Gelde o eski Van'ı özleme 10
Ümit Kayaçelebi
SİNEMALAR SOKAĞININ ADINI ETTİLER SANAT SOKAĞI OYSA SOKAKTA SANATİN S..Sİ YOK
Bunların haricinde de Azeri kökenli Ehat Uralın biri kendi oturduğu diğeri de kiraya verdiği ve DSİ Bölge Müdürlüğünde görev yapan Halis Kızıldağın ikamet ettiği yazlık Şehir sineması ile bitişik eviydi.
Ehat Ural Kafkasya’dan gelmiş Azeri kökenli bir insandı. Azerbaycan meftunu ve ailesini de aynı minvalde yetiştirmiş kendisi her ne kadar burada ise gönlü Azerbaycan kalmış Türkiye’de vatan hasreti ile yanıp kavrulan Van’da yaşayan biriydi.
Her zaman tiril tiril giyinen başından şapkasını boynundan kravatını eksik etmeyen tam bir beyefendi idi. Erkek Sanat Enstitüsünde görevliydi ve işi de muhasebecilikti.
Eşi Latife Hanım oğulları Şinasi, Ural ve Yetkindi. Kızları da Cihan ve Sema ile çok mutlu bir aile tablosu oluşturuyorlardı. Ehat amcanın küçük oğlu Yetkinle çok samimi arkadaştık çoğu zaman kütüphaneye giderdik kitap arkadaşıydık bunun yanı sıra boş vakitlerimizde sokak arasında veya eski toprak sahaya gider orada pantolonumuzun paçalarını Kıvırır ver gitsin topun peşine.
Zaten Van da en çok samimi olduğum dünden bu günlere gelip çıkan iki arkadaşım oldu bir Turan Özpınar ve diğeri de Yetkin’di.
Bilahare Gümrük binasının tam alt tarafında Davut Sürüç küçük çapta bir büfe açtı ise de bu büfe işi fazla uzun sürmedi ve derken büfenin yerine Murat Taksi geldi ve sokak biraz hareketlenmeye başladı.
GAZOZ ACABA NASIL OLUYORDA BUZ GİBİ OLUYORDU DERSENİZ!
Yazlık emek sinemasında vazifeli birisi elinde tahta kasanın içerisinde gazoz şişeleri ile <buz gibi gazoz> deyip orta yerde dolaşıyor. Her şey iyi güzel bir de babamıza gazoz aldırırsak değmeyin keyfimize. Neyse annemizi dürter anne babamıza söyle bize gazoz alsın. derdik O da babamıza der baba da biraz naz nuz ederse de annemizin hatırına binaen gazoz satan çocuğu çağırır ve ver dört tane gazoz deyince gazozcu çocuk çat çut ardı ardına gazoz şişelerini açar parasını alıp gittikten sonra gazozları hemen içmezdik. Hava atmak için locanın duvarlarına bırakır sonra gazozlar ısınmadan iştahla içerdik. Ağustos ayında buz gibi gazozu içmenin saadetine vasıl olurduk sinemada. İçtiğimiz gazoz şişelerini de locanın duvarlarına bırakır bakın biz gazoz içtik der gibi bir görüntü verirdik.
Derken filme dalar giderdik.
Şimdi diyeceksiniz sinemada Buzdolabı var mıydı? Elbette ki Yoktu! Ama içtiğimiz gazozlar satıcının da dediği gibi buz gibi gazozdu.
Peki nasıl olmuş da bele buz gibi olmuş bu gazozlar? Çok basit efendim o zamanlar Van merkezinden denize doğru akıp giden onlarca yer altı kehrizi vardı. Onlardan biride şimdiki sinemalar sokağının altından akıp giderdi. Çok temiz el ayak değmeyen hatta bazen suyunun bile içildiği hatta kahvelere bile bu kerhiz suyunun götürüldüğünü ve ondan kallavi çayları içenler çok iyi bilirler.
Büfeci Yakup Sandıkçıdan aldığı Gazozları kasa içerisinde sinema başlamadan birkaç saat evvel su kanalına bırakır ve film başlamaya yakın alır sinemaya getirirdi. Su o kadar soğuk olur diki Uludağ gazozu buz gibi olurdu. Tabi bu buz gibi gazoz sadece emek sinemasına hastı diğer sinemaların yanında ve yakının da kerhiz geçmediği için buz gibi gazoz deseler de gazozları buz gibi değildi.
İşte o oğğğeş deyip içtiğimiz buz gibi gazozun sırrı da o buz gibi suların gelip geçtiği kehrizlerdi.
Ve o yıllarda Van’da da Uludağ Gazozundan başka içecek meşrubatta yoktu. Tek içeceğimiz Yakup Sandıkçının <Uludağ Gazozu> idi.
İşte buz gibi gazozun hikâyesi de böyle sevgili hemşolar.
Bu arada bize buz gibi gazozu içmenin tadını yıllar boyu yaşatan Yakup Sandıkçı ve tüm Sandıkçı ailesini de ölenleri rahmetle anarken kalanlara da sağlık ve selamlarımı iletiyorum.
Gel de deme nerde buz gibi gazoz!...
ULUDAĞ GAZOZ FABRİKASI YAKUP SANDIKÇI
Gazoz deyip yine daldık zaman tüneline ve buz gibi gazoz dedik de acaba daha buzdolabının Van’da arzı endam eylemediği zamanlar nasıl oluyor da buz gibi gazoz içebiliyorduk?
Doğrudur efendim 1950 ve 1960 lı yıllara kadar her iş yerinde her meskende buzdolabı yoktu. Çamaşır makinesi de yoktu, bulaşık makinesi de yoktu, akıllı fırınlar da yoktu
Beyaz eşya, çeşit çeşit mobilyalarla dolu dolu evlerimiz yoktu ama mutluyduk huzurluyduk. O şimdiki torunların beğenmediği hor gördüğü göz göre göre yıkılmasına göz yumdukları kerpiç toprak evler bizim içimizi ısıtıyordu.
Dedelerimiz, babalarımız hatta bizler de o toprak damlarda çocukluğumuzu yaşadık gençliğimizi geçirdik. Ne gördük ne yaşadıysak orada oldu hatıralarımızda hep o toprak evlerde yaşadıklarımız var.
Bir zamanlar derken taş devrinden, milattan önceden değil 1950 li yıllardan 1960 lı yıllardan bahsediyorum. Bu yıllar Van’ın en güzel yıllarıydı. İşte çocuktuk beslenme çantamız, bol bol harçlıklarımız, kılık kıyafetimiz de yoktu. 2,5 kuruşu, beş kuruşu, on kuruşu görsek havada kapardık. Çünkü bir şey alabiliyorduk. Hele o sarı yirmi beş kuruşu görünce adeta bayram ederdik. Yirmi beş kuruş büyük paraydı.
Yaz günleri annemden veya babamdan yirmi beş kuruşu kopardığım zaman ver elini <Uludağ Gazoz Fabrikası>. Nerde derseniz? Eski Çarşı karakolunun tam karşısında. Sokağın üst başında Niyazi’nin kahvesinin, altında peynirci İsmail Yaprak, Ali Rıza Atacan ve hemen onun yanında da Tahta çerçeveli bir basit sac levhaya da aynen şöyle yazılmış. <Uludağ gazoz fabrikası… Yakup Sandıkçı> .
ÇARŞAMBA VE CUMARTESİ MATİNELERİ BAYANLARA AİTTİ YER ARTA KALIRSA BİZE KALIRDI
Sinemanın asıl müşterisi bayanlardı. Hal böyle olunca sinema sahibinin nazarında onlar anneydi bacıydı kardeşti onlara karşı saygısızlık asla söz konusu olamazdı.
Bu nedenle sinemaya teşrifatçılar alınırdı. Bunlar hem sinemanın içeri ve dışarı temizliklerini yaptıkları gibi, afiş tahtalarına, afiş, lobi ve fotoları takarlar değiştirirler. Filmlerin halka teşhir edildiği sinema tahtalarını götürüp getirirlerdi.
Ve en önemlisi sinemada yer göstermek onların en önemli vazifesiydi. Bu bakımdan sinema sahipleri herkesi bu işe almazlardı. Sorar soruşturur arar sorar ondan sonra işe alırlardı.
Laf atmak dokunmak taciz gibi şeyler söz konusu bile olamazdı o zamanlar.
MUHYEDDİN AMCA ÇEREZ VE NOHUT SATARDI PTT NİN KÖŞEDE
Kim ne derse desin o zaman Van’ın özellikle yaz aylarında o sokak siyah çekirdek satanlarla, nohut satanlarla, çeşitli satıcılarla dolardı. Caddede tur atanlar bir aşağı bir yukarı dolaşıp hala hangi sinemeye gideceğiz diye karar veremeyen yorulur yorulur en sonunda aralarında anlaşıp bir sinemaya merhaba derlerdi.
İşte o yaz günlerinde de ben arkadaşım Yetkin’le onların toprak damlarına çıkar dama kilim serer altımıza birer lop koyar ve Şehir Sinemasında oynayan filmi seyrederdik. Çok keyifli oluyordu gökyüzünde yıldızların altında dam sefası Sinema sefası yapardık. Niye bakıyorsunuz diye de kimse bir güne bir gün sesini çıkarmadı.
DİLAVER (YENİ ) SİNEMASI
Sahibi Enver Dilaver di. Van’da açılan ilk yazlık sinema Yeni Sinemadır. Sinemanın yeri şimdiki Özgür Senterin olduğu yer. Burada da makinistlik yapan tek bir isim var oda Karayolları 11.Bölge Müdürlüğünde çalışan Hasan adlı biridir. Ve ayrıca yine şehir Sinamsının makinistlerinden rahmetli Radyocu Kemal (Kemal Bingöl) de bu sinemada makinistlik yapmıştır. Yeni Dilaver sineması maalesef çok kısa ( 7 yıl gibi) ömürlü olmuştur diğer yazlık sinemalar kadar faaliyet gösterememiştir
SIRF NECDET TOSUNU GÖRMEK İÇİN KONSERE GİTTİK
Hatta rahmetli Necdet Tosun da bir konser heyetiyle gelmişti Van’a bizde sırf o tombul adamı görmek için koştuk gittik. Sahnede biri iki o yana bu yana yürüdü birkaç fıkra ve derken halkı selamlayarak sahneden alkışlarla ayrıldı. Sırf bir şişman göbek görmek için biz gibi niceleri o gün Emek sinemasındaydık.
Taşradan uzaklardan gelen sadece konser heyetleri değildi tabi ki. Bazı bazı Müsamere tiyatro kumpanyaları da Van’a geliyordu. Mekânlar yine sinemalar oluyordu haliyle. Sahnenin tiyatro oyununa uygun olup olmaması çok önemli değildi. Yeter ki sahne olsun.
Damda sinema keyfi yapan yalnız biz değildik Zirai Mücadelede çalışan rahmetli Süleyman Oğuz da ailesiyle dama çıkardı aynı samanda eski Nahiye Müdürü Abdurrezzak Oğuz da kendi damında derken 4 dam da dört aile ağaya beleş film seyrederdik. Tabi bu her gün olmazdı. Dama çıkma film değiştiğinde olurdu aynı filimi defalarca seyretmezdik.
Bilemiyorum o zamanlar damda film seyretmenin keyfi çok başkaydı o günleri çok özlüyor ve çok arıyorum. Sanat sokağına yolumuz düşürmüşken aşağıya doğru inip bakalım Emek Sinemasında ne var ne yok?
HARMAN KULÜP SİGARASI KAZANMAK İÇİN HALKA ALIP ATARDIK
Bir başka çadırda O zamanın sipahi, Yenice, Kulüp, Harman, gibi devrin en pahalı sigaraları düz bir tezgâhın üzerine bırakılmış böyle aralı bir şekilde. Sizde elinize ufak bir halka (kasnak) alıyor ve sigaraya geçirip sigarayı kapmak istiyorsunuz. Halkalar tek tek satılmazdı 5 er 5 er . Halkayı size 5 er beşer satıp sizin daha çok atış yapmanıza sebep olan yine buradaki hatunlar. Siz hedefe çok uzak değilsiniz ama sigarayı halkalamak da o kadar kolay değil. Herkesin birinci’ye, ikinci’ye, üçüncü’ye, doğu sigarasına, bafra’ya talim ettiği bir zamanda kim sipahiye, kulübe sahip olup içine doya doya çekmek istemez!At babam at derken bazen hiç de halkayı sigaraya geçiremeden boynu bükük çok ayrılanda oluyordu. İşte halka ve halkacılar dediğimiz olayda bu. Tek mesele devrin lüks sigaralarını kapmaktı.
GİTTİ TOPRAĞ EVLER GELDİ RUHSUZ BETON EVLER
‘Bahçelerde maydanoz
Maydonozu yoldunuz
Toprağ başlı Vanlılar
Sizde tango oldunuz’
Bunu ben demiyem zamanında yazılmış bir Van manisi. He vallah birden Van’a çimento fabrikası kurulunca çimento bol ya hemen kat kat üzerine çıkmaya başladık. Dedelerin babaların oturduğu eve torunlar eyvallah etmediler. Bu ne toprağ evdir bu ne kerpiçdir. Dam başımıza ağı, şoratanlar düşi, bu ne sallardır, bu ne kapı tokmaklarıdor biz babamızda değiliz dedemizde değiliz biz bu evlerde oturmayız dediler sonradan görmeler!
Evet, güzel evlerde oturmak herkesin hakkıdır. Devir değişebilir yeni evlerde beton evlerde oturmakta hakkınız olabilir. Ama o güzelim tek katlı iki katlı dede baba evleri göz göre göre rüzgâra, yağmura, kara terk edildi. Şimdi hatıra ve nostaljik tarihi bir ev yok elimizde de benzerini yapmaya çalışıyoruz ama o da olmuyor.
İhtiyacı olan olmayan o güzelim bağ ve bahçeleri hep kooperatiflere vermeye başladılar ve ortada ne bağ kaldı ne de bahçe. Hele arsa zenginleri bağ bahçe zenginleri bu işin başını çektiler Allah onlardan sorsun. Memleketimde şimdi yukarıdan bakıyorsun şamranaltı tarafı hariç yeşil görünmüyor.
Devam edecek.