İran, İslam Devleti mi?
Yunus Türkoğlu
Bir devletin yapısını ve şeklini anayasa yansıtır. Şayet bir devlet, laik ve demokratik yapıya sahipse o devletin anayasası laik ve demokratik ilkelere dayalı olur. Eğer bir devlet mezhepçi ve milliyetçi ise o devletin anayasası da mezhepçi ve milliyetçi ilkelere dayanır. Eğer bu devlet İslami bir devlet ise o devletin anayasası da İslam şeriatına ve ümmetçi ilkelere dayalı olur. Bir devletin İslami bir devlet olması için şeri hükümlerin kaim olması gerekiyor. Anayasanın bütün kanunlarının ve devletin oluşmasındaki her şey İslam akidesi üzerine bina edilmesi gereklidir. Bu anayasanın Kur’an ve sünnet rehberliğinde icma ve kıyası fukahha delillerinden oluşması gereklidir. Günümüzde Müslümanların yaptığı anayasalara baktığımızda bu ölçü ve esaslara bağlı kalınmadığını görmekteyiz...
“İslam Devleti” olarak bilinen, İslam şeriatını uyguladığını söyleyen hali hazırda iki devlet var, bunlar Yemen ve İran’dır. Başta söylemek gerekirse bunların anayasaları İslami değildir. Bu iki devlette de İslam şeriatı uygulanmamaktadır. Bunu somutlaştırmak için gelin İran Devleti’ni ele alalım…
İran anayasası; milliyetçi bir devlet anayasası olarak hazırlanmıştır. Bu anayasada geçen birçok maddede İran Cumhuriyeti’nin anayasası olduğu vurgulanmıştır. Devlet başkanı, bakanlar ve meclis üyelerinin İranlı olma şartı var. Yine anayasada devletin “İran Ulus Bayrağı” belirtilmiş, yazı ve haberleşmede Farsça resmi dil olarak kabul edilmiştir. Evet, anlaşılacağı üzere bu anayasa İslami bir devletin değil buna bağlı olarak bir milletin anayasası şeklinde hazırlanmıştır. İslami bir anayasada milliyetçi ibareler değil, bütün maddeler ümmet ve şeri kaidelerden oluşmalıdır. Yani İran anayasasının maddeleri Kur’an ve Sünnetten alınmamıştır. Fakat bazı maddelerde İran’ın resmi dininin “İslam” olduğu ifade edilmiştir. Bazı maddelerde tevhid anlayışına, İslami ahlak ve manasına işaret edilmiştir. Anayasanın ikinci bölümünde var olan uygulamada bir değer taşımayan “İran’ın resmi dini, İslam’dır” ifadesinden başka İslam’a dair hiçbir şeye yer verilmemiştir…
Bu anayasa hazırlanırken, kanun koyma yetkisi millete aittir, halkı tek yetki kaynağı kabul etmiştir. Batı demokrasi mevhumu örnek alınarak hazırlanmıştır. Batıya göre bütün yetki milletindir. İran anayasası da bu örneklere göre hazırlanmıştır. Ve devlet kademelerindeki yetki dağılımı tam olarak batı demokrasilerine göre hayat bulmuştur…
ABD saldırısından sonra İranlı bir yetkili İslam ülkelerini kastederek; “ Siz kimden yanasınız?” diye sordu. Ya şimdiye kadar siz kimden yanaydınız? Filistin meselesindeki ikiyüzlülüğünüz, Afganistan ve Irak işgallerindeki sessizliğiniz unutulmadı. İran, dış politikasını mevcut uluslararası sisteme entegre yürütmektedir. BM İslam İşbirliği Teşkilatı, Şangay üyeliği vb. bazı Kapitalist kurumlara bağlıdır. Uluslararası ilişkileri İslam temeline dayanmamaktadır. Şii mezhebini ön planda tutarak kendine uluslararası arenada çıkar sağlamaya çalışmaktadır. Şayet çıkarlarına ters düşerse hiç düşünmeden bu yönünü bile değiştirebiliyor...
İran molla rejiminin İslam ülkelerinden özür dilemesi gereklidir. Çünkü topluca dua eder gibi Ashab-ı Kirama küfür ettikleri için tövbe etmeliler, Rusya ile olan çıkarları sebebiyle ayaklanmalarda Azerbaycan’a destek Olmadıkları için (1989), Ermeniler Azerbaycan’ın bir bölümünü işgal ederken Azerilere destek vermedikleri için (1993) ve İşgalci Yahudi Lübnan’a saldırırken sessizliği tercih ettikleri için…
İran anayasasında İslam’a bağlı maddeler bulunmamaktadır. Ümmet içinde her hangi bir kuşatıcılık yoktur. İran, İslami devlete ve İslami bir anayasaya sahip değildir...