Güncel Haber Girişi: 09.02.2021 - 16:38, Güncelleme: 09.02.2021 - 17:13

Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk: Yöneticiler kenti tanımıyor, hafıza diye bir kaygıları yok

 

Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk: Yöneticiler kenti tanımıyor, hafıza diye bir kaygıları yok

Van’ı sahiplenen, koruyan kimsenin olmadığını belirten Çekül Vakfı Van Gölü Havzası Bölge Koordinatörü, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, “Tarihi ve kültürel değeri olan eski Van Asker Hastanesinin yıktırtılması milli kayıp olur. Kültürel mimarinin sürekliliğini kazanması açısından bir hafıza kaybı oluyor. Şuanda Van’ı yöneten idarecilerin, politikacıların böyle bir kaygısı da yok. Neden, çünkü şehri tanımıyorlar, bölgeyi tanımıyorlar. Van’da yaşayan herkes kentin gelişimine katkı sunmalıdır” dedi.
Burhan Ergin Van YYÜ Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, Van’ın ve ülkenin gündemine gelerek tartışılan eski Van Asker Hastanesi’yle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Gazetemizi ziyaret ederek Asker Hastanesi’ni köşe yazısıyla gündeme taşıyan yazı işleri müdürümüz İkram Kali ile görüşen Öztürk,  Van’ın hafızasına, kentin kültürel değerlerine sahip çıkılması noktasında Vansesi’nin haber ve köşe yazılarıyla gösterdiği etkili çabaların önemli olduğunu belirterek, Van Asker Hastanesi statik ve strüktürel olarak da sağlam bir yapıdır, korunması sahip çıkılması gerekir.  Onun için bizim bunu kenti yönetenlere, siyasilere detaylı bir şekilde anlatmamız gerekiyor diye konuştu. “Van Asker Hastanesi müzeye dönüştürülmeli” Van Asker Hastanesinin kültür varlığı olarak tescillenmesi için üzerinde çalışma yapacağını açıklayan Dr. Öğretim Üyesi Öztürk, “Şahsi düşüncem Van Asker Hastanesinin askeri müze veya sağlık müzesine dönüştürülmelidir. Son 70-80 yıldaki sağlık gelişimlerinin hem alet gereç olarak hem de idari anlamda bir planlama yapılarak çok güzel şekilde müzeye dönüştürülerek kent hafızasına önemli bir katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Hatta onarıldıktan sonra çevresiyle birlikte bunun kültür varlığı olarak tescillenmesi gerekiyor. Van Asker Hastanesiyle ilgili çalışma yapmak istiyorum. Van Asker Hastanesinin Van hafızasına kazandırılması bağlamında mimari olarak üzerime düşen görevi yerine getirmek istiyorum. Van’da yaşayan herkes kentin gelişimine katkı sunmalıdır. Bende mimari olarak Van için elimden gelen her türlü çabayı sarf etmek isterim. Van’ın hafızasına hep birlikte sahip çıkalım” diye konuştu. “Mimari olarak kent keşmekeş hale dönüştürüldü” Van’da yerel yönetimlerin ve idarecilerin düzgün planlama yapamadıklarını belirten Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, “Bildiğiniz üzere Şahbettin Özarslaner belediye başkanlığı döneminde Van Belediyesi tarihi kentler birliğinin üyesi oldu. Bu süreç içerisinde hem kültürel anlamda  hem de mimari anlamda bir takım değişiklikleri çeşitli illerin belediyeleri zaman zaman tarihi kentler birliğinin toplantısında dile getirerek. ilgili çözümler bulunuyor. Bazı projelere ciddi anlamda maddi katkıda sağlıyorlar. Bu bağlamda Van’ın 100 yıllık tarihini incelemek gerekiyor. 100 yıllık tarihinde eski Van’ın malum bir geçmişi var. 1915’ten sonraki günümüz Van’ı değerlendirdiğimizde ilimizin ilk imar planı 1900’lü yılların başında Osmanlı döneminde yapılıyor. İskele Caddesi baz alınarak küçük bir imar planı hazırlanıyor. Günümüzdeki Cumhuriyet Caddesi ekseninin doğrultusunda bir plan yapılıyor. Şehir ilk yapıldığı dönemde bu aks üzerinde büyüyor. 1945 yılında Asım Körükçüoğlu’nun Van ile ilgili bir imar planı çalışması var. O projede merkez Cumhuriyet Caddesi olmak kaydıyla çeperlere doğru daha seyrek bir bağ evi şeklinde üç katlı yapı mimarisinin ön planda olduğu bir planlama gelişiyor. En büyük imar planı 1980’li yıllarda yapılıyor. Turgut Özal döneminde imar affı çerçevesinde şehirde birçok niteliksiz, ruhsatsız, plansız, programsız yapılar ruhsatlandırılarak tapulandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ve kısmen Osmanlı döneminde inşa edilen Van şehrindeki yapıların büyük bir kısmı maalesef 1990’lı yılların başına kadar yitirildi. Bunun sebebi gerek 1945 gerek 1980, gerekse 1990’lı yıllarda yapılan imar planlarından kaynaklandı. O zamanlar koruma amaçlı imar planı hazırlanmadı. Koruma amaçlı imar planı hazırlanmayınca kentte var olan kehrizler, eski sokaklar, eski çarşılar, hanlar, tarihi hamamlar yok edildi. Bu da belediye ve idarecilerde gerekli bilincin olmamasından kaynaklanıyor. Ön görü, vizyon, vizyoner bakış açısı olmamasından dolayı her gelen yönetim kendi kafasına göre bir planlama yaparak mimari olarak kent keşmekeş hale dönüştürüldü” dedi.  “Çok sayıda önemli yapı yok edildi” Van’da çok sayıda kültür değeri olan yapının yok edildiğini belirten Öztürk, “Şehrin merkezinde ara sokaklara indiğimizde geleneksel dokuda inşa edilen çok sayıda dükkan vardı. Çok önemli mimari yapılar vardı. Soğuk demir işçiliği vardı. Atatürk Lisesi, gümrük müdürlüğü binası, İnönü İlköğretim Okulu, 1946 yılında yapılan Ticaret Lisesi, eski hükümet konağı gibi önemli yapılar Van’da bulunuyordu. Bunların hiçbirini koruyamadık. Mimarlar odası başkanlığım dönemimde Tekel binası ve gümrük binasıyla ilgili yasal işlemleri başlattım. Tekel binasını tescil ettirmeyi başardık ancak gümrük binasını maalesef tescil ettiremedik. Bu bağlamda yine o dönemde eski sofu kehrizi vardı, tescil ettirdik. Bunları kentin birer değeri olarak koruma altına aldık ama bunların dışında çok sayıda önemli yapı yok edildi. Özellikle bu yok etmenin kasıtlı olarak yapıldığını düşünmüyorum. Bilinç oluşmadı, mimari rant bu bölgelerde arttı. Uyarılarda pek dikkate alınmadı. O günkü mantık içerisinde bu tür yapıların siyasi olarak da çok büyük bir karşılığı yoktu. Çünkü asıl ciddi koruma kanunu 1983 yılında Kenan Evren’in döneminde çıkarılmış olmasına rağmen en kapsamlı AK Parti hükümetlerinin ilk döneminde Erkan Mumcu’nun bakanlığında 5226 sayılı yasayla yapıldı. Bu yasada çok sayıda imkanlar sağlandı. Belediyelerdeki imar emlak vergilerinin yüzde 10’unun bu alanlara aktırılması sağlandı. Bütün bunlar dikkate alınmadı” ifadelerini kullandı.  “Van’ı yönetenlerin böyle bir kaygısı yok” Van’ı yönetenlerin kenti tanımadıklarını, hafıza gibi bir kaygılarının olmadığını söyleyen Dr. Öztürk, “Kaybolup gitti, bu bağlamda kentin son 100 yıllık mimari hafızasında ciddi bir erozyon oluştu. Bu erozyonda Van’ın kültürel dinamiklerinin, Van’ın son 40 yıl içerisinde yaşadığı sosyo ekonomik, kültürel, stratejik yapının da büyük bir katkısı vardır. Zira bildiğiniz üzere olağan üstü hal süresi içerisinde üç buçuk milyon insan yerinden göç etti. Bu üç buçuk milyon insanın en fazla etkilendiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde üç il var. Birincisi Diyarbakır, ikincisi Van, üçüncüsü Batman’dır. Giden ve gelen göçlerin sürekli bir şekilde devam ettiği bu üç ildir. Van’ın diğer illerden bir başka farklı özelliği var;  Van aynı zamanda yurt dışından da göç alıyor. Örneğin Diyarbakır’a yurt içi göç yok, kırsal kesim Diyarbakır’a geliyor. Diyarbakır’ın entelektüel, kültürel, ekonomik güce sahip insanları ise Diyarbakır dışındaki kentlere göç ediyor ama Van daha çok İran, Irak, Azerbaycan, Afganistan gibi ülkelerden göç alıyor. Aslında Van’ın kültürel dinamiği yerinde kalsa ve korunabilse göçler kentin gelişmesi için çok önemli bir kazanımdır. Fakat bu göçler gelirken yerli kültür batıya doğru göç ediyor. Burada bir sıkıntı oluşuyor. Dolayısıyla bir hafıza kaybı ortaya çıkıyor. Kültürel mimarinin sürekliliğini kazanması açısından bir hafıza kaybı oluyor. Şuanda Van’ı yöneten idarecilerin, politikacıların böyle bir kaygısı da yok. Neden, çünkü Van’ı yönetenler ve sonradan göçle gelenler şehri tanımıyor, bölgeyi tanımıyor ve kozmopolit bir kent haline dönüştürüldü” diye konuştu.  “Kentin savunucusu, koruyucusu yok” Van’ı sahiplenen, koruyan kimsenin olmadığını belirten Öztürk, “Van’ı ben her zaman şu şekilde tarif ederim. Üstü başı yırtılan, sömürülen insana, yağmalanan talan edilen bir yere benzetiyorum. Ama Van’ın bastığı yer, geçmişi, coğrafik, stratejik konumu, tarihi kültür itibariyle çok sağlamdır. Van donanımlı bir kenttir ama mevcuda baktığımız zaman bu özelliği bugünkü kente yansımamıştır. Yansımamasının nedeni kurumsal olarak bazı sorunlar var ve stratejik yapıdan kaynaklanıyor. Aynı zamanda kentin savunucusu, koruyucusu da yok. Olanlarda yapmacıktır, hiçbiri gerçekçi değildir. Ben her zaman iddia ediyorum. Cumhuriyet Caddesinde 100 kişiye ‘senin baban nerelidir, doğum yerin neresidir’ diye sorun eminim 95’i Van dışından adres gösterecektir. Oysa bir kentte kentli olmanın bilinci en az 4-5 göbek ailenin burada yaşamış olması gerekir. Çünkü kent kimliğinde süreklilik önemlidir, devam ettirilmesi lazım. Bunlar Van’da yok. Bu kentin dinamiğine olumsuz bir katkı sağlıyor. Bu da istikrarlı bir siyasetin oluşmamasından kaynaklanan olumsuz etkilerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor” dedi.  “Van depremini fırsata çeviremediler” 2011 yılında meydana gelen Van depreminde fırsat tepildiğini kaydeden Öztürk, “2011 yılında meydana gelen Van depremi mimari açıdan Van için bir kurtuluştu ama yöneticiler bunu değerlendiremedi. Depremi fırsata çeviremediler. 2011 depremindeki kentin ağır hasar, az hasar ve yıkım yapılarının envanteri çıkartıldığında aslında Van’ı yeniden sil baştan yapmak daha doğruydu. Eskiyi revize etmenin hiçbir anlamı yok. Yeni yeni caddeler, planlamalar yaparak bu işe başlamaları gerekiyordu. Hatta o dönemin valisiyle bu konuda çok tartıştık. Çözüm önerilerimi kendisine sundum. Hükümet konağının yıkılarak yerini park yapalım. Hükümet konağını karayollarının yerine aktaralım. Bütün askeri birlikleri il dışına çıkaralım, yeşil alan yapalım. Bunlar benim önerilerimdi. 2008 yılında televizyon programında Van en geç 2020 yılında büyükşehir olacak. Lütfen vizyonu, planlamayı bu bağlamda yapalım. O dönem Burhan Yenigün belediye başkanıydı. Kendisine 2020 yılında Van’ın en büyük sorunu trafik olacak demiştim. Orada bulunan herkes bana güldü. Kimse bu sokaklarda yürüyemeyecek dedim. Çünkü yoğunluk çok ciddi durumdaydı. Planlama 1980’li yıllarda buranın kanalizasyonu yapıldığında 2025 yılı hedefe alındı. 2025 yılına kadar Van’ın hiçbir problemi yok denildi ve Türkiye’deki örnek iller arasında gösteriliyordu ama bu 1980’li yıllarda yapılıyordu. 10 yıl sonra kanalizasyon sistemi kapasiteyi kaldıramadığı için devre dışı kaldı. Çünkü kent 90 binden 150 bine sıçradı. 150 binden 400 bine, şuanda şehir merkezinin nüfusu 650 bine çıktı. Van Türkiye’nin en büyük 19. kenti haline dönüştü.2011 yılında mimari anlamda bir revizyona gidildi.  Yine çok kötüdür demiyorum ama Van’ın gelecekteki vizyonunu karşılayacak bir planlama değil. 2011 yılında çevre yolu ekseni vardı. Halen de daha oluşmadı, bir kangrene dönüştü. HDP seçimi kazanıp göreve geldikten sonra sadece patinaj yaptı daha sonra kayyum atandığında sorun yeni yeni çözülmeye çalışılıyor” şeklinde konuştu.   “Ne olursanız olun Van’da yaşayabilirsiniz” Van’ın sosyo kültürel dinamiklerinin çok canlı olduğunu söyleyen Öztürk, “Hiçbir ilde olmayan bir canlılık var. Bunu göz ardı edemeyiz. Mesela Erzurum’da sürekli nüfus kaybı yaşanıyor. Nüfusu çoğalmıyor, Erzurum mevcudu muhafaza edemiyor. Sivas mevcudu muhafaza edemiyor ama Van mevcudun dışına çıkıyor. Sadece şekillendirilemiyor, yönlendirilemiyor. İşte bu alanın dışına çıkması Van’ın sosyo kültürel ve stratejik konumunun sağladığı bir özelliktir. Gölü var, bütün ulaşım kaynakları Van’da bulunuyor. Yurt dışına açılım buradadır. Van her türlü düşünceyi, fikri hoşgörüyle barındıran bir şehirdir.  Irkınız, diliniz, inancınız ne olursanız olun Van’da huzur ve güven içinde yaşayabilirsiniz ama tutucu şehirlerde yaşayamazsınız. Çünkü o kentin politik yapısı, dinamikleri, halkının hoşgörüsü buna müsait değil. Dünyadaki hangi fikre sahip olursanız olun Van’da çok rahatlıkla yaşayabilirsiniz. Kimse size bir şey demez. Aslında bu kentlerin büyümesinde, gelişmesinde önemli bir faktördür. Rijitlik yok, hatta yabancıya karşı son derece hoşgörü tolerans var. Van halkının böyle bir özelliği de var” dedi.  “Van Asker Hastanesinin kentin hafızasında önemli yeri var” Eski Van Asker Hastanesinin kentin hafızasında önemli yeri olduğunu vurgulayan Öztürk, “Van Asker Hastanesini inceledim. Van Asker Hastanesi 1948 yılında inşa edilmiş, o dönemin mimari tarzında iki katlı kagir olarak yapılan bir planlamadır. Tuşba ilçesi Altıntepe Mahallesi, İskele Caddesinde yer alıyor. Mevki olarak çok önemlidir. Yaklaşık 21 bin metrekare alan üzerine kurulmuştur. 1948 yılında geleneksel kagir işçiliğiyle inşa edilmesine rağmen 1958 yılında faaliyete geçirmiştir. O günden bugüne kadar aktif olarak birçok başarılı sağlık hizmeti vermiştir. 100 yataklı bir hastanedir. Simetrik bir planlama ile yapı inşa edilmiştir. 1940’lı, 50’li yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet kamu, sağlık binalarının projesine uygundur. 2000’li yılların başında ihtiyaca kısmen cevap veremediği için kuzey tarafına yine doğu batı istikametinde boydan boya dikdörtgen planlı bir alan yerleştiriliyor ve hastane alanı büyüyor. Bugün için baktığımızda Van Asker Hastanesi açıldığı 1958 yılından statüsü değişinceye kadar özellikle askeri amaçlı birçok çalışmalarda, birçok tedavi, yaralanma ve şehitlerin uğurlanmasında büyük rol oynamıştır. Hem askeri hafızada hem kentin hafızasında önemli yer tutan bir hastanedir. Tekel binasından daha eskidir. Atatürk Lisesi veya Endüstri Meslek Lisesi yaşındadır. Hastane binası yapı makyajıyla eski dokusundan uzaklaştırıldı. Sanki betonarmeyle yapılmış bir yapı olarak görünüyor.  Aslında yapı o dönemde iki katlı yığma şeklinde kırma çatılı olarak inşa edilmiştir. Bu yapının yıkılıp yerine 150 kişilik bir Tuşba Devlet Hastanesi’nin yapılacak olması çok doğru değil. Fiziki olarak da mümkün değil. Çünkü 21 bin metrekarelik bir alana 150 yataklı bir hastaneyi inşa edemezsiniz. Tuşba Devlet Hastanesi askeri hastanenin yerine yapılırsa ileride ihtiyacı da karşılayamaz. Bugün 150 yataklı hastane yaparsınız. Yarın ek bina yapmak durumunda kalırsınız. Tuşba ilçesinin gelişmesi için de hastanenin yeri doğru bir yer değil. Çünkü şehir sürekli büyüyor. Yıkılırsa Van Asker Hastanesine yazık olur. Bu bağlamda baktığımızda Van Asker Hastanesi statik ve strüktürel olarak da sağlam bir yapıdır, korunması sahip çıkılması gerekir.  Onun için bizim bunu kenti yönetenlere, siyasilere detaylı bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır” diye konuştu. “Eski yapıları yık mantığı sakat bir mantıktır” Kent hafızasının korunarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini söyleyen Öztürk, “Eski orijinal kullanımına benzer bir fonksiyon vermek daha esastır.  Bu bağlamda ülkemizde müze sayılarında çok ciddi sıkıntılar var. Benim şahsi kanaatim Van Asker Hastanesinin askeri bir müzeye dönüştürülmesinden yanadır veya sağlık müzesi olabilir. Son 70-80 yıldaki sağlık gelişimlerinin hem alet gereç olarak hem de idari anlamda bir planlama yapılarak çok güzel bir şekilde müzeye dönüştürülerek kent hafızasında önemli bir katkı sağlayacak kanaatindeyim. Hatta onarıldıktan sonra çevresiyle birlikte bunun kültür varlığı olarak tescillenmesi gerekiyor. İkinci dönem Van Asker Hastanesiyle ilgili çalışma yapmak istiyorum. Van Asker Hastanesinin Van hafızasına kazandırılması bağlamında mimari olarak üzerime düşeni yerine getirmek istiyorum. Van’da yaşayan herkes kentin gelişimine katkı sunmalıdır. Bende mimari olarak Van için elimden gelen her türlü çabayı sarf etmek isterim. Van’ın hafızasına sahip çıkalım. Kent hafızasını koruyarak gelecek kuşaklara kentin hafızasını aktarmak gerekir. Bu yapılar kent hafızasını oluşturan önemli öğelerdir. Bunlara sahip çıkalım. Bakın çok basit bir örnek vermek istiyorum. Van’da en eski betonarme yapının ömrü maksimum 30 yıldır. 1992 yılında stajım sırasında Hüsrev Paşa okulunun arkasında bulunan bir kooperatifte çalıştım. Aradan 29 yıl geçmiş ve o binayı yıkıyorlar. Mimari her türlü mesleki ve teknik uzman denetiminde inşa edilen bir yapının ömrü 30 yıldır. En az dört beş deprem gören sanat okulu, Tekel binası, Van Asker Hastanesi ise ayaktadır. Eski yapıları yık mantığı sakat bir mantıktır. Şapkamızı önümüze koyup iyi düşünmemiz gerekiyor” dedi. “Van Askeri Hastanesi yıktırılırsa milli bir kayıp olur”       Van YYÜ Mimarlık Fakültesi Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, son olarak şunları söyledi; “ Kültür değeri olan yapıları yıkma dönemi ülke genelinde son bulmalıdır. Van Asker Hastanesinin korunmasına yönelik görev verilirse seve seve üstlenir gereğini yerine getiririm. Tabi ben yine de kentin hafızasını kayda almak için çalışma yapacağım. Tarihi yapılarımıza sahip çıkalım. Hastanenin yıkılması milli bir kayıp olur. Dolasıyla yetkilileri bu bağlamda doğru yönlendirelim. Van asker hastanesini elden geçirip değerlendirmek gerekir.” Yazı işleri müdürümüz İkram Kali Dr. Şahabettin Öztürk’e kentin mimari kültürüne, hafızasına uzun yıllardır yaptığı katılara ve bu alanda gösterdiği akademik duyarlılığa, sorumlu duruşuna teşekkür etti.
Van’ı sahiplenen, koruyan kimsenin olmadığını belirten Çekül Vakfı Van Gölü Havzası Bölge Koordinatörü, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, “Tarihi ve kültürel değeri olan eski Van Asker Hastanesinin yıktırtılması milli kayıp olur. Kültürel mimarinin sürekliliğini kazanması açısından bir hafıza kaybı oluyor. Şuanda Van’ı yöneten idarecilerin, politikacıların böyle bir kaygısı da yok. Neden, çünkü şehri tanımıyorlar, bölgeyi tanımıyorlar. Van’da yaşayan herkes kentin gelişimine katkı sunmalıdır” dedi.

Burhan Ergin

Van YYÜ Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, Van’ın ve ülkenin gündemine gelerek tartışılan eski Van Asker Hastanesi’yle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.

Gazetemizi ziyaret ederek Asker Hastanesi’ni köşe yazısıyla gündeme taşıyan yazı işleri müdürümüz İkram Kali ile görüşen Öztürk,  Van’ın hafızasına, kentin kültürel değerlerine sahip çıkılması noktasında Vansesi’nin haber ve köşe yazılarıyla gösterdiği etkili çabaların önemli olduğunu belirterek, Van Asker Hastanesi statik ve strüktürel olarak da sağlam bir yapıdır, korunması sahip çıkılması gerekir.  Onun için bizim bunu kenti yönetenlere, siyasilere detaylı bir şekilde anlatmamız gerekiyor diye konuştu.

“Van Asker Hastanesi müzeye dönüştürülmeli”

Van Asker Hastanesinin kültür varlığı olarak tescillenmesi için üzerinde çalışma yapacağını açıklayan Dr. Öğretim Üyesi Öztürk, “Şahsi düşüncem Van Asker Hastanesinin askeri müze veya sağlık müzesine dönüştürülmelidir. Son 70-80 yıldaki sağlık gelişimlerinin hem alet gereç olarak hem de idari anlamda bir planlama yapılarak çok güzel şekilde müzeye dönüştürülerek kent hafızasına önemli bir katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Hatta onarıldıktan sonra çevresiyle birlikte bunun kültür varlığı olarak tescillenmesi gerekiyor. Van Asker Hastanesiyle ilgili çalışma yapmak istiyorum. Van Asker Hastanesinin Van hafızasına kazandırılması bağlamında mimari olarak üzerime düşen görevi yerine getirmek istiyorum. Van’da yaşayan herkes kentin gelişimine katkı sunmalıdır. Bende mimari olarak Van için elimden gelen her türlü çabayı sarf etmek isterim. Van’ın hafızasına hep birlikte sahip çıkalım” diye konuştu.

“Mimari olarak kent keşmekeş hale dönüştürüldü”

Van’da yerel yönetimlerin ve idarecilerin düzgün planlama yapamadıklarını belirten Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, “Bildiğiniz üzere Şahbettin Özarslaner belediye başkanlığı döneminde Van Belediyesi tarihi kentler birliğinin üyesi oldu. Bu süreç içerisinde hem kültürel anlamda  hem de mimari anlamda bir takım değişiklikleri çeşitli illerin belediyeleri zaman zaman tarihi kentler birliğinin toplantısında dile getirerek. ilgili çözümler bulunuyor. Bazı projelere ciddi anlamda maddi katkıda sağlıyorlar. Bu bağlamda Van’ın 100 yıllık tarihini incelemek gerekiyor. 100 yıllık tarihinde eski Van’ın malum bir geçmişi var. 1915’ten sonraki günümüz Van’ı değerlendirdiğimizde ilimizin ilk imar planı 1900’lü yılların başında Osmanlı döneminde yapılıyor. İskele Caddesi baz alınarak küçük bir imar planı hazırlanıyor. Günümüzdeki Cumhuriyet Caddesi ekseninin doğrultusunda bir plan yapılıyor. Şehir ilk yapıldığı dönemde bu aks üzerinde büyüyor. 1945 yılında Asım Körükçüoğlu’nun Van ile ilgili bir imar planı çalışması var. O projede merkez Cumhuriyet Caddesi olmak kaydıyla çeperlere doğru daha seyrek bir bağ evi şeklinde üç katlı yapı mimarisinin ön planda olduğu bir planlama gelişiyor. En büyük imar planı 1980’li yıllarda yapılıyor. Turgut Özal döneminde imar affı çerçevesinde şehirde birçok niteliksiz, ruhsatsız, plansız, programsız yapılar ruhsatlandırılarak tapulandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ve kısmen Osmanlı döneminde inşa edilen Van şehrindeki yapıların büyük bir kısmı maalesef 1990’lı yılların başına kadar yitirildi. Bunun sebebi gerek 1945 gerek 1980, gerekse 1990’lı yıllarda yapılan imar planlarından kaynaklandı. O zamanlar koruma amaçlı imar planı hazırlanmadı. Koruma amaçlı imar planı hazırlanmayınca kentte var olan kehrizler, eski sokaklar, eski çarşılar, hanlar, tarihi hamamlar yok edildi. Bu da belediye ve idarecilerde gerekli bilincin olmamasından kaynaklanıyor. Ön görü, vizyon, vizyoner bakış açısı olmamasından dolayı her gelen yönetim kendi kafasına göre bir planlama yaparak mimari olarak kent keşmekeş hale dönüştürüldü” dedi. 

“Çok sayıda önemli yapı yok edildi”

Van’da çok sayıda kültür değeri olan yapının yok edildiğini belirten Öztürk, “Şehrin merkezinde ara sokaklara indiğimizde geleneksel dokuda inşa edilen çok sayıda dükkan vardı. Çok önemli mimari yapılar vardı. Soğuk demir işçiliği vardı. Atatürk Lisesi, gümrük müdürlüğü binası, İnönü İlköğretim Okulu, 1946 yılında yapılan Ticaret Lisesi, eski hükümet konağı gibi önemli yapılar Van’da bulunuyordu. Bunların hiçbirini koruyamadık. Mimarlar odası başkanlığım dönemimde Tekel binası ve gümrük binasıyla ilgili yasal işlemleri başlattım. Tekel binasını tescil ettirmeyi başardık ancak gümrük binasını maalesef tescil ettiremedik. Bu bağlamda yine o dönemde eski sofu kehrizi vardı, tescil ettirdik. Bunları kentin birer değeri olarak koruma altına aldık ama bunların dışında çok sayıda önemli yapı yok edildi. Özellikle bu yok etmenin kasıtlı olarak yapıldığını düşünmüyorum. Bilinç oluşmadı, mimari rant bu bölgelerde arttı. Uyarılarda pek dikkate alınmadı. O günkü mantık içerisinde bu tür yapıların siyasi olarak da çok büyük bir karşılığı yoktu. Çünkü asıl ciddi koruma kanunu 1983 yılında Kenan Evren’in döneminde çıkarılmış olmasına rağmen en kapsamlı AK Parti hükümetlerinin ilk döneminde Erkan Mumcu’nun bakanlığında 5226 sayılı yasayla yapıldı. Bu yasada çok sayıda imkanlar sağlandı. Belediyelerdeki imar emlak vergilerinin yüzde 10’unun bu alanlara aktırılması sağlandı. Bütün bunlar dikkate alınmadı” ifadelerini kullandı. 

“Van’ı yönetenlerin böyle bir kaygısı yok”

Van’ı yönetenlerin kenti tanımadıklarını, hafıza gibi bir kaygılarının olmadığını söyleyen Dr. Öztürk, “Kaybolup gitti, bu bağlamda kentin son 100 yıllık mimari hafızasında ciddi bir erozyon oluştu. Bu erozyonda Van’ın kültürel dinamiklerinin, Van’ın son 40 yıl içerisinde yaşadığı sosyo ekonomik, kültürel, stratejik yapının da büyük bir katkısı vardır. Zira bildiğiniz üzere olağan üstü hal süresi içerisinde üç buçuk milyon insan yerinden göç etti. Bu üç buçuk milyon insanın en fazla etkilendiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde üç il var. Birincisi Diyarbakır, ikincisi Van, üçüncüsü Batman’dır. Giden ve gelen göçlerin sürekli bir şekilde devam ettiği bu üç ildir. Van’ın diğer illerden bir başka farklı özelliği var;  Van aynı zamanda yurt dışından da göç alıyor. Örneğin Diyarbakır’a yurt içi göç yok, kırsal kesim Diyarbakır’a geliyor. Diyarbakır’ın entelektüel, kültürel, ekonomik güce sahip insanları ise Diyarbakır dışındaki kentlere göç ediyor ama Van daha çok İran, Irak, Azerbaycan, Afganistan gibi ülkelerden göç alıyor. Aslında Van’ın kültürel dinamiği yerinde kalsa ve korunabilse göçler kentin gelişmesi için çok önemli bir kazanımdır. Fakat bu göçler gelirken yerli kültür batıya doğru göç ediyor. Burada bir sıkıntı oluşuyor. Dolayısıyla bir hafıza kaybı ortaya çıkıyor. Kültürel mimarinin sürekliliğini kazanması açısından bir hafıza kaybı oluyor. Şuanda Van’ı yöneten idarecilerin, politikacıların böyle bir kaygısı da yok. Neden, çünkü Van’ı yönetenler ve sonradan göçle gelenler şehri tanımıyor, bölgeyi tanımıyor ve kozmopolit bir kent haline dönüştürüldü” diye konuştu. 

“Kentin savunucusu, koruyucusu yok”

Van’ı sahiplenen, koruyan kimsenin olmadığını belirten Öztürk, “Van’ı ben her zaman şu şekilde tarif ederim. Üstü başı yırtılan, sömürülen insana, yağmalanan talan edilen bir yere benzetiyorum. Ama Van’ın bastığı yer, geçmişi, coğrafik, stratejik konumu, tarihi kültür itibariyle çok sağlamdır. Van donanımlı bir kenttir ama mevcuda baktığımız zaman bu özelliği bugünkü kente yansımamıştır. Yansımamasının nedeni kurumsal olarak bazı sorunlar var ve stratejik yapıdan kaynaklanıyor. Aynı zamanda kentin savunucusu, koruyucusu da yok. Olanlarda yapmacıktır, hiçbiri gerçekçi değildir. Ben her zaman iddia ediyorum. Cumhuriyet Caddesinde 100 kişiye ‘senin baban nerelidir, doğum yerin neresidir’ diye sorun eminim 95’i Van dışından adres gösterecektir. Oysa bir kentte kentli olmanın bilinci en az 4-5 göbek ailenin burada yaşamış olması gerekir. Çünkü kent kimliğinde süreklilik önemlidir, devam ettirilmesi lazım. Bunlar Van’da yok. Bu kentin dinamiğine olumsuz bir katkı sağlıyor. Bu da istikrarlı bir siyasetin oluşmamasından kaynaklanan olumsuz etkilerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor” dedi. 

“Van depremini fırsata çeviremediler”

2011 yılında meydana gelen Van depreminde fırsat tepildiğini kaydeden Öztürk, “2011 yılında meydana gelen Van depremi mimari açıdan Van için bir kurtuluştu ama yöneticiler bunu değerlendiremedi. Depremi fırsata çeviremediler. 2011 depremindeki kentin ağır hasar, az hasar ve yıkım yapılarının envanteri çıkartıldığında aslında Van’ı yeniden sil baştan yapmak daha doğruydu. Eskiyi revize etmenin hiçbir anlamı yok. Yeni yeni caddeler, planlamalar yaparak bu işe başlamaları gerekiyordu. Hatta o dönemin valisiyle bu konuda çok tartıştık. Çözüm önerilerimi kendisine sundum. Hükümet konağının yıkılarak yerini park yapalım. Hükümet konağını karayollarının yerine aktaralım. Bütün askeri birlikleri il dışına çıkaralım, yeşil alan yapalım. Bunlar benim önerilerimdi. 2008 yılında televizyon programında Van en geç 2020 yılında büyükşehir olacak. Lütfen vizyonu, planlamayı bu bağlamda yapalım. O dönem Burhan Yenigün belediye başkanıydı. Kendisine 2020 yılında Van’ın en büyük sorunu trafik olacak demiştim. Orada bulunan herkes bana güldü. Kimse bu sokaklarda yürüyemeyecek dedim. Çünkü yoğunluk çok ciddi durumdaydı. Planlama 1980’li yıllarda buranın kanalizasyonu yapıldığında 2025 yılı hedefe alındı. 2025 yılına kadar Van’ın hiçbir problemi yok denildi ve Türkiye’deki örnek iller arasında gösteriliyordu ama bu 1980’li yıllarda yapılıyordu. 10 yıl sonra kanalizasyon sistemi kapasiteyi kaldıramadığı için devre dışı kaldı. Çünkü kent 90 binden 150 bine sıçradı. 150 binden 400 bine, şuanda şehir merkezinin nüfusu 650 bine çıktı. Van Türkiye’nin en büyük 19. kenti haline dönüştü.2011 yılında mimari anlamda bir revizyona gidildi.  Yine çok kötüdür demiyorum ama Van’ın gelecekteki vizyonunu karşılayacak bir planlama değil. 2011 yılında çevre yolu ekseni vardı. Halen de daha oluşmadı, bir kangrene dönüştü. HDP seçimi kazanıp göreve geldikten sonra sadece patinaj yaptı daha sonra kayyum atandığında sorun yeni yeni çözülmeye çalışılıyor” şeklinde konuştu. 

 “Ne olursanız olun Van’da yaşayabilirsiniz”

Van’ın sosyo kültürel dinamiklerinin çok canlı olduğunu söyleyen Öztürk, “Hiçbir ilde olmayan bir canlılık var. Bunu göz ardı edemeyiz. Mesela Erzurum’da sürekli nüfus kaybı yaşanıyor. Nüfusu çoğalmıyor, Erzurum mevcudu muhafaza edemiyor. Sivas mevcudu muhafaza edemiyor ama Van mevcudun dışına çıkıyor. Sadece şekillendirilemiyor, yönlendirilemiyor. İşte bu alanın dışına çıkması Van’ın sosyo kültürel ve stratejik konumunun sağladığı bir özelliktir. Gölü var, bütün ulaşım kaynakları Van’da bulunuyor. Yurt dışına açılım buradadır. Van her türlü düşünceyi, fikri hoşgörüyle barındıran bir şehirdir.  Irkınız, diliniz, inancınız ne olursanız olun Van’da huzur ve güven içinde yaşayabilirsiniz ama tutucu şehirlerde yaşayamazsınız. Çünkü o kentin politik yapısı, dinamikleri, halkının hoşgörüsü buna müsait değil. Dünyadaki hangi fikre sahip olursanız olun Van’da çok rahatlıkla yaşayabilirsiniz. Kimse size bir şey demez. Aslında bu kentlerin büyümesinde, gelişmesinde önemli bir faktördür. Rijitlik yok, hatta yabancıya karşı son derece hoşgörü tolerans var. Van halkının böyle bir özelliği de var” dedi. 

“Van Asker Hastanesinin kentin hafızasında önemli yeri var”

Eski Van Asker Hastanesinin kentin hafızasında önemli yeri olduğunu vurgulayan Öztürk, “Van Asker Hastanesini inceledim. Van Asker Hastanesi 1948 yılında inşa edilmiş, o dönemin mimari tarzında iki katlı kagir olarak yapılan bir planlamadır. Tuşba ilçesi Altıntepe Mahallesi, İskele Caddesinde yer alıyor. Mevki olarak çok önemlidir. Yaklaşık 21 bin metrekare alan üzerine kurulmuştur. 1948 yılında geleneksel kagir işçiliğiyle inşa edilmesine rağmen 1958 yılında faaliyete geçirmiştir. O günden bugüne kadar aktif olarak birçok başarılı sağlık hizmeti vermiştir. 100 yataklı bir hastanedir. Simetrik bir planlama ile yapı inşa edilmiştir. 1940’lı, 50’li yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet kamu, sağlık binalarının projesine uygundur. 2000’li yılların başında ihtiyaca kısmen cevap veremediği için kuzey tarafına yine doğu batı istikametinde boydan boya dikdörtgen planlı bir alan yerleştiriliyor ve hastane alanı büyüyor. Bugün için baktığımızda Van Asker Hastanesi açıldığı 1958 yılından statüsü değişinceye kadar özellikle askeri amaçlı birçok çalışmalarda, birçok tedavi, yaralanma ve şehitlerin uğurlanmasında büyük rol oynamıştır. Hem askeri hafızada hem kentin hafızasında önemli yer tutan bir hastanedir. Tekel binasından daha eskidir. Atatürk Lisesi veya Endüstri Meslek Lisesi yaşındadır. Hastane binası yapı makyajıyla eski dokusundan uzaklaştırıldı. Sanki betonarmeyle yapılmış bir yapı olarak görünüyor.  Aslında yapı o dönemde iki katlı yığma şeklinde kırma çatılı olarak inşa edilmiştir. Bu yapının yıkılıp yerine 150 kişilik bir Tuşba Devlet Hastanesi’nin yapılacak olması çok doğru değil. Fiziki olarak da mümkün değil. Çünkü 21 bin metrekarelik bir alana 150 yataklı bir hastaneyi inşa edemezsiniz. Tuşba Devlet Hastanesi askeri hastanenin yerine yapılırsa ileride ihtiyacı da karşılayamaz. Bugün 150 yataklı hastane yaparsınız. Yarın ek bina yapmak durumunda kalırsınız. Tuşba ilçesinin gelişmesi için de hastanenin yeri doğru bir yer değil. Çünkü şehir sürekli büyüyor. Yıkılırsa Van Asker Hastanesine yazık olur. Bu bağlamda baktığımızda Van Asker Hastanesi statik ve strüktürel olarak da sağlam bir yapıdır, korunması sahip çıkılması gerekir.  Onun için bizim bunu kenti yönetenlere, siyasilere detaylı bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır” diye konuştu.

“Eski yapıları yık mantığı sakat bir mantıktır”

Kent hafızasının korunarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini söyleyen Öztürk, “Eski orijinal kullanımına benzer bir fonksiyon vermek daha esastır.  Bu bağlamda ülkemizde müze sayılarında çok ciddi sıkıntılar var. Benim şahsi kanaatim Van Asker Hastanesinin askeri bir müzeye dönüştürülmesinden yanadır veya sağlık müzesi olabilir. Son 70-80 yıldaki sağlık gelişimlerinin hem alet gereç olarak hem de idari anlamda bir planlama yapılarak çok güzel bir şekilde müzeye dönüştürülerek kent hafızasında önemli bir katkı sağlayacak kanaatindeyim. Hatta onarıldıktan sonra çevresiyle birlikte bunun kültür varlığı olarak tescillenmesi gerekiyor. İkinci dönem Van Asker Hastanesiyle ilgili çalışma yapmak istiyorum. Van Asker Hastanesinin Van hafızasına kazandırılması bağlamında mimari olarak üzerime düşeni yerine getirmek istiyorum. Van’da yaşayan herkes kentin gelişimine katkı sunmalıdır. Bende mimari olarak Van için elimden gelen her türlü çabayı sarf etmek isterim. Van’ın hafızasına sahip çıkalım. Kent hafızasını koruyarak gelecek kuşaklara kentin hafızasını aktarmak gerekir. Bu yapılar kent hafızasını oluşturan önemli öğelerdir. Bunlara sahip çıkalım. Bakın çok basit bir örnek vermek istiyorum. Van’da en eski betonarme yapının ömrü maksimum 30 yıldır. 1992 yılında stajım sırasında Hüsrev Paşa okulunun arkasında bulunan bir kooperatifte çalıştım. Aradan 29 yıl geçmiş ve o binayı yıkıyorlar. Mimari her türlü mesleki ve teknik uzman denetiminde inşa edilen bir yapının ömrü 30 yıldır. En az dört beş deprem gören sanat okulu, Tekel binası, Van Asker Hastanesi ise ayaktadır. Eski yapıları yık mantığı sakat bir mantıktır. Şapkamızı önümüze koyup iyi düşünmemiz gerekiyor” dedi.

“Van Askeri Hastanesi yıktırılırsa milli bir kayıp olur”      

Van YYÜ Mimarlık Fakültesi Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Öztürk, son olarak şunları söyledi; “ Kültür değeri olan yapıları yıkma dönemi ülke genelinde son bulmalıdır. Van Asker Hastanesinin korunmasına yönelik görev verilirse seve seve üstlenir gereğini yerine getiririm. Tabi ben yine de kentin hafızasını kayda almak için çalışma yapacağım. Tarihi yapılarımıza sahip çıkalım. Hastanenin yıkılması milli bir kayıp olur. Dolasıyla yetkilileri bu bağlamda doğru yönlendirelim. Van asker hastanesini elden geçirip değerlendirmek gerekir.”

Yazı işleri müdürümüz İkram Kali Dr. Şahabettin Öztürk’e kentin mimari kültürüne, hafızasına uzun yıllardır yaptığı katılara ve bu alanda gösterdiği akademik duyarlılığa, sorumlu duruşuna teşekkür etti.

isekele caddesi ile ilgili görsel sonucu

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.