Yunus Türkoğlu

Hayat böyledir işte

Yunus Türkoğlu

Her sabah yeniden hayat başlıyor. Bir dünyadan yeni bir dünyaya uyandığımız sabahlar. Bin bir renkli masal ülkesinin kapısı ardına kadar açılmıştır sanki. Sonra ibretle seyrederiz hayatı ve dünyayı… İçimizde nice duygular düşünceler dolaşıyor, yüzüyor, uçuşuyor… Bazı sabah bir erik ağacının bazen akasyanın altında ve dilimizde hasret dolu cümleler dolaşır. İşte karşımda meyveler, çiçekler ve gökyüzü… Beyaz bir sümsük kuşu olup düşeriz yollara, düşeriz ovalara, yaylalara, tüm canlıların neşesine ortak olalım diye… Gündüzü maişet vakti yaptın, karanlıklarda kalmamamız için ay’ı ve yıldızları astın gökyüzüne… Dinlenmemiz için uykuyu çektin üzerimize yorgan misali. Bizler yatıp uyurken ölümün kardeşiyle kol kola iken, her şeyi unutmuşken ve uyumayan, unutmayan bir olan Allah var, Yaradan var… Hayatı, ölümü Sen verdin, kalbimizde olanları da Sensin bilen… 

Çektiğimiz acılar dahi yaşadıklarımıza bir mana ve bir tat katıyorsa hayat güzeldir… Şer gibi görünen şeyler bile sonunda hayra sebep oluyorsa hayat güzeldir… Yaralanıyor bazen insanın kalbi ve hüzünleniyor, üzülüyor… Çözemediğin meselelerin içine girme, girdiysen de acele etme, sonunu bekle sabreyle. Git bir pencereden âlemi seyret, o kadar çok pencere var ki, biri olmazsa başka birinde vardır hoşlanacağın bir manzara… Yine olmadı diyorsan selatin camilerden birine git bir vakit namaz kıl ve dua et… Çünkü camiye gidince uhrevi bir sevinç doldurur kalpleri… Terapi merkezi gibidir camiler. Tefekkürü burada bulur insan ve ruhunun yaraları burada iyileşir… Adım adım yıldızlarda gezinmek istiyorsan, hadi durma…

Zaman ne de çabuk geçiyor, kimse durduramıyor, kimse değiştiremiyor bu ölüme doğru gidişi. Hayatımız ölümün peşinde zikzaklar çizerek ilerliyor. Her gelen gidicidir ve giden de gelmiyor. Ne gelir ki elden, yıllar geçiyor… Ferman Rabbimizden… Neredesiniz ey geçen günlerim, dakikalarım, hatıralarım neredesiniz, nerede? Çocukluk böyledir, bir bakmışsın ki geldi geçti, hatırlarsın ve birkaç damla gözyaşı yıkar yanaklarını ıslak ıslak… Ağlamak arınmaktır, yıkanmaktır duygu çağlayanlarında… Daha dün gibi… Ah kadrini kıymetini bilmediğimiz o günler, Uzun Sokak’taki çeşmeden içtiğimiz soğuk sular, sarı kişmiri güller, akasya kokuları… Hatırlamak bazen yaşamak kadar güzellikler sunuyor… Bu güzellikler karşısında içten bir “Allahüekber” diyebiliyorum… 

Elindeyken hayatın kıymetini bilenlere selam olsun. Gençliğinde ah alanlara yazıklar olsun… Gençliğini iyi yaşayanların ihtiyarlığı da iyi oluyor... Nice aylar, böyle geldi, böyle geçti… Derde duçar olmamak için anne ve babandan bol bol dua al. Kaçırmaaaaa… Onların kıymetini bil, elden çıkınca hayıflanmanın faydası olmuyor nedametten başka… Fakirden, yetimden, duldan, mazlumdan, yolda kalmıştan dua al… Sonra bunlara denk bir nimet arar bulamazsın…  Şöyle demişti; “Halini görünce içim yandı!” “Beşer zulmeder, kader adalet eder!” Dedim… Çektirdiysen, çekeceksin… Onu bizden iyi bilen, ona şahdamarından yakın olan var... Elhamdülillah… Aslında bunda bir ders var hepimiz için…

Namazı verdin kalbimize, zikri koydun dilimize, her daim Seninle, Habibinle olalım diye… Cennet bahçelerinde gezelim diye… Suphanallah, Elhamdülillah… Esirgemedin, verdin rahmetini, verdin şefkatini… Bütün bu nimetlerine şükrediyoruz… Hayatı verdin, ölümü verdin… Sadece Rabbini memnun et… Bir kez verilen bu hayatı başkalarını memnun etmek için harcama… Ya Rab, akıbetimizi hayreyle, son nefeste yardım eyle… ”100 yıl sonra hepimiz sevdiklerimizle beraber toprağın altında olacağız“ Benim dediğimiz her şey bir gün başkasının olacak… Hayat mı dedin? İşte hayat… Ve hayat imanla güzel… 

Yazarın Diğer Yazıları