Cam Buğusu
Ümran Öztürk
Her gün aynı saatlerde,
çatlamış duvarın gölgesinde yankılanan bir ezgi gibi dokunur sana bazı anlar.
Ne vakit durup baksan,
görmediğin bir düş geçer gözlerinden içeri.
Camın ardında belki biri,
sessizce adını fısıldar geceye,
bir yastığın kenarında unutulmuş masal gibi
kalırsın öylece.
Parmak uçlarında
kurumuş bir çiçeğin sabrı,
solgun bir defterin kenarına sinmiş
bir mektubun kokusu gibi iz bırakırsın sokaklara.
Kırlangıçlar dönerken göğe,
rüzgârın omzuna yaslanan eski sesler gibi
gizli bir anlamla geçersin içinden kendinin.
Bir sokak lambasının titrek ışığında
anımsarsın unutulmuş bir bakışı.
Ne bir söz kalmıştır geride,
ne de tamamlanmış bir vedanın izi.
Zaman, paslı bir kilit gibi asılı kalır
kapısı örtülmemiş düşlerin önünde.
Ve sen…
Rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi
kimseye çarpmadan düşersin geceye.
Perde aralığından süzülen
bir gölgenin sıcaklığına kandığın olur bazen,
sahiden biri mi vardı,
yoksa sadece özlem mi kılığına girmişti bir anlığın?
Gecenin en sessiz yerinde
kalbinin unuttuğu bir isim çalar belleğini,
ve sen
yüzünü bilmediğin bir hatıranın
kenarında oturursun.
Bir zamanlar gülümsediğin pencereler
şimdi başka yüzlere bakıyor,
ama camdaki buğuda hâlâ
senin soluğun var gibi.
Bir kitap aralığından düşmüş not,
bir şarkının yarım kalmış mırıldanışı,
bir adım geride bıraktığın her şey
gizlice izliyor seni,
sen fark etmeden dönüp bakmanı bekliyor.
Ve sen yürürken kendi içinden,
hiç kimsenin duymadığı bir dua gibi
düşüyorsun şehre.
Artık kimse bilmez
hangi gölgede unuttun kendini,
ya da hangi sokak seni bir zamanlar bekledi.
Ama sen bilirsin,
bir şeyin eksik kaldığını
tamamlanmamış bir cümle gibi taşırsın içinde.
Ve her sabah,
aynı ışık düşer yüzüne yine o pencereden
belki bir selamdır geçmişten,
belki sadece gökyüzünün alışkanlığıdır seni hatırlamak.
Bitti sanırsın,
ama bazı şiirler
sadece susarak devam eder.