Van Gölü İncileri

GİTTİN

CEMAL ÜNAL

Seni ilk gördüğümde ne kadar masum idin

Bu yüzdendir kalbime bir şeyler ekip gittin

Dağınık saçlarını elinle toplayarak

O kırmızı tokayı acele takıp gittin

Göz göze gelişini ben hayra yormuştum

Hem de yedi ceddini tüm leme sormuştum

Oysaki senin için ne hayaller kurmuştum

Umudumun üstüne dağ gibi çöküp gittin

Ağaç oldum köşede bir daha geçer diye

Avucumda bir demet kır çiçeği hediye

Yanımdan hızla geçip sokaktaki kediye

Kaldırımın üstüne mamayı döküp gittin

Ardından bakıp kaldım bir şamar yemiş gibi

Kendimi suçlu saydım kötü şey demiş gibi

Aktı gözümden yaşlar her damla gümüş gibi

Adeta yüreğimden bir şeyler söküp gittin

Büyük dağları baban küçüğü sen yarattın

Bilmem benim gibi kaç gönlü morarttın

Umutlar filiz idi acımadın sararttın

Sevgimin şatosunu sonunda yakıp gittin

Cemal bütün zamanı senin için ayırdı

Delice sevdiğini tüm evrene duyurdu

En sonunda bu yüzden kafayı da sıyırdı

Düşman gibi yüzüme şöyle bir bakıp gittin.

SERZENİŞ

ELİF AZRA ŞAHİN

Ben yüreği Elif

Bilmem kaçıncı tufan eşiğinde

Kelimelerin başlangıcı

'Kirpiğine kadar sevdiğim

Kokusu cennetim, yüreği servetim.'

Deyip, sevdiceğini

Hiç mi hiç az sevemeyen

Ellerim yüreğimde serçe misali ürkek

Geceyi dağ ardına salıp

Gündüzün eteklerine tutunup

Umutlarını güneşe uçuran

Hoyrat ellerin çocuk gelini

Hoyrat türkülerin kınalı elleri

Yıldızlarım yorgun

Bulutlarım koşar adım

Ay yaktusu geceleri yüreğimde

Ağırlayamaz oldum

Artık sendelediğim yerde

Kendi hayatımın üzerine devriliyorum

Hüzün sevip hüzün kokan yüreğim.

RUHUM

ERCAN ULUTAŞ

Ruhum daralır

Çıkmazlarda yüzerim

Verin benliğimi bana

Ya da kendime küserim

Olmaz mı bir güzde

Uyanmak tatlı sözlerle

Veya ter edin beni

Katre katre erisem de

Başıboş bırakın beni

Kendime gelemesem de

Sizinle işim yok benim

İçimdeki sevgiye

Güvenirim

Sadece ondan

Gücümü alırım

Yeter ki yolumu

Söyleyin bana siz,

Bir başıma da olsa

Buradan çeker giderim.

YETİM KALDI

NURTEN ERGİN

SULTAN KIZI

Takvim durdu orda // saat sustu birden

Taşın kalbi vardı / toprak kırılmadan

Bir şehir göçtü bizden // adını demeden

Zamansız hayalin düşerken aklıma

Asi tersine aktı // o kara gecede

Avlular yetim kaldı / taşın eşiğinde

Bir dua yarım kaldı // minare ucunda

Zamansız hayalin düşerken aklıma

Ekmek tuzu kaldı // sofralar altında

Sesler gömülüydü / sabahın tozunda

Bir medeniyet yattı // uykusuzlukta

Zamansız hayalin düşerken aklıma

Aklıma düşerken // şu bağrım kanadı

Hatay diye taş bağladı // bu yürek, adı

Sultan kızı ağlarken yazdı kor ağıtı

Zamansız hayalin düşerken aklıma.

DÜNYAYI TOZPEMBE GÖRENLER

MUSTAFA AKCENGİZ

Dünya sanki onlara kalacacak

Parayla, pulla, eğlenip, oyalanacak

Saraylarda, köşklerde, yaşayacak

Dünyayı toz pembe görenler

Aklı, bir karış yukarılarda

Haram hıyanetliklerin yolunda

Can verecektir azrail'in kolunda

Dünyayı toz pembe görenler

Çok biliyor ama yolda şaşar

Doğruları unutur yalanla yaşar

Cehenneme son sürat koşar

Dünyayı toz pembe görenler

O gün bu gündür hesap yapar

Doğruluktan ayrılır yanlışa sapar

Kirli yüzünü maskesiyle, kapar

Dünyayı toz pembe görenler

Mustafa alamadı bunların dilinden

Garipler kurtulamıyor bunların elinden

Kanlı yaşlar akar, mazlumun gözünden

Dünyayı toz pembe görenler

SALINCAKTA ÇOCUKLUĞUM

SEVDA GÜNDOĞDU

Ekşi elma ağacına asılı

Zamanın dallarında sallanıyor çocukluğum,

Rüzgr, saçlarını okşarken onun

Gözlerimdeki sızıyla beraber esiyor

Ayakları havada asılı bir kahkaha

Yanaklarında güneşten gamzeler,

Her ileri gidişte göğe dokunur

Her geri dönüşte kök salar toprağa

Onun mutluluğu benim mirasım

Ruhumda hl yankılanan bir şarkı,

Çünkü o salıncakta, ben

Çok mutlu bir çocuk oldum

Ve şimdi…

Rüzgrla salınan o çocuk

Gökyüzüne baktıkça biliyor:

Biz hl beraberiz.

BİR TEBESSÜM KADAR DERİN

MERAL YAĞMUR

Toplumların kalabalıkları içinde sessizce parlayan bir grup insan vardır.

Bu kişiler, yalnızca kendi bireysel kimlikleriyle değil, başkalarının duygusal hlleriyle de yoğrulmuş bir kişilik yapısına sahiptir. Modern toplumun bireyci ve mekanik ilişkiler ağı içinde, duygusal derinlikleriyle öne çıkan bu insanlar, yaşamı farklı perspektiflerden değerlendiren, hayat içinde deta birer içsel direnişçilerdir. Tüketim kültürünün, haz odaklı yaşam anlayışının ve yüzeyselliğin egemen olduğu çağımızda, kalbiyle düşünen ve yüreğiyle gören bu insanlar; insanî değerlerin sürdürülebilirliğini sağlayan, özünü koruyan nadir bulunan değerlerdir.

'Ancak kendine inancı olan insanlar başkalarına karşı sadık olabilir.' düsturunca, onların varlığı; empati, sabır, merhamet ve anlayış gibi kavramların hl yaşatılabildiğinin bir kanıtıdır. Duygular onlar için yalnızca geçici hisler değil, hayatı anlamlandıran derin köklerdir. Bu insanlar; merhametin, anlayışın, hoşgörünün ve yardımseverliğin taşıyıcısıdır. Onlar için bir tebessüm, bir bakış, bir kelimenin tonu, bir jest bile binler anlam taşır. En ince ayrıntıyı dahi görebilir; birinin acısını, kırgınlığını, umudunu kendi yüreklerinde hissedebilirler. Bu empati yeteneği, onları insan olmanın özüne en çok yaklaşanlar arasına yerleştirir. Psikoloji ve sosyoloji literatüründe 'yüksek duygusal zekya sahip bireyler' olarak tanımlanan bu insanlar, yalnızca bireysel farkındalıklarıyla değil, toplumsal ilişkilerdeki yapıcı ve dönüştürücü rolleriyle de dikkat çeker.

Merhamet onlar için bir seçenek değil, bir yaşam biçimidir. İnsanlara karşı suçlayıcı bir tavırla değil, bilakis anlayışla yaklaşırlar. Eleştirmek yerine dinlemeyi, yargılamak yerine anlamayı tercih ederler. Onlar için kimsenin kusursuz olması gerekmez; herkesin yaşanmışlıkları, acıları ve mücadeleleri vardır. Bu yüzden ötekileştirmezler, aksine kapsayıcıdırlar. Kendini sürekli yenileyen, aynı yerde durmak yerine ilerlemeyi seçen bu insanlar; hayatı bir okul gibi görür. Her deneyimden bir şey öğrenir, her karşılaşmayı bir içsel dönüşüm fırsatı olarak değerlendirirler.

Başarılı olduklarında bunu gösteriş aracı yapmazlar. Sessizce üretir, derinden inşa ederler. Yaptıklarını anlatmak yerine, davranışlarıyla konuşurlar. Onlar için başarı, sadece bir sonucun değil, o sonuca giden yolun anlamıdır. 'Bazen bilmediğinden değil çok şey bildiğinden susarsın…' tanımı, tam da bu karakterdeki bireylerin yaşam felsefesini yansıtır niteliktedir. Ve şiirsel bir zihin yapısına sahiptirler. Estetik ve duygusal duyarlılıkları, onları aynı zamanda edebî üretkenliğe yöneltir. Yazdıkları her cümle, bir duygunun, bir yaşanmışlığın izini taşır. Kelimeler onlar için yalnızca ifade araçları değil; içsel dünyalarının yansımalarıdır.

Derin yazılar, deyişler ve şiirler onların ruhsal güzelliğidir. Duygularını anlamlandırmak ve başkalarına da ışık tutmak için kalemi bir dost gibi kullanır, kelimelerle raks ederler.

Ancak, bu duyarlılık ve derinlik çoğu zaman onları anlaşılmayan insanlar hline getirir. Çevrelerinde yüzeysellikten beslenen, hızlı tüketen ve duygulardan uzak duran insanlar olabilir. Bu ortam, onların içsel yalnızlıklarını artırabilir. Ve en nihayet zaman zaman sığ düşüncelerin hedefi hline gelirler.

Anlaşılmadıklarında bile öfkelenmeden, sabırla dinlerler. Eleştirilere tepki vermez, saldırıya uğrasalar da kendilerini küçültmezler. Bu sabır, onların gücüdür. Sessiz kalmaları bir zayıflık değil, yüce bir olgunluğun, onurlu bir duruşun ve derin bir anlayışın tezahürüdür. Bu insanlar, çizgilerini asla bozmazlar. Kendilerini ispatlamak için değil, doğru olanı sürdürmek için yaşarlar. Ses tonunu yükseltmez, ama yeri geldiğinde öyle sözler söylerler ki; o an odak noktası olurlar. Tam bu noktada Albert Einstein'ın 'Bilgi cesaret verir, cehalet ise küstahlık. Bilgili insan mütevazidir, cahil insan ise kibirli.' sözü yankılanıyor hafızamda. Velhsıl derinliği olan bir insanın sözü, zamanla değil anla yankılanır. Onlar kendilerini güçlü bir şekilde ifade eder, fakat asla kibirle değil; içtenlikle ve bilgelikle konuşurlar.

İnsanlar arasında 'kendini kabul ettirmiş' olarak anılırlar çünkü değerlerini kendileri belirler, başkalarının onayına ihtiyaç duymazlar. Toplum, bu derin ruhlara genellikle 'fazla duygusal' ya da 'aşırı hassas' gibi sıfatlar yükler. Oysa onların varlığı, insanî değerlerin devamlılığını sağlar. Onlar sayesinde dünyada hl sevgi, anlayış ve merhamet yeşerebilmektedir.

'İyi bir insan öldüğünde ona ağlamayın. Asıl onu kaybeden topluma ağlayın.' diyor ya FARABİ… evet, çünkü iyi insanlar toprağa değil, toplumun vicdanına gömülür. Onlar sustuğunda, sadece bir hayat değil; umut, adalet ve merhamet de eksilir. Nitekim onlar, modern dünyanın gürültüsünde bile insan kalabilmeyi başarabilen nadir ruhlardır. Belki de bu insanlar, bir gün ansızın çekip gittiklerinde arkalarında bir sessizlik değil; bir öğreti, bir iz, bir vicdan bırakırlar. Onların yokluğu bir boşluk değil, bir aynadır aslında; insanlığın dönüp bakması için kendine…

Ve bizler, bu aynada kendi suretimizi ne kadar insan olarak görebiliyorsak, işte o kadar yaşatabiliriz onların mirasını. Unutmayalım, kalabalıklar içinde unutulan her iyi insan, aslında bir toplumun kendini kaybetmesidir. Bu yüzden, hl böyle insanların var olduğunu bilmek bir şanstır; onları anlamaya çalışmak ise bir sorumluluk.

Belki de yapılacak en büyük iyilik, onların yalnız olmadığını hissettirecek kadar derin ve gerçek bir kalple yaşamaya çalışmaktır…

Bu yazım, işte bu kıymetli insanlara gıyaben bir saygı duruşudur. Onların varlığı, bu dünyada hl umut olduğunu gösterir. Eğer siz de böyle bir insanla tanıştıysanız, böyle birine sahipseniz etrafınızda ya da içinizde böyle bir duyarlılığı taşıyorsanız, bilin ki bu dünyaya en gerekli olan şeyin ta kendisisiniz. Zira bu duygular, insanlığı insan yapan yegne kaynaklardır.

Kalbinizde yaşayan bütün güzellikler sizinle olsun

ÇIKIP GELSEN

AYŞE ÇETİNTAŞ

Sözün bittiği yerdir

Dileklerimin kabul günü

Bir sabah çat diye çıkıp gelsen

Güzel sabahlar dilemesinden olur

Geldiğin zaman güneşler doğmasın

Güneşim sen olursun

Ben güneşler çizerim

Gelişinle batmayan güneşler çizerim

Gidişinle batırdığın güneşler gibi

Kaldığım karanlıktan geldiğinde

Güneşlerim doğsa

Bir güneş doğsa

Gidişi olmayan güneşin batmadığı

Gelişin olsa

Habersiz gidişin bir dönüşü

Karanlığın bitirdiğin güneşin doğduğu

Vakitte çıkıp gelsen.

MAHŞERE KALDI

YÜKSEL AKDEMİR

Dün akşam kalemi aldım elime

Masanın başına çöktüm ağladım

Geçmiş sıkıntılar geldi dilime

Derdimi kğıda döktüm ağladım

Çektiğim acılar çıkmış ayyuka

Felek her lahzada düşürmüş faka

Göğüs kafesime saplanmış zoka

Ellerimle onu çektim ağladım

Çektiğim çileye unutamadım

Yorgun gözlerimi uyutamadım

Gönlümü bir türlü avutamadım

Çaresiz boynumu büktüm ağladım

Şikyetim yalnız yüce Hüda'ya

Bir zalim yüzünden küstüm dünyaya

Bıraktım yaşasın o doya doya

Ben sabır tohumu ektim ağladım

Bu Dünya fanidir girmem vebale

İhanet yüzünden düştüm ne hale

Namertleri hakka ettim havale

Gözümü semaya diktim ağladım

İşte yazdıklarım bundan ibare

Göz çanaklarımı yaptılar dere

Yüksel'im bu hesap kalır mahşere

Olup bitenlere baktım ağladım

Bu yalan Dünya'dan bıktım ağladım.

Bakmadan Geçme