Göztepe efsanesi Ertan Öznur 2
Ümit Kayaçelebi
Sezon ortasında oynanan bu maç Ertan Öznur’un ertesi yıl oynayacağı yeni takımını belirlemiş. “Maçtan sonra Gürsel abi bize gelir misin diye sordu. ‘Niye gelmeyeyim, çocukluk arkadaşlarım orada,’ dedim. Kaleci Ali çocukluk, Nevzat sınıf ve çocukluk arkadaşım, Ceyhan, Kamil öyle. Nihat’la kapı komşusuyduk Kızılçullu’dan.” Böylece 1964-65 sezonunda Göztepeli olmuş genç futbolcu. Yeni takımında bir üst seviyeye çıkışını, “O sene geldiğim Göztepe Dünya çapında hürmet edilecek bir takımdı,” diyerek açıklıyor. “Ben çok şanslıyım yetiştiğim ve oynadığım kişiler bakımından. Hepsi hem asil kişilerdi, hem işi bilen insanlardı. Demirspor’da Doğan Emültay’ın eline geldim. Oradan kurtuldum, Adnan Süvari’nin eline geldim. Ben iki kişiyi Göztepe’de çığır açan insanlar olarak görüyorum. Bir tanesi Adnan abi, bir tanesi de Zeki Çırpıcı’dır. Bu çığırı açarken, hep yeniliğe açık kişiler. Masraf olur filan düşünmüyorlar. Adnan abi hiçbir zaman bizi götürüp Çankaya’da bir otelde bırakmaz, ya Efes ya Sheraton Oteli olacak, yoksa almayın derdi. Eskiden Yeşildirek’le veya Demirspor’la Ankara’ya giderdik, Ulus’ta köhne bir otelde kalırdık. Adnan abiyle gittiğimizde, Dedeman’dan başka otelde kalmazdık. İlk önce futbolcuya kaliteyi vereceksin. Orly Havaalanından Fransa’ya giriyoruz. Mihmandar, ‘Türkçe mi Fransızca mı konuşayım sizinle,’ diye sordu. Adnan abi, ‘Hangi lisanla istersen,’ diye cevap verdi. Almanca, Fransızca, İtalyanca, İngilizceyi anadili gibi bilirdi. Adnan abi hazırlık döneminde lise takımları veya amatör takımlarla maç alırdı, oyuncular birbirine koordinasyon sağlasın, arkadaşı ne yapıyor görsünler diye. Bir de niye hafif takımla alıyor? Hareketlerini tam anlamıyla yapabilsinler diye.”
Ertan Öznur Göztepe’nin o yıllardaki başarısının sırrını ve kendisine “Şam Şeytanı” lakabı takılmasını şöyle anlatıyor: “Biz hep dik top oynardık, yan top yoktu bizde. Yan top oynayan bizim takıma giremezdi. Hemen dışarıda kalırdı. Hep pozisyon, hep zevk verecek izleyene. Bizde kaleci hariç dokuz kişi müdafaa yapardı. Bir Fevzi kalırdı ileride. Yedi-sekiz kişiyle de hücum ederdik. Orta sahadaki oyuncuların top tekniği yüzde 90-95’ti. Müdafaada da Hüseyin ve Çağlayan teknikti. Bunu hesap edince sekiz kişinin top tekniği çok yüksekti. Top kaybı yüzde 5-10 olurdu. O yüzden maçlarımızda genellikle üçten aşağı gol yoktu. Fevzi’nin buldozerliğinden, Gürsel ve Nevzat’ın zekâsından çok istifade ettim. Ben kendi kendime futbolcu olmadım. Bunlarla beraber ben başarılı oldum. Onların iyi oynamasından ben istifade ederdim. Mesela altı gol attığım bir Feriköy maçı vardır. Fevzi vuruyor, kaleciden dönüyor. Ben boş kaleye atıyorum. Gürsel abi vuruyor, kaleciden dönüyor, ben boş kaleye atıyorum. Ben rakibin yaptığı hatayı affetmezdim, yüzde 90 goldü. Şam Şeytanı lakabı buradan geliyor. Futbol hata oyunu, ben o hatayı beklerdim.”
Bir forvet oyuncusu olarak Göztepe savunmasındaki arkadaşlarını da övgüyle hatırlıyor: “Ben Çağlayan’a hayrandım. Bir sol bek hem oyun kurup hem de teknik olarak bir takıma bu kadar faydası olur. Ben Çağlayan’a güvendiğim kadar hiçbir arkadaşıma güvenmezdim. Hiçbir zaman ağzından tek bir kötü kelime çıkmamıştır. Sana kızsa bile uzaklaşır gider. Kimseye karşı hiçbir kötü şey söylememiştir. Göztepe sevgisi de dört dörtlüktü. Bıraktıktan sonra maçlara beraber giderdik. Ben dayanamıyorum der, kaçardı. Şahane bir sol ayak, şahane bir futbolcu, şahane bir görüş, şahane bir bilgi. Klasik bekler gibi asla çakılı oynamazdı. Geride oynayan oyuncu senin kuruluşuna yardımcı olmuyorsa, başarılı olman zordur. Küçük Mehmet de öyle, müdafaasını tam anlamıyla yapan, kendine düşeni tam anlamıyla yapan bir oyuncuydu. Sabahattin abi, Hüseyin Yazıcı da öyle. Hepsi mevkilerinin en kaliteli oyuncularıydı. Bunları seyretmeyen veya bunlarla yan yana oynamayan, onların kalitesini imkânsız anlayamaz.”
Türk futbol tarihinin unutulmaz olaylarından biri Göztepe’nin ilk maçta 2-0 yenildiği Atletico Madrid’i İzmir’de 3-0 yenerek elemesiydi. Bu iki maçın saha içindeki tanığı Ertan Öznur, o günlerle ilgili hatırladıklarını anlatıyor: “Biz orada da onları yenebilirdik. Benim dışımda Fevzi, Halil, Gürsel abi gol kaçırdı. Maçtan sonra tünelden iniyoruz. Ben şarkı söylüyordum. Rahmetli Haşmet abi, ‘Sanki yenmişiz gibi şarkı söylüyorsun,’ dedi. ‘Biz bu turu atladık, sen ne diyorsun,’ diye konuştum ben de. Kaçırdığımız gollere bakıyorum, ondan dolayı öyle emin konuşuyorum. Ben öyle karşı karşıya pozisyonlarda çok fazla gol kaçırmazdım. O hususta kendime itimadım yüksekti ama orada bir heyecanlandım, bir tereddüt ettim. Topu ayağımda geveledim, geveledim, gevelerken vurdum dışarı attım. Atletico Madrid orada yenmenin rehavetiyle geldi, hiçbir beklentisi yok gibiydi. Aynı otelde kaldık. Bizi tahrik eden unsurlardan bir tanesi de buydu. Balayına gelir gibi gelmişlerdi buraya.” İspanyolların hakemin maçı 10 dakika fazla oynattığına dair itirazları konusunda da şöyle konuşuyor: “Sen 15 dakikada taç atarsan, 20 dakikada avut atışı yaparsan, hakem kafasına göre bir dakika ilave etmez mi. İspanyollar maçın başından itibaren devamlı vakit geçirmek için oynadılar. Top taca çıkıyor, mesela ben gidiyorum atmaya, topu benim elimden alıp ileriye atıyor, yani elimdeki topa müdahale ediyor. Vakit geçirmek için her yola başvurdular.”
Göztepe, Avrupa Fuar Şehirleri Kupası’nda Atletico Madrid’i eleyerek üçüncü tura çıktığı 1967-68 sezonunda, Türkiye Ligi’nde de başlangıçta çok başarılı bir performans sergileyip liderliğe yükselmişti. Ancak Atletico maçından sonra bir düşüş yaşamış ve bunun başlangıcı 12’nci haftada İzmir’de 5-2 yenildiği Ankaragücü maçı olmuştu. Sonuçta Göztepe o sezonu lig dördüncüsü olarak tamamladı. Ertan Öznur bu konuda şunları söylüyor: “O turu atlamanın bedeli olarak verdik liderliği çünkü çok büyük efor sarf ettik. İnsanların böyle başarıları görmediği o günlerde, böyle sansasyonel hareketler sonucu mutlak düşüş oluyor. Başka bir şey daha var. Bir anda dört tane sakat verdik. Ankaragücü maçını kaybettik, sakat sakat Küçük Mehmet’i oynattık. Sırf adı var diye oynattık. Kıpırdayamıyor, dönemiyor, karşısında Candan (Dumanlı) abi vardı. Üstelik ilk yarı 2-0 galiptik. Halil iki gol atmıştı. Hatta Mehmet’e yer değişelim dedim. ‘Sen nasıl sağ bek oynayacaksın,’ dedi.”
1964-65 sezonunda Göztepe’ye gelen Ertan Öznur, 10 yıl boyunca sarı-kırmızılı formayla mücadele ettikten sonra 1974-75 sezonunda futbolu bırakmış ve bir müddet çeşitli Ege takımlarında antrenörlük yapmış: “Uşakspor her küme düşme tehlikesi yaşadığında gelirlerdi bize. İzmir’den arkadaşlıklarımız vardı, gideriz. Babam bana, ‘Yahu hep düşecek takım alıyorsun, kurtarıyor geliyorsun. Niye iyi bir takım almıyorsun?’ derdi. Bir Göztepe’yi alamazsın. Zeki abilerin devri olsa alırsın bir. İkincisi, her yapacağın hata sadece sana değil, Nevzat’a, Ali’ye, Çağlayan’a, Fevzi’ye, herkese gelir.” Ertan Öznur, takım arkadaşları gibi kendisine de İstanbul kulüplerinden transfer teklifleri gelmesine rağmen Göztepe’de kalmasını şu sözlerle açıklıyor: “Şike için bir milyon teklif ediliyordu. O zaman bir milyon ne demek. Her zaman hayır, hayır diye cevap veriliyordu. Benim hoşuma giden bu metanetti. Benim Göztepe’den aldığım en büyük para 42.500 liradır. Ben Göztepe’den para kazanmadım ama Göztepeli Ertan olarak para kazandım, her kapı açıldı çünkü.”
Kaynak: Dinyakos