Köşe Yazıları Haber Girişi: 27.08.2021 - 14:00, Güncelleme: 27.08.2021 - 14:00

MALAZGİRT ZAFERİ

 

MALAZGİRT ZAFERİ

Van Emekli Müftüsü Nimetullah Arvas yazdı...
26 Ağustos 1071’de Müslüman Türk milletine açılan Anadolu kapısı, 26-30 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruzla açılmamak üzere düşman işgaline kapanmıştır. Ağustos ayı birçok zaferin kazanıldığı bir aydır. Bu zaferlerden bir kaçı; -11 Ağustos 1473 Otlukbeli Zaferi -23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferi -24 Ağustos 1516 Mercidabık Zaferi -29 Ağustos 1521 Belgrad Fethi -29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferi Bu fetih ve zaferler tarihimizde çok önemli bir yer tutmaktadır. Türkler asırlar boyu aradıklarını İslam’da bulmuşlardır. 10. asırda kitleler halinde İslam’la şereflenen Türk milleti, hizmet bakımından Sahabe-i Kiram’dan sonra gelme faziletine nail olmuşlardır. İlk Müslüman Hakan Abdülkerim Saltuk Buğra Han’dan sonra diğer Türk beylikleri ve Türk boylarıda İslam ile şereflenmişlerdir. Askeri yönden dehalarını Allah yolunda cihad ile birleştirerek aleme nizam vermek, insanlığın küfürden, şirkten kurtulması için mazlumların imdadına koşmuşlardır. ‘’Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?’’  (Nisa 75) Kesin olarak bilinmelidir ki cihad bir kuru kavga, işgal veya memleketleri tahrip etmek, zapt etmek, insanları köleleştirme gayesiyle yapılamaz. İ’la-yi kelimetullah  ve nizam-ı alem mefkûresiyle yapılan bu eyleme cihad diyebiliriz. Bu uğurda ölenlerede şehit denir.  Bunun dışındaki gayeler uğruna yapılan faaliyetlere cihad denilemez. İmtisal-i cahid-ü fillah oluptur niyyetim Din-i İslâm'ın mücerred gayretidir gayretim Fatih Sultan Mehmed’in bu ifadeleriyle gaye açıkça belirtilmiştir. Malazgirt kahramanı Muhammed Alparslan’ın ise ‘’Biz bidat bilmeyen tertemiz Müslümanlarız’’ sözünü iyice düşünüp ne demek istediğini anlamaya çalışmamız lazım. İşte bu gayeyle Muhammed Alparslan Hazretleri ordusunun başında 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt kapısının önündedir. Daha önce Kubbet-ül İslam(Ahlat)’da gerekli hazırlıklar yapılmıştır. İlim ve irfan ehli ile istişareler yapılmış, Cuma günü öğleden sonra harbe başlamak uygun görülmüştür. Çünkü İslam dünyasında bütün hatipler hutbelerinde Sultan Alparslan’ın muzafferiyeti için dua edeceklerdi. Onun için bu vakit seçilmiştir. Dualardan sonra Gaza niyeti ile Romen Diyojen komutasındaki iki yüz bin kişilik ordunun karşısında Sultan Alparslan’ın elli bin kişilik ordusu karşı karşıya geldi. Eşsiz komutan dahiyane harb taktiğiyle yanına kefenini alarak töre gereği kendi atının kuyruğunu bağlayarak ordusuna hitapta bulundu ve ‘’Benimle gelmek istemeyenler dönebilirler. Ben tek başıma düşmanın ordusuna dalacağım.’’ dedi. Çünkü harpte iman ehlinin iki seçenekten başka üçüncü bir seçeneği yoktur. Buda ya şehit olmaktır, yahut gazi. De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”  (Tevbe 52) Bu iman ve kararlılıkta kısa sürede zafer elde edilmiş ve Alparslan’ın önüne Romen Diyojen esir olarak getirilmişti. Bu yüce komutan kendi eliyle ona su ikramında bulunmuş. Bu davranışı onu öldürmeyeceğinin işareti olmuştu. Sultan Alparslan: “Eğer ben senin önüne esir olarak getirilseydim ne yapardın?” Diyojen: “Ya öldürürdüm, ya da zincire vurup Konstantinopolis sokaklarında gezdirtirdim.” Sultan Alparslan: “Benim vereceğim ceza çok daha ağır. Seni affediyorum ve serbest bırakıyorum.” dedi. Onun müstehakını bizatihi Bizanslılar verdi ve kendi halkı tarafından Diyojen’in gözlerine mil çekildi. “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 249)  "Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi. Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi. Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın, Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın." Büyük mütefekkir merhum Seyyit Ahmed Arvasi ‘’Ecdadımız ispat etmiştir ki; İslam, doğru, iyi ve güzel olan bütün gelişme ve hamlelere açıktır. Biz, ecdadın, bu çizgisinde, gelecek çağlara doğru imanla, ilimle, teknikle, güzel, doğru, iyi ve helal olan bütün değerlerle birlikte yürüyeceğiz.’’ Ve yine merhum ‘’öyle anlaşılıyor ki, uyanışında dirilişinde kaynağı Türkiye olacaktır.’’ demektedir.   ‘’Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.’’ (Al-i İmran 139) Bu münasebetle Malazgirt Zaferini kazanarak Anadolu kapılarını bizlere açan Sultan Muhammed Alparslan’ı rahmetle yad ediyor. Gül bahçesine girercesine şehadet şerbetini içen bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.
Van Emekli Müftüsü Nimetullah Arvas yazdı...

26 Ağustos 1071’de Müslüman Türk milletine açılan Anadolu kapısı, 26-30 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruzla açılmamak üzere düşman işgaline kapanmıştır. Ağustos ayı birçok zaferin kazanıldığı bir aydır. Bu zaferlerden bir kaçı;

-11 Ağustos 1473 Otlukbeli Zaferi

-23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferi

-24 Ağustos 1516 Mercidabık Zaferi

-29 Ağustos 1521 Belgrad Fethi

-29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferi

Bu fetih ve zaferler tarihimizde çok önemli bir yer tutmaktadır.

Türkler asırlar boyu aradıklarını İslam’da bulmuşlardır. 10. asırda kitleler halinde İslam’la şereflenen Türk milleti, hizmet bakımından Sahabe-i Kiram’dan sonra gelme faziletine nail olmuşlardır. İlk Müslüman Hakan Abdülkerim Saltuk Buğra Han’dan sonra diğer Türk beylikleri ve Türk boylarıda İslam ile şereflenmişlerdir. Askeri yönden dehalarını Allah yolunda cihad ile birleştirerek aleme nizam vermek, insanlığın küfürden, şirkten kurtulması için mazlumların imdadına koşmuşlardır.

‘’Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?’’  (Nisa 75)

Kesin olarak bilinmelidir ki cihad bir kuru kavga, işgal veya memleketleri tahrip etmek, zapt etmek, insanları köleleştirme gayesiyle yapılamaz. İ’la-yi kelimetullah  ve nizam-ı alem mefkûresiyle yapılan bu eyleme cihad diyebiliriz. Bu uğurda ölenlerede şehit denir.  Bunun dışındaki gayeler uğruna yapılan faaliyetlere cihad denilemez.

İmtisal-i cahid-ü fillah oluptur niyyetim
Din-i İslâm'ın mücerred gayretidir gayretim

Fatih Sultan Mehmed’in bu ifadeleriyle gaye açıkça belirtilmiştir. Malazgirt kahramanı Muhammed Alparslan’ın ise ‘’Biz bidat bilmeyen tertemiz Müslümanlarız’’ sözünü iyice düşünüp ne demek istediğini anlamaya çalışmamız lazım. İşte bu gayeyle Muhammed Alparslan Hazretleri ordusunun başında 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt kapısının önündedir. Daha önce Kubbet-ül İslam(Ahlat)’da gerekli hazırlıklar yapılmıştır. İlim ve irfan ehli ile istişareler yapılmış, Cuma günü öğleden sonra harbe başlamak uygun görülmüştür. Çünkü İslam dünyasında bütün hatipler hutbelerinde Sultan Alparslan’ın muzafferiyeti için dua edeceklerdi. Onun için bu vakit seçilmiştir. Dualardan sonra Gaza niyeti ile Romen Diyojen komutasındaki iki yüz bin kişilik ordunun karşısında Sultan Alparslan’ın elli bin kişilik ordusu karşı karşıya geldi. Eşsiz komutan dahiyane harb taktiğiyle yanına kefenini alarak töre gereği kendi atının kuyruğunu bağlayarak ordusuna hitapta bulundu ve ‘’Benimle gelmek istemeyenler dönebilirler. Ben tek başıma düşmanın ordusuna dalacağım.’’ dedi. Çünkü harpte iman ehlinin iki seçenekten başka üçüncü bir seçeneği yoktur. Buda ya şehit olmaktır, yahut gazi.

De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”  (Tevbe 52)

Bu iman ve kararlılıkta kısa sürede zafer elde edilmiş ve Alparslan’ın önüne Romen Diyojen esir olarak getirilmişti. Bu yüce komutan kendi eliyle ona su ikramında bulunmuş. Bu davranışı onu öldürmeyeceğinin işareti olmuştu.

Sultan Alparslan: “Eğer ben senin önüne esir olarak getirilseydim ne yapardın?”
Diyojen: “Ya öldürürdüm, ya da zincire vurup Konstantinopolis sokaklarında gezdirtirdim.”

Sultan Alparslan: “Benim vereceğim ceza çok daha ağır. Seni affediyorum ve serbest bırakıyorum.” dedi. Onun müstehakını bizatihi Bizanslılar verdi ve kendi halkı tarafından Diyojen’in gözlerine mil çekildi.

“Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 249) 

"Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın."

Büyük mütefekkir merhum Seyyit Ahmed Arvasi ‘’Ecdadımız ispat etmiştir ki; İslam, doğru, iyi ve güzel olan bütün gelişme ve hamlelere açıktır. Biz, ecdadın, bu çizgisinde, gelecek çağlara doğru imanla, ilimle, teknikle, güzel, doğru, iyi ve helal olan bütün değerlerle birlikte yürüyeceğiz.’’ Ve yine merhum ‘’öyle anlaşılıyor ki, uyanışında dirilişinde kaynağı Türkiye olacaktır.’’ demektedir. 

 ‘’Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.’’ (Al-i İmran 139)

Bu münasebetle Malazgirt Zaferini kazanarak Anadolu kapılarını bizlere açan Sultan Muhammed Alparslan’ı rahmetle yad ediyor. Gül bahçesine girercesine şehadet şerbetini içen bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.