Gel de o eski Van'ı özleme 6
Ümit Kayaçelebi
Edremit Van'a bakar
İçinde Şamran akar
Öyle bir yar sevmeşem
Her gören ona bakar
O süsem o sümbül o gül o bağındır
O inci o mercan beyaz gerdanındır
Oynamak sıçramak eğlenmek çağındır
Kale dibi kayalık
Dibinde oynar balık
(Denizde dolu balık)
Kızın gönlü oğlanda
Oğlan da kıza yanık
O süsem o sümbül o gül o bağındır
O inci o mercan beyaz gerdanındır
Oynamak sıçramak eğlenmek çağındır
Sadettin Kutlu
Van
17.09.1946 tarihinde Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir. Rept. No: 781. Sözleri Çiğdem Gökay Seçkal tarafından gönderilen bu türkü 26,931 defa görüntülenmiştir. «Edremit Van'a Bakar» isimli türküye ait nota kaydı bulunmaktadır.
VAN’IN BETONLAŞMAYA BAŞLADIĞI YILLAR
Yine cumhuriyet Caddesinde yer alan Altaylı Oteli, Erciş Oteli, Hemen arka cephede İskele Caddesinden denize doğru ilerlediğiniz de Ziraat Bankası, Kapalı Spor Salonu, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü, Yol İş Binası, Devlet Hastanesi, Askeri Subay Lojmanları, Fuat Türkoğlu’nun evi, Memur Evleri, Vakıflar Turistik Oteli, Hasan Hüseyin Konağı, Müştak Boysan evi, Şengüller Apt, Fatin Gülay Apt, Bilal Türkmen evi, PTT Hat Merkezi Müdürlüğü, Haydar Perihan evi, Cevdet Yörük petrol ve müştemilatı, Ezberciler iş hanı (eski) Fevzi Mumcu oğlu evi, Alçekiç-Aslan pasajı,
Yukarıda saydığımız resmi ve hususi binalar tamamen beton veya taştan yapılmış ve o devirde halk tarafından bilinen ve göze batan mekânlardı. Bunların arasında toprak ev ve mekânlar yok. Birkaç katlı bina yapmak öyle herkesin kârı değildi.
Nüfus kesafetinin şimdiki gibi yüz binlere varmadığı yıllardan bahsediyoruz Yol yürüdüğünüz zaman veya dolaştığınız zaman o eski tek katlı iki katlı toprak evlerin arasında bu beton yapıların siluetini hemen fark ediyordunuz.
Daha Van’da tam manasıyla betonlaşma başlamadığı için mesela Hasan Hüseyin konağı sizin gözünüzde çok farklıydı. Variyetli insanlar belli idi ve böyle farklı mekânları ancak onlar yapabiliyorlardı.
İSKELE CADDESİNİ MAMUR EDEN MEMUR EVLERİ
Biz okula gidip gelirken rahmetli Fuat Türkoğlu’nun şimdiki Atatürk Lisesinin yanındaki evinin bahçe ve bina kapısı elektrikli sistemle açıldığını görüp duyduğumuzda inanamıyorduk. Acaba nasıl bir şey diye merak ediyorduk. Düşünün kapı tokmaklarının takırdağı daha kapı zillerinin çok olmadığı o zamanlarda bizim için bir kapının elektrikle açılıp kapanması anlaşılmaz bir şeydi. Şimdi anladık ama biraz geç oldu.
Yani düşünün İskele Caddesinde şimdiki VATSO’nun olduğu o yerlerde o zamanın Tugay komutanı oturuyordu en baştaki memur evinde. Memur evi dediğimiz memurlar için yapılmamıştı ki. Sadece adı memur eviydi. Yüksek zevattı orada oturanlar. Mesela 2 Nisan Karakolunun olduğu yerde Tuğ General oturuyordu nöbetçi kulübesi vardı hizmet eri vardı. Okula gidip gelirken hep görürdük ve paşa denen kimse çocuk aklıyla çok da merak ederdik. Onun yanında Muhasebe Müdürü, Defterdar, Milli Eğitim Müdürü. Hâsılı Kelam Vilayetin üst düzey idare amirleri hep o evlerde senelerce oturdular. Allah Rahmet etsin Cevdet Gülle amcamızda o evlerden birinde senelerce kaldı. Memur evlerinde önlerinde kamelyaları, ağaçları çiçekleriyle bazılarında Havuz bile vardı. O evler iskele caddesine ayrı bir hava katıyordu. Bahar vakti evlerin önündeki leylakların kokusunu sanki bu gün gibi hissediyorum
ŞEHİR PARKINDA ÇOK MÜSTESNA GECELER YAŞANDI
Eski Belediyenin yanındaki şehir parkı yaz günleri herkesin gelip orada çay bahanesiyle oturduğu nefeslendiği bir yerdi. Hatta orada tahtadan yapılmış sahnesiyle sanatçıların program yaptığı güzel bir mekândı. O tahta sahnede kimler çalmadı ve kimler söylemedi ki. Sonradan ettiler merkez bankası o güzelim yer hayal oldu Gitti. Sanki orada Sami Kasap, Seyfettin Sucu, Seher Uludağ gibi Nice sanatçılar hiç gelip geçmemiş gibi hayal oldu gitti.
Aklımda kaldığı ve hatırlayabildiğim kadarıyla şöyle bi zaman tüneline dalıp yine o eski caddelerde, sokaklarda bir dolanıp o güzel günleri hayal etmeye çalıştım hepsi o kadar.
Şimdi her şey resimlerde kaldı. Ne güzeldi o yerler ne güzeldi o günler keşke geri gelse
ASAYİŞ BERKEMAL DER Dİ ESKİ GECE BEKÇİLERİ
Vakt-i zamanında diyerek yine başlayalım söze. Sükunetin hakim olduğu sessiz sedasız asude Van’da şehrin asayişini teminle görevli emniyet teşkilatında vazifeli polislerin yanı sıra Bekçi Babalar da vardı Onlar literatürde çarşı ve mahalle bekçileri olarak geçsellerde biz halkın gözünde onların her biri bizim için ya Bekçi babaydılar veya bir diğer tabirle bekçi amcalardı.
Çocuklar için oluşumunu, büyüklerimiz bile Baba saygısı ve sevgisi duyarlardı bu ‘Bekçi Baba’lara.
Çok yakın olduğu için onlar bizim eski ziraat banka sokağında da geceleri dolaşırlardı.
BEKÇİLER GECELERİ MAHALLELERDE DOLANIR DÜDÜK ÇALARLARDI VE RAHAT UYURDUK
Biz onları tanırdık onlarda bizi. Bu sebepledir ki Postacılar gibi onlarda aileden sayılırlardı.
Gece çaldıkları düdükler; hırsızlara, uğursuzlara uyarı olur, mahalle sakinlerine güven ve huzur verirdi... Görev, gün batımında başlar, şafak sökene kadar sürerdi.
İşte Van’da da nüfus az olmasına rağmen geceleri yine hırsıza uğursuza fırsat vermemek için halkın malını emniyette tutmak için şehrin muhtelif yerlerinde bekçi babalar dolanırdı.
Van’da ticaretin merkezi olan yer eski buğday meydanı olduğu için olası hırsızlıklar en son orada olacağı için en çok üzerinde durulan mahal orasıydı. Mesela bir bekçi cumhuriyet Caddesinin az ötesinde Şerefiye mahallesinde dolanırken biri Bahçıvan mahallesinde bir diğeri Beş yol civarında bir diğeri de eski buğday meydanında dolanırdı.
Bunlar kendi aralarında işretleşirlerdi düdüklerle ve çalınan düdük sesiyle adeta bir birlerine işte benim havalimde vukuat var veya yok yok diyerek haber verirlerdi.
Ve biz düdük seslerin kendi sokağımızda çok rahat duyardık. Çok fazla hırsızlık vaksı olmazdı ama yinede emniyet bu tedbiri alırdı. Dediğim gibi merkezi yer Eski Buğday Meydanı olduğu için oradaki bekçi baba diğerlerinden daha ziyade tetikte olurdu.
ÇARŞI KARAKOLU İLE BİRDE EREKTE KARAKOL VARDI
Bekçilerin Bir kısmı polis karakolunda gündüzleri vazife başında olurdu haliyle. Zaten Van’da bir Şerefiye Mahallesinde Çarşı Polis Merkezi vardı bir de Erek Mahallesinde iptidai bir Polis karakolu vardı ki orası da en çok hırlı hırsızları kopukların ifadeye çekildikleri bir mahalle arası karakol idi.
Gece bekçilerinin gece bazı bekçilerinde gündüz Çarşı ve Erek karakolunda görev yapmalarının yanı sıra Bazı bekçilerde Umumhane kapısında görev yaparlardı ki zaten buraya kırık dökük takımının halinden dilinden anlayan kaba saba güçlü bekçiler verilirdi. Çünkü oraya gelenin büyük kısmı zamanın şer takımı oldukları için onlarla baş edebilecek onları idare edebilecek bekçiler olurdu.
Yani düşünün ki bir tek Emniyet Müdürünün makam arabası vardı. Diğer vasıtalar hepsi tenteli ciplerdi. Daha toplum polisin olmadığı çevik kuvvet tim vs.nin telaffuz bile edilmediği yıllarda şehrin sükûnetini sağlayan sadece iki karakoldaki polisiler ve çok az sayıda bekçilerdi.
Zaten olay bile olsa hiç arabaya bile binmeden çalınan bir düdük sesiyle hemen polis ve bekçiler anında yetişebiliyorlardı işte böyle küçük bir şehirde gecelerin hâkimi bizim bekçi babalardı.
VAN’IN RENKLİ SİMASI BEKÇİ ÇURO
Van da vazife yapan çok bekçiler oldu lakin birçoğu unutuldu gitti. Fakat bunların içinde en çok ismi anılan Abdulkadir Aktaşçı idi. Onu Van halkı hep ÇURU diye çağırdı durdu. Van da halkla iç içe olan biri olması dolayısıyla hala bu günlere kadar Van halkı onu bekçi ÇURU diye hatırlar.
Geçmişte Mahalle ve çarşı bekçilerinin hepsini tanır ve bilirdik. Onlarla bir aile gibiydik. Şu onda birçoğu aramızda değiller.
İşte bizi zamanlar Bekçi ÇURU da gece vakti vazife de iken bulunduğu yerden bir diğer arkadaşına düdükle sesini iletirken o düdük sesiyle karşıya giden mesaj şuydu; <Asayiş berkemaldır> Her çalınan düdük sesi asayişin berkemal olduğunu ifade ederdi.
Tekrar konumuza dönecek olursak o zamanlar arama tarama tanıma cihazları yoktu sadece vali beyin bir koruma polisi ve özel kalem şefi vardı. Şehirde çok kalabalık olmadığı için vali beyle görüşme çok sorun olmaz dı.
ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA VALİ BEYE ULAŞMAK
İşte yukarı çıktığınız zaman hemen merdivenin başında Vali beyin Makamı vardı. Vali beyin odasının girişinde Özel kalem şefi rahmetli Zeki Furan vardı. Biraz vazife şinas sinirli ama tiril tiril bir kalem efendisi. Vali beyin yanına gitmek ne randevuya ne arama taramaya hiç gerek toktu kapıyı çalar girerdiniz maruzatınızı arz edip çıkardınız. Vali beye ulaşmak çok zor değildi o yıllarda. Vali beye kötülük etmek saldırmak zarar vermek kimsenin aklından geçen bir şey değildi. O şehrin babası sayılırdı herkes de vali beyi baba sayardı. Vali beye karışmak saldırmak kimin haddine düşmüştü ki!
ÇOĞU ZAMAN VALİ BEYLER VİLAYETE YÜRÜYEREK GELİRLERDİ
Valimiz Vali konağından eski model şevrola ile hükümete gelirken Şoförüne bazen sen al arabayı git ben yürüyerek geleceğim derdi. ve yayan yürüyerek halkla konuşarak halleşerek yürüye yürüye Vilayete makamına gelirdi. Önce makam arabası sonra vali bey gelirdi hükümet binasına! Yanında koruma mı? Ne koruması kardeşim şehrin babasına kim karışır ki! Onun koruması onun muhafızları Van halkı idi. İşte böyle bir hayat sürdük ve doyumsuz günlerimiz yıllarımız oldu.
ŞİŞKO YAŞAR’I UNUTMAK OLMAZ( YAŞAR ŞENAVCI)
Vilayet binasında Defterdarlık muhasebe ve gelir müdürlüğü hepsi hükümetin içindeydi. Şimdi bir hususa değinmek istiyorum. O zamanlar çok işini iyi bilen memurlar vardı ve amirleri onlara çok güvendikleri için onlara aşırı salahiyet verirlerdi ve onlar da işlerini çok iyi yaparlardı. Defterdarlığın gözü kulağı her şeyi şişko Yaşar’dı,
Milli eğitimin her şeyi başkâtip Nurettin Beydi,
Özel sizci dediğiniz Enis Amiklioğlundan sorulurdu,
Adliye de en önemli isim Nedim Odabaşı
Tapu Sicil Muhafızlığında Beşir Bey her şeye vakıftı,
Nüfus Memurluğunda oranın Beyni Mustafa Ebeperi
Milli Emlak Müdürlüğünde Cevdet gülle
Bunlar eski hükümet binasında çok uzun yıllar vazife yaptılar ve inanın her müdür bir amirden çok değer gördüler.
Birçoğu gözlük takardı ve kollarında da kolçakları vardı.
Hele şişko Yaşar’ın gözlük altından bir yandan evraka bir yandan işi olana bakmasını hiç unutmam. Şişko Yaşar demek Defterdar, muhasebe müdürü gibi saygı görürdü.
Velhasıl kelam Hükümet binasında çok nadide amir ve memurlar vardı hepsi de bu şehrin insanları oldukları için çok rahat vilayete gidip işlerimizi hallediyorduk.
Sevgi ve saygının tavan yaptığı insanlığın kanatlanıp uçtuğu o güzel yıllar şimdi bir anı olarak kaldı.
Devam edecek.