Yunus Türkoğlu

Teldolap - Yol

Yunus Türkoğlu

TELDOLAP

Eski evlerde her yer eşya ile dolu değildi. Gereği kadar eşyanın olması evlere dinginlik, sadelik ve estetik kazandırırdı. Bu evlerin dokusu, ahengi ve kendine has bir rengi vardı. Yazın gül ve kaysı reçeli,  sonbaharda taze ceviz, kurumaya yüz tutmuş sütül zerdali kokan günlerimiz vardı. Sükûnet ve huzur her şeyi, her yeri kuşatırdı. Zengin ile fakirin ilk bakışta anlaşılamadığı, her evde aynı yemeklerin piştiği, sofraların peçetelerle süslenmediği, yemek tabaklarının çok pahalı ve kıymetli olmadığı, her evin mutfağında teldolabın olduğu zamanlardı…

Van evlerinde her türlü malzemeyle yapılan nefis yemek ve kahvaltıların olduğu, içten, cömert ve sevgi dolu sofralar kurulurdu. Sengeser, mercimekli bulgur pilavı, ayranaşı ve tuzlu balık, keledoş, kemikli etten ekşili, Kürt köftesi, yeni açılmış karışık turşu, tandır ekmeği, çörek, otlu peynir, bal, murtuğa, kavut vs. ile birlikte dostların baş tacı edildiği sofralara teklifsiz, tekellüfsüz oturulurdu… 

Hep özlediğimiz, gidip bir daha dönemeyen zamanlardır mazi...

Van mutfaklarında bulunan birçok eşya bizi geçmişe çağırırdı. Bakır tencere, tabak ve kaşıklar, yoğurt bakracı, kocaman bakırdan sini ve unutulmaz gaz ocağı. Her şey bir yana teldolabı olurdu mutfağın bir köşesinde. O zamanlar mutfakta muhakkak bulunması gereken bir parçaydı, ayrıca üstünde yine ahşaptan yapılmış raf olurdu. Çok dolapların olmadığı zamanlarda taşınabilir çift kapaklı teldolapları vardı. İçine kuru erzaklar konulurdu. Kapaklarında sık dokunmuş telden bir örüntü olurdu. Bu yüzden tel dolap denirdi. Hava alsın diye cam kapakları olmazdı. İçine reçel, bal, Antep işi tahta kutuda katı pekmez, erişte, kavut, kavurma, helva, bazı tatlı çeşitleri, çay, kahve, elma kakları, kaysı kuruları ve diğer erzaklar gibi buzdolabına konmasına gerek olmayacak yiyecekler bırakılırdı. İçine hava alır fakat sinek, sivrisinek veya haşerat giremezdi. Pötikareli kumaştan dikilmiş iki kanatlı perdesi olanlarda vardı… 

Hatıralarımızda derin bir yere sahip olan ve bahsedilen yiyeceklerin büyük kısmının depolandığı teldolapları da güzel hatıralar geçidi içinde yerini aldı ve gitti…

YOL

Yol küçük bir adımla kapı önünden başlar, başka kapılara kadar sürer gider. Boylu boyunca önümüzdedir. Bazen olduğundan daha uzun gelir ve çilelidir. Bazen sarıp sarmalar ve gideceğimiz yere götürür bizi… Sanki bizimle hareket eder ayağımızın altında kayar gider. Yollar en ağır yükleri taşır… Bazen de İstanbul Mısır Çarşısı’ndan başlayıp Van’ın ortasından geçip Çin’e kadar uzayan meşhur İpek Yolu olur. Yollar kültürlerin kaynaşması, bir birine taşınmasıdır. Van’da “İpek Yolu Caddesi” ve son yıllarda kurulan “İpek Yolu Belediyesi”  bu kültürün bize taşınmasıdır, hatırasıdır...

İskele Mahallesi’nde oturuyordu, mesleği hamallıktı. Cuma sabahları camide namazını kılar sonra Van’a doğru yola koyulurdu. Âdeti olduğu üzere Çavuşbaşı Mahallesi’ne kadar yürüyerek gider, ablasında; eniştesi ve yiyenleriyle birlikte kahvaltı yapar oradan Sebze Hali’ne veya Buğday Pazarı’na yük taşımaya giderdi… 

Sabahın bu vaktinde yol sakindi, tespihi elinde, zikri dilinde, yaz havasının güzelliği ve gönlündeki huzurla yol alıyordu. Van Kalesi sağında kalır, TRT binasını geçer, arada bir döner Vangölü’nün dingin suların seyreder. Çok şey öğreniriz bu yollarda, önümüze engeller çıkabilir fakat bunlar bizi durduramaz çünkü yolun sonunda mutluluklar vardır… Karayolları kavşağında gün ışımaya ve güneş Erek Dağı’nın zirvesinden kendini göstermeye başlamıştır. Beşyol, Hükümet Konağı, Devlet Hastanesi derken yolun sonu dosta, akrabalara varabilir…

Yol, hayatın ta kendisidir. Doğduğumuz anda ilk adımımızı atarız hayat yoluna ve bu yolculuk ölünceye kadar sürer. Ve yıllar aceleci yapıdadır çok çabuk geçer. Yol, Vangölü Expresi’dir karlı yolları kat eden, Yol, İskele Caddesi’dir uzayıp giden kavaklarıyla, yol, Cumhuriyet Caddesi’dir kaldırımlarında ayak izlerimizin durduğu, Yol, Sihke Caddesi’dir gece gündüz şırıl şırıl akan kerhis suyuyla… Yol, su kanalıyla yan yana yürümenin adıdır Şerefiye Mahallesi’nde… Yol aynı zamanda merhum çırpaç Fikri ağabeyin bisikletiyle seyri sefer ettiği ve benliğimize kattığı hüzündür… 

“Herkesten bir anı saklar bu yollar…”

Allah’a emanet olunuz…

Yazarın Diğer Yazıları