Haber Girişi: 24.07.2020 - 14:15, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:27

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Süveyda Emire Karakoç Kalbimdeki ışıklar birer birer sönüyor karışıyor duygularım gecenin karasına   Sana dair bir şey, Süveyda kalmadı dilimin bahtsız dikeni prangalar vurdum ayağıma yüreğim, virane kaldırımları gezen avare, avare bir çift göz oldu   Dokunmak istediğim her yer sen sensizliğin ayazında yüreğim yaralı türkülerin koynunda gebe bana biçilmiş kaftan   Senden bir iz, Süveyda kırık dökük ruh ipine tutunup boynuma dolanmış haset eli artık ölüyorum, Süveyda.   Bir Kuyu Hikâyesi  Ercan Türker Siharda’ydı ilkin gözlerime düşen ilk korku lâhuti rüyam sağır sularına bulaştı   Çocuk gözlerimden keçi kıran kuşlarının göçüne tuhaf bir bedevi merakı bıraktım. Yakubi sesler çalındı kuyuma, davetsiz ebedi bir ıstıraptı sara nöbetlerim; ışığın gölgesi damladı derimden. gecenin ucunda kısık dağınık bir güneş ılgın savruluşlarına tutundum bir bilmecenin   Devşirmeydi tüm dervişler, keşişler, hahamlar bütün iyi kitaplar mülteciydi; bütün kötü kitaplar gibi sürgünlüğü emrediyorlardı ki ıssız bir zamanın yarısında, tanrısını günahla küstürmüş kahırlı bir adamdım   Kutsaldı söz, puslu iklimler tanrısal, din sessiz bir korkuydu mabetlerde pelesenk dillerde tutkulu mırıltılar... kokmuş bir su karışımı tüm beni adem   İçimi avuçlayan bir sesle irkildim tepeden tırnağa ıslandım suya bakarken derinlerinde boğulduğum bulanık sularına tutundum semavi dava tüm ağırlığıyla sürerken.   Olmak Sancısı  Kübranur Taşdemir Kelimeleri tükenmiş bir edebiyatta yaşamak mı seninle Ortaçağ’ın kimsesiz Osmanlısı gibi ve hal'imi anlatmaya kelime kalmamışken   Hayır, olmaz! gel bir dil bulalım içinde sen olsun ben olsun içinde yaşamak da olsun yaş almak da duygular bir harman yeri kursun dualar izleyici olur belki   Gel bir dil olalım, sen aşk ol ben ibadet öyle çok olalım, bir yanımız doğudan batıya bir yanımız vahadan seraba sarhoşluk olsun mesela mayhoş nedir öğrensinler dilimizde   Yetişemedik devri şahlara kelimeleri heybesine dolduranın kalkıp gittiği o masalarda kaldı aklımız.   Yeniden Lokman Tekin Yine öpeceğim yağmurundan suya uzanmış mavi düşlerinden… bir Kafdağı masalında kavuşur gibi, koşacağım, serin ürpertilerin anne kokan memleketime   Bekle gör… bekle gör ey vuslatımın karanfil kokan sarhoşluğu ey gözlerimin suskunluğu biten son yaz şarkılarımın ninnisi… yine öpeceğim, göğsüne dökülmüş zülüflerinin şiir kokan özlemini…   Sen… sen yirmisinde aşık olduğum melez akşamların perisi kırkımda baharımı solduran koca mevsimlerin sancısı…   Malala kokan özlemim… rüyasına daldığım ateşine sarıldığım güneşine yandığım dünyam   Yine tutacağım ellerinden… koşup en güzel yıldızı kopararak göğün göğsünden yine takacağım, buram buram ülke kokan saçlarına.   Ve uzanıp kutupların zemheri ayazına, yine göçeceğim, mavi düşlü çocukların cennetine…   Sen… uzaklara sığınmış yıldızların, yorulmuş mülteci hasreti… sen… rüyası yasaklanmış Tamara sevdalı deniz ve sen… uğruna dünyaları verdiğim kavgam kılıklı ağustos kızı yeniden öpeceğim kapı aralığını…   Yeniden yazacağım a ile başlayıp hiçbir alfabeye sığmayan öykülerimi… yeniden sarılacağım, öykülerin en sıcak yerinde yarına koşan çocuklarıma…   Yeniden… evet yeniden dönecek dünya, açacak çiçek yeryüzünü baştan başa saracak iyi insanların kahkahaları…   Yeniden… kim bilir, yeniden boyanacak gökyüzü yeniden ıslanacak yağmur…   Belki de… belki de yeniden sararacak güneş, yeniden aydınlanacak gündüz, yeniden koklayacak anneler çocuklarının kokusunu… belki de… yeniden tutuşacak ateş, yeniden dağılacak duman, yeniden okşayacak anneler çocuklarının saçlarını…   Nakış nakış işleyeceğim, sol elimin sağ boğumunu bebek gülüşleriyle filizlenen toprağa… ve özlemini aşk serüvenlerinden alan şiirler yeşerecek ilkbahar kokan dağlarımda… yeniden buluşacağız, dost sofrası, can dergahı gök kubbenin altında…   İyilik Güzeldir Necla Arpa Gülaçar Sevgili dostum! Kötülüğü iyilikle savmayı Hz. Peygamber (S.A.V) öğrendik değil mi? O, bize yüce Kur'an'ın ayetlerinin ışığında iyilik yapmayı nasihat eder. İnsana, hayvana, bitkiye, eşyaya, çevreye hülasa her şeye iyilik ile muamele etmeyi nasihat ederdi. İyilik çıtamızı test ettiğimiz oluyor mu? Veya insanın iyilik sınırı nedir? Bizi sinir eden, nankörlük eden insanlara iyilik yapmaya devam ediyor muyuz? İyiliğe devam edince enayi durumuna mı düşüyoruz? Bir kafesin içine sığdırılmış kalbimiz var. Hem de dar bir kafes. Zahiren o, dar kafesin içindeki kalbe fazla bir şey sığmaz fakat maneviyatla baktığımızda dar bir kafes değil, kocaman bir yürek görürüz. Tasavvur edemeyeceğimiz kadar büyüktür. Yüce Allah'ın bize verdiği merhamet duygusu ile iyiliğe yöneliriz. Çoğu zaman öfkemiz merhametimizi gölgelendiriyor, yaptığımız iyiliğin karşılığında nankörlük gördüğümüzde hayal kırıklığına uğruyor, akabinde iyilik yapmayı bırakıyoruz. Peki, hiç şöyle düşündük mü? İnsanların geneli yaratıcısına karşı nankörlük ediyor söz verip sözünü tutmuyor, yalan söylüyor, gıybet ediyor, insanoğlu her şeyde haddini aşıyor, şükretmeyi unutuyor.   Kendisine başka bir insan tarafından sunulan bir bardak suya teşekkür ediyor, fakat yaratıcısını ihmal edip unutuyor. Buna rağmen Yüce Allah kuluna merhamet edip iyilik yapmayı bırakmıyor. Yeryüzünden suyu çekip alır ve bir daha su indirmeyebilir. Sadece suyu alsa bizden sahip olduğumuz bedenimiz dâhil her şey yok olup gider. Rabbimiz iyiliği seviyor ve bize iyilik yapmayı öğütlüyor. İyilik yapmak zor bir şey mi? Hayır, zor değil bilakis herkes gücü nispetinde iyilik yapmaya davet edilir. Çocukluğumda bir şarkı vardı okul koridorlarında güle oynaya söylerdik "iyilik yap iyilik bul kim kazanmış kötülükten." Çok manidar değil mi? Zahiren kötüler güçlü görünse de neticede kaybeden hep onlardır. Bu Yüce Allah'ın vaadidir. "İyiliği emret, kötülükten alıkoy!" Onun bize öğrettiği  Şiar ne güzeldir. Ne diyor güzel Peygamberimiz! (S.A.V)  "Kötülükten alıkoymak bir iyiliktir." Yapılan kötülükleri sayıp döküyor medya denen canavar. Kötülüğün azmettiricisi olmuş durumda kötüye yol gösteriyor. Bir kötülüğü düzeltmek erdemdir. Düzeltmeye gücümüz yetmiyorsa, hiç değilse onu anlatmayarak yaygınlaşmasını engellemek erdemdir...  İşte tam burada bir hikâye girer devreye erdem'e davet eden bir hikâye... "Bedevinin biri bir gün çölde seyahat ederken uzaktan çaresizlik içerisinde kendisine el sallayan bir adam görmüş ve hemen devesini ona doğru sürmüş. Zavallı adam uzun günler aç, susuz kalmanın sonucu bitap düşmüş bir halde gelen bedeviye seslenmiş: Lütfen biraz su! Bedevi devesinden inip suyu hazırlarken, adam kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle bedevinin devesine atlamış ve hızla uzaklaşmış. Bedevi, durumu fark eder etmez dönmüş ve bütün gücüyle arkasından koşmaya başlamış sesini duyurabileceği bir mesafeye erişince yüksek sesle bağırmış: "Tamam! Devemi aldın, beni bu çölde bir başıma bıraktın. Varsın olsun! Ama senden rica ediyorum; bu olayı, yaşadığın müddetçe kimseye anlatma!" Devesini, hatta canını değil de olayın başkalarına anlatılıp anlatılmamasını önemseyen bedevinin bu sözlerini duyan adam birden durmuş, geri dönmüş ve  "Niçin bu olayın başkalarına anlatıl mamasını bu kadar şiddetle istiyorsun?" diye sormuş. Bedevi: "insanlar bu olayı duyarlarsa bir daha çölde aç ve susuz kalmış hiç bir insana yardım eli uzatmazlar da ondan" diye cevap vermiş." Çirkinliği görünür kılmak, kötülüğü her daim gündemde tutmak; iyiliği ve güzelliği hayatın dışına öteleyerek uzaklaştırılacaktır. Bize düşen iyiliği gündemde tutmaktır! İyilik güzeldir!  İyi gelir insana, iyilik kolaydır sanıldığı kadar pahalı değildir. Bedava olan iyilikler sınırsızdır. Tebessüm etmek, affetmek, değer vermek  saygı duymak, güzel konuşmak, nasihat etmek, bildiği şeyleri öğretmek örnekleri çoğaltabiliriz. Saydıklarım maddi külfeti olmayan ve toplumu inşa eden iyiliklerdir. Her birimiz yapabilecekken, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz! Bizim sandığımız her şeyde birilerinin hakkı var bilgimiz, malımız, beden gücümüz, hatta fazladan uyuduğumuz uykudan bile birilerinin hakkı var. İnfak sadece mal ile yapılmaz. Buyurun tebessümü, beden gücümüzü, boş vaktimizi, fazla uykumuzu, bilgimizi İnfak edelim. İyilik güzeldir ve kapsayıcı dır. İyilik kurtarıcıdır, kötüleri bile iyi eder... Üstad "Mustafa Kutlu – Hüzün Ve Tesadüf" kitabında iyiliği çok güzel ifade ediyor. "Bir şey yap güzel olsun... Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgar ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin... Bir şey yap iyi olsun. Hizmetten, hürmetten, merhametten, müteşekkil olsun. Kalpleri yumuşatsın garibin, yolcunun, zayıfın derdine derman olsun. Bir şey yap adil olsun. İnsanlar haktan, hukuktan ayrılmasın. Bir şey yap barış olsun. İnsanlar kin ve nefretten uzaklaşsın. Bombalar patlamasın çocuklar ölmesin. -Ohooo, bana neredeyse dünyayı düzelt diyorsun... -Öyle... Hadi bir şey yap..."  Hadi bir iyilik yap! Ama önce kendine yap bu iyiliği, rehavetten kurtar kendini.. Açlıktan gözyaşı döküyorsa bir çocuk unutma! Senin de payın vardır O gözyaşı'nda... Bir iyilik yap kendine, dünyayı değiştirmekten vazgeç, önce kendini değiştir! İyiliğin bir halkası ol! Önce tebessüm ile başla sonra tekrarla! İyilik güzeldir... iyilik... güzeldir... İyilik güzeldir...   Sıradan Kenan Gezici Sıradan kaygılar yaşamak ister mesela ayakkabımdaki tozu koskocaman düşler yorucu   Öylesine sallanarak yürüyüp gitmek işkolik olup tatili hayal etmek sana benzeyen her şeye dalıp dalıp dalmak   Şu haklı şu haksız demeden dört yanımızda kaygı olmadan   Düşlerinde çocuklar uyusun boş lakırdı dudağını yormasın   Bağıra bağıra bir hayat payına düşsün.    

Süveyda

Emire Karakoç

Kalbimdeki ışıklar

birer birer sönüyor

karışıyor duygularım

gecenin karasına

 

Sana dair bir şey, Süveyda

kalmadı dilimin bahtsız dikeni

prangalar vurdum ayağıma

yüreğim, virane kaldırımları gezen

avare, avare bir çift göz oldu

 

Dokunmak istediğim her yer sen

sensizliğin ayazında yüreğim

yaralı türkülerin koynunda gebe

bana biçilmiş kaftan

 

Senden bir iz, Süveyda

kırık dökük ruh ipine tutunup

boynuma dolanmış haset eli

artık ölüyorum, Süveyda.

 

Bir Kuyu Hikâyesi

 Ercan Türker

Siharda’ydı ilkin gözlerime düşen ilk korku

lâhuti rüyam sağır sularına bulaştı

 

Çocuk gözlerimden keçi kıran kuşlarının göçüne

tuhaf bir bedevi merakı bıraktım.

Yakubi sesler çalındı kuyuma, davetsiz

ebedi bir ıstıraptı sara nöbetlerim;

ışığın gölgesi damladı derimden.

gecenin ucunda kısık dağınık bir güneş

ılgın savruluşlarına tutundum bir bilmecenin

 

Devşirmeydi tüm dervişler, keşişler, hahamlar

bütün iyi kitaplar mülteciydi;

bütün kötü kitaplar gibi

sürgünlüğü emrediyorlardı ki

ıssız bir zamanın yarısında,

tanrısını günahla küstürmüş

kahırlı bir adamdım

 

Kutsaldı söz, puslu iklimler tanrısal,

din sessiz bir korkuydu mabetlerde

pelesenk dillerde tutkulu mırıltılar...

kokmuş bir su karışımı tüm beni adem

 

İçimi avuçlayan bir sesle irkildim

tepeden tırnağa ıslandım suya bakarken

derinlerinde boğulduğum bulanık sularına tutundum

semavi dava tüm ağırlığıyla sürerken.

 

Olmak Sancısı 

Kübranur Taşdemir

Kelimeleri tükenmiş bir edebiyatta

yaşamak mı seninle

Ortaçağ’ın kimsesiz Osmanlısı gibi

ve hal'imi anlatmaya kelime kalmamışken

 

Hayır, olmaz! gel bir dil bulalım

içinde sen olsun ben olsun

içinde yaşamak da olsun yaş almak da

duygular bir harman yeri kursun

dualar izleyici olur belki

 

Gel bir dil olalım, sen aşk ol ben ibadet

öyle çok olalım, bir yanımız doğudan batıya

bir yanımız vahadan seraba sarhoşluk olsun

mesela mayhoş nedir öğrensinler dilimizde

 

Yetişemedik devri şahlara

kelimeleri heybesine dolduranın

kalkıp gittiği o masalarda kaldı aklımız.

 

Yeniden

Lokman Tekin

Yine öpeceğim yağmurundan

suya uzanmış mavi düşlerinden…

bir Kafdağı masalında kavuşur gibi,

koşacağım, serin ürpertilerin anne kokan memleketime

 

Bekle gör…

bekle gör ey vuslatımın karanfil kokan sarhoşluğu

ey gözlerimin suskunluğu biten son yaz şarkılarımın ninnisi…

yine öpeceğim, göğsüne dökülmüş zülüflerinin

şiir kokan özlemini…

 

Sen…

sen yirmisinde aşık olduğum melez akşamların perisi

kırkımda baharımı solduran koca mevsimlerin sancısı…

 

Malala kokan özlemim…

rüyasına daldığım

ateşine sarıldığım

güneşine yandığım dünyam

 

Yine tutacağım ellerinden…

koşup en güzel yıldızı kopararak göğün göğsünden

yine takacağım, buram buram ülke kokan saçlarına.

 

Ve uzanıp kutupların zemheri ayazına,

yine göçeceğim, mavi düşlü çocukların cennetine…

 

Sen…

uzaklara sığınmış yıldızların,

yorulmuş mülteci hasreti…

sen…

rüyası yasaklanmış Tamara sevdalı deniz

ve sen…

uğruna dünyaları verdiğim kavgam kılıklı ağustos kızı

yeniden öpeceğim kapı aralığını…

 

Yeniden yazacağım a ile başlayıp

hiçbir alfabeye sığmayan öykülerimi…

yeniden sarılacağım,

öykülerin en sıcak yerinde yarına koşan çocuklarıma…

 

Yeniden…

evet yeniden dönecek dünya, açacak çiçek

yeryüzünü baştan başa saracak iyi insanların kahkahaları…

 

Yeniden…

kim bilir, yeniden boyanacak gökyüzü

yeniden ıslanacak yağmur…

 

Belki de…

belki de yeniden sararacak güneş,

yeniden aydınlanacak gündüz,

yeniden koklayacak anneler çocuklarının kokusunu…

belki de… yeniden tutuşacak ateş,

yeniden dağılacak duman,

yeniden okşayacak anneler çocuklarının saçlarını…

 

Nakış nakış işleyeceğim,

sol elimin sağ boğumunu

bebek gülüşleriyle filizlenen toprağa…

ve özlemini aşk serüvenlerinden alan

şiirler yeşerecek ilkbahar kokan dağlarımda…

yeniden buluşacağız,

dost sofrası, can dergahı gök kubbenin altında…

 

İyilik Güzeldir

Necla Arpa Gülaçar

Sevgili dostum!

Kötülüğü iyilikle savmayı Hz. Peygamber (S.A.V) öğrendik değil mi? O, bize yüce Kur'an'ın ayetlerinin ışığında iyilik yapmayı nasihat eder. İnsana, hayvana, bitkiye, eşyaya, çevreye hülasa her şeye iyilik ile muamele etmeyi nasihat ederdi.

İyilik çıtamızı test ettiğimiz oluyor mu? Veya insanın iyilik sınırı nedir? Bizi sinir eden, nankörlük eden insanlara iyilik yapmaya devam ediyor muyuz? İyiliğe devam edince enayi durumuna mı düşüyoruz?

Bir kafesin içine sığdırılmış kalbimiz var. Hem de dar bir kafes. Zahiren o, dar kafesin içindeki kalbe fazla bir şey sığmaz fakat maneviyatla baktığımızda dar bir kafes değil, kocaman bir yürek görürüz. Tasavvur edemeyeceğimiz kadar büyüktür. Yüce Allah'ın bize verdiği merhamet duygusu ile iyiliğe yöneliriz.

Çoğu zaman öfkemiz merhametimizi gölgelendiriyor, yaptığımız iyiliğin karşılığında nankörlük gördüğümüzde hayal kırıklığına uğruyor, akabinde iyilik yapmayı bırakıyoruz.

Peki, hiç şöyle düşündük mü?

İnsanların geneli yaratıcısına karşı nankörlük ediyor söz verip sözünü tutmuyor, yalan söylüyor, gıybet ediyor, insanoğlu her şeyde haddini aşıyor, şükretmeyi unutuyor.

  Kendisine başka bir insan tarafından sunulan bir bardak suya teşekkür ediyor, fakat yaratıcısını ihmal edip unutuyor.

Buna rağmen Yüce Allah kuluna merhamet edip iyilik yapmayı bırakmıyor. Yeryüzünden suyu çekip alır ve bir daha su indirmeyebilir. Sadece suyu alsa bizden sahip olduğumuz bedenimiz dâhil her şey yok olup gider. Rabbimiz iyiliği seviyor ve bize iyilik yapmayı öğütlüyor.

İyilik yapmak zor bir şey mi?

Hayır, zor değil bilakis herkes gücü nispetinde iyilik yapmaya davet edilir. Çocukluğumda bir şarkı vardı okul koridorlarında güle oynaya söylerdik "iyilik yap iyilik bul kim kazanmış kötülükten." Çok manidar değil mi?

Zahiren kötüler güçlü görünse de neticede kaybeden hep onlardır. Bu Yüce Allah'ın vaadidir. "İyiliği emret, kötülükten alıkoy!" Onun bize öğrettiği  Şiar ne güzeldir.

Ne diyor güzel Peygamberimiz! (S.A.V)  "Kötülükten alıkoymak bir iyiliktir."

Yapılan kötülükleri sayıp döküyor medya denen canavar. Kötülüğün azmettiricisi olmuş durumda kötüye yol gösteriyor.

Bir kötülüğü düzeltmek erdemdir. Düzeltmeye gücümüz yetmiyorsa, hiç değilse onu anlatmayarak yaygınlaşmasını engellemek erdemdir...  İşte tam burada bir hikâye girer devreye erdem'e davet eden bir hikâye...

"Bedevinin biri bir gün çölde seyahat ederken uzaktan çaresizlik içerisinde kendisine el sallayan bir adam görmüş ve hemen devesini ona doğru sürmüş. Zavallı adam uzun günler aç, susuz kalmanın sonucu bitap düşmüş bir halde gelen bedeviye seslenmiş: Lütfen biraz su!

Bedevi devesinden inip suyu hazırlarken, adam kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle bedevinin devesine atlamış ve hızla uzaklaşmış. Bedevi, durumu fark eder etmez dönmüş ve bütün gücüyle arkasından koşmaya başlamış sesini duyurabileceği bir mesafeye erişince yüksek sesle bağırmış: "Tamam! Devemi aldın, beni bu çölde bir başıma bıraktın. Varsın olsun! Ama senden rica ediyorum; bu olayı, yaşadığın müddetçe kimseye anlatma!"

Devesini, hatta canını değil de olayın başkalarına anlatılıp anlatılmamasını önemseyen bedevinin bu sözlerini duyan adam birden durmuş, geri dönmüş ve  "Niçin bu olayın başkalarına anlatıl mamasını bu kadar şiddetle istiyorsun?" diye sormuş.

Bedevi: "insanlar bu olayı duyarlarsa bir daha çölde aç ve susuz kalmış hiç bir insana yardım eli uzatmazlar da ondan" diye cevap vermiş."

Çirkinliği görünür kılmak, kötülüğü her daim gündemde tutmak; iyiliği ve güzelliği hayatın dışına öteleyerek uzaklaştırılacaktır. Bize düşen iyiliği gündemde tutmaktır!

İyilik güzeldir!  İyi gelir insana, iyilik kolaydır sanıldığı kadar pahalı değildir.

Bedava olan iyilikler sınırsızdır. Tebessüm etmek, affetmek, değer vermek  saygı duymak, güzel konuşmak, nasihat etmek, bildiği şeyleri öğretmek örnekleri çoğaltabiliriz. Saydıklarım maddi külfeti olmayan ve toplumu inşa eden iyiliklerdir.

Her birimiz yapabilecekken, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz! Bizim sandığımız her şeyde birilerinin hakkı var bilgimiz, malımız, beden gücümüz, hatta fazladan uyuduğumuz uykudan bile birilerinin hakkı var. İnfak sadece mal ile yapılmaz.

Buyurun tebessümü, beden gücümüzü, boş vaktimizi, fazla uykumuzu, bilgimizi İnfak edelim. İyilik güzeldir ve kapsayıcı dır. İyilik kurtarıcıdır, kötüleri bile iyi eder... Üstad "Mustafa Kutlu – Hüzün Ve Tesadüf" kitabında iyiliği çok güzel ifade ediyor.

"Bir şey yap güzel olsun... Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgar ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin... Bir şey yap iyi olsun. Hizmetten, hürmetten, merhametten, müteşekkil olsun. Kalpleri yumuşatsın garibin, yolcunun, zayıfın derdine derman olsun.

Bir şey yap adil olsun. İnsanlar haktan, hukuktan ayrılmasın. Bir şey yap barış olsun. İnsanlar kin ve nefretten uzaklaşsın. Bombalar patlamasın çocuklar ölmesin.

-Ohooo, bana neredeyse dünyayı düzelt diyorsun...

-Öyle... Hadi bir şey yap..."

 Hadi bir iyilik yap! Ama önce kendine yap bu iyiliği, rehavetten kurtar kendini.. Açlıktan gözyaşı döküyorsa bir çocuk unutma! Senin de payın vardır O gözyaşı'nda... Bir iyilik yap kendine, dünyayı değiştirmekten vazgeç, önce kendini değiştir! İyiliğin bir halkası ol!

Önce tebessüm ile başla sonra tekrarla!

İyilik güzeldir... iyilik... güzeldir... İyilik güzeldir...

 

Sıradan

Kenan Gezici

Sıradan kaygılar yaşamak ister

mesela ayakkabımdaki tozu

koskocaman düşler yorucu

 

Öylesine sallanarak

yürüyüp gitmek

işkolik olup

tatili hayal etmek

sana benzeyen her şeye

dalıp dalıp dalmak

 

Şu haklı şu haksız demeden

dört yanımızda

kaygı olmadan

 

Düşlerinde çocuklar uyusun

boş lakırdı dudağını yormasın

 

Bağıra bağıra bir hayat

payına düşsün.

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.