Köşe Yazıları (İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 04.04.2012 - 09:26, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:18

AY SARAYI

 

AY SARAYI

Kıymetli dayım, "Bizim oğlan ne olsa yazar!" gibisinden iltifat etmiş, sağ olsun… Yazı amelesiyiz, kendimizi bildik bileli… Ola ki bir gün belki yevmiye bile  yeriz … Yazara karşı ciddi bir önyargı besliyordum. Sebebi de hayatında üç tane kitap okuduğundan bile şüphe ettiğim bir takım adamların onu yere göğe sığdıramamasıydı.  Kitabevinde ilk gördüğüm kitabına hemen sarıldım;  kitabın adı,  "Ay Sarayı" idi. Aslında  çok satanlarında, aksi örneğine çok sık rastlamama rağmen  "modern" Amerikan yazarlarıyla ilgili kanaatim, onların genel olarak "alaycı", "hiççi"(nihilist), kendini beğenmiş,                     ( bütün kibirli şehir tasvirlerine rağmen) Amerikan köylüsü tipler olduklarıydı… Şunu açıkça söylemeliyim, sırf bu  sebepten hâlâ Bukowski okumadım, okuyasım da gelmiyor. "Ay  saray" ise daha ilk satırlarından sardı beni.  Hiçbir şeyi beğenmeyip de  gönüllü bunalımlara giren "Çavdar   Tarlasında Çocuklar'ın"  genç kahramanına benzemeyen, kendi gerçekliği ile sizi bir anda sarıp sarmalayan kahramanı, bana çok tanıdık geldi. Bana hoş gelen belki de asıl  şu oldu: Bir insanlık durumunu  anlatırken kahramanımızı kendi toplumsal kimliğinden ayırmağa gerek yoktu. Nötr, kimliksiz, soyut bir insan yerine, gerçek mekânlarda yaşayıp gerçek şeyler yiyip içen birileri, nereli olurlarsa olsunlar mutlaka içimizi ısıtıyordu. Kitap kişisel bir bunalım günlüğü  halinden öyle rahatça  sıyrılıp bir tür aile tarihi haline geliyor ki Amerikan  kısa öykücülüğünün ustalığının bir vârisi ile karşı karşıya kaldığınızı anlıyorsunuz. En nihayetinde her roman bir anlatı/öyküleme… Mesele şu ki Amerikan romancılığı bana Amerikan kısa öykücülüğünün izinden gidiyor gibi gelmiştir hep…  "Ay Sarayı'nda" da bunu görüyorsunuz. Kendi diliyle de okumak isterdim ama çevirisinin gerçekten güçlü olduğunu belirtmeliyim. Kitap Can Yayınları'ndan çıkmış, çevirmeni de Seçkin SELVİ.Bilhassa otuz yaş ve üstü okurlar için kolay okunan, hayatla iç içe, bütün karamsar görünümüne rağmen  ümitli, aydınlık bir öykü "Ay Sarayı".Çok merak ettiyseniz söyleyelim, "Ay Sarayı'nın" yazarı,  "Gelsen ne olur, gelmesen ne olur?"" diye  hor görülen Paul AUSTER…

Kıymetli dayım, "Bizim oğlan ne olsa yazar!" gibisinden iltifat etmiş, sağ olsun… Yazı amelesiyiz, kendimizi bildik bileli… Ola ki bir gün belki yevmiye bile  yeriz …

Yazara karşı ciddi bir önyargı besliyordum. Sebebi de hayatında üç tane kitap okuduğundan bile şüphe ettiğim bir takım adamların onu yere göğe sığdıramamasıydı. 
Kitabevinde ilk gördüğüm kitabına hemen sarıldım;  kitabın adı,  "Ay Sarayı" idi.

Aslında  çok satanlarında, aksi örneğine çok sık rastlamama rağmen  "modern" Amerikan yazarlarıyla ilgili kanaatim, onların genel olarak "alaycı", "hiççi"(nihilist), kendini beğenmiş,                     ( bütün kibirli şehir tasvirlerine rağmen) Amerikan köylüsü tipler olduklarıydı… Şunu açıkça söylemeliyim, sırf bu  sebepten hâlâ Bukowski okumadım, okuyasım da gelmiyor.

"Ay  saray" ise daha ilk satırlarından sardı beni.  Hiçbir şeyi beğenmeyip de  gönüllü bunalımlara giren "Çavdar   Tarlasında Çocuklar'ın"  genç kahramanına benzemeyen, kendi gerçekliği ile sizi bir anda sarıp sarmalayan kahramanı, bana çok tanıdık geldi. Bana hoş gelen belki de asıl  şu oldu: Bir insanlık durumunu  anlatırken kahramanımızı kendi toplumsal kimliğinden ayırmağa gerek yoktu. Nötr, kimliksiz, soyut bir insan yerine, gerçek mekânlarda yaşayıp gerçek şeyler yiyip içen birileri, nereli olurlarsa olsunlar mutlaka içimizi ısıtıyordu.

Kitap kişisel bir bunalım günlüğü  halinden öyle rahatça  sıyrılıp bir tür aile tarihi haline geliyor ki Amerikan  kısa öykücülüğünün ustalığının bir vârisi ile karşı karşıya kaldığınızı anlıyorsunuz. En nihayetinde her roman bir anlatı/öyküleme… Mesele şu ki Amerikan romancılığı bana Amerikan kısa öykücülüğünün izinden gidiyor gibi gelmiştir hep…  "Ay Sarayı'nda" da bunu görüyorsunuz.

Kendi diliyle de okumak isterdim ama çevirisinin gerçekten güçlü olduğunu belirtmeliyim. Kitap Can Yayınları'ndan çıkmış, çevirmeni de Seçkin SELVİ.
Bilhassa otuz yaş ve üstü okurlar için kolay okunan, hayatla iç içe, bütün karamsar görünümüne rağmen  ümitli, aydınlık bir öykü "Ay Sarayı".
Çok merak ettiyseniz söyleyelim, "Ay Sarayı'nın" yazarı,  "Gelsen ne olur, gelmesen ne olur?"" diye  hor görülen Paul AUSTER…

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.