() - | Haber Girişi: 20.04.2021 - 14:17, Güncelleme: 20.04.2021 - 14:17

Koyun can derdinde…

 

Koyun can derdinde…

Kovid 19 salgını azalacağına mutasyonlarıyla artıp yayılıyor. Televizyon kanalları bir yılı aşkın süredir içimizi karartan haberleri, konu ile ilgili açık oturumları, bilgilendirici programları ekranlara taşıyıp duruyorlar.
Herkes aynı kültür ve anlayış düzeyinde olmadığı için anladığımız şeyler var, anlamadığımız şeyler var. Salgın önlemleri emeği ile geçinenler ve aileleri başta olmak üzere küçük esnafı, işsizleri öğrencileri ve toplumun diğer kesimlerini ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. Sağlık çalışanları bu ucu bir görünüp bir kaybolan tünelde ter döküp duruyorlar. Bilim kurulları, devlet yetkilileri hastalığın etkisini en aza indirebilmek için toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Yine devlet katlarında yetkili ve sorumlu olanlar salgının zararlarını en aza indirebilmek için ihtiyaç duyan her kesime, her anlamda ulaşmaya; olanaklar ölçüsünde destek vermeye çalışıyorlar. Sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde duyarlı insanlar duyarlılıkları ölçüsünde gerginlik içindeler. Kendilerini ve yakınlarını korumaya çalışırken hastalıktan ve alınan zorunlu önlemlerden etkilenen ekonomi ve sosyal yaşam, eğitim gibi şeyleri düşünüp ister istemez daralıyorlar. Son zamanlarda dünyanın her yerinde birinci dalgaya oranla daha hızlı yayılan, çocukları ve gençleri de hastanelere yatıran mutasyonlarla hastalık etkisini artırıyor. Kanada’nın sağlığa zararlı materyal içerdiği için maske kullanımını zorunlu olmaktan çıkardığı yönünde haberler düşüyor ekranlara. Aradan zaman geçtikçe, salgının bireysel ve toplumsal yaşamımız üzerindeki baskısı arttıkça “bu bela dünyanın başına nereden sarıldı? Bunca felaketin içinde insan eli var mıdır?” sorularını soranların, bunları konuşanların sayısı da giderek azalıyor. Çoğumuz sadece önümüze bakıyoruz ve bu küresel yıkımdan bir an önce kurtulmak için dualar ediyoruz. * Banknot, madeni ve kaydi biçimlerinin dışında, günümüzde artık sanal yüzünü de göstermiş olan para, pek çok insan için yüzyıllardır dünyanın mutlak imparatoru durumunda. Paranın her türlüsü, sayısız işte ve sınırsız şekilde hem kullanılabiliyor, hem biriktirilebiliyor; bu anlamda çuvalın dibi yok. Çağdaş haberleşme teknolojileri sayesinde artık Yağmur Ormanları’nın bilinmeyen bölgelerinde kabile yaşamı sürenler de, Afrika’nın uzak köşelerinde ya da uçsuz bucaksız çöllerle kutuplarda yaşayanlar da ekranlarına düşen lüks yaşamların farkına varıyor; benzerlerine sahip olmak istiyorlar. Etik kurallar, inançlar, azla yetinme, şükretme kültürü bu fırtınada giderek hafifliyor;  bu değerlerin bazıları havalarda uçuşuyor. Küçükler küçük paraların peşinden koşarken büyükler çok daha fazlasına ulaşmak için her yolu kullanıyor. Küçük birikimlerini altına, dövize, sanal paraya çevirenler de var; büyük paralarını yazılımıyla donanımıyla bilgisayarlara, internet bağlantılı ticaretlere, aşı üreticisi firmalara yatıranlar da. Dünyaya uzaktaki köyünün penceresinden bakanlar da var, dünyanın zengin kentlerindeki gökdelenlerde veya tatil bölgelerindeki geniş arazili mülklerindeki rezidanslarının pencerelerinden bakanlar da. Tek başlarına küçük işler yaparak, emeklerini satarak yaşamlarını kazanmaya çalışanlar da var; meşhur Baba filminde örneğini görmüş olduğumuz biçimde kendi gizli yapılarını kurup diğer insanların canını, kanını kendilerine helal sayanlar; çetelerini kullanıp cinayetler işletenler de.  Herkesin derdi başka. Kimileri küçük, helal ekmeklerini kovalarken, azınlık durumundaki aşırı güç sahibi birileri de herkesin çıkamayacağı, hatta hayal bile edemeyeceği zirvelerdeki malikânelerinde çok daha büyük hesaplar yapıyorlar; küresel projeler oluşturup ellerindeki teknolojik ve beşeri araçları usul usul kullanıma sokuyorlar. Aç gözlü birileri kendi tarlalarını genişletme hesaplarıyla içindeki canlara aldırmadan ormanları yaktırırken, birileri de onları gizliyor, yardım ve yataklık yapıyor. Güneş her gün yeniden doğuyor. Öğretmenler uzaktan eğitim de olsa derslerini hazırlıyor, fırıncılar ekmek üretmeye devam ediyor, kamyoncular yeni yolculuklara çıkıyor. Öğrenciler yeni şeyler öğreniyor. Anneler dünyaya yeni bebekler getiriyor. Aydınlık ve karanlık hesapların eksik olmadığı dünyada her geçen gün çok sayıda insan Korona kurbanı olarak hastalığın pençesine düşüyor ya da yaşamını yitiriyor. Dünyayı kasıp kavuran virüsün öz annesi gerçekten yarasalar mıydı, kimse tam olarak bilmiyor.
Kovid 19 salgını azalacağına mutasyonlarıyla artıp yayılıyor. Televizyon kanalları bir yılı aşkın süredir içimizi karartan haberleri, konu ile ilgili açık oturumları, bilgilendirici programları ekranlara taşıyıp duruyorlar.

Herkes aynı kültür ve anlayış düzeyinde olmadığı için anladığımız şeyler var, anlamadığımız şeyler var.

Salgın önlemleri emeği ile geçinenler ve aileleri başta olmak üzere küçük esnafı, işsizleri öğrencileri ve toplumun diğer kesimlerini ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. Sağlık çalışanları bu ucu bir görünüp bir kaybolan tünelde ter döküp duruyorlar.

Bilim kurulları, devlet yetkilileri hastalığın etkisini en aza indirebilmek için toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Yine devlet katlarında yetkili ve sorumlu olanlar salgının zararlarını en aza indirebilmek için ihtiyaç duyan her kesime, her anlamda ulaşmaya; olanaklar ölçüsünde destek vermeye çalışıyorlar.

Sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde duyarlı insanlar duyarlılıkları ölçüsünde gerginlik içindeler. Kendilerini ve yakınlarını korumaya çalışırken hastalıktan ve alınan zorunlu önlemlerden etkilenen ekonomi ve sosyal yaşam, eğitim gibi şeyleri düşünüp ister istemez daralıyorlar.

Son zamanlarda dünyanın her yerinde birinci dalgaya oranla daha hızlı yayılan, çocukları ve gençleri de hastanelere yatıran mutasyonlarla hastalık etkisini artırıyor.

Kanada’nın sağlığa zararlı materyal içerdiği için maske kullanımını zorunlu olmaktan çıkardığı yönünde haberler düşüyor ekranlara.

Aradan zaman geçtikçe, salgının bireysel ve toplumsal yaşamımız üzerindeki baskısı arttıkça “bu bela dünyanın başına nereden sarıldı? Bunca felaketin içinde insan eli var mıdır?” sorularını soranların, bunları konuşanların sayısı da giderek azalıyor.

Çoğumuz sadece önümüze bakıyoruz ve bu küresel yıkımdan bir an önce kurtulmak için dualar ediyoruz.

*

Banknot, madeni ve kaydi biçimlerinin dışında, günümüzde artık sanal yüzünü de göstermiş olan para, pek çok insan için yüzyıllardır dünyanın mutlak imparatoru durumunda. Paranın her türlüsü, sayısız işte ve sınırsız şekilde hem kullanılabiliyor, hem biriktirilebiliyor; bu anlamda çuvalın dibi yok.

Çağdaş haberleşme teknolojileri sayesinde artık Yağmur Ormanları’nın bilinmeyen bölgelerinde kabile yaşamı sürenler de, Afrika’nın uzak köşelerinde ya da uçsuz bucaksız çöllerle kutuplarda yaşayanlar da ekranlarına düşen lüks yaşamların farkına varıyor; benzerlerine sahip olmak istiyorlar.

Etik kurallar, inançlar, azla yetinme, şükretme kültürü bu fırtınada giderek hafifliyor;  bu değerlerin bazıları havalarda uçuşuyor.

Küçükler küçük paraların peşinden koşarken büyükler çok daha fazlasına ulaşmak için her yolu kullanıyor.

Küçük birikimlerini altına, dövize, sanal paraya çevirenler de var; büyük paralarını yazılımıyla donanımıyla bilgisayarlara, internet bağlantılı ticaretlere, aşı üreticisi firmalara yatıranlar da.

Dünyaya uzaktaki köyünün penceresinden bakanlar da var, dünyanın zengin kentlerindeki gökdelenlerde veya tatil bölgelerindeki geniş arazili mülklerindeki rezidanslarının pencerelerinden bakanlar da.

Tek başlarına küçük işler yaparak, emeklerini satarak yaşamlarını kazanmaya çalışanlar da var; meşhur Baba filminde örneğini görmüş olduğumuz biçimde kendi gizli yapılarını kurup diğer insanların canını, kanını kendilerine helal sayanlar; çetelerini kullanıp cinayetler işletenler de.

 Herkesin derdi başka. Kimileri küçük, helal ekmeklerini kovalarken, azınlık durumundaki aşırı güç sahibi birileri de herkesin çıkamayacağı, hatta hayal bile edemeyeceği zirvelerdeki malikânelerinde çok daha büyük hesaplar yapıyorlar; küresel projeler oluşturup ellerindeki teknolojik ve beşeri araçları usul usul kullanıma sokuyorlar. Aç gözlü birileri kendi tarlalarını genişletme hesaplarıyla içindeki canlara aldırmadan ormanları yaktırırken, birileri de onları gizliyor, yardım ve yataklık yapıyor.

Güneş her gün yeniden doğuyor.

Öğretmenler uzaktan eğitim de olsa derslerini hazırlıyor, fırıncılar ekmek üretmeye devam ediyor, kamyoncular yeni yolculuklara çıkıyor. Öğrenciler yeni şeyler öğreniyor. Anneler dünyaya yeni bebekler getiriyor.

Aydınlık ve karanlık hesapların eksik olmadığı dünyada her geçen gün çok sayıda insan Korona kurbanı olarak hastalığın pençesine düşüyor ya da yaşamını yitiriyor.

Dünyayı kasıp kavuran virüsün öz annesi gerçekten yarasalar mıydı, kimse tam olarak bilmiyor.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.