Röportaj Haber Girişi: 27.11.2020 - 09:05, Güncelleme: 27.11.2020 - 09:05

En Büyük Hayalim Susurluk’ta Bir Sinema Filmi Çekmek

 

En Büyük Hayalim Susurluk’ta Bir Sinema Filmi Çekmek

Röportaj: Ümran ÖZTÜRK  Ressam, şair,senarist, tiyatrocu, sinema ve dizi oyuncusu, tiyatro ve sinemadaki başarısıyla dikkat çeken ve yüzden fazla dizide rol alan, Susurluklu oyuncu Ahmet Bilgin ile sohbet havasında içten bir söyleşi yaptık.  En büyük hayalinin Susurluk’ta bir sinema filmi çekmek olduğunu söyleyen Ahmet Bilgin filmin hikayesini de kendisi yazacağını söylerken kariyer hedefinin de tiyatro ve sinema üzerine yoğunlaştığını belirtti.  Ahmet Bilgin Kimdir?  9 Eylül 1969 Susurluk’ta dünyaya geldi. Şeker fabrikasından emekli Susurluk’un eski esnaflarından mahrukatçı namı diğer Yalnayak Hasan Bilgin’in oğludur.  Ahmet Bilgin 1986'da İstanbul'da amatör tiyatro çalışmalarına başladı. 1989'dan itibaren çalışmalarını Ankara'da sürdürdü. Tiyatro O.D.A., Ankara Oyuncular Birliği,    Başkent Oyuncuları, Ankara Halk Tiyatrosu, Çevre Bakanlığı Çocuk Tiyatrosu, Aseom, Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu, Tiyatro Atölyesi, Tiyatro Mu, Tiyatro Muhalif'te oyuncu olarak çalıştı.  Sevimli Palyaçolar, Prens Hima, Şeyh Bedreddin adlı oyunları yazdı. Sevimli Palyoçolar'ı Ankara Halk Oyuncuları Tiyatrosu'nda, Şeyh Bedredreddin'i Tiyatro Muhalif'te yönetti. Rıfat Ilgaz'ın Pijamalılar'ını senaryolaştırdı. 'Örümcek' adlı bir de radyo tiyatrosu bulunmaktadır.  İlk olarak 1999 yılında Ayşe Tolga, Hakan Yılmaz, Tuluğ Çizgen gibi isimlerin yer aldığı “Ayrılsak Da Beraberiz” dizisinde rol aldı.   2002 yılında  Tarık Akan, Meltem Cumbul, Mehmet Ali Alabora, Müjdat Gezen ve Ali Poyrazoğlu gibi usta isimler ile birlikte yer aldığı Abdülhamit Düşerken filmi ile sinemaya adım attı. Bu filmde dikkatleri üstüne çekmeyi başardı ve artarda sevilen dizilerde oynadı.   Hayat Bilgisi, Cennet Mahallesi,Yabancı Damat, Gümüş,Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili,Doktorlar, Son Osmanlı Yandım Ali, Sıla, Yalancı Yarim, Kavak Yelleri, Kurtlar Vadisi Pusu, Akasya Durağı, Kaçak, Arka Sokakalar, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Payitaht,  Yedi Güzel Adam, Muhteşem Yüzyıl , Arkadaşlar İyidir, Filinta,Canan, Küçük Kadınlar..gibi daha nice diziler başarı ile  rol aldığı  projelerden bazılarıdır.    •Ahmet Bilgin doğduğu yer Susurluk’u sıcacık kısa cümlelerle anlattı. Çocukların daha bilgisayar ve cep telefonuyla tanışmadığı, sokaklarda oynadığı, arkadaşlığın en önemli kavram olduğu bir zamanda büyüdüm. O zamanlar Susurluk çok güzel bir kasabaydı. Paylaşmanın , arkadaşlığın, komşuluğun önemini Susurluk’ta öğrendim. O zamanlar evlerin kapıları kilitlenmezdi. Komşulara teklifsiz gidilirdi. O küçük kasabanın o güzel insanları benim hayata bakışımı belirledi. •Oyunculuk serüveniniz ne zaman başladı? Çocukluğumda Susurluk’ta iki kapalı, üç tane açık sinema salonu vardı. Hiçbir filmi kaçırmazdık. Senede bir kaç kez de turne tiyatroları gelip oyunlar oynardı. Hatırladığım kadarıyla seksenli yıllardı. Zevk Sinemasında bir vodvil izlemiş ve tiyatroya aşık olmuştum. Ancak daha çocukluk yıllarımda kendi yaptığım Karagöz sahnesinde, mahalledeki arkadaşlara Karagöz oynatmışlığım da vardır. İstanbul’da amatörce tiyatroyla ilgilenmiştim ama bu mesleği yapmaya Ankara’da karar verdim. Çok sevdiğim ve değer verdiğim Taşkın Örem hocamın oğlu Murat Örem’in bunda etkisi büyüktür. Murat ve ben, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin Tiyatro Bölümü sınavlarına girdik. Murat sınavlarda en yüksek notları alarak bölümü birincilikle kazandı. Ben birinci yedek oldum. Üçüncü yedeğe kadar aldılar bölüme. Ama Murat ve ben kaydımızı yaptırmadık. Murat’ın önerisiyle Konur Sokakta bir tiyatroda çalışmaya başladım. Ardından Neredeyse Ankara’daki tüm özel tiyatrolarda çalıştım. Ancak benim için bir okul olan Halk Tiyatrosu ve Tiyatro Atölyesi’nin yeri çok başkadır. •Bugüne kadar hangi tiyatro, sinema, dizi projelerinde rol aldınız? En çok hangi rolü severek oynadınız? Çok fazla tiyatro oyunda rol aldım. Emmanuel Robles’in, “Özgürlüğün Bedeli” ve Vasıf Öngören’in, “Asiye Nasıl Kurtulur?’ adlı oyunları çok severek oynadığım oyunlardandır. Yüze yakın sinema ve dizi filmde rol aldım. Oynadığım bazı diziler uzun sürdü, bazıları ise reyting yüzünden çok kısa sürdü. İşimi hep severek yaptım. •Sinema filmi mi, dizi filmi mi, tiyatro mu hangisini daha çok tercih edersiniz? Benim için öncelik her zaman tiyatrodur. Sinema ikinci sırada, dizi ise üçüncü sırada gelir. •Başka sanat dallarıyla ilginiz oldu mu? Sanatta sizi besleyen nedir? Resim, şiir, senaryo çalışmalarım oldu. İyi bir sinema, tiyatro izleyicisiyim. Okumayı severim. İstanbul’daki sanat etkinliklerini elimden geldiğince takip etmeye çalışırım. Eğer bir sanat dalıyla ilgileniyorsanız, sanatla beslenmeniz gerekir. Tiyatronun merkezinde her zaman insan vardır. Tiyatro toplumdan beslenir. Sanat bir arama ve sorgulama biçimi olmuştur benim için. •Kariyerinizdeki hedefiniz nedir? Kariyer kelimesinin yaptığım işte pek anlam ifade ettiğini düşünmüyorum. En azından benim için öyle. Bizim meslekte müdürlük, genel müdürlük gibi şeyler önemsiz. Sahneye çıkabildiğiniz sürece mutlu olursunuz. Ben daha çok muhalif metinler oynamaktan zevk alıyorum. Sanat hayatı sorgular ve eleştirir. Bunu da estetik kaygılarla yapar. Ben bir muhalifim. Bir muhalif olarak kendime hiçbir zaman bir kariyer planlaması yapmadım. Gerçekleştirmek istediğim hedeflerim var ancak bunların hepsi tiyatro ve sinema ile ilgili. •Pandemi döneminde bildiğim kadarıyla TRT için bir dizi çektiniz. Bu dönemde çalışmalarınız zor olmadı mı? Nasıl tedbirler alarak film çektiniz? Evet. Pandemi döneminde otuz bölümlük bir dizi çektik. Pandemi döneminde, karantina altında çekilen ilk diziydi. Büyük bir platoda çalıştık. Tüm önlemler alınmıştı. Altı hafta boyunca karavanlarda kaldık. Çekimler bitene kadar iki sağlık görevlisi tüm ekiple ilgilendi. Yapım şirketi her türlü ihtiyacı düşünerek yapılandırmıştı platoyu. Çekimler bitene kadar hiç kimsenin dışarıyla teması olmadı. Alışık olmadığımız bir çalışma sistemi olduğu için oyuncular olarak biraz zorlandık ama sonucunda çok emek verilmiş güzel proje oldu. •İnternet dizileri için neler düşünüyorsunuz? İnsanlar artık televizyondan daha çok internette vakit geçiriyorlar. Sinema ve diziler için de yeni bir mecra oldu internet. Yeni yönetmenlere, oyunculara, insanlara ulaşma konusunda çok büyük kolaylıklar sağlıyor. Yerel çalışmalar bir anda uluslararası platformlarda sesini duyurabiliyor. Ben de internette şansını deneyen bir kaç arkadaşıma destek olmak için internet projelerinde oyunculuk yaptım. •Sette yaşadığınız mutlaka ilginç olaylar olmuştur. Unutamadığınız enteresan bir olayı paylaşır mısınız? Son Osmanlı Yandım Ali setinde bir taverna sahibini canlandırdım. Sahnede Ziynet Sali, güzel bir orkestra eşliğinde Rumca şarkılar söylüyordu. Çekime ara verdiğimizde müzisyenlerden biri yanıma geldi ve “Abi beni tanıdın mı?” dedi. O anda fark ettim Susurluk’tan çocukluk arkadaşım Sabri Göçmez’di. Yıllardır görmediğim Susurluk müzisyenlerinden Sabri’yi görmek beni çok mutlu etmişti. Uzun uzun sohbet ettik. Hala daha görüşürüz İstanbul’da. Diğer ilginç olay Hülya Koçyiğit ‘in oynadığı Sular Durulmuyor isimli dizide başımıza geldi. Bir silahlı çatışma sahnesi çekilecekti. Ekip tüm yolları kapatmış ancak küçük bir ara sokağı unutmuşlar. Çekimin tam ortasında, silahların patladığı anlarda, o küçük sokaktan bir araba çıktı ve çatışan iki grubun ortasında durdu. Biz de herhalde bize söylemeyi unuttular, sahneye yardımcı oyuncuları dahil ettiler diye düşündük ve çatışmaya devam ettik. Birden arabanın kapıları açıldı dört kişi kendini dışarı attı. İkisi can havliyle koşarak uzaklaşmaya çalıştı. Diğer iki kişi kendilerini yere atıp, sürünerek güvenli bir yer aramaya başladılar. Sonradan anladık ki çekimden haberi olmayan dört arkadaşmış. Oralarda arabayla geziyorlarmış. Bir çatışmanın ortasına düştüklerini sanmışlar ve çok korkmuşlar. •Memleketiniz Susurluk için bir projeniz var mı? Susurluklulara nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Susurluk’ta geçen bir hikaye var aklımda. Onu senaryo haline getirmek istiyorum. Susurluk’ta bir sinema filmi çekmek benim hayalim. Umarım bu hayalimi gerçekleştirebilirim. Artık Susurluk’ta bizim gençliğimizdeki gibi bir kültürel etkinlikler yok. Eski sinemaların yerinde apartmanlar var şimdi. Susurluklu hemşerilerimden belediyeyi bu konuda zorlamalarını istiyorum. Çocuklarımız, gençlerimiz ne kadar çok kültürel, sanatsal etkinliklerin içinde olurlarsa iç dünyaları o kadar çok gelişir. •Van’a hiç gittiniz mi? Gittiyseniz izlenimlerinizden kısa söz eder misiniz? Sizi en çok etkileyen ne oldu? Van için bir projeniz var mı? Van’a 1990 ya da 1991 yıllarında turneye girmiştik. Hatırladığım kadarıyla Aziz Nesin’in bir oyununu oynamıştık. Oyun sonrası hemen yola çıktığımız için Van’ın güzelliklerini görme imkanım olmadı. Akdamar adasını ve adadaki Surp Hac kilisesini görmeyi çok isterdim. Yaşar Kemal’in bir yazısında, Surp Hac kilisesinin yıkımını durdurabilmek için nasıl çaba sarf ettiğini okumuştum. Eğer Yaşar Kemal yıkımı durdurmasaydı kaybolan diğer değerler gibi Surp Hac’ı da yitirecektik. Van Devlet Tiyatrosunun kuruluşunda emeği geçen çok arkadaşım var. Görev yaptıkları süre boyunca hem Van’a hem de Vanlılara hayran kaldıklarını söylerlerdi. Ben de en kısa zamanda Van’ı ziyaret etmeyi planlıyorum.  Pandemiye rağmen bize bu söyleşi için zaman ayırdığın, evimize gelip sıcacık sohbetinle konuğumuz olduğun için çok teşekkür ederim.    Ben teşekkür ederim.  Tüm sevenlerime selamlar sevgiler sağlıklı günler dilerim. Not: Yalnayak Hasan Lakabı nereden gelmektedir. Fakiri fukarayı kollayıp elinde avucunda ne varsa veren Hasan Bilgin, ihtiyaç sahibine ettiği yardımın yetmediğini düşündüğünde ise ayakkabısını bile vererek eve yalınayak gelmesinden dolayı Susurlukların kendisine verdiği bir lakaptır.  

Röportaj: Ümran ÖZTÜRK 

Ressam, şair,senarist, tiyatrocu, sinema ve dizi oyuncusu, tiyatro ve sinemadaki başarısıyla dikkat çeken ve yüzden fazla dizide rol alan, Susurluklu oyuncu Ahmet Bilgin ile sohbet havasında içten bir söyleşi yaptık. 

En büyük hayalinin Susurluk’ta bir sinema filmi çekmek olduğunu söyleyen Ahmet Bilgin filmin hikayesini de kendisi yazacağını söylerken kariyer hedefinin de tiyatro ve sinema üzerine yoğunlaştığını belirtti. 

Ahmet Bilgin Kimdir? 

9 Eylül 1969 Susurluk’ta dünyaya geldi. Şeker fabrikasından emekli Susurluk’un eski esnaflarından mahrukatçı namı diğer Yalnayak Hasan Bilgin’in oğludur. 

Ahmet Bilgin 1986'da İstanbul'da amatör tiyatro çalışmalarına başladı. 1989'dan itibaren çalışmalarını Ankara'da sürdürdü. Tiyatro O.D.A., Ankara Oyuncular Birliği,  

 Başkent Oyuncuları, Ankara Halk Tiyatrosu, Çevre Bakanlığı Çocuk Tiyatrosu, Aseom, Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu, Tiyatro Atölyesi, Tiyatro Mu, Tiyatro Muhalif'te oyuncu olarak çalıştı. 

Sevimli Palyaçolar, Prens Hima, Şeyh Bedreddin adlı oyunları yazdı. Sevimli Palyoçolar'ı Ankara Halk Oyuncuları Tiyatrosu'nda, Şeyh Bedredreddin'i Tiyatro Muhalif'te yönetti. Rıfat Ilgaz'ın Pijamalılar'ını senaryolaştırdı. 'Örümcek' adlı bir de radyo tiyatrosu bulunmaktadır. 

İlk olarak 1999 yılında Ayşe Tolga, Hakan Yılmaz, Tuluğ Çizgen gibi isimlerin yer aldığı “Ayrılsak Da Beraberiz” dizisinde rol aldı. 

 2002 yılında  Tarık Akan, Meltem Cumbul, Mehmet Ali Alabora, Müjdat Gezen ve Ali Poyrazoğlu gibi usta isimler ile birlikte yer aldığı Abdülhamit Düşerken filmi ile sinemaya adım attı. Bu filmde dikkatleri üstüne çekmeyi başardı ve artarda sevilen dizilerde oynadı. 

 Hayat Bilgisi, Cennet Mahallesi,Yabancı Damat, Gümüş,Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili,Doktorlar, Son Osmanlı Yandım Ali, Sıla, Yalancı Yarim, Kavak Yelleri, Kurtlar Vadisi Pusu, Akasya Durağı, Kaçak, Arka Sokakalar, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Payitaht,  Yedi Güzel Adam, Muhteşem Yüzyıl , Arkadaşlar İyidir, Filinta,Canan, Küçük Kadınlar..gibi daha nice diziler başarı ile  rol aldığı  projelerden bazılarıdır.   

•Ahmet Bilgin doğduğu yer Susurluk’u sıcacık kısa cümlelerle anlattı.

Çocukların daha bilgisayar ve cep telefonuyla tanışmadığı, sokaklarda oynadığı, arkadaşlığın en önemli kavram olduğu bir zamanda büyüdüm. O zamanlar Susurluk çok güzel bir kasabaydı. Paylaşmanın , arkadaşlığın, komşuluğun önemini Susurluk’ta öğrendim. O zamanlar evlerin kapıları kilitlenmezdi. Komşulara teklifsiz gidilirdi. O küçük kasabanın o güzel insanları benim hayata bakışımı belirledi.

•Oyunculuk serüveniniz ne zaman başladı?

Çocukluğumda Susurluk’ta iki kapalı, üç tane açık sinema salonu vardı. Hiçbir filmi kaçırmazdık. Senede bir kaç kez de turne tiyatroları gelip oyunlar oynardı. Hatırladığım kadarıyla seksenli yıllardı. Zevk Sinemasında bir vodvil izlemiş ve tiyatroya aşık olmuştum. Ancak daha çocukluk yıllarımda kendi yaptığım Karagöz sahnesinde, mahalledeki arkadaşlara Karagöz oynatmışlığım da vardır. İstanbul’da amatörce tiyatroyla ilgilenmiştim ama bu mesleği yapmaya Ankara’da karar verdim. Çok sevdiğim ve değer verdiğim Taşkın Örem hocamın oğlu Murat Örem’in bunda etkisi büyüktür. Murat ve ben, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin Tiyatro Bölümü sınavlarına girdik. Murat sınavlarda en yüksek notları alarak bölümü birincilikle kazandı. Ben birinci yedek oldum. Üçüncü yedeğe kadar aldılar bölüme. Ama Murat ve ben kaydımızı yaptırmadık. Murat’ın önerisiyle Konur Sokakta bir tiyatroda çalışmaya başladım. Ardından Neredeyse Ankara’daki tüm özel tiyatrolarda çalıştım. Ancak benim için bir okul olan Halk Tiyatrosu ve Tiyatro Atölyesi’nin yeri çok başkadır.

•Bugüne kadar hangi tiyatro, sinema, dizi projelerinde rol aldınız? En çok hangi rolü severek oynadınız?

Çok fazla tiyatro oyunda rol aldım. Emmanuel Robles’in, “Özgürlüğün Bedeli” ve Vasıf Öngören’in, “Asiye Nasıl Kurtulur?’ adlı oyunları çok severek oynadığım oyunlardandır. Yüze yakın sinema ve dizi filmde rol aldım. Oynadığım bazı diziler uzun sürdü, bazıları ise reyting yüzünden çok kısa sürdü. İşimi hep severek yaptım.



•Sinema filmi mi, dizi filmi mi, tiyatro mu hangisini daha çok tercih edersiniz?

Benim için öncelik her zaman tiyatrodur. Sinema ikinci sırada, dizi ise üçüncü sırada gelir.

•Başka sanat dallarıyla ilginiz oldu mu? Sanatta sizi besleyen nedir?

Resim, şiir, senaryo çalışmalarım oldu. İyi bir sinema, tiyatro izleyicisiyim. Okumayı severim. İstanbul’daki sanat etkinliklerini elimden geldiğince takip etmeye çalışırım. Eğer bir sanat dalıyla ilgileniyorsanız, sanatla beslenmeniz gerekir. Tiyatronun merkezinde her zaman insan vardır. Tiyatro toplumdan beslenir. Sanat bir arama ve sorgulama biçimi olmuştur benim için.

•Kariyerinizdeki hedefiniz nedir?

Kariyer kelimesinin yaptığım işte pek anlam ifade ettiğini düşünmüyorum. En azından benim için öyle. Bizim meslekte müdürlük, genel müdürlük gibi şeyler önemsiz. Sahneye çıkabildiğiniz sürece mutlu olursunuz. Ben daha çok muhalif metinler oynamaktan zevk alıyorum. Sanat hayatı sorgular ve eleştirir. Bunu da estetik kaygılarla yapar. Ben bir muhalifim. Bir muhalif olarak kendime hiçbir zaman bir kariyer planlaması yapmadım. Gerçekleştirmek istediğim hedeflerim var ancak bunların hepsi tiyatro ve sinema ile ilgili.

•Pandemi döneminde bildiğim kadarıyla TRT için bir dizi çektiniz. Bu dönemde çalışmalarınız zor olmadı mı? Nasıl tedbirler alarak film çektiniz?

Evet. Pandemi döneminde otuz bölümlük bir dizi çektik. Pandemi döneminde, karantina altında çekilen ilk diziydi. Büyük bir platoda çalıştık. Tüm önlemler alınmıştı. Altı hafta boyunca karavanlarda kaldık. Çekimler bitene kadar iki sağlık görevlisi tüm ekiple ilgilendi. Yapım şirketi her türlü ihtiyacı düşünerek yapılandırmıştı platoyu. Çekimler bitene kadar hiç kimsenin dışarıyla teması olmadı. Alışık olmadığımız bir çalışma sistemi olduğu için oyuncular olarak biraz zorlandık ama sonucunda çok emek verilmiş güzel proje oldu.



•İnternet dizileri için neler düşünüyorsunuz?

İnsanlar artık televizyondan daha çok internette vakit geçiriyorlar. Sinema ve diziler için de yeni bir mecra oldu internet. Yeni yönetmenlere, oyunculara, insanlara ulaşma konusunda çok büyük kolaylıklar sağlıyor. Yerel çalışmalar bir anda uluslararası platformlarda sesini duyurabiliyor. Ben de internette şansını deneyen bir kaç arkadaşıma destek olmak için internet projelerinde oyunculuk yaptım.

•Sette yaşadığınız mutlaka ilginç olaylar olmuştur. Unutamadığınız enteresan bir olayı paylaşır mısınız?

Son Osmanlı Yandım Ali setinde bir taverna sahibini canlandırdım. Sahnede Ziynet Sali, güzel bir orkestra eşliğinde Rumca şarkılar söylüyordu. Çekime ara verdiğimizde müzisyenlerden biri yanıma geldi ve “Abi beni tanıdın mı?” dedi.
O anda fark ettim Susurluk’tan çocukluk arkadaşım Sabri Göçmez’di. Yıllardır görmediğim Susurluk müzisyenlerinden Sabri’yi görmek beni çok mutlu etmişti. Uzun uzun sohbet ettik. Hala daha görüşürüz İstanbul’da.
Diğer ilginç olay Hülya Koçyiğit ‘in oynadığı Sular Durulmuyor isimli dizide başımıza geldi. Bir silahlı çatışma sahnesi çekilecekti. Ekip tüm yolları kapatmış ancak küçük bir ara sokağı unutmuşlar. Çekimin tam ortasında, silahların patladığı anlarda, o küçük sokaktan bir araba çıktı ve çatışan iki grubun ortasında durdu. Biz de herhalde bize söylemeyi unuttular, sahneye yardımcı oyuncuları dahil ettiler diye düşündük ve çatışmaya devam ettik. Birden arabanın kapıları açıldı dört kişi kendini dışarı attı. İkisi can havliyle koşarak uzaklaşmaya çalıştı. Diğer iki kişi kendilerini yere atıp, sürünerek güvenli bir yer aramaya başladılar. Sonradan anladık ki çekimden haberi olmayan dört arkadaşmış. Oralarda arabayla geziyorlarmış. Bir çatışmanın ortasına düştüklerini sanmışlar ve çok korkmuşlar.

•Memleketiniz Susurluk için bir projeniz var mı? Susurluklulara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Susurluk’ta geçen bir hikaye var aklımda. Onu senaryo haline getirmek istiyorum. Susurluk’ta bir sinema filmi çekmek benim hayalim. Umarım bu hayalimi gerçekleştirebilirim.
Artık Susurluk’ta bizim gençliğimizdeki gibi bir kültürel etkinlikler yok. Eski sinemaların yerinde apartmanlar var şimdi. Susurluklu hemşerilerimden belediyeyi bu konuda zorlamalarını istiyorum. Çocuklarımız, gençlerimiz ne kadar çok kültürel, sanatsal etkinliklerin içinde olurlarsa iç dünyaları o kadar çok gelişir.



•Van’a hiç gittiniz mi? Gittiyseniz izlenimlerinizden kısa söz eder misiniz? Sizi en çok etkileyen ne oldu? Van için bir projeniz var mı?

Van’a 1990 ya da 1991 yıllarında turneye girmiştik. Hatırladığım kadarıyla Aziz Nesin’in bir oyununu oynamıştık. Oyun sonrası hemen yola çıktığımız için Van’ın güzelliklerini görme imkanım olmadı. Akdamar adasını ve adadaki Surp Hac kilisesini görmeyi çok isterdim. Yaşar Kemal’in bir yazısında, Surp Hac kilisesinin yıkımını durdurabilmek için nasıl çaba sarf ettiğini okumuştum. Eğer Yaşar Kemal yıkımı durdurmasaydı kaybolan diğer değerler gibi Surp Hac’ı da yitirecektik.
Van Devlet Tiyatrosunun kuruluşunda emeği geçen çok arkadaşım var. Görev yaptıkları süre boyunca hem Van’a hem de Vanlılara hayran kaldıklarını söylerlerdi. Ben de en kısa zamanda Van’ı ziyaret etmeyi planlıyorum. 

Pandemiye rağmen bize bu söyleşi için zaman ayırdığın, evimize gelip sıcacık sohbetinle konuğumuz olduğun için çok teşekkür ederim.   

Ben teşekkür ederim.  Tüm sevenlerime selamlar sevgiler sağlıklı günler dilerim.

Not: Yalnayak Hasan Lakabı nereden gelmektedir. Fakiri fukarayı kollayıp elinde avucunda ne varsa veren Hasan Bilgin, ihtiyaç sahibine ettiği yardımın yetmediğini düşündüğünde ise ayakkabısını bile vererek eve yalınayak gelmesinden dolayı Susurlukların kendisine verdiği bir lakaptır.  

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.