Güncel Haber Girişi: 12.08.2020 - 16:46, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:27

MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

 

MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

Karlar Kraliçesi'nin Diyarı Yusuf Kazak Dünya, sanatkârane bakabilen gözler ve keşfetmesini bilen gönüller için nice güzelliklerle doludur. Bütün ömrünü, yüreğini çığlık çığlığa bırakabilecek bir muhteşem manzara bulmaya adayacak insan, ömrünü heba etmiş olmaz zira tüm hissiyatı okşayacak bir güzellik tablosu bulmak ve onu doyasıya yaşamak bir ömre değer. Bu güzellik ve hoşluk tablolarının arz-ı endam etmesinde mevsimler çok belirleyicidir hiç şüphesiz. Her mevsimin ayrı bir hikâyesi, coşkusu ve iddiası vardır fakat özellikle kış mevsimi çok daha derin manalar taşır. Dondurucu soğukların başlamasıyla insan, yüreğine döner ve ondaki sıcaklıkla tüm bedenini ısıtmaya çalışır. Derin ve estetik bakamayanlar, kış mevsimini bir girdap olarak görürler ve bu fasılda  ruhlarını ve tüm hayallerini gömerler. Bir hoş manzara görmek uğruna tüm hayatlarını feda edebilecek olan şairane ruhlu ve bakışlı kişiler ise bu mevsimi dört gözle beklerler zira onlar, bu mevsimin başrol oyuncusu olan ve kar yağışının getirdiği sonsuz bir duruluk ve beyazlık manzarası ile ruhlarını 'Ak'laştırmanın ve arındırmanın coşkunluğunu yaşarlar. Bu mevsim ile coşku iklimine girenler, kar taneleri yere düşerken; hayallerini, umutlarını ve ruhlarının esrarengiz bir köşesinde sakladıkları duygularını şaha kaldırmanın eşsiz seremonisini yaşarlar. Bu zarif mevsim tüm inceliklerini sunarken silkinen insan şuuru, gördükleriyle yetinmeyerek 'Beyaz Düşler Ülkesi'ne yolculuğa başlar. Birden kendisini İskandinavya'nın gizemlerle dolu, çam ağaçlarıyla dost olan karların apayrı motiflerle bezediği ormanlarında bulur. Kişinin, bu manzaranın büyüleyiciliğinin yanı sıra taşıdığı soğukluğun manasına varması ve adeta soğuğun tatlı bir sıcaklığa dönüşmesi için tek bir sır vardır: Bu, insanın en çetin buzları bir çırpıda eritebilecek duygulara, yani kor ateşler savuran bir 'Aşk Yanardağı'na sahip olmasına bağlıdır. Ancak bu şekilde insan karlı dağları aşabilir, ruhundaki beyazlıkları sonsuz beyazlıklarla buluşturabilir ve eşi benzeri olmayan bir gösteri sunan, beyazlıkların alabildiğine kapladığı ormanlardaki berrak göllerde 'Karlar  Kraliçesi'ni görebilir. Sonsuzlukların bir araya gelmesiyle oluşmuş, karların ve aşılamaz gizemlerle çevrili güzelliklerin hâkim olduğu 'Karlar Kraliçesi'nin Diyarı, 'Beyaz Aşklar'ın vücut bulduğu, zamanlar ve mekânlar ötesi bir yerdir. Buraya ulaşmanın yolu 'Yürek Yanardağı'nın alevler savurmasıdır. Kış mevsiminin, beyaz sonsuzluğun ve en önemlisi Karlar Kraliçesi'nin Diyarı' nın manasına varmak ancak, yanardağların karla kaplı diyarlara geçiş için nasıl bir kapı olabileceğinin muazzam sırrına ve manasına varmakla mümkündür.   Hayat Denen Memleket Fesih Vural Her nefes iki yalnızlık dilde açan dize tohumun doğumu ile ölümü arasındaki su   Sonsuzluk hayat kök gövdesi kurallardan sur ötesi boşluk   Güneş zindan gözlere açan    farkındayız /aslında insan toprağa değince açılır mevsim bahar yaprak güz renktir yağmur köktür taşa  dağa kefendir kar çiçek daldır buluta   Farkındayız /aslında son şarkılar hep martıların deniz dile gelince zaman kerpiçte  gözünü doyurur hayat denen memleket sınırları çizilmeyen.   Gecenin gözyaşı Helat Doğan Kiminin derdi var dağlardan da heybetli Kiminde pür sevinç, nur haktan saadetli Kimisi harp eder ki beyni taştan sefalet Kimisini saran kalp şefkatten bir muhabbet   Arzu şudur ki sevgi olsun yanan meşalem Def olsun şu dünyadan dert u keder u elem Bil ki insanoğluna ayna tutuldu her dem Kimse eksik etmesin Yaradan'a bin hürmet   Sinesi kararmış dünyaya gözlerim şahit Dünyadaki şu toprağın vücudu pek mümbit Eğer olursak şefkat yolundaki mücahit Zincire vur şeytanı, etmesin hakka hakaret   Bu dil yutuk bu yürek lal melaldir ey yâr Yola revan ol, gör gerçeği,  etme ahu zar Unutma ey insan âlemin bir sahibi var Neyleyim kalmadı senden yana muhabbet.   Sıradan Kenan Gezici Sıradan kaygılar yaşamak ister mesela ayakkabımdaki tozu koskocaman düşler yorucu   Öylesine sallanarak yürüyüp gitmek işkolik olup tatili hayal etmek sana benzeyen her şeye dalıpdalıp dalmak   Şu haklı şu haksız demeden dört yanımızda kaygı olmadan   Düşlerinde çocuklar uyusun boş lakırdı dudağını yormasın   Bağıra bağıra bir hayat payına düşsün.   İstanbul'da Kaybettim Seni Kübra Öztaş Gecenin sessizliğinde kaybolur sesin sen kendi rıhtımından hülyalara dalarsın yosun kokar denizinde İstanbul'un sen kendi rıhtımından İstanbul'u koklarsın   Neyleyim düş benim ben düşlerimin delisiyim şafağın seherinde umutları düşlerim ve rıhtıma çarpan fayrap dalgaların soluğunda ürperirim Ürperirim ışıksız evlerin gölgesinde   Sesini düşlerim düşlerimin sessizliğinde ah ki martılar hayrandır ötüşmeye sonra dalga sesleri sonra insan seli zamanın azgın çığlıkları ile İstanbul'da kaybettim seni.   Van’da ölçü birimleri Nazmi Saraçoğlu -Bİ CİMDİK - Bir tutam "Bİ cimdik tuz at" -Bİ COŞ - Bir kaynama ölçüsü "Bi coş gaynasınaltınigapat " -Bİ KIRTİK - Bir parça "Ele bikırtik daha getirsen yeter" -AĞIZ BAĞIZ - Dolu, dolu "Çuvali ağız bağız doldurmişti" -Bİ EZMET - Bir yığın "Biezmetbulaşığ birikip" -TIĞA BASA - Basa basa dolu "Salon tığa basa adam doliydi" - GIRTTEGİNE GEDER - Ağzına kadar " Ele yemişemğırttegime geder dolmişam" -GILİ GILİNA - Milimetrik "Ele gıligılınaancağ yetiştim " -BİSSÜRİ - Çokça "Dün ağşambissüri yağmur yağdi" -Bİ BİDON - Bidon "Bu sene bi bidon peynir tuttuğ" -BOYUM GEDER - Boyunca "Biyilan gördüm boyum gederdi " -TEEE ORAYA GEDER - Uzaklara gider "Denizde ele açılditeeee oraya geder getti" -BAŞIM GEDER - Baş büyüklüğünde "Ameliyatta garnındanbidaşçığarıplarele başım geder " -Bİ CELİKAN - Bir depo "Başkaledenbicelikan mazot aldım"  -Bİ TOP - Top "Bi top kumaş aldım" -Bİ AĞIZ - Bir defa "Çamaşırlar temiz olmamıştı biağız  dahayığadım" -GAVUR ÖLİSİ - Ağır "Ele pis goğidi ayni gavurölisi, Ele ağırdır sanki gavurölisidirmubarek" -GINDE - Küçük "Guş ele havalandı, havada ele gındeoldi az galsıngörünmiyacağti" -LEBE LEB - Dolu, dolu "Ele ağzına gadar lebe leb doldurdi" -ZIRNIĞ - En küçük parça Ona zırnığ bile goğlatmam Bİ PARĞAÇ YOĞURT - Kova Bİ KİLO EKMEK -  Bir ekmek Bİ TEŞT ÇAMAŞIR - Bir leğen Bİ GUFA UN - Bir kova Bİ IBRIĞ EVDEST SUYİ - Bir ibrik Bİ TİKE ET  - Bir parça  Bİ CINCIĞ BOYİ VAR - Küçücük Bİ TAYA OT BİÇMİŞEM - Ot yığını Bİ ÇÖMÇE SULİ YEMEK - Kepçe Bİ TENEKE CEVİZ - Ceviz ölçüsü Bİ BAĞ UŞGUN - Uçkun Ölçüsü   Şiirin Dili Mustafa Işık Suskunluk dilidir şiirin dili ama en canhıraş olanındandır. En uzağa haykıran; çağdan çağa, nesilden nesile, gönülden gönüle… Düşüncemizi, duygumuzu, hayalimizi, hatıramızı; sevdamızı, hüznümüzü, ayrılığımızı. İdeolojiyi, felsefeyi, inancı; sanatsal olanı, ekonomiyi, sosyal gerçekliği. İlk sütle dilden gönle akan merhaba, musallada yakılan ağıtla söylenilen elveda… Şairin ayak izidir şiirin dili, binlerce iz içerisinde bırakabildiği. Kelimelerle örülmüş en büyük kelimeyken bazen çölde kum tanesi olabilendir şairin dili bazen de buzdan bir saray. Adı ne olursa olsun tahtadan kavala nefes olup gönlü raksa kaldırandır şairin dili. Bazen bir düşünce kalkanı olur elimizde bazen de avucumuzda dalga ucunda toplanmış köpüğün tuzu. İlk söz Tanrı vergisiyken sonrakilerle muhkem bir kale inşaya işçiliktir şairin dili. Allah’ı yağan yağmurda aramaktır şairin dili, her bir kar zerresinde tekrar tekrar teslim olmaktır. Bazen bülbülün teranesinde, rüzgârın sesinde, ayın halesinde, kuşun kanat çırpışında, dağ başının bulutla sarmaş dalaşında, dalganın kıyıyla dansa tutuşunda… Yağmur kelimesini söylerken sırılsıklam ıslanmaktır şairin dili.  Ne dediği değil dilinin kavgası, nasıl dediğidir. Herkesle olup da herkesleşmeyendir şairin dili, o dilden dövülenler de herkesin ağzındaki sakızın renginde olsa bile o dil her değdikçe başka tatlara sebeptir. Bambaşka bir nazenlikle okşar damağı, dimağı. Her bir koklayana bambaşka rayiha bırakan cennetin bir bir dallı ağacıdır şairin dili. Şiir, suskunluk ırmağının suyudur; ıstıraptan ve hüzünden beslenen, içtikçe susatan ama kuruyacak diye o ırmaktan içmeyen Butimar’dır şairin dili. En gümrah rüzgârda bile kuşlara sükûtun yuvası daldır şairin dili. Huzur sokağının gece lambasıdır. Vaktine ağır akan bir saattir şairin dili. İntikamını derinden alan feleğin elindeki kamçı, Şaklayadursun yılların sırtında; terkisinde şiirden heybeyle yola revan yolcu, hey! Bilesin ki geçitlerin en geçilmez yerinde şiirden gönlümü kalemine vadi eyledim.

Karlar Kraliçesi'nin Diyarı

Yusuf Kazak

Dünya, sanatkârane bakabilen gözler ve keşfetmesini bilen gönüller için nice güzelliklerle doludur. Bütün ömrünü, yüreğini çığlık çığlığa bırakabilecek bir muhteşem manzara bulmaya adayacak insan, ömrünü heba etmiş olmaz zira tüm hissiyatı okşayacak bir güzellik tablosu bulmak ve onu doyasıya yaşamak bir ömre değer.

Bu güzellik ve hoşluk tablolarının arz-ı endam etmesinde mevsimler çok belirleyicidir hiç şüphesiz. Her mevsimin ayrı bir hikâyesi, coşkusu ve iddiası vardır fakat özellikle kış mevsimi çok daha derin manalar taşır. Dondurucu soğukların başlamasıyla insan, yüreğine döner ve ondaki sıcaklıkla tüm bedenini ısıtmaya çalışır. Derin ve estetik bakamayanlar, kış mevsimini bir girdap olarak görürler ve bu fasılda  ruhlarını ve tüm hayallerini gömerler.

Bir hoş manzara görmek uğruna tüm hayatlarını feda edebilecek olan şairane ruhlu ve bakışlı kişiler ise bu mevsimi dört gözle beklerler zira onlar, bu mevsimin başrol oyuncusu olan ve kar yağışının getirdiği sonsuz bir duruluk ve beyazlık manzarası ile ruhlarını 'Ak'laştırmanın ve arındırmanın coşkunluğunu yaşarlar. Bu mevsim ile coşku iklimine girenler, kar taneleri yere düşerken; hayallerini, umutlarını ve ruhlarının esrarengiz bir köşesinde sakladıkları duygularını şaha kaldırmanın eşsiz seremonisini yaşarlar.

Bu zarif mevsim tüm inceliklerini sunarken silkinen insan şuuru, gördükleriyle yetinmeyerek 'Beyaz Düşler Ülkesi'ne yolculuğa başlar. Birden kendisini İskandinavya'nın gizemlerle dolu, çam ağaçlarıyla dost olan karların apayrı motiflerle bezediği ormanlarında bulur. Kişinin, bu manzaranın büyüleyiciliğinin yanı sıra taşıdığı soğukluğun manasına varması ve adeta soğuğun tatlı bir sıcaklığa dönüşmesi için tek bir sır vardır: Bu, insanın en çetin buzları bir çırpıda eritebilecek duygulara, yani kor ateşler savuran bir 'Aşk Yanardağı'na sahip olmasına bağlıdır. Ancak bu şekilde insan karlı dağları aşabilir, ruhundaki beyazlıkları sonsuz beyazlıklarla buluşturabilir ve eşi benzeri olmayan bir gösteri sunan, beyazlıkların alabildiğine kapladığı ormanlardaki berrak göllerde 'Karlar  Kraliçesi'ni görebilir. Sonsuzlukların bir araya gelmesiyle oluşmuş, karların ve aşılamaz gizemlerle çevrili güzelliklerin hâkim olduğu 'Karlar Kraliçesi'nin Diyarı, 'Beyaz Aşklar'ın vücut bulduğu, zamanlar ve mekânlar ötesi bir yerdir. Buraya ulaşmanın yolu 'Yürek Yanardağı'nın alevler savurmasıdır.

Kış mevsiminin, beyaz sonsuzluğun ve en önemlisi Karlar Kraliçesi'nin Diyarı' nın manasına varmak ancak, yanardağların karla kaplı diyarlara geçiş için nasıl bir kapı olabileceğinin muazzam sırrına ve manasına varmakla mümkündür.

 

Hayat Denen Memleket

Fesih Vural

Her nefes

iki yalnızlık

dilde açan dize

tohumun doğumu ile

ölümü arasındaki su

 

Sonsuzluk

hayat kök

gövdesi kurallardan sur

ötesi boşluk

 

Güneş zindan

gözlere açan   

farkındayız /aslında

insan toprağa değince

açılır mevsim

bahar yaprak

güz renktir

yağmur köktür taşa 

dağa kefendir kar

çiçek daldır buluta

 

Farkındayız /aslında

son şarkılar hep martıların

deniz dile gelince

zaman kerpiçte 

gözünü doyurur

hayat denen memleket

sınırları çizilmeyen.

 

Gecenin gözyaşı

Helat Doğan

Kiminin derdi var dağlardan da heybetli

Kiminde pür sevinç, nur haktan saadetli

Kimisi harp eder ki beyni taştan sefalet

Kimisini saran kalp şefkatten bir muhabbet

 

Arzu şudur ki sevgi olsun yanan meşalem

Def olsun şu dünyadan dert u keder u elem

Bil ki insanoğluna ayna tutuldu her dem

Kimse eksik etmesin Yaradan'a bin hürmet

 

Sinesi kararmış dünyaya gözlerim şahit

Dünyadaki şu toprağın vücudu pek mümbit

Eğer olursak şefkat yolundaki mücahit

Zincire vur şeytanı, etmesin hakka hakaret

 

Bu dil yutuk bu yürek lal melaldir ey yâr

Yola revan ol, gör gerçeği,  etme ahu zar

Unutma ey insan âlemin bir sahibi var

Neyleyim kalmadı senden yana muhabbet.

 

Sıradan

Kenan Gezici

Sıradan kaygılar yaşamak ister

mesela ayakkabımdaki tozu

koskocaman düşler yorucu

 

Öylesine sallanarak

yürüyüp gitmek

işkolik olup

tatili hayal etmek

sana benzeyen her şeye

dalıpdalıp dalmak

 

Şu haklı şu haksız demeden

dört yanımızda

kaygı olmadan

 

Düşlerinde çocuklar uyusun

boş lakırdı dudağını yormasın

 

Bağıra bağıra bir hayat

payına düşsün.

 

İstanbul'da Kaybettim Seni

Kübra Öztaş

Gecenin sessizliğinde kaybolur sesin

sen kendi rıhtımından hülyalara dalarsın

yosun kokar denizinde İstanbul'un

sen kendi rıhtımından İstanbul'u koklarsın

 

Neyleyim

düş benim

ben düşlerimin delisiyim

şafağın seherinde umutları düşlerim

ve rıhtıma çarpan

fayrap dalgaların soluğunda ürperirim

Ürperirim ışıksız evlerin gölgesinde

 

Sesini düşlerim düşlerimin sessizliğinde

ah ki martılar hayrandır ötüşmeye

sonra dalga sesleri

sonra insan seli

zamanın azgın çığlıkları ile

İstanbul'da kaybettim seni.

 

Van’da ölçü birimleri

Nazmi Saraçoğlu

-Bİ CİMDİK - Bir tutam

"Bİ cimdik tuz at"

-Bİ COŞ - Bir kaynama ölçüsü

"Bi coş gaynasınaltınigapat "

-Bİ KIRTİK - Bir parça

"Ele bikırtik daha getirsen yeter"

-AĞIZ BAĞIZ - Dolu, dolu

"Çuvali ağız bağız doldurmişti"

-Bİ EZMET - Bir yığın

"Biezmetbulaşığ birikip"

-TIĞA BASA - Basa basa dolu

"Salon tığa basa adam doliydi"

- GIRTTEGİNE GEDER - Ağzına kadar

" Ele yemişemğırttegime geder dolmişam"

-GILİ GILİNA - Milimetrik

"Ele gıligılınaancağ yetiştim "

-BİSSÜRİ - Çokça

"Dün ağşambissüri yağmur yağdi"

-Bİ BİDON - Bidon

"Bu sene bi bidon peynir tuttuğ"

-BOYUM GEDER - Boyunca

"Biyilan gördüm boyum gederdi "

-TEEE ORAYA GEDER - Uzaklara gider

"Denizde ele açılditeeee oraya geder getti"

-BAŞIM GEDER - Baş büyüklüğünde

"Ameliyatta garnındanbidaşçığarıplarele başım geder "

-Bİ CELİKAN - Bir depo

"Başkaledenbicelikan mazot aldım"

 -Bİ TOP - Top

"Bi top kumaş aldım"

-Bİ AĞIZ - Bir defa

"Çamaşırlar temiz olmamıştı biağız  dahayığadım"

-GAVUR ÖLİSİ - Ağır

"Ele pis goğidi ayni gavurölisi,

Ele ağırdır sanki gavurölisidirmubarek"

-GINDE - Küçük

"Guş ele havalandı, havada ele gındeoldi az galsıngörünmiyacağti"

-LEBE LEB - Dolu, dolu

"Ele ağzına gadar lebe leb doldurdi"

-ZIRNIĞ - En küçük parça

Ona zırnığ bile goğlatmam

Bİ PARĞAÇ YOĞURT - Kova

Bİ KİLO EKMEK -  Bir ekmek

Bİ TEŞT ÇAMAŞIR - Bir leğen

Bİ GUFA UN - Bir kova

Bİ IBRIĞ EVDEST SUYİ - Bir ibrik

Bİ TİKE ET  - Bir parça 

Bİ CINCIĞ BOYİ VAR - Küçücük

Bİ TAYA OT BİÇMİŞEM - Ot yığını

Bİ ÇÖMÇE SULİ YEMEK - Kepçe

Bİ TENEKE CEVİZ - Ceviz ölçüsü

Bİ BAĞ UŞGUN - Uçkun Ölçüsü

 

Şiirin Dili

Mustafa Işık

Suskunluk dilidir şiirin dili ama en canhıraş olanındandır. En uzağa haykıran; çağdan çağa, nesilden nesile, gönülden gönüle… Düşüncemizi, duygumuzu, hayalimizi, hatıramızı; sevdamızı, hüznümüzü, ayrılığımızı. İdeolojiyi, felsefeyi, inancı; sanatsal olanı, ekonomiyi, sosyal gerçekliği. İlk sütle dilden gönle akan merhaba, musallada yakılan ağıtla söylenilen elveda…

Şairin ayak izidir şiirin dili, binlerce iz içerisinde bırakabildiği. Kelimelerle örülmüş en büyük kelimeyken bazen çölde kum tanesi olabilendir şairin dili bazen de buzdan bir saray. Adı ne olursa olsun tahtadan kavala nefes olup gönlü raksa kaldırandır şairin dili.

Bazen bir düşünce kalkanı olur elimizde bazen de avucumuzda dalga ucunda toplanmış köpüğün tuzu. İlk söz Tanrı vergisiyken sonrakilerle muhkem bir kale inşaya işçiliktir şairin dili.

Allah’ı yağan yağmurda aramaktır şairin dili, her bir kar zerresinde tekrar tekrar teslim olmaktır. Bazen bülbülün teranesinde, rüzgârın sesinde, ayın halesinde, kuşun kanat çırpışında, dağ başının bulutla sarmaş dalaşında, dalganın kıyıyla dansa tutuşunda… Yağmur kelimesini söylerken sırılsıklam ıslanmaktır şairin dili. 

Ne dediği değil dilinin kavgası, nasıl dediğidir. Herkesle olup da herkesleşmeyendir şairin dili, o dilden dövülenler de herkesin ağzındaki sakızın renginde olsa bile o dil her değdikçe başka tatlara sebeptir. Bambaşka bir nazenlikle okşar damağı, dimağı. Her bir koklayana bambaşka rayiha bırakan cennetin bir bir dallı ağacıdır şairin dili.

Şiir, suskunluk ırmağının suyudur; ıstıraptan ve hüzünden beslenen, içtikçe susatan ama kuruyacak diye o ırmaktan içmeyen Butimar’dır şairin dili. En gümrah rüzgârda bile kuşlara sükûtun yuvası daldır şairin dili. Huzur sokağının gece lambasıdır.

Vaktine ağır akan bir saattir şairin dili. İntikamını derinden alan feleğin elindeki kamçı,

Şaklayadursun yılların sırtında; terkisinde şiirden heybeyle yola revan yolcu, hey! Bilesin ki geçitlerin en geçilmez yerinde şiirden gönlümü kalemine vadi eyledim.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.