Van Gölü İncileri

BÜTÜN ŞEHİRLER BİRBİRİNE BENZİYOR

YAŞAR ADIYAMAN

Bütün şehirler birbirine benziyor bütün şehirler birbirine benziyor

Duygusu çalınmış bir dünya, beton yığınları alışkanlıklar

Nefessiz kalan yeryüzü, içinde intihar duygusu oluşmuş

Birbirini tanımadan, birbirini anlamaya çalışan

Laf cambazlar üstünlük ve uyumsuzluk sonrası

Kalp sirenleri bozulmuş, birbirine benziyor şehirler,

Bazı sorular bazı cevaplar içinde saklanmış nice şehirler

Tarih kalıntıları arasında kalbine pusula arayan kimliksizler

Soy bağını göbek bağından bilen üstünlük taslayan bedeninden

Büyük ayakkabı giyen şehirliler laf cambazları

İşte onlar dilinden anlaşılmayan gizli düşman

Teknolojiden intihar eden karşı kıyı çocukları

Büyüsü bozulmuş gece, heceden düşen imge

Tutunamayanların en kalabalık pazar yerlerinde

Akşamüstü terk edilmiş umutsuz terkine bırakılmış

Çöp yığınları arasında arayışlar

Her şehirde manzaralar aynı 'yıldızlar sönerken insan ölürmüş'

Öyle bir kabahat belki de ilk kez yıldızlarda bulundu

Kimse gecenin katilini sabah güneşinde bulamadı

Çaresizlik içinde gün batımını izleyen

Yusuf yüzlü çocuklar kuyu aramakta

Onun için benziyor bu günlerde bütün şehirler

Daha çok birbirine benziyor küresel bir hatta yüzünden

Pandemi den çıkış aramakta cesetler içinde yüzen ada şehirler;

Ne yana gideceğinden bihaber bir çıkış yolu aramakta

Ya da bir limana yanaşmak umudun, şehirliler intihar ederken

Köylüler şehirlileri hayal etmekte

Olduğunu beğenmeyen memnuniyetsizler imkansızlıklarla çarpışmakta

Birbirinin aynısı oldukça ölüyor insanlar…

Bu yüzden bütün şehirler birbirine benziyor.

SEVDİĞİM

ARİFE ÖZDEN

Gecede uyanıp kan ter içinde

Hasretin canımı yakar sevdiğim

Dalıp uzun uzun acı içinde

Hatıran sinemde kokar sevdiğim

Ömrümün eprimiş lahzalarında

Ruhumun bitimsiz gazalarında

Bedenimin bütün azalarında

Kanım sen diye akar sevdiğim

Hücrelerime dek sararsın beni

Kalem dile gelir anlatır seni

Ölmeden giydirir bana kefeni

Gurbetin sevdamı yıkar sevdiğim

Yokluğun sızlatır kalbimi ey yar

Sensiz en yakınım manasız, ağyar

Sesin gelmez oldu öksüz bu diyar

Gözlerim yoluna bakar sevdiğim.

EKRANIN SERT DİLİ: 'ULAN'IN GÖLGESİNDE KAYBOLAN POLİS İMGESİ

MAHMUT CELAL ÖZMEN

Televizyon dizilerinin, özellikle de uzun soluklu olanların, bir toplumun ruh hlini yansıtan aynalar olduğu sıkça söylenir. Bu aynalarda yalnızca kurgusal karakterler değil, devletin, adaletin, güvenin ve otoritenin de suretleri görünür. Kanal D ekranlarında yıllardır süregelen Arka Sokaklar dizisi de bu ayna işlevini üstlenmiş; halkın gözünde polisin gündelik yaşamdaki temsilini biçimlendiren güçlü bir popüler kültür figürüne dönüşmüştür. Ancak bu aynanın yüzeyinde zamanla bir bulanıklık oluştu: dizideki emniyet mensuplarının dilinde dolaşan 'Ulan', 'Lan', 'Defol', 'Adam ol' gibi ifadeler, artık yalnızca karakterlerin değil, polis kimliğinin de dili hline geldi.

Bu noktada şu soruyu sormak kaçınılmazdır: İçişleri Bakanlığı ya da Emniyet Genel Müdürlüğü, bu dilin temsil ettiği üsluptan rahatsız değil midir? Çünkü mesele yalnızca bir kelimenin ağızdan çıkması değildir; mesele, kamu otoritesini temsil eden bir kimliğin -ekranda da olsa- hangi üslupla var olduğudur. 'Ulan' sözcüğü, Türkçe de samimiyetle öfke arasında gidip gelen, kimi zaman dostça, kimi zaman saldırgan bir tınıya sahiptir. Ancak bu kelime, üniforma taşıyan bir karakterin dudaklarından döküldüğünde, bir anda 'otoritenin ağzı' hline gelir. Böylece devletin dili, kaba ve öfkelidir artık; empati değil, emir taşır.

Televizyon, sokakla devlet arasında bir geçit gibidir. Seyirci, dizideki polisin tavrında gerçek polisin suretini görür. Dolayısıyla, Arka Sokaklar yalnızca bir 'dizi' değildir; aynı zamanda toplumsal bilinçte bir kamu iletişimi aracıdır. Halkın gözünde 'polis'in kim olduğunu, nasıl konuştuğunu, nasıl tepki verdiğini bu dizi belirler. Bu durumda, dizideki her 'ulan' sözcüğü, kamusal dilin sınırlarını zorlayan bir yankı hline gelir.

İşin ironik yanı, dizinin amacı genellikle 'kahraman' polisi yüceltmektir. Fakat bu kahramanlık, zamanla sertliğe, bağırmaya, öfkeye evrilmiştir. Böylece seyirci, 'adalet'i değil, 'öfkeyle karışık adaleti' izler hle gelir. Bir başka deyişle, Arka Sokaklar'ın dili, güvenlikten çok 'gerilim' üretir. Oysa polis, toplumun güven duygusunun bedenleşmiş hlidir. Onun dili, ölçülülük ve saygıyla örülmelidir. Ne var ki, televizyonun dramatik iştahı bunu çoğu zaman göz ardı eder; çünkü öfke reyting getirir, bağırmak sessiz kalmaktan daha 'etkilidir.' Böylece dil, estetik bir araç olmaktan çıkar; güç gösterisinin ham bir aracına dönüşür.

Bu noktada İçişleri Bakanlığı'nın ya da Emniyet Genel Müdürlüğü'nün sessizliği, en az dizideki gürültü kadar düşündürücüdür. Zira kamu kurumları, kendi imajlarını popüler kültürün insafına bıraktığında, 'devlet dili'nin anlamı halkın televizyon alışkanlıklarına teslim edilmiş olur.

Bir devletin otoritesi, kelimelerinde gizlidir. Eğer o kelimeler öfke, sertlik ve küçümseme taşırsa; toplumun adalete olan inancı da aynı oranda zedelenir. Arka Sokaklar'ın karakterleri belki suçla mücadele ediyor; ama dilleriyle başka bir suçu -dilin hoyratlaşmasını- işliyorlar.

Belki de asıl mesele, şu soruda düğümleniyor:

Gerçek polis, televizyondaki polis gibi mi konuşmalı; yoksa televizyon, gerçek polisin vakarını mı örnek almalı?

Bu sorunun yanıtı verilmedikçe, ekranın 'arka sokakları' dilin de saygının da karanlık köşesi olmaya devam edecek.

SEN NEYİ BEKLİYORSUN?

DR. RESUL COŞKUN

T. C. KÜLTÜR BAKANLIĞI HALK ŞAİRİ

Hakk'a davet edene

Düşmanlık ediyorsun.

Cehennemlik edene,

Sevgi mi besliyorsun?

Hak dine uymak varken

Sen neyi bekliyorsun?

Şeytanın tuzağını

Nasıl fark etmiyorsun?

'Şeytan düşmandır sana'

Buyurdu yüce Allah,

Allah'a karşı gelip

Nasıl bulursun felah?

Allah'ın emrine uy

Sakın ha isyan etme

Kurtuluş davetini,

Duymamazlıktan gelme!

Bak Allah'ın emrine

Çağırır cennetine

Tembelliği bırak da

Hazırlan ahretine

İtaat etmelisin

Allah ve Resulüne

Hazırlık etmelisin,

Çetin hesap gününe

Cansız at hazırlanır

Tütsüyle buhurlanır

Ecel şerbeti içen

Sessizce uğurlanır

Hazırla sen yaşarken

Ahretlik çeyizini

Muhibbi Resul ol ki,

Allah da sevsin seni.

SON NEFES

EZGİ NİLAY BEYİŞ

Puslu gece, karanlık umut

Boğazıma sarılan düğüm

Boğuk çığlığım yüreğimde

İçimde yankılanan ses

Kalabalık sokakların tenhalığında

Gizli kalmış son nefes

Bu ıssız yol, gölgesiz umut

Varlığınla yokluğun bir

Sorunlar, mahvoluşlar koynunda

Bir gece daha, bir kırık daha

Cam parçalarına basmaktan

Yaralı her yanım, her anım

Sessizliğineyim kaldırımlarım

Boğuk bir çığlığa sığdırdığım

Yükler yüklendiğim omuzlarıma

İçimde kopan sessiz çığlıklarım

Artık bir son ver buna…

GİDER NEREYE MEÇHUL

KENAN GEZİCİ

Değişti buraların havası, gün be gün

Yağmur göğe doğru yağıyor her gün

Yüzler farklılaşmış tohum aynı değil

Camların buğusuna çizilmiyor gül

Avucumuzda tuttuğumuz su yanıyor

İçtiğimiz her su bizi zehirliyor

Aptallar bizi düşürür tuzağa

Bin türlü hesapsız, hesap var onlarda

İşten eve gidiyoruz her sabah

Karın tokluğu değil, olmuş ah u vah

Saf idealler ağızlarda, kurmuş tuzak

Sevgi tek taraflı al-ver

Aldıkları kadar sevgili onlar

Dikilmiş göğe sona kaldı beklentimiz.

BANA UZAKLARI SÖYLE

HATİCE ERDEMCİ

Mor hüzünler sarıyor şehrin etrafını

Tren garında bavulsuz insanlar,

Yoksul bir balkon

Bulutlardan önce üşüyor

Sana şıkken şarkılar söylemek

İyi geliyor bana,

En serin gölgeler bile

Tutmuyor gözlerinin yerini

Bana uzakları söyle

Yanağındaki ışık evlere değsin,

Bütün yağmurlar

Seni hep sevmem için yağıyor,

Denizler uykudayken seni seviyorum

Gülüşünle arka mahalleler bile çiçek açıyor

Sesin gibi rüzgrlar getirdim sana.

ANNE

HASAN KAMBAY

Mucize olguyla bizi var eden

O saf sevgisiyle sarandır Anne

Melek şefkatiyle hiç erinmeden

Fedakrca ömür verendir Anne

Nefesi can olur senin canında

Sığınacak liman en zor anında

Duasıyla bile her an yanında

Bulunmaz hakiki yarendir Anne

Sevincimiz onun sevinci iken

Naif Yüreğinde; acımız diken,

Sonsuz merhametle korur kollarken

Aşkla yuvasını örendir Anne

Ona bir 'Öf' demek ar olur iken

Neslimiz onunla var olur iken,

Kutsal varlığıyla müjde verirken

Bizlere cenneti derendir Anne

Sıcacık bağrında kalmak ne güzel

O mis kokusunu almak ne güzel

Yaşarken kıymeti bilmek ne güzel

Yokluğu yürekte virandır Anne

Ne çok emeği var üç günlük handa

Hakkı ödenmez ki iki cihanda

Eli öpülesi candır sol yanda,

Ebedi kalplerde durandır Anne.

YUNUS'UM

KASIM KARA

Yunus'um gel

Gidelim, Anadolu'ya

Buz gibi suyunu içelim

Havasını içimize çekelim,

Nevruzda nergis toplayalım

Gülü, papatyayı koklayalım

Eşsiz sohbetler arasında

Demli çayları yudumlayalım

Davulun sesiyle el ele tutalım

Sevgi halayları çekelim

Sevenler sevdiğine kavuşunca

Yol kenarlarında ekin tarlaları

Bıldırcın sürüleri arasında

Özlemlere son verir

Yolcu trenleri…

Bakmadan Geçme