Saatler ve Damlalar
Ümran Öztürk
Duvarın ortasında asılı duran eski bir saat vardı. Pirinç çerçevesi zamanla kararmış, camının kenarlarında ince çizikler birikmişti. Sanki yıllar, parmak uçlarıyla ona dokunmuş da izlerini bırakmıştı.
Akrep ağırbaşlı bir ihtiyar gibi ilerliyor, yelkovan telaşlı bir çocuk gibi peşinden koşuyordu. Her tik tak, odanın sessizliğine düşen küçük bir çekiç sesi gibiydi.
Pencerenin kenarında, musluğun ucunda bir damla büyüyordu. Önce çekingen bir inci tanesi gibi sallanıyor, sonra ağırlığına yenilip aşağı düşüyordu. Taşa çarpınca dağılan sesi, kimsenin önemsemediği küçük bir hatırlatma gibiydi.
Ardından bir yenisi doğuyordu. Hayat bazen tam da böyleydi; biri düşer, diğeri sessizce yerine gelirdi.
Akşamın solgun ışığı perde aralığından içeri sızıyor, duvardaki gölgeleri uzatıyordu. Saatin gölgesi ince uzun bir selvi ağacı gibi duvara vurmuştu. Zaman, odanın içinde görünmeyen ayaklarla dolaşıyor; sandalyelerin sırtına, masanın kenarına, insanın yüz çizgilerine sessizce dokunuyordu.
İnsan da fark etmeden böyle değişiyordu işte. Bir anda değil… Musluktan düşen damlalar gibi yavaş yavaş. Her kırgınlık, kalbin taşına çarpan soğuk bir su tanesi olurdu. Her bekleyiş, camda biriken buğu gibi içi kaplardı. Her suskunluk, tavandan sarkan örümcek ağı gibi çoğalırdı köşelerde.
Ama her damla acı değildi. Sabah erkenden açılan pencereye dolan iyot kokulu rüzgâr da bir damlaydı mesela. Sevilen bir sesin ansızın kulağa değmesi, çayın buğusunda beliren tanıdık bir yüz, omza bırakılan sıcak bir el… Bunlar da kuruyan ruh toprağına düşen serin yağmurlardı.
Saat ilerledikçe oda karardı. Tik taklar daha belirginleşti. Sanki karanlıkta sadece zaman konuşuyordu. İnsan böyle anlarda anlıyordu; ömrü tüketen yalnızca büyük fırtınalar değildi. Bazen biriken küçük damlalar, en sert kayaları bile oyuyordu.
Hayat, saatlerle damlalar arasında kurulmuş eski bir köprü gibidir. Saatler geçer… Damlalar düşer…
Ve insan bir gün anlar; onu yoran zaman değil, içine sessizce sızan yoksayılmalar, değersizleştirilmeler, ertelenmiş sevgiler ve adı hiç konmamış kırgınlıklardır.