buradaki öğrencilere ve buranın yaşam şartlarına alışma gayretleri ile geçti. Buradaki öğrenci ve velilerin okulla ve eğitimle ilgisizliği, sosyal imkânların yetersizliği, şartların zorluğu oralara göre çok fazla. Bütün bu olumsuz durumların yüreğimdeki öğretmenlik sevdasını artıracağı, mesleğimde olgunlaşmaya ve pişmeye vesile olacağı inancındayım. Zira hayat musibetlerle zorluklar ve sıkıntılarla safileşir, olgunlaşır ve kemale erermiş. Bu kutsi yolda çekilen her zorluk ve çilenin bana dayanma gücü vereceği, mesleğimi yürekten sevdireceği ümidindeyim. Değerli Abdulkadir Öğretmenim, Hep söylenir, “Öğretmenlik kutsaldır.” Öğretmenliğin kutsallığının sırrı nedir acaba? “Kutsallık” veya “kutsiyet”; kelimelerle, cümlelerle anlatılması bile mümkün olmayan değerlerdir. Annelerinin sıcacık yuvalarından çıkıp yağmur kar demeden, soğuk sıcak demeden ayağındaki lastik ayakkabısıyla, eskimiş yırtılmış pantolonuyla, rengi solmuş önlüğüyle okula gelen o masum bakışlı yavrulara hayatın gerçeklerini, millî ve manevi değerlerimizi, vatan ve bayrak sevgisini aşılamaktan, geçmişinden ders alarak geleceğe yön verme çabasından daha zevkli, daha lezzetli bir zevk yoktur. Bu zevk ve lezzet, maddi zevklerden çok daha üstün, çok daha kıymetlidir. İşte bu hizmetler de maddiyatla ölçülemeyecek kadar kutsaldır. Kalpleri saf, yürekleri tertemiz ve hayalleri büyük olan bu yavrulara hak ve hakikati öğretmek, hadiseler karşısında istikameti göstermek, her şeyin özünü ve ruhunu vermek, tarifi mümkün olmayan bir hazdır. İşte bu noktalar için “öğretmenlik kutsaldır” bana göre. Kıymetli Recep öğretmenim, Oradan ayrılırken “Hocam bizi unutmayacaksınız, bize mektup yazacaksınız değil mi?” diyen o temiz kalpli, beyinleri ve yürekleri aydınlık olan masum yavruları unutmak mümkün müdür? Bana göre öğretmen, öğrencilerini sevdiği ve onlara değer verdiği nispette öğretmenliğini sever ve öğretmenliğine değer verir. Ve aynı nispette de değerli bir öğretmen olur. Branşımın Türkçe olması hasebiyle öğrencilerime bir gün “Size göre bir öğretmen nasıl olmalıdır, hangi özelliklere sahip olmalıdır?” konulu bir kompozisyon yazdırmıştım. O kadar güzel ifadeler, o kadar can alıcı noktalar çıktı ki ortaya o gün kendimi epey sorgulamıştım. Bir öğrencimin “öğretmenimiz her şeyden önce bir insan olduğumuz için bize değer vermeli, bizi sevmeli ve anlamalı.” ifadeleri beni oldukça etkilemişti. O gün “bir öğretmen öğrencisini nasıl anlar, anlaması nasıl olur, acaba ben öğrencilerimi anlayabiliyor muyum?” diye vicdanım beni adeta sorguya çekmişti. Üstelik çok ilginç bir durumla karşı karşıya idim. Bu ifadeler derse ve okula karşı ilgisizliğinden, başarısızlığından kızdığım, kızmaktan kendimi alamadığım, bunun için de bir türlü sevemediğim bir öğrencime aitti. Bu öğrencim, bu ifadeleriyle bana mesaj veriyor, öğretmenin öğrenciyi anlaması konusunda yol göstermiş oluyordu. O günden sonra anladım ki anlattığım konu ne olursa olsun, ruh hâlim nasıl olursa olsun, karşımdaki öğrencim bir insan olduğu için, onun da kendine has dünyası, hayalleri ve ümitleri, sevinçleri ve üzüntüleri vardı. Bütün bunları dikkate almadığım sürece sınıfta bülbül gibi ötsem de yaptığım işin havanda su dövmekten farksız olacağı kanaatine vardım. Gerçekten asıl mutluluk, huzur, başarı; öğrenciyi sevmek ve ona değer vermekle oluyormuş. Ben öğrencilerimle ne kadar iç içe olur, onların dertlerini, sıkıntılarını, üzüntü ve sevinçlerini ne kadar paylaşırsam öğrencilerimi o kadar iyi anlayacağımı ve sevebileceğimi anladım. Bunun sonucunda öğrenci de beni anlayacak, beni sevecek ve başarı kendiliğinden gelecektir. Demek ki insan karşıdaki kişiyi sevdiği ve ona değer verdiği nispette başarıya ulaşıyor ve bu başarının neticesinde yaptığı işten zevk alıyor. Muhterem Ercan öğretmenim, Kusuruma bakmayın, beni bağışlayın belki çok konuştum, belki büyük konuştum, belki gevezelik ettim. Hakikat şairi Mehmet Akif Ersoy’un “İhtiyar amcanı dinler misin oğlum Nevruz? Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işte gerek, Lafı bol karnı geniş soyları taklit etme. Özü sağlam, sözü sağlam adam ol, ırkına çek.” Dediği gibi büyük söylemeye değil, çok söylemeye değil, çalışmaya fedakârlıklar sergilemeye ihtiyacımız var. Olumsuzluklar, eksiklikler zaten var. Önemli olan bunları kendimize dert edinerek görevimizde ümitsizliğe ve karamsarlığa düşmek değildir. Bu olumsuzlukları aşmaya, vicdanımızın sesini dinleyerek sorumluluklarımızı yerine getirmeye muhtacız. Mektubuma son verirken oradaki herkese selamımı söylemenizi istirham ediyorum. Gülüşünü sevdiğim Mevlüt’üme selam söyleyin. 7/A sınıfının cik cik öten civcivlerine selam söyleyin. Babasına “beni liseye göndermezsen seni mahkemeye veririm.” diyen, kendisi küçücük, hayalleri ve fikirleri büyük Fatma’ya selam söyleyin. Selam söyleyin, ta birinci sınıftan beri “bilim adamı olup Nasa’da çalışacağım.” diyen ve Kulu’da ilçe birincisi, Konya’da il üçüncüsü olan Emrah’a selam söyleyin. Selam söyleyin, makam hırsıyla sersemleşmiş, şan şöhret peşinde koşan riyakârlardan çok daha mert, çok daha dürüst Oğuzhan’a selam söyleyin. Babası fakir, kendisi evdeki kardeşlerine annelik eden, bu yüzden derslerinde fazla başarılı olamayan; ancak “hocam ben de bir insanım, benim de bir yüreğim, bir kalbim var” diye bakışlarıyla haykırarak yüreğimi sızlatan Tuba’ya selam söyleyin. “Hocam hep Özge’ye takılıp ona şaka yapıyorsunuz, bizi sevmiyor musunuz?" diyerek bana öğretmen olup adaletli olmayı öğreten Yunus’a selam söyleyin. Beni bilen ve tanıyan tüm öğrencilerime selam söyleyin. Selam söyleyin, Kozanlı halkına, Kozanlı’nın taşına toprağına selam söyleyin. Çok kıymetli öğretmenlerim, sizlere ve oralara olan bu hasretimin benim için bir gayrete, yeni bir azme taze bir güce teşvik kamçısı olmasını niyaz ederek kutsi vazifenizde kolaylıklar diler saygı ve hürmetlerimi sunarım. KALICI İZ MEDİNE ŞAHİNKAYA Ne kadar ilginç değil mi? Yıllarca bizi yanından ayırmayan ailemizin daha 5 yaşında bir çocukken önceden hiç görmediğimiz bir insana teslim etmesi. Daha kimsenin düşüncelerimizi ciddiye almadığı ,çocuk saydığı yaşlarda daha önce görmediğimiz ama çevremizde de duyup özendiğimiz okulda bizi bir çift el karşılıyor. Gittiğimiz ilk gün hem korku hem sevinç ; hem endişe ama yeni bir şeyler öğreneceğimizden kaynaklı da bir heyecan oluşuyor. Aslında yıllarınızı geçireceğiniz insanın kim olduğunu öğreniyorsunuz o gün. Kimsenin ilgilenmediği düşüncelerinizi destekleyip onları geliştirmenize yardım eden kişidir öğretmen . Yargılamak yerine düşüncelerimizi şekillendirir. Düşününce ne kadar zor aslında neredeyse hiçbir karşılık almadan insanlara bir şey öğretmek. Bazen hepimiz bildiğimiz önemli bir bilgiyi paylaşmazken onları bize öğretmek için gecesini gündüzüne katan kahramanlar adeta. Onlar kahraman çünkü geleceğimizi kurtarabilecek insanların temelleri onlardan çıkıyor. Hayatımızın ilk 20 yılına bakarsak 15 yılının çoğunluğu öğretmenlerimiz ile geçiyor. Ailemizden daha çok gördüğümüz öğretmenlerimiz oluyor. Biz geleceğimizi planlarken daha çok destek veriyorlar bize. Düşüncelerimizi, duygularımızı , yaşadıklarımızı anlayan bir arkadaş oluyorlar. Okullarımızı başarı ile bitirince bizden daha çok mutlu olan öğretmenlerimiz kimliğimizi oluştururken bir iz bırakıyor. Kalıcı , unutulmayan bir iz… Birçok öğretmenimiz oluyor hepsi birbirinden farklı ama bir yönden de aynılar sanki. Yıllarımız onların arasında geçiyor gidiyor. Biz gidiyoruz ama onlar bizim gibi geleceğe ışık tutan insanlar yetiştirmeye devam ediyor. Okul ikinci eviniz derken doğru söylemişler. Hatta bir süreden sonra birinci eviniz oluyor. Öğretmenler günü kalıbını bir güne sığdırmak garip geliyor bana. Aslında onların bizim için çizmeye başladığı yolda , yaptığımız her şeyde onların etkisini gün ve  gün yaşıyorken bir gün hatırlamamalıyız onları. Öğretmenlerimizin  yaptıkları biziz aslında .kendimizi yılın 364 günü nasıl unutmuyorsak içimize tuttukları ışığı araladıkları kapıları da her gün içimizde sonsuza dek yaşatmalıyız. 14yıllık hayatım boyunca yanımda ve arkamda olan başta bize bugünleri kazandırmış olan Başöğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK ve tüm öğretmenlerime her zaman içimize işleyen öğretmenlerimize onlara bir gün değil her gün bizimle oldukları için teşekkür ediyorum. YA OLMASAYDIN? İBRAHİM ŞAŞMA Bu eller var ya öğretmenim bilmezdi kalem tutmayı. Ve bilmezdi gökyüzünün resmini çizmeyi. Ne güneşe göz yapabilirdi, ne de kuşlara kanat takabilirdi. Bu eller var ya öğretmenim, bilmezdi şiir yazmasını, bilmezdi kelimelerle köşe kapmaca oynamasını. Bilmezdi ışık nasıl yakılır, bilmezdi taş nasıl sıkılır. O uzak dağ köyünde saçlarım birbirine karışmışken ve arzın tozu saçlarımda birikmişken tanıdım seni. Bir yabancı gelmiş dediler akşam sofrasında. Köye bir yabancı gelmiş uzaklardan. Muallimmiş dediler. Neydi bu muallim, o gece düşündüm durdum. Hatta düşlerime düştü belli belirsiz aralıklarla. Elini uzatıyordu uzaklardan ve sessizce gel diyordu bana bu muallim dedikleri. Korkuyordum, çekiniyordum ve taş duvarların ardına ardına saklanıyordum. Ertesi gün gördüm oyun oynadığım bir demde seni. İki göz bir haneye umutlarını döşerken gördüm. Gözlerine baktım uzaktan. Öyle korkulacak gibi değildi hani. Düşlerimde kim yalan söylemişti bana. Ana gibiydi bakışların. Ana gibi sıcak. Sonra babam oluyordu gözlerin, kurşun gibi bakıyordun. Sanki yaslandığım dağları yıkacak. İlk göz göze geldiğimiz demi hatırlıyorum. Gözlerime ilk baktığın o an. Ne çabuk tebessüm etmiştin. Ne çabuk yansımıştı yüzüne yüreğin. Çocuk yüreğimdeki o çarpıntıyla kalakalmıştım olduğum yerde. Ve elinle gel işareti yapmıştın ama ben bir adım bile atamamıştım. Elimde tahtadan yaptığım ve üzerine bez parçalarını giysi diye giydirdiğim bebeğim düşmüştü yere. Sonra tebessümünden fire vermeyerek yanıma gelişin ve hafifçe çömelişin önümde. Adın ne senin kızım deyişin. Yutkunuşum. Yere düşen bebeğimi yerden alıp tozunu elinle silişin. Bunun adı ne kızım deyişin. Yutkunuşum. Saçlarıma değmesi ellerinin sevgiyle.  Gözlerime bakışın annem gibi babam gibi.  Bu minval üzere başladı seninle çocukluğum ve bitmedi bitmeyecek öğretmenim seninle olan yolculuğum. Bir eylül sabahında babamın ellerini tutarak geldiğim o köy okulunda otuza yakın sınıf arkadaşımla sana emanet edilişimiz. Hiç aklım almıyor açıkçası. Bir avuç yüreğine nasıl sığdırdın hepimizi. Ve hepimizin sevdasını. Sevmek kolay değil öğretmenim. Gerçekten sevmek hiç kolay değil. Sen hepimizi iki kere ikinin dört edişi kadar gerçekten sevdin. Bunu sesinde gördük. Sözünde gördük. Özünde gördük.   Sonra kederde ve kıvançta ortak olmayı öğrendik seninle. Benimle ağladığınız oldu, benimle güldüğünüz de. Benimle yandığınız da, benimle üşüdüğünüz de. Karanlığın ne olduğunu ve aydınlığın ne olduğunu sizlerle gördüm ben. Neyin hak neyin batıl olduğunu. Neyin lüzum ettiğini, neyin atıl olduğunu. Teşekkür ediyorum öğretmenim. Yolumu çizdiğiniz için. Özümü kardığınız için. Ben olduğum için teşekkür ediyorum size. Yüreğimdeki sevdalar adına. Cismimde bulduğum güç adına. Gözümü kapatınca görebildiğim için. Sizleri böylesine sevebildiğim için. Bayrağıma aşık olduğum için. Toprağıma canımı verecek kadar sevdalı olduğum için. Okuduğum için. Yazdığım için. Korkularım olmadı önümde sizlerin sayesinde. Sadece engellerim oldu. Engellerin karşısında da azmim ve kendime güvenim hazırdı zaten. Bana kendime güvenmeyi siz öğrettiniz. Kendimi yenmeyi, kendimi geçmeyi siz.  O yüzden keşkelerim olmadı. Ne bir pişmanlığım ne de perişanlığım. Teşekkür ediyorum size Sevginin şeklini beraber çizdik. Yunusun peşinden beraber yürüdük Bir kıtada deprem olsa bizim evimizin sarsıntısına uyandık.  Bir coğrafyayı sel vururken biz ıslandık onlarla. Biz sürüklendik. Aç bir çocuk çığlığında elimizdeki ekmekten hicap ettik. Ben sizinle insan oldum öğretmenim. Ozan oldum şair oldum. Nerede bir haksızlık var, sizinle hak oldum hakka dair oldum.    En çok emeğinizi sevdim. En çok değer vermenizi. En çok sevmenizi. En çok onu sevmenizi. Başöğretmen Atatürk’ün gözlerinde yaşamın kendisini görmenizi. En çok sabrınızı sevdim öğretmenim, kahır çekmenizi sevdim. Şikâyet etmeyişinizi, şükretmenizi sevdim. Şükürle bereketlendi bu küçük sınıfımız. Bu küçük sınıfta başladı okyanuslara açılışımız. Şükürle oldu sabahlarımız yalan mı? Yokluğumuz da oldu evet. Sıkıntılı demlerimiz de. Ortak sevdalarımızı tek servetiniz sayarken yoktu üzerinize cihanda varlıklı biri. O yüzden hiç olmadı sıcak sınıfımızda hüznün yeri. Pencerenizin pervazındaki menekşelere baktığınız kadar baktınız bana öğretmenim. Güneşten sakındınız temmuzda. Kışın ayazdan. Okulumuz eksik olmadı hiç, sevgiye çalan sözden ve hakka ulaşan niyazdan. Biliyor musunuz benim size olan sevdam bu yüzden yürekten bu yüzden beyazdan. Kutlu bir yangın düşürdünüz yüreğime. Kutlu bir sevda. Adı bayrak olan, adı vatan olan kutlu bir aşk. Sizi o yüzden seviyorum. Bu aşkın her dem olduğuna inandım. Bu aşkın erdem olduğuna. Ben bu sevdada yandıkça sizler serinliğinde kalasınız cihanın. Attığım adımdan eminim öğretmenim. Aldığım nefesten razı. Sana hep sorduk ve hep aynı cevabı duyduk senden. Bu cevaptan hiç bıkmadık ve bu cevabı bildiğimiz halde hep sormaya devam ettik. Bize bu kısır coğrafya döngüsünü, akşamın ve sabahın nasıl olduğunu anlat öğretmenim dediğimizde ."Karşımdaki insanı ırkına, dinine, inancına mezhebine, milletine bakmadan, fikrine zikrine aldırmadan, zengin mi yoksul mu diye nitelendirmeden, güzel mi çirkin mi diye süzmeden kardeşim diye gördüğümdür sabah dedin. Cehaletin defterini ilmimden güç bularak dürdüğümdür sabah dedin. Dağ köylerinde,  en ücra köşelerde okulsuz ve kalemsiz bir çocuk kalmadığını görüp düşlerime kavuşup sefa sürdüğümdür sabah dedin. Doğruydu öğretmenim. Güneşin dünya ile olan dansını. İncir ile erik ağacını ayırt edebildikleri zaman sabah olduğunu sana dursunlar onlar. Ufukta güneşin battığı zaman akşam olduğunu karanlık çöktüğünü sana dursunlar. Bizim için karanlık ilmin  olmadığı yerdir. Karanlıktan korktuk o yüzden. Bizim için karanlık hakkın ve hukukun uğramadığı yerdir. İnsanın ezildiği yerdir. Haysiyetinin ayaklar altına alındığı, umudunun çalındığı yerdir karanlık. Sosyal kültürel hakların insan elinden alındığı yerdir karanlık. O yüzden korktuk karanlıktan Akşamın gelişi karanlık olamaz öğretmemim. Akşam bir anlıktır. Karanlık ise çok karanlıktır. Aydın yarınlarımızın mimarısın diyerek geldik sana. Gücümüzü senden almaya. Derdimizi sana dökerek, dermanı sende bulmaya geldik. Ve sen öğretmenim Dünyanın en zor sanatını icra eden usta sanatkâr. Sen elinde türlü maharet olan bir dülger. Sen yarınlarımızın mimarı. Sen bilmediğimiz coğrafyaların ve iklimlerin mihmandarı. Sen düşlerimizdeki sevgi diyarının hükümdarı. Sen yağmursun öğretmenim. Kıraç topraklara düşen. Sen cemresin öğretmenim. Baharın müjdecisi. Sen Kardelen çiçeklerinin tutunduğu toprak. Dağ köylerine, sınır boylarına düşen nursun sen. Türkiye’min aydın yüzü olan öğretmenim. Aydınlığım ve kurtuluşum olan öğretmenim. Söz veriyorum baktığın gibi bakmaya, gördüğün gibi görmeye, sevdiğin gibi sevmeye. Karanlıklar içinde yükselen bir ilim ateşi olmaya. Ülkemi yüceltmeye ve yükseltmeye. Ve soruyorum kendime. Ya olmasaydın. Ben olabilir miydim ben? Ben de beni bulabilir miydim? Sevebilir miydim kendimi. Sevebilir miydim sevdalarımı. Neyle süslerdim acaba rüyalarımı. Ya olmasaydın? Karanlıkları boğabilir miydim? Yağmur olup yağabilir miydim? Teşekkür ederim öğretmenim.  Ellerinden öpüyorum. Hiç büyümeyen evladın. SEVGİLİ ÖĞRETMENİM'E SENAY TEK Yıllar sonra tesadüfen görüştüğüm arkadaşım senin trafik kazasında öldüğünü söyledi. Hani son nefesini verirken hayatın filim şeridi gibi gözünün önünden geçermiş   Ya,seninle öğretmen_ öğrenci olarak geçen 8 yılım da öyle geçti gözlerimin önünden. Çocukluğumun Mustafa amcası altı yaşımın öğretmeni oluvermişti birden. İlk kayıt yaptırmaya geldiğimizde babamın elini sıkı sıkı tutup şaşkın gözlerle etrafı seyredişim, o zamanlar gözüme kocaman gelen, içinde kaybolurum sandığım okulum bugün gibi aklımda öğretmenim. 'R' leri söyleyemediğimi bildiğin için her teneffüste yanına çağırıp "Söyle bakıyım babanın adı soyadı", "Figgi Eydogan" sen kahkahalarla gülerken ben iyi bisey yapmışım gibi etrafımdaki çocuklara bakıp saf saf sırıtışım. Yine çık gel bir yerlerden öğretmenim. Hani babam 'eti senin kemiği benim hocam' deyip sana emanet edip giderken arkasından bakıp ağlarken babamın, elimden tutup ‘ağlamak yok, bak ben buradayım, evde Mustafa amcan burada Mustafa öğretmenin. Kimse sana dokunursa, vurursa gel bana söyle, kimseyle kavga etmek yok,anlaştık mı? diye sorduğunda kafamı onaylar biçimde sallayışım. Günlerce biri bana bisey yapsın da gelip sana şikayet edeyim diye teneffüsleri ganimet bilişlerim. En nihayet okulun bahçesinde top oynayan oğlanlardan birinin bana görmeden çarpmasını fırsat bilip yanına koşuşum. ‘Kim vurdu' diye sorduğunda 'kırmızı pantolonlu oğlan' diye rastgele birini söyleyişim. Gördüğün kırmızı pantolonlu bir oğlanı çağırıp 'niye çarptın bu kıza dikkat etsene oğlum' deyip yalandan azarlayışın, hepsi hepsi aklımda öğretmenim. Ortaokulu bitirdiğim yıl babamın ölümüyle liseye gidemeyişime çok üzülüp, anneme 'bütün masraflarını ben karşılayacağım, okusun Şenay, yazık etme ablacığım' deyişin. Annemin'sagolasin hocam, olmaz, ben yalnız bir kadınım, hadi okudu liseyi bunun üniversitesi var başka şehirleri var, ben gidemem arkasından, gel etme umut verme kendi yağımızda kavrulup gideriz 'dediğinde sendeki hayal kırıklığı. Babamdan yedi ay sonra aniden annemin ölümüyle apar topar, sana veda edemeden dayımların yanına gidişim. Hepsi filim şeridi gibi gözlerimin önünden akıp gitti öğretmenim. Hani ilkokul beşinci sınıfta öğretmenler günü için isteyen kompozisyon isteyen şiir yazsın demiştin de, herkes seni öven yazılar yazmıştı bir ben şiir yazmıştım. Hepimiz sırayla okumuştuk yazdıklarımızı. Sen şiirimi çok beğenmiştin Dersin sonunda bir kez daha okutmuştun. Ben apar topar giderken dayımlara arkamda evimi, anılarımı, arkadaşlarımı, seni, ilkokul ortaokul diplomalarımı ve sadece ilk kıtasını ezberlediğim şiirimi bıraktım. Gözleri geceden kara Yüreği sevgiden yana öğretmen değil o bir baba O benim öğretmenim.... Özlem dolu yıllar öğretmenim, yalnız yıllar. Babamsız, annemsiz, sensiz, kimsesiz yıllar. Babalar gününü anneler gününü öğretmenler gününü sevmem ben,. Hep arkamda bıraktıklarım gelir aklıma ağlarım. Yüzünü hatırlamadığım kırmızı pantolonlu oğlan gelir aklıma, ağlarım. Devamını unuttuğum şiirim gelir aklıma, ağlarım. Babamın elimden tutuşu gelir aklıma, ağlarım. Annemin yalnızlığı, çaresizliği gelir aklıma, ağlarım. Senin öldüğünü söyleyen arkadaş gelir aklıma kızarım. Öğretmenler ölür mü hiç... Mustafa Yalçın öğretmenime

ÖĞRETMEN

BARIŞ ÖZMEN

Göğüs gerip her zorluğa katlanan,

Makamların âlisidir öğretmen .

Yalnız anne baba gibi davranan,

Merhametin timsalidir öğretmen.

 

Yaşatıyor ilim irfan imarı,

Yıkılıyor cehaletin duvarı.

Yurt ediyor en harabe diyarı,

Geleceğin mimarıdır öğretmen.

 

Aydınlık günlere yakar kandili,

Yakına getirir uzak menzili.

Visale vardırır kalemin dili,

Aşk yolunun biletidir öğretmen.

 

Katıyorken gecesini gündüze,

Çalışır bakmaz ilkbahara güze

Çıkartır her engelli yolu düze

Emeklerin bedelidir öğretmen

 

Koşar talebenin her talebine,

Kılavuz olur ilmin talibine .

Yanlışı bulup düşer takibine ,

Doğruluğun emsalidir öğretmen .

SAYGIDEĞER İLHAN ÖĞRETMENİM

BEKİR ÜNVER

Sizlerden, Kozanlı’daki öğrencilerimden ve Kozanlı halkından ayrılalı iki yıl oluyor. Bu iki yıl, bir yandan sizlere ve oradaki öğrencilere olan hasretle, bir yandan da yeni görev yerime, buradaki öğrencilere ve buranın yaşam şartlarına alışma gayretleri ile geçti. Buradaki öğrenci ve velilerin okulla ve eğitimle ilgisizliği, sosyal imkânların yetersizliği, şartların zorluğu oralara göre çok fazla. Bütün bu olumsuz durumların yüreğimdeki öğretmenlik sevdasını artıracağı, mesleğimde olgunlaşmaya ve pişmeye vesile olacağı inancındayım. Zira hayat musibetlerle zorluklar ve sıkıntılarla safileşir, olgunlaşır ve kemale erermiş. Bu kutsi yolda çekilen her zorluk ve çilenin bana dayanma gücü vereceği, mesleğimi yürekten sevdireceği ümidindeyim.

Değerli Abdulkadir Öğretmenim,

Hep söylenir, “Öğretmenlik kutsaldır.” Öğretmenliğin kutsallığının sırrı nedir acaba? “Kutsallık” veya “kutsiyet”; kelimelerle, cümlelerle anlatılması bile mümkün olmayan değerlerdir. Annelerinin sıcacık yuvalarından çıkıp yağmur kar demeden, soğuk sıcak demeden ayağındaki lastik ayakkabısıyla, eskimiş yırtılmış pantolonuyla, rengi solmuş önlüğüyle okula gelen o masum bakışlı yavrulara hayatın gerçeklerini, millî ve manevi değerlerimizi, vatan ve bayrak sevgisini aşılamaktan, geçmişinden ders alarak geleceğe yön verme çabasından daha zevkli, daha lezzetli bir zevk yoktur. Bu zevk ve lezzet, maddi zevklerden çok daha üstün, çok daha kıymetlidir. İşte bu hizmetler de maddiyatla ölçülemeyecek kadar kutsaldır. Kalpleri saf, yürekleri tertemiz ve hayalleri büyük olan bu yavrulara hak ve hakikati öğretmek, hadiseler karşısında istikameti göstermek, her şeyin özünü ve ruhunu vermek, tarifi mümkün olmayan bir hazdır. İşte bu noktalar için “öğretmenlik kutsaldır” bana göre.

Kıymetli Recep öğretmenim,

Oradan ayrılırken “Hocam bizi unutmayacaksınız, bize mektup yazacaksınız değil mi?” diyen o temiz kalpli, beyinleri ve yürekleri aydınlık olan masum yavruları unutmak mümkün müdür? Bana göre öğretmen, öğrencilerini sevdiği ve onlara değer verdiği nispette öğretmenliğini sever ve öğretmenliğine değer verir. Ve aynı nispette de değerli bir öğretmen olur. Branşımın Türkçe olması hasebiyle öğrencilerime bir gün “Size göre bir öğretmen nasıl olmalıdır, hangi özelliklere sahip olmalıdır?” konulu bir kompozisyon yazdırmıştım. O kadar güzel ifadeler, o kadar can alıcı noktalar çıktı ki ortaya o gün kendimi epey sorgulamıştım. Bir öğrencimin “öğretmenimiz her şeyden önce bir insan olduğumuz için bize değer vermeli, bizi sevmeli ve anlamalı.” ifadeleri beni oldukça etkilemişti. O gün “bir öğretmen öğrencisini nasıl anlar, anlaması nasıl olur, acaba ben öğrencilerimi anlayabiliyor muyum?” diye vicdanım beni adeta sorguya çekmişti. Üstelik çok ilginç bir durumla karşı karşıya idim. Bu ifadeler derse ve okula karşı ilgisizliğinden, başarısızlığından kızdığım, kızmaktan kendimi alamadığım, bunun için de bir türlü sevemediğim bir öğrencime aitti. Bu öğrencim, bu ifadeleriyle bana mesaj veriyor, öğretmenin öğrenciyi anlaması konusunda yol göstermiş oluyordu. O günden sonra anladım ki anlattığım konu ne olursa olsun, ruh hâlim nasıl olursa olsun, karşımdaki öğrencim bir insan olduğu için, onun da kendine has dünyası, hayalleri ve ümitleri, sevinçleri ve üzüntüleri vardı. Bütün bunları dikkate almadığım sürece sınıfta bülbül gibi ötsem de yaptığım işin havanda su dövmekten farksız olacağı kanaatine vardım. Gerçekten asıl mutluluk, huzur, başarı; öğrenciyi sevmek ve ona değer vermekle oluyormuş. Ben öğrencilerimle ne kadar iç içe olur, onların dertlerini, sıkıntılarını, üzüntü ve sevinçlerini ne kadar paylaşırsam öğrencilerimi o kadar iyi anlayacağımı ve sevebileceğimi anladım. Bunun sonucunda öğrenci de beni anlayacak, beni sevecek ve başarı kendiliğinden gelecektir. Demek ki insan karşıdaki kişiyi sevdiği ve ona değer verdiği nispette başarıya ulaşıyor ve bu başarının neticesinde yaptığı işten zevk alıyor.

Muhterem Ercan öğretmenim,

Kusuruma bakmayın, beni bağışlayın belki çok konuştum, belki büyük konuştum, belki gevezelik ettim. Hakikat şairi Mehmet Akif Ersoy’un

“İhtiyar amcanı dinler misin oğlum Nevruz?

Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işte gerek,

Lafı bol karnı geniş soyları taklit etme.

Özü sağlam, sözü sağlam adam ol, ırkına çek.”

Dediği gibi büyük söylemeye değil, çok söylemeye değil, çalışmaya fedakârlıklar sergilemeye ihtiyacımız var. Olumsuzluklar, eksiklikler zaten var. Önemli olan bunları kendimize dert edinerek görevimizde ümitsizliğe ve karamsarlığa düşmek değildir. Bu olumsuzlukları aşmaya, vicdanımızın sesini dinleyerek sorumluluklarımızı yerine getirmeye muhtacız. Mektubuma son verirken oradaki herkese selamımı söylemenizi istirham ediyorum. Gülüşünü sevdiğim Mevlüt’üme selam söyleyin. 7/A sınıfının cik cik öten civcivlerine selam söyleyin. Babasına “beni liseye göndermezsen seni mahkemeye veririm.” diyen, kendisi küçücük, hayalleri ve fikirleri büyük Fatma’ya selam söyleyin. Selam söyleyin, ta birinci sınıftan beri “bilim adamı olup Nasa’da çalışacağım.” diyen ve Kulu’da ilçe birincisi, Konya’da il üçüncüsü olan Emrah’a selam söyleyin. Selam söyleyin, makam hırsıyla sersemleşmiş, şan şöhret peşinde koşan riyakârlardan çok daha mert, çok daha dürüst Oğuzhan’a selam söyleyin. Babası fakir, kendisi evdeki kardeşlerine annelik eden, bu yüzden derslerinde fazla başarılı olamayan; ancak “hocam ben de bir insanım, benim de bir yüreğim, bir kalbim var” diye bakışlarıyla haykırarak yüreğimi sızlatan Tuba’ya selam söyleyin. “Hocam hep Özge’ye takılıp ona şaka yapıyorsunuz, bizi sevmiyor musunuz?" diyerek bana öğretmen olup adaletli olmayı öğreten Yunus’a selam söyleyin. Beni bilen ve tanıyan tüm öğrencilerime selam söyleyin. Selam söyleyin, Kozanlı halkına, Kozanlı’nın taşına toprağına selam söyleyin. Çok kıymetli öğretmenlerim, sizlere ve oralara olan bu hasretimin benim için bir gayrete, yeni bir azme taze bir güce teşvik kamçısı olmasını niyaz ederek kutsi vazifenizde kolaylıklar diler saygı ve hürmetlerimi sunarım.

KALICI İZ

MEDİNE ŞAHİNKAYA

Ne kadar ilginç değil mi? Yıllarca bizi yanından ayırmayan ailemizin daha 5 yaşında bir çocukken önceden hiç görmediğimiz bir insana teslim etmesi.

Daha kimsenin düşüncelerimizi ciddiye almadığı ,çocuk saydığı yaşlarda daha önce görmediğimiz ama çevremizde de duyup özendiğimiz okulda bizi bir çift el karşılıyor. Gittiğimiz ilk gün hem korku hem sevinç ; hem endişe ama yeni bir şeyler öğreneceğimizden kaynaklı da bir heyecan oluşuyor. Aslında yıllarınızı geçireceğiniz insanın kim olduğunu öğreniyorsunuz o gün. Kimsenin ilgilenmediği düşüncelerinizi destekleyip onları geliştirmenize yardım eden kişidir öğretmen . Yargılamak yerine düşüncelerimizi şekillendirir. Düşününce ne kadar zor aslında neredeyse hiçbir karşılık almadan insanlara bir şey öğretmek. Bazen hepimiz bildiğimiz önemli bir bilgiyi paylaşmazken onları bize öğretmek için gecesini gündüzüne katan kahramanlar adeta. Onlar kahraman çünkü geleceğimizi kurtarabilecek insanların temelleri onlardan çıkıyor. Hayatımızın ilk 20 yılına bakarsak 15 yılının çoğunluğu öğretmenlerimiz ile geçiyor. Ailemizden daha çok gördüğümüz öğretmenlerimiz oluyor. Biz geleceğimizi planlarken daha çok destek veriyorlar bize. Düşüncelerimizi, duygularımızı , yaşadıklarımızı anlayan bir arkadaş oluyorlar. Okullarımızı başarı ile bitirince bizden daha çok mutlu olan öğretmenlerimiz kimliğimizi oluştururken bir iz bırakıyor. Kalıcı , unutulmayan bir iz…

Birçok öğretmenimiz oluyor hepsi birbirinden farklı ama bir yönden de aynılar sanki. Yıllarımız onların arasında geçiyor gidiyor. Biz gidiyoruz ama onlar bizim gibi geleceğe ışık tutan insanlar yetiştirmeye devam ediyor. Okul ikinci eviniz derken doğru söylemişler. Hatta bir süreden sonra birinci eviniz oluyor. Öğretmenler günü kalıbını bir güne sığdırmak garip geliyor bana. Aslında onların bizim için çizmeye başladığı yolda , yaptığımız her şeyde onların etkisini gün ve  gün yaşıyorken bir gün hatırlamamalıyız onları. Öğretmenlerimizin  yaptıkları biziz aslında .kendimizi yılın 364 günü nasıl unutmuyorsak içimize tuttukları ışığı araladıkları kapıları da her gün içimizde sonsuza dek yaşatmalıyız.

14yıllık hayatım boyunca yanımda ve arkamda olan başta bize bugünleri kazandırmış olan Başöğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK ve tüm öğretmenlerime her zaman içimize işleyen öğretmenlerimize onlara bir gün değil her gün bizimle oldukları için teşekkür ediyorum.

YA OLMASAYDIN?

İBRAHİM ŞAŞMA

Bu eller var ya öğretmenim bilmezdi kalem tutmayı. Ve bilmezdi gökyüzünün resmini çizmeyi. Ne güneşe göz yapabilirdi, ne de kuşlara kanat takabilirdi. Bu eller var ya öğretmenim, bilmezdi şiir yazmasını, bilmezdi kelimelerle köşe kapmaca oynamasını. Bilmezdi ışık nasıl yakılır, bilmezdi taş nasıl sıkılır.

O uzak dağ köyünde saçlarım birbirine karışmışken ve arzın tozu saçlarımda birikmişken tanıdım seni. Bir yabancı gelmiş dediler akşam sofrasında. Köye bir yabancı gelmiş uzaklardan. Muallimmiş dediler. Neydi bu muallim, o gece düşündüm durdum. Hatta düşlerime düştü belli belirsiz aralıklarla. Elini uzatıyordu uzaklardan ve sessizce gel diyordu bana bu muallim dedikleri. Korkuyordum, çekiniyordum ve taş duvarların ardına ardına saklanıyordum. Ertesi gün gördüm oyun oynadığım bir demde seni. İki göz bir haneye umutlarını döşerken gördüm. Gözlerine baktım uzaktan. Öyle korkulacak gibi değildi hani. Düşlerimde kim yalan söylemişti bana. Ana gibiydi bakışların. Ana gibi sıcak. Sonra babam oluyordu gözlerin, kurşun gibi bakıyordun. Sanki yaslandığım dağları yıkacak. İlk göz göze geldiğimiz demi hatırlıyorum. Gözlerime ilk baktığın o an. Ne çabuk tebessüm etmiştin. Ne çabuk yansımıştı yüzüne yüreğin. Çocuk yüreğimdeki o çarpıntıyla kalakalmıştım olduğum yerde. Ve elinle gel işareti yapmıştın ama ben bir adım bile atamamıştım. Elimde tahtadan yaptığım ve üzerine bez parçalarını giysi diye giydirdiğim bebeğim düşmüştü yere. Sonra tebessümünden fire vermeyerek yanıma gelişin ve hafifçe çömelişin önümde. Adın ne senin kızım deyişin. Yutkunuşum. Yere düşen bebeğimi yerden alıp tozunu elinle silişin. Bunun adı ne kızım deyişin. Yutkunuşum. Saçlarıma değmesi ellerinin sevgiyle.  Gözlerime bakışın annem gibi babam gibi.  Bu minval üzere başladı seninle çocukluğum ve bitmedi bitmeyecek öğretmenim seninle olan yolculuğum.

Bir eylül sabahında babamın ellerini tutarak geldiğim o köy okulunda otuza yakın sınıf arkadaşımla sana emanet edilişimiz. Hiç aklım almıyor açıkçası. Bir avuç yüreğine nasıl sığdırdın hepimizi. Ve hepimizin sevdasını. Sevmek kolay değil öğretmenim. Gerçekten sevmek hiç kolay değil. Sen hepimizi iki kere ikinin dört edişi kadar gerçekten sevdin. Bunu sesinde gördük. Sözünde gördük. Özünde gördük.   Sonra kederde ve kıvançta ortak olmayı öğrendik seninle. Benimle ağladığınız oldu, benimle güldüğünüz de. Benimle yandığınız da, benimle üşüdüğünüz de. Karanlığın ne olduğunu ve aydınlığın ne olduğunu sizlerle gördüm ben. Neyin hak neyin batıl olduğunu. Neyin lüzum ettiğini, neyin atıl olduğunu. Teşekkür ediyorum öğretmenim. Yolumu çizdiğiniz için. Özümü kardığınız için. Ben olduğum için teşekkür ediyorum size. Yüreğimdeki sevdalar adına. Cismimde bulduğum güç adına. Gözümü kapatınca görebildiğim için. Sizleri böylesine sevebildiğim için. Bayrağıma aşık olduğum için. Toprağıma canımı verecek kadar sevdalı olduğum için. Okuduğum için. Yazdığım için. Korkularım olmadı önümde sizlerin sayesinde. Sadece engellerim oldu. Engellerin karşısında da azmim ve kendime güvenim hazırdı zaten. Bana kendime güvenmeyi siz öğrettiniz. Kendimi yenmeyi, kendimi geçmeyi siz.  O yüzden keşkelerim olmadı. Ne bir pişmanlığım ne de perişanlığım. Teşekkür ediyorum size

Sevginin şeklini beraber çizdik. Yunusun peşinden beraber yürüdük Bir kıtada deprem olsa bizim evimizin sarsıntısına uyandık.  Bir coğrafyayı sel vururken biz ıslandık onlarla. Biz sürüklendik. Aç bir çocuk çığlığında elimizdeki ekmekten hicap ettik. Ben sizinle insan oldum öğretmenim. Ozan oldum şair oldum. Nerede bir haksızlık var, sizinle hak oldum hakka dair oldum.    En çok emeğinizi sevdim. En çok değer vermenizi. En çok sevmenizi. En çok onu sevmenizi. Başöğretmen Atatürk’ün gözlerinde yaşamın kendisini görmenizi. En çok sabrınızı sevdim öğretmenim, kahır çekmenizi sevdim. Şikâyet etmeyişinizi, şükretmenizi sevdim. Şükürle bereketlendi bu küçük sınıfımız. Bu küçük sınıfta başladı okyanuslara açılışımız. Şükürle oldu sabahlarımız yalan mı? Yokluğumuz da oldu evet. Sıkıntılı demlerimiz de. Ortak sevdalarımızı tek servetiniz sayarken yoktu üzerinize cihanda varlıklı biri. O yüzden hiç olmadı sıcak sınıfımızda hüznün yeri. Pencerenizin pervazındaki menekşelere baktığınız kadar baktınız bana öğretmenim. Güneşten sakındınız temmuzda. Kışın ayazdan. Okulumuz eksik olmadı hiç, sevgiye çalan sözden ve hakka ulaşan niyazdan. Biliyor musunuz benim size olan sevdam bu yüzden yürekten bu yüzden beyazdan. Kutlu bir yangın düşürdünüz yüreğime. Kutlu bir sevda. Adı bayrak olan, adı vatan olan kutlu bir aşk. Sizi o yüzden seviyorum. Bu aşkın her dem olduğuna inandım. Bu aşkın erdem olduğuna. Ben bu sevdada yandıkça sizler serinliğinde kalasınız cihanın. Attığım adımdan eminim öğretmenim. Aldığım nefesten razı.

Sana hep sorduk ve hep aynı cevabı duyduk senden. Bu cevaptan hiç bıkmadık ve bu cevabı bildiğimiz halde hep sormaya devam ettik. Bize bu kısır coğrafya döngüsünü, akşamın ve sabahın nasıl olduğunu anlat öğretmenim dediğimizde ."Karşımdaki insanı ırkına, dinine, inancına mezhebine, milletine bakmadan, fikrine zikrine aldırmadan, zengin mi yoksul mu diye nitelendirmeden, güzel mi çirkin mi diye süzmeden kardeşim diye gördüğümdür sabah dedin. Cehaletin defterini ilmimden güç bularak dürdüğümdür sabah dedin. Dağ köylerinde,  en ücra köşelerde okulsuz ve kalemsiz bir çocuk kalmadığını görüp düşlerime kavuşup sefa sürdüğümdür sabah dedin. Doğruydu öğretmenim. Güneşin dünya ile olan dansını. İncir ile erik ağacını ayırt edebildikleri zaman sabah olduğunu sana dursunlar onlar. Ufukta güneşin battığı zaman akşam olduğunu karanlık çöktüğünü sana dursunlar. Bizim için karanlık ilmin  olmadığı yerdir. Karanlıktan korktuk o yüzden. Bizim için karanlık hakkın ve hukukun uğramadığı yerdir. İnsanın ezildiği yerdir. Haysiyetinin ayaklar altına alındığı, umudunun çalındığı yerdir karanlık. Sosyal kültürel hakların insan elinden alındığı yerdir karanlık. O yüzden korktuk karanlıktan Akşamın gelişi karanlık olamaz öğretmemim. Akşam bir anlıktır. Karanlık ise çok karanlıktır. Aydın yarınlarımızın mimarısın diyerek geldik sana. Gücümüzü senden almaya. Derdimizi sana dökerek, dermanı sende bulmaya geldik.

Ve sen öğretmenim Dünyanın en zor sanatını icra eden usta sanatkâr. Sen elinde türlü maharet olan bir dülger. Sen yarınlarımızın mimarı. Sen bilmediğimiz coğrafyaların ve iklimlerin mihmandarı. Sen düşlerimizdeki sevgi diyarının hükümdarı. Sen yağmursun öğretmenim. Kıraç topraklara düşen. Sen cemresin öğretmenim. Baharın müjdecisi. Sen Kardelen çiçeklerinin tutunduğu toprak. Dağ köylerine, sınır boylarına düşen nursun sen. Türkiye’min aydın yüzü olan öğretmenim. Aydınlığım ve kurtuluşum olan öğretmenim. Söz veriyorum baktığın gibi bakmaya, gördüğün gibi görmeye, sevdiğin gibi sevmeye. Karanlıklar içinde yükselen bir ilim ateşi olmaya. Ülkemi yüceltmeye ve yükseltmeye.

Ve soruyorum kendime. Ya olmasaydın. Ben olabilir miydim ben? Ben de beni bulabilir miydim? Sevebilir miydim kendimi. Sevebilir miydim sevdalarımı. Neyle süslerdim acaba rüyalarımı. Ya olmasaydın? Karanlıkları boğabilir miydim? Yağmur olup yağabilir miydim?

Teşekkür ederim öğretmenim.  Ellerinden öpüyorum.

Hiç büyümeyen evladın.

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM'E

SENAY TEK

Yıllar sonra tesadüfen görüştüğüm arkadaşım senin trafik kazasında öldüğünü söyledi. Hani son nefesini verirken hayatın filim şeridi gibi gözünün önünden geçermiş   Ya,seninle öğretmen_ öğrenci olarak geçen 8 yılım da öyle geçti gözlerimin önünden.

Çocukluğumun Mustafa amcası altı yaşımın öğretmeni oluvermişti birden. İlk kayıt yaptırmaya geldiğimizde babamın elini sıkı sıkı tutup şaşkın gözlerle etrafı seyredişim, o zamanlar gözüme kocaman gelen, içinde kaybolurum sandığım okulum bugün gibi aklımda öğretmenim.

'R' leri söyleyemediğimi bildiğin için her teneffüste yanına çağırıp "Söyle bakıyım babanın adı soyadı", "Figgi Eydogan" sen kahkahalarla gülerken ben iyi bisey yapmışım gibi etrafımdaki çocuklara bakıp saf saf sırıtışım. Yine çık gel bir yerlerden öğretmenim.

Hani babam 'eti senin kemiği benim hocam' deyip sana emanet edip giderken arkasından bakıp ağlarken babamın, elimden tutup ‘ağlamak yok, bak ben buradayım, evde Mustafa amcan burada Mustafa öğretmenin. Kimse sana dokunursa, vurursa gel bana söyle, kimseyle kavga etmek yok,anlaştık mı? diye sorduğunda kafamı onaylar biçimde sallayışım. Günlerce biri bana bisey yapsın da gelip sana şikayet edeyim diye teneffüsleri ganimet bilişlerim. En nihayet okulun bahçesinde top oynayan oğlanlardan birinin bana görmeden çarpmasını fırsat bilip yanına koşuşum. ‘Kim vurdu' diye sorduğunda 'kırmızı pantolonlu oğlan' diye rastgele birini söyleyişim. Gördüğün kırmızı pantolonlu bir oğlanı çağırıp 'niye çarptın bu kıza dikkat etsene oğlum' deyip yalandan azarlayışın, hepsi hepsi aklımda öğretmenim.

Ortaokulu bitirdiğim yıl babamın ölümüyle liseye gidemeyişime çok üzülüp, anneme 'bütün masraflarını ben karşılayacağım, okusun Şenay, yazık etme ablacığım' deyişin. Annemin'sagolasin hocam, olmaz, ben yalnız bir kadınım, hadi okudu liseyi bunun üniversitesi var başka şehirleri var, ben gidemem arkasından, gel etme umut verme kendi yağımızda kavrulup gideriz 'dediğinde sendeki hayal kırıklığı.

Babamdan yedi ay sonra aniden annemin ölümüyle apar topar, sana veda edemeden dayımların yanına gidişim. Hepsi filim şeridi gibi gözlerimin önünden akıp gitti öğretmenim.

Hani ilkokul beşinci sınıfta öğretmenler günü için isteyen kompozisyon isteyen şiir yazsın demiştin de, herkes seni öven yazılar yazmıştı bir ben şiir yazmıştım. Hepimiz sırayla okumuştuk yazdıklarımızı. Sen şiirimi çok beğenmiştin

Dersin sonunda bir kez daha okutmuştun.

Ben apar topar giderken dayımlara arkamda evimi, anılarımı, arkadaşlarımı, seni, ilkokul ortaokul diplomalarımı ve sadece ilk kıtasını ezberlediğim şiirimi bıraktım.

Gözleri geceden kara

Yüreği sevgiden yana

öğretmen değil o bir baba

O benim öğretmenim....

Özlem dolu yıllar öğretmenim, yalnız yıllar. Babamsız, annemsiz, sensiz, kimsesiz yıllar. Babalar gününü anneler gününü öğretmenler gününü sevmem ben,.

Hep arkamda bıraktıklarım gelir aklıma ağlarım.

Yüzünü hatırlamadığım kırmızı pantolonlu oğlan gelir aklıma, ağlarım.

Devamını unuttuğum şiirim gelir aklıma, ağlarım.

Babamın elimden tutuşu gelir aklıma, ağlarım.

Annemin yalnızlığı, çaresizliği gelir aklıma, ağlarım.

Senin öldüğünü söyleyen arkadaş gelir aklıma kızarım.

Öğretmenler ölür mü hiç...

Mustafa Yalçın öğretmenime

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Bekir Ünver
(03.12.2020 14:33 - #72265)
Teşekkür ederim bu güzel etkinlik için.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.