Mavi Şehrin Kalemleri

COVİD'İN ARDINDAN

GÜLHAN TAŞKIN

Her fotoğrafımda,

Göz bebeklerimde bir yağmur tanesi

Pusu kurmuş sanki,

Çaresizliğime inat yüreğimin ince çizgisine.

Ne bir adım geri de

Ne bir adım ileride hayallerim.

Sıfır noktasında bakakalmışım

Bağdaş kurmuşum geleceğime

Mikroskopta bir zerre sadece

Sevdiklerimi, avuç içlerimden alıp götüren maraz

Savuran, yok eden ölüm rüzgarlarında.

Anlamak imkansız mezar taşlarının sayısını

Hey hat!

Anlatmak ise dilimde ll-ü zr.

Sessiz çığlıklarım sanadır artık,

İçimde açılmış zifiri covit karanlığı.

Üzerime kat be kat,

Yorgan misali örtülen çaresizliğim.

Senden öğrendim ki,

Hazan vurdu mu göğsünün orta yerini

İçine içine yağıyormuş güz yağmurların

Sağanaklara gebeymiş artık

Dört bir yanı yamalıymış baharlarının

Tutunmak hiç bu kadar zor olmamıştı

Körolasıca zaman sana

Ve göçüp gitmek

Hiç bu kadar sade, zarif, sancılı

İlkbaharlarda...

Bir varsın-bir yoksunlarla savaşıyor

Tüm alın yazıları sevdiklerimin

Hayatla ölüm arasındaki ince çizgide siliniyor

Nicedir fotoğrafları gençliğimin

Yitirmek, yitip gitmek zor

Bu kara delikte,

Liğme liğmede olsa umutlarımı.

'Olmak yada olmamak' değil asıl mesele.

Zamanlı zamansız,

Göz bebeklerimde pusuya yatmış

Sancılı yağmurlara inat

Bir maskenin ardından savaş açmak yeldeğirmenlerine

Quasimado'nun kamburunda saklamak

Tüm çaresizlikleri

Pamuk prensesin yüreğinde ısıtmak

Nefessiz kalan ciğerlerimizi

Ve artık zafer zamanı

Yanımızda alkış tutan binler

Yüreğimizde ettiğimiz yeminler

Ve analarımız

Yüreği pamuk, sabrı taş kesilen analarımız.

Her seher vakti

Beni, alnımdan öpemeden ölüme yollayan

Okuduğu Kur'an-ı Kerim'in sesi ile

Her güne gözlerimi açtığım

Ak saçlı,

Mangal yürekli canım anam

Duan ile

Yer-gök duan ile...

ÖLÜRÜM

ZEKİNE KARAKÖÇEK

Saçını bölüğü düşmüş beline

Ölürüm bal damlayan o diline

Gonca güller derip versem eline

Hasretin düşse sineme, ölürüm

Sarı saçlarını ak ile ördüm

Yalan gerçek acılar gördüm

Pirin kapısına yüzümü sürdüm

Hasretin düşse sineme, ölürüm

Hastayım bir ateş düşmüş özüme

Göreydim perde inmeden gözüme

Mürekkep tükenir yetmez sözüme

Hasretin düşse sineme, ölürüm

Zekine saç telinde gamın saklı

Ora versen alınmaz giden aklı

Efkarın sinemde kor gibi saklı

Hasretin düşse sineme, ölürüm

LOTUS ÇİÇEĞİM

AYTEN TARIM

Bahar yoksa !

Ve sen yoksan

Gün hazana durmuşsa

Suretin, suretime yüz çevirmişse

Güneşin kızı

Aynadaki ben yokluğunda

İçimde yanan ateş kül olmuşsa

Neyleyem yalan dünyaya

Neyleyem sensiz doğan güneşi

Hazanımda açan, lotus çiçeğim

Sesinin tınısında, huzur bulduğum

Yüzüne el sürdüğüm

Mabetimde ki zikrim

Küsemem !

Kırıp dökemem

Sırtımı dönemem

Bırakıp gidemem

Gerçekten kızamam

Bile bile, İncitemem seni

Şahitliğim var sevdamıza

Ruhuma sadakatime

Özüme yan yr !

Elini kolunu bağlasan da

Ben yine sarılır

Bırakamam seni

Lotus çiçeğim

Ruhumdan, ruhuma

Dumsın

Ezelime, hirime

Asli varlığıma.

ESMER GÜZELİ

NURTEN ERGİN

Tutarsan cananın nazik elini

Kemerini bağla sarsın belini

Koklarsın simsiyah saçın telini

Aşığım ben sana esmer güzeli

Ekersen tarlaya tane buğdayı

Sürersin bir ömür zevku sefayı

Sevdiğin yanında bulsan vefayı

Aşığım ben sana esmer güzeli

Herkesten daha çok severim seni

Gözünü kıskanır sararım teni

Hasretinle yalnız bırakma beni

Aşığım ben sana esmer güzeli

Tutarım bırakmam nazik elini

Sararım her sabah ince belini

Bağlarım gönlüme gönül telini

Aşığım ben sana esmer güzeli

Sultan kız der yıllar geçse aradan

Bizim yazgımızı yazmış yaradan

Kim bilir kaç fidan büyür karadan

Aşığım ben sana esmer güzeli

SEVME DİYORSUN

AYNUR GÖKALP

Canım feda olsun aşkın yolunda

Ne kadar mutluydum senin kolunda

Kara yazılmış alın yazım da

Unut beni artık sevme diyorsun

Sevda çiçeğimdin baharda dalım

Karşımda duruyor o tatlı halın

Yürekten tutuşup yanarken

canım

Unut beni artık sevme diyorsun

Dünyaya bedeldi gözlerin senin

Uzaktan gelir di mis kokan tenin

Gidiyorım şimdi sen işte sevin

Unut beni artık sevme diyorsun

GÜZEL SEVMEK ADAM İŞİ

DERYA GÜLTEKİN

Öyle çok sevmeyeceksin kimseyi

Bağlanmayacaksın dolu dizgin…

En sevdiğin elbiseni,

Her gün giymeyeceksin mesela,

En sevdiğin dostunun

Çalmayacaksın her gün kapısını.

Her sese

Rağbet etmeyecek,

Bakmayacaksın öyle her söze,

Her yüze, göze, işe ki

Kaybetmeyesin değerini.

Bazen dalında çürümüş meyveyi

Solmuş yaprağı,

İnceldiği yerden kopacak ipi

Bırakacaksın ki kendi düşsün yerinden.

Dereden bir cılız su

Yatağından ayrılıp başlamışsa akmaya...

Toprağından uzakta

Bir taşın altından yer seçmişse

Bir çiçek açılmaya ..

Bırakacaksın

Varsın aksın, açsın ki

Her şey kendi olsun yerinde.

Öyle;

Sırf sunmak

Ya da koklamak için

Kırmayacksın dalındaki bir gülü..

Altın tasta diye

Zehir içmeyeceksin bilmeden içini..

Tatlı diye her dile,

Güler diye her yüze,

Bağlamayacaksın belini..

Kanından olsa da dost,

Candan olmasa da düşman

Etmeyeceksin öyle herkesi…

Dişin kesiyor diye,

Her kuşun etini de yemeyeceksin…

Kaynıyor diye aşına

Kaşığını düşünmeden

Doğramayacaksın öyle

Her eline geçeni…

Her gecenin seheri var deyip

Heder etmeyeceksin öyle her demini…

En önemlisi;

Üşürken nasıl ateşe dokunmadan

Isıtıyorsan bedenini,

Severken de

-İncitmemek adına -

Gelinciğe dokunurcasına

Öylece tutacaksın sevdiğinin ellerini.

Mesafeli durduğun yerde bile

Kalbinin karanlık odalarına

Işıkla salacaksın gözlerini..

Gül diye

Güllere layık diye

Dikeninde kanatmayacaksın

Gül bellediğini,

Gülle sevmekse gayen

Üzerine bırakacağın tek bir gül yaprağı

Olabilmek varken içeceği suyunda,

Yürütebilmek de varken yolunda

Dikeninde kanata kanata

Öyle düşürmeyeceksin ayağa güllerini…

Sarraf varken

Çerçide ölçtürürsen

Bir pul edersin değerini…

Velhasıl;

Her yüreğin harcı değil;

Sevmek,sanat..

GÜZEL SEVMEK ADAM İŞİ.

OYSA GÜNEŞ

YEŞİM ZUHAL GÜNEŞ

Gecemin kusuru, bana tufanı getir

Tesiri yok bu yüzlerimize pay edilmiş ıslak kahkahanın

Hürriyetime boyuyorum menziline sığındığım seğiren aklı

Masada ters duran hakikatin kırıntılarıdır şimdi yüreğimi süsleyen

Kan bulutum, batan güneşim benim

Asrın ılık nefesini kurutuyorum şimdi bir hatıratın yaprakları arasında

İpek harflerle okunaklı yazılmalıydı düsturu müphemliğin

Bir kumarbazın kağıtları gibi ters çevrilmiş duruyor oysa o da masanın üzerinde

Kuşku iri gözlerini yumarken tümüyle

Taraçalar fısıldıyor belli belirsiz

Oysa güneşe durmuş yıldız uçurtmam

Kaç köşesi var saymamalı

Kaç hilaf sığar göğe

Kaç el toka edilir gün ağırırken, saymamalı

Kanımda kükreyen gizil, bana gövermiş neşeyi getir

Denizin mavi saçlarını, ışıklı gemileri, uzaklarla çevrili karaya oturmuş bekleyişleri

Buğulu kadehte kelebeğe öykünen acıklı ruj lekesi

Göğsümde çırpınan ithal sevi

Özlemini duyduğum eski bir ruhun mübah kokusu

Onlar da ters çevrilmiş duruyor o tozlu kalabalık masanın üzerinde

GECENİN KOYNUNDA. BOĞULUYORUM

MÜRÜVVET KAYMAZ

Gecenin koynunda boğuluyorum

Kurudu dalım,kalmadı yaprağım

Sensiz sürünüyor bak kalbim

Yağmurun sesiyle konuşur oldum

Ah ayrılık gölgen de ne ağır

Düşemedim hayallerimin peşine

Durup dururken çoğaldı acılarım

Gel misafir ol rüyalarıma

Hüzünlerimii tutmuşum avuçlarımda

Sabretmek mümkün mü yokluğuna

Üflesem gidermi hüzün kokuları

Tek tek toplarım gelecektekı mutlulukları

Yine karlar yağmış gecelerime

Çağlayan sular gibi akıversen gönlüme

İçimdeki aşkı sakın öldürme

Sevemem kimseyisenin yerine

Hayat ne kadar ağırsın

Bir günde hüzün ısmarlama

Bırak hatıralar bende kalsın

Gecenin koynunda boğuluyorum

Bakmadan Geçme