Mazlum Coğrafya Arakan-1
Yunus Türkoğlu
Adını duyduğumuz fakat kendini bilmediğimiz kanlı bir coğrafyadır Arakan…
Arakan’ın İslamlaşma hikâyesi Peygamber Efendimiz’in –Sallallahu aleyhi ve sellem- vefatından 100 yıldan az bir süre geçmişken başlar. Bir gurup Müslüman tüccar Asya’da bazı limanlara yanaşır ve birinde yaşamaya başlarlar. Bunların iki türlü kazançları vardır hem dünya, hem de ahiret. O çıktıkları toprakların bugünkü adına Arakan veya Myanmar diyoruz. O günden bu güne o topraklarda İslam’ın güneşi parlamıştır ve kıyamete kadar parlayacaktır. Kimi zaman kan kırmızısı olarak parlayacak fakat ısrarla ışıldamaya devam edecektir…
Sahabeden tabiine geçen şanlı bir meşale henüz yakın bölgeleri aydınlatmamışken, uzak çok uzak diyarlardan bir diyar olan Arakan’ın Rohingya Müslümanlarını aydınlatmıştır. Arakan, miladı ikinci asırda İslam ile müşerref olma bahtiyarlığına ermiş aziz bir toprak parçasıdır. Arakan asırlarca bugünkü Bengaldeş ve Bengal bölgesinin küçük krallıkları tarafından Müslüman olarak yaşadı. Myanmar’ın diğer kesimleri Budist yaşamaya devam etti. Arakan, Miyanmar’ın sahil şeridinde yer almaktadır. Arakan’a İngilizlerin eli 1820’lerde değmiştir. 50 yıl boyunca bölgedeki varlığını genişletmiştir, ta ki ikinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar. Dünyanın baş belası İngilizler gitmeden önce fitne tohumu ekti. Müslüman ve Budistlerin arasını açmak için küçükte olsa katliamlar yaptı. Bugün Miyanmar hükümetinin Arakan Müslümanları için “yerli değiller” dediği ayrılık ifadesi İngilizlere aittir. Böyle bir şey zaten söz konusu bile değildir! Bunları uzun uzadıya anlatmak vaktimizi alır. Asıl konuya geçmek istiyorum…
1962 yılındaki darbeden sonra 135 etnik gurup belirlendi. Bunlar asli vatandaşlar diğerleri ise yabancı olarak gösterildiler. Böylece Müslümanlar iş ve eğitim durumundan daha az yararlanmaya başladılar. 1982 yılında yeni anayasa kabul edilince Müslümanlar tamamen yabancı sayıldılar. Vatansız vatandaşlar durumuna düştüler. Yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklarda sırf Müslüman oldukları için; insanca yaşamaya yönelik tüm haklardan mahrum ve üstüne üstlük bin bir eziyet ve cefanın, ardı arkası gelmeyen zulümlerin çemberi içinde yaşamak zorunda kaldılar…
Rohingya Müslümanlarının nüfusu iki buçuk milyon civarındadır. Bu nüfusun sadece bir milyonu Miyanmar’ın Arakan eyaletinde yaşamaya çalışmaktadır. Geri kalanları Bangladeş, Pakistan, Tayland, Malezya, Suudi Arabistan, Hindistan gibi ülkelerde mülteci olarak yaşıyorlar. Ne Myanmar içindeki ne de dışında yaşayanların durumları; insani ihtiyaçlarının giderilmesi adına çok kötüdür. Hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Arakan Müslümanlarının Budist çeteleri her an için hayatlarına kastetmekteler…
Bu bölümden sonra okuyacaklarınız bırakın bir Müslüman hissiyatını, insanlığınızdan mahcup olur ve günlük hayatınız içinde geçen müreffeh duruma hayâ edersiniz! Neden? İnsan bu vahşeti nasıl yapar? İnanın ki yazması bile zor…
Buraya bakın; Yıl 2012 Mayıs 29. Zaten diken üstünde olan bölge halkının huzuru iyice kaçar. Çünkü Budist rahipler başka bir Budist kadına önce tecavüz ederler, sonra öldürerek cesedini Müslüman bir köyün yanına atarlar. Budist rahipler; Olayı Rohingyalılar yaptı diye ortalığı fitne ateşine verirler. Üç Rohingyalı yakalanır ve hadisenin faili olarak gösterilir, fakat hiç bir ilgileri yoktur. Birisi halkın önünde linç edilerek feci şekilde öldürülür. Diğer ikisi de linç edilmese de mahkeme kararıyla idam edilir. İş bununla da kalmaz. Müslüman köylere saldırırlar, ordu da destek olur. Bıçaklı, şişli, satırlı, baltalı katliamlar başlar. Önce birkaç köy sonra sırayla diğerleri. Karşılarına Müslüman kimliğiyle kim çıkarsa ekin biçer gibi biçer Budist rahipler. Binlerce Müslüman kadına tecavüz ve ardından işkence ile ölüm. Köyleri ateşe verirler. Kurtulabilenler de derme çatma gemilerle Naf nehrinden Bangladeş’e ulaşmaya çalışırlar.
Aylarca süren bu katliamları dünya nasıl oldu da görebildi? Bir gazetesi İbrahim Sediyani yılın ikinci yarısında ordaydı ve dünyaya Arakan’dan olanları servis edebildi. Sadiyani’nin kaleminden:
“22 Ekim 2012’de Müslümanlara haber gönderen Budistler; “Gelin bu problemi kendi aramızda konuşup halledelim” dediler ve buluşma için adres bildirdiler. 23 Ekim sabahı Müslümanları temsili bir gurup verilen adrese gitti. Ama hadiselerin başladığı haziran ayından beri bölgede herkesi kapsayan sokağa çıkma yasağı vardı. Müslümanlar can korkusundan dolayı kalabalık bir şekilde randevu yerine gitmeyi akıl ettiler. Fakat bu seferde yasağı unuttular. Müslümanlar randevu yerine gidince Budistler polis çağırdılar ve; “ Bakın Müslümanlar sokağa çıkma yasağını çiğnediler” diyerek şikayet ettiler. Olay yerine olağanın çok üzerinde kalabalık bir polis ordusu geldi. Müslümanlar polislere, kendilerini buraya çağıranın onların olduğunu söylediler. Ancak Budistler bunu inkâr ettiler. Polis, Müslümanları suçlu buldu ve tutuklamak istedi. Müslümanlar karşı çıkınca arbede yaşandı. Sittve çevresinde Müslümanların yaşadığı 12 köy ateşe verildi. Randevu için oraya gitmiş olan Müslümanların tamamının boğazları kesilerek katledildi. Katliamı Budist rahipler ile Myanmar polisi birlikte yaptı.”
Buraya bakın: 2001 yılının şubat ayında 8 Müslüman “seyahat izni” alarak trenle dönemin Myanmar başkenti Yangun’a gitmek üzere trene binerler. Müslümanların seyahat izni almadan bir köyden diğerine gitmeleri bile yasaktır. Yangun’a yaklaştıklarında polis tarafında durdurulurlar ve sorguya alınırlar. Seyahat belgelerini gösterdikleri halde tutuklanırlar. Suçları da, ülkenin başkentini ziyarete teşebbüstür. Mahkeme her birine 7 yıl hapis cezası verir…
Devam edecek…