Van Gölü İncileri
SUL
ZEYNEP SÜMER
Söyle bana dünyan neden kararmış
Gönül bağlarını dolu mu vurdu?
Güzelim yüzünün rengi sararmış
Düşmanlar yoluna pusu mu kurdu?
Neden uzaklara dalıyor gözün
Hazana mı döndü baharın, yazın
Artık kendine de geçmiyor sözün
Vuslatın hasrete dümen mi kırdı?
Vicdanın kurumuş, ruhun çürümüş
Belli ki kalbine biri yürümüş
Akılsız başını duman bürümüş
Yolunu akrepler, yılan mı sardı?
Şeytanlar sinsice girip kanına
Ağını örmüşler dört bir yanına
Münker ile Nekir geçip önüne
İçinden çıkılmaz sual mi sordu?
Bu canı yaşatan yürek sesiydi
Suskunluk gönlümün gür hevesiydi
Aşkım gülizarın gül nefesiydi
Felek mi incitti bülbül mü yordu?
Zindanda benimle sandığın beden
Kalbini mi kırdım yoksa bilmeden
Eski sen değilsin değiştin neden
Beynin mi köreldi aklın mı durdu?
YAR GAZELİ
YAŞAR AKGÜL
Akşamın kuşkusundan, gecenin korkusundan,
Soyunup geldim tenimin kokusundan, mağaradaki yar gibi
Gece, senin uzun siyah saçlarındır sevgili,
Sesleri tel tel hüzün, tar gibi
Ay ayrılmış yüzünüzden gülün ırmağı geçer,
Aşkın buğusunu, hüznün rengini satar, edanız aktar gibi
Dudaklarından çalınmış ateşi, gözlerinin kömürü,
Üfledikçe harlanıyor, Harran oldum rüzgr gibi
Hazan indi söz bahçemize, göğsüne çıktık üryan,
Göğüslerine ki yarın, göz değmemiş dağlar gibi
Acılar yağmuru böyle göğertti bizi,
Ayrılığın orucuna sen geldin iftar gibi
Ben de gezdim aşkın yedi şehrini, yalın kalb
Lakin ayrılığa çıktı yolun, Ferîdüddin Attar gibi
Bakışın gül, gürül gürül, içimiz evvel bahar
İsyanım gazel olmuş, kitap tarumar gibi
Sohbet sofranızdan kalktım, keşfim açık denizler
Derghının sularında, bitmeyen gün zarar gibi
Noktası konulmamış bir cümledir hayat,
Şiiri biter ömrünüzün imza; seng-i mezar gibi.
MİHMANIM
NURAY DOĞAN
İrem bağlarında bana görünen
Ahu gözlü güzel ne salınırsın
Yağmur damlasıyla yara durulan
Kirpikleri oktan ceylanım mısın
Asığın sazıyla feryadı duyan
Perçemi gül ile sümbülü yuyan
Göğün sinesinde yıldızla kayan
Saraya vakitsiz sultanım mısın
Görünmez uzaktan gelirken sesin
Sevdanın közüyle erirken sesin
Gönlümü gönlüne verirken sesin
Zamansız oturan mihmanım mısın?
KAV TARİHİ
BAHTİYAR BURAK ASLAN
Herkes, kendi gerçekliğine uyandı. O günden sonra kimse eski haliyle kalmadı. İki büyük kuvvet çarpışmış, taraflar mahalleyi ve şehri terk etmişti.
Dolmuş kaşla göz arasında beni almadan ıradı. İşlerim neden hep böyle ters gidiyor. Sadece yarım puanla hukuk kaçtı, bir yanlış soruyla istemediğim bir şehirde memurluk yaptım. Tam yurtdışına gönderilecek iken deprem oldu sonra askere gittim.
Kardeşim memur olmuş herkesin çok zeki dediği adam zahmetsizce girebileceği yere didinerek zar zor ulaşmış. Okumamakla iyi ettim hatta şehri terk etmek en iyi kararım. Apartmanın altı toptancı dükkanım, üstte çocuklara ayrılmış daireler geri kalanı kira geliri. Ticaretten iyi para kalıyor, emrimde çalışanlarım, araçlarım. Allah yüzüme baktı tabi bende çok çalıştım. İyi ki babama rest çekip kardeşimle kavga etmişim. Kaç günü eskitir heybem, sırtımda kat kat birikmiş hüzün. Oğullarım aramıyor, bir evlat babaya bu kadar çok nasıl bağırır? Ufaklık kapıyı çarpıp gitsin... İyi de benim ne suçum var, aramaz sormaz. Şu yatakta ölümü, cam dışında karartı bekliyorum. Ecel mintanı sırtımda emanet koynumda, susmayı bilmez dudaklar bir çift kulak arıyor. Kişi en çok yaşlanınca yanında insan arar derlerdi şimdi anladım.
'Baba bugün o teklifi aldım, beni istemeye gelecekler. Böyle bir giriş nasıl olur anne'. ' Deli kız baban biliyor.' Hangi ara söyledin, sana bu haberi yeni verdim.' Dün dedim bu oğlan teklif eder eli kulağında. Evde iki doktor olması iyidir dedi. Yaşlandın artık deyiverdi kart horoz, gülüştük.'
Baba ocağını terk ettiğimizde ülkenin bir ucuna sen gittin. Gereği varmış gibi araya şehirler yerleştirdik. Bu lanetten doğup büyüdüğümüz şehir nasibini aldı. Akrabalarımız yoktu onları babamızı ve geri kalan ne varsa sildik. Sacit abi bana barışın demekten fazlasını söylüyordu 'katılığı bırak.' 'Oğlanın yaşı kemale erdi, kız yakında yuvadan uçar, düğün dernek kurulur. Amcaların hiç mi emeği yok?' Öğütle cümlesini bitirdi, bir tek onun sözleri batmazdı. 'Taşlarda erir zamanla dostum. Yükünden kurtul ki mutlu olasın. Bundan sonra torban yırtık olmalı'.
Barıştık yok hayır düğüne gelmedi. Ben doktor yeğenimin düğününe gittim. İlk kez gelinlikle gördüm. Abim mahcuptu küçüktüm ama büyüklük yaptım. Kavganın nedeni falan ne önemi var.
BİLİYORUM AMA BİLMEDİĞİM BİR YOL VAR
AYŞE DAĞLIOĞLU
Sesler, ıslak sokaklar…
Ve kırmızı ışıkta
Küllerime sarılıyorum
Yüzlerce kağıttan kentlerimde
Sokakları incitmeden kedilerle konuştum
Şehirler kirli yazgılarıyla
Ensemde koğuş yüklü ulumalar
İçimden kilitleyip gitti/ incitti
Bir daha kedilerle konuştuğumu gören olmadı
Yoktu böyle bir gece farz et ki
Artık şehri bile olmayan adam ne yapar
Bekler tüm duraklarda, sus'lu
Bir çocuk yedisinde neyse yetmişinde de odur
'I know what's it to be young'
Donup kaldım içimdeki valizlerde
Ve bitti yol.
HİCRN-I HAZAN
DAVUT MORTAŞ
Hazan-ı gamdır içimde gezinen
Berg-i dilim dökülür sükût rüzgrına
Bir ömür ki adınla virn
Bir kalp ki vuslat nedir bilmez
Hicranın kandilinde yanar geceler
Ahım göğe mühür, yere zincir
Ne sabrım kaldı zamana dayanacak
Ne de gönlüm kaderle barışık
Sevda dedikleri bu mu ey yr
Hem niyaz hem bel mıdır adı?
Adın her düştükçe dudaklarıma
Kalbim biraz daha şehit olur
Çaresizim,
Ne fermanım feleğe geçer
Ne susuşum beni kurtarır
Hazan geçer derler lkin/ sen
Ömrümde bitmeyen hicransın.
NE SANAT NE SANATÇI
METİN ÖZDOĞAN
Resim sanat, ressam sanatçı
Heykel sanat, heykeltıraş sanatçı
Tiyatro sanat, tiyatrocu sanatçı
Fotoğraf sanat, fotoğrafçı sanatçı
Karikatür sanat, karikatürist sanatçı
Müzik sanat, müzisyen sanatkar
Şiir sanat değil, şair sanatçı değil
Ozan sanatçı değil çünkü tanınmıyor
Bilinmiyor, öksüz ve yetim kişiler
Kimse bilmiyor değeri, bilmiyorlar ki
Şair olmasa şiir olmaz, şarkı olmaz
Kaç kişi bilir sevdiği şarkının söz yazarını.
MERSİN ÇİÇEKLİM
ŞEVKET YAMAN
Ey mersin çiçeklim!
Ey gülfidanım!
Güzelliğin
Güneşi yansıtıyor kalbime
Gülünce sen
Kapalı gönül kapılarım
Açılıveriyor ansızın...
O minik kolların
Açılırken birbirinden
En yükseklerde uçuşan
Benekli kuşlar misali
Konmak istiyorum o minik
Ve tatlımsı kollarına…
Ey hasretle yanan
Gönlümün hekimi
Gel ve gülüşünle merhem ol,
O parlayan ışığınla
Karanlığıma ışık ol
Ve saçıver ışıklarını
Aydınlansın, parlasın
Pas tutmuş duygularım.