Beklenen İran Saldırısı
Yusuf Kazak
İsrail-ABD ortaklığı ile İran’a gerçekleştirilen saldırıların ve sonrasında birtakım çevre ülkelere de sıçrayan çatışma manzarasının; bölgenin, kapasitesinin çok üzerinde bir baskıya maruz bırakılarak zayıf ülkelerin ve aktörlerin bir siyasal ve askeri eliminasyona tabi tutulmasına yönelik olduğu söylenebilir. İran’daki rejimin varlığını sürdürmesi veyahut yok olması neticesinde hangi sonuçların doğacağına dair senaryoların, çalışmaların ve kafa karışıklığının bol olduğu bu ortam; Orta Doğu temelinde daha fazla politik ve stratejik öngörünün ve kehanetin yapılmasını mecburi kılmaktadır.
İran coğrafyasının total boyutta ele geçirilmesinin askeri zorluğu ortadayken, ABD-İsrail ortaklığının sert güç unsurlarının yanı sıra hangi sosyolojik, psikolojik ve istihbari unsurları kullandığı veya kullanmaya hazır tuttuğu da bu süreçte incelikli bir analiz çerçevesini oluşturmaktadır. Yaşananlar, büyük devletlerin geçmişte rakip devletleri alt etmek için uzun yıllara varan çalışmalar yapmak yerine günümüzde artan ‘küresel sabırsızlık’ uyarınca stratejilerini daha ‘hızlı’ ve ‘kaotik’ bir seviyeye yükselttiklerine işaret etmektedir.
Bir diğer taraftan, Körfez ülkelerinin de çatışma tablosuna dahil edilmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması üzerinden bu ülkeler bazında artan finansal baskı, ABD-İsrail ortaklığını daha fazla maliyet hesabı yapmaya itmektedir. Bunun yanı sıra, son dönemde iyileşmiş olan ve stabil seyreden İran-Körfez ilişkileri, savaş sonrasında Orta Doğu temelinde bir etnik çatışma ve sosyolojik patlama ihtimalini de bünyesinde barındırmaktadır.
Öte yandan, İsrail’in İran özelinde gerçekleştirmek istediği rejim değişikliği amacı, Tel Aviv yönetiminin gelecek açısından bölgede inşa etmek istediği ve kendine alan açacak bir mekanizmaya hizmet etmektedir. Son dönemde ivme kazanan, İsrail’in bölgede müttefik bulma çabaları, İran’ı dönüştürme projeksiyonu temelinde tasarlanmaktadır. Bu yönüyle, sahadaki konvansiyonel savaş aygıtlarının yanında bolca teolojik ve tarihsel argüman da sahnededir.
Halihazırda devam eden çatışma süreci; bölgeyi ekonomik, politik, askeri, sosyolojik ve dinsel açıdan geniş boyutlu bir kapasite aşımı ile karşı karşıya bırakmaktadır. Çatışmaya dahil olan aktörlerin bu süreci aşma noktasında sahip oldukları direnç ve tolerans seviyeleri, çatışma sonrasındaki eliminasyon tablosunu belirleyeceğe benzemektedir.