Ümit Kayaçelebi

Gel de o eski Van'ı özleme 23

Ümit Kayaçelebi

ESKİ YILLARDA OTOBÜSLE YOLCULUK

Eskiden otobüsler de bagajlar dama atılırdı ve arka merdivenden çıkan muavin en uzak yerden yakın yere doğru çanta, bavul, valiz vs. yerleştirir ve üzerine branda çekilirdi. İndiğiniz yerde eşyanız aşağıya sallanırdı. Her otobüsün arkasında bir merdiven bulunurdu.

Güneyden gittiğiniz zaman Urfa’ya yaklaştığınızda o yörenin bazı çocukları elde keman veya başka bir sazla otobüse atlarlar ve size biraz konser verdikten sonra tekrar bahşişlerini de aldıktan sonra inip giderlerdi. Tabi otobüs kaptanları bunları tanıdığı için yollarını bulsunlar diye otobüse alırdı

Yine o zamanlar Özel Müzik stüdyoları o firmanın reklamını yapan özel kasetler yaparlar ve bu kayıtlarda ekolu olarak doldurulduğu için kulağa hoş gelirdi. Stüdyoda doldurulan bu kasetlerde mesela derdi kasette 25 nolu koltukta oturan yolcumuza armağandır der ve bir bakarsınız 25 numaradaki yolcuya İbrahim tatlı sesten bir parça gitmiş. Hal böyle olunca o yolcuda onore olurdu.

O yıllarda sırf otobüslerde çalılınsın diye reklam amacıyla kaset yapan bir çok özel stüdyolar vardı. Bunların en başında zamanın dar ve kıt imkanları muvacehesinde olsa dahi imkan sunan Elazığ’daki Yalçın Plak ve Gülüm ile Ali Seven stüdyosu kendi alanlarında liderlerdi. Yalçın Plak ve Gülüm büyük sanatçılara bile kaset yapan devrin ünlü marka stüdyoları idi.

Bazen kaptan arabada şarkı türkü söylemek isteyen varsa gelsin der ve kendine güvenenler gelir şarkı veya türkü söyledikten sonra alkışlarla koltuğuna giderdi.

Yollar uzundu ama işte araya böyle keyif verici olaylarda olunca yolcu biraz ferahlıyordu .

Ve en unutulmaz olay da şuydu; Bir terminale girerken kaptan ya mikrofonla veya çıplak sesiyle >Kaptanınız 20 dakika çay molası vermiştir çaylar şirketten> işte bu geçmişten bu güne kadar söylenen ve hatırlanan en güzel yolculuk anısıdır herkes için.

Kahvede çaylar gelir ya meccanen olduğu için iç içebildiğin kadar. Lafın gelişi içsen iki veya üç ondan sonra haydi tekrar yola devam. Ama birkaç bardak çay da olsa inanın yolcuları çok mutlu kılıyordu.

Ankara üzeri gittiğinizde mutlaka sabahın seher vaktinde Gürüne girerdiniz ve orada birkaç çeşit çorbadan birini seçip içerdiniz. Beğenin beğenmeyin ama yapacak bir şey yok. Fakat Orada her zaman pala bıyık bir zatı muhteremi ne zaman giderken ve gelirken Gürüne uğradığınızda onu orada görürdünüz ve zaman içinde öğrendik ki rahmete gitmiş. Şimdi ne zaman yolum Gürüne düşse gözlerim hep pala bıyık tespihçiyi i arar.

AHMET ERİŞ ATATÜRK LİSESİNDE BENİM SIRA ARKADAŞLARIMDAN BİRİYDİ

Ortaokul sıralarında iken haliyle daha toy ve başında kavak yelleri esen gençlerdik. Bazen aşırılıklarımızda oluyordu. Mesela okul sıralarında konuşup gülüşmeler ders arasında olduğunda haliyle çok yaptığınızda adınız çıkabiliyordu.

Gizli gizli sigara içmeler ona buna sataşmalara da üzerine eklenince bir anda mimli olabiliyordunuz.

Bizim sınıfta da adı üç silahşörlere çıkan üç kişi vardı Yılmaz efe, Mehmet Cengiz ve rahmetli Ahmet Eriş.

Üçüde sınıfın en arka sıralarında oturuyorlardı. Zaman geldi geçti sular duruldu ve artık herkes hayatın içinde birer insan olarak yoluna devam etti.

Ahmet Eriş te Emek sinemasında çoğu zamanlar bilet kesmek başta olmak üzere çalıştı. Daha sonra spora yöneldi iyi bir sporcu oldu hakemlik yaptı ve derken hayata veda etti.

Çatık kaşlı adam dediğimiz okul arkadaşımız bu gün aramızda olmasa bile hala hatırlarımızda yaşıyor. Ruhu şad mekânı cennet olsun.

ŞAH BAĞI EFSANESİNİ ŞİMDİ ŞAH BAĞINDA OTURANLARA SOR BİLMEZ!

Van Kalesi - Şah Abbas bağlantılı ikinci efsane Şahbağı Efsanesidir. Bu efsaneden “Ercişli Emrah ile Selbihan Hikayesi”nde de söz edilir.

Van Kalesi’nin 8-10 km kuzeydoğusunda, bugünkü İstasyon Mahallesi mevkiinde güzel bir köy vardır. Bağ ve bahçeleri ile ünlü olan bu beldenin “Şah bağı” adını alması şu efsane ile açıklanır:

İran Şahı Şah Abbas, bir iddia üzerine Van Kalesi’ni almak üzere sefere çıkar. Ordusuyla Van’a gelir. Karargâhını, Kale’nin 8-10 km kuzey doğusunda biryere kurar. Kale kuşatılır, ancak Kale’yi teslim almak bir türlü mümkün olmaz.

O zaman Van Kalesi’ni bir Vali idare etmektedir. Kalede yiyecek sıkıntısı başlayınca yaşlılar Vali’yi sıkıştırırlar. Vali, savaşma teklif eden yaşlılara üç gün daha beklemelerini söyler.

Bu arada, Kale’yi bir türlü teslim alamayan Şah Abbas’ın askerlerinin canları sıkılmaya başlar. Şah Abbas bunun da çaresini bulur. Karargâh kurduğu bölgede askerlerine bağ bahçe diktirir. Kurduğu bağın adını da “Şahlar Bağı” , “Şahbağı” koyar.

Muhasara altında tutulan Kale’de açlık artmakta, teslim olma söylentileri gittikçe yayılmaktadır. Bu söylentilere içerleyen seksen beşlik bir Nine ortaya çıkar :“Vay, ben öldüm mü ki, vatanıma yâd adam gire? Canım sağken düşmanın atının tırnağını vatan toprağına bastırmam” der. Daha sonra Vali’nin huzuruna çıkar, yapacaklarını anlatır.

Yaşlı Nine, ertesi gün bir deste tandır ekmeği, bir bakraç yoğurt ile Şah Abbas’ın ziyaretine gider. Huzura kabul edilen Nine, Şah’a:“ Şahım, daha evvel gelmem gerekirdi; ancak düğünlerden, davetlerden bir türlü fırsat bulamadım, kusura kalma” der.

Şah Abbas, Yaşlı Kadının sözlerinden Kale’de kıtlık olmadığı sonucunu çıkarır.

Bu arada Yaşlı Nine’nin planı gereği kale burçlarından beyaz tozlar dökülür. Gördükleri karşısında şaşkınlığı daha da artan Şah Abbas, Nine’ye bunun ne olduğunu sorar. Nine de, bunların geçen yılın unları olduğunu, yeni gelen unlara yer açmak için ambarların boşaltıldığını söyler. Aslında burçlardan dökülen un değil, kireç tozudur.

Bunun üzerine Kale’yi alamayacağına kanaat getiren Şah Abbas, muhasarayı kaldırır ve:

“Ko desinler Şah Abbas’ın bağı var” diyerek memleketine geri döner. O günden sonra karargâh kurulan o yerin adı “Şahbağı” kalır.

ŞEHİR SİNEMASINA BİZ SENELERCE ŞEFİĞİN SİNEMASI DİYEREK GİTTİK

Sahibi Önceleri Kemal İlvan Şefik Saydan daha sonra tek başına Şefik Saydan. Kışlık Şehir Sineması bu günkü müzenin yanındaki otoparkın olduğu yerde idi. Yazlık Şehir Sineması ise şimdiki sanat sokağında (sanatın olmadığı sokak aslında) Ova iş Merkezinin bulunduğu yer.

Kışlık Şehir Sinemasının kuruluş tarihi 1950-1952 yazlık Şehir Sinemasının ise 1961 olarak biliyoruz. Kışlık Şehir Sineması daha önceler Halk Evi olarak kullanıldığı için düz bir zeminde olduğu için bu sinemada balkon hariç film seyretmek biraz zordu. Yükseltisi olmadığı için önümüzde uzun boylu biri oturmasın diye dua ederdik.

Ayrıca küçüktü kare şeklinde olan sinemanın takriben 400-450 kişilik bir kapasitesi vardı. Kaloriferli değildi ve güz ve kış aylarında sinemanın iki tarafında iki büyük soba ile ısıtılmaya çalışılırdı. Kışlık Şehir Sinemasının Jeneratörü vardı ve cereyan gittiğinde hemen devreye girerdi. Çok iyi hatırlarım sinema perdesinin reklamında da HALK BANKASI yazardı.

Yazlık sinemaya gelince, En güzel ve en modern yazlık sinema Yazlık Şehir Sineması idi. Briketten yapılmıştı her tarafı ve perdesi de aynı şekilde çok görkemli idi. Balkonuna çıkıp ailecek oturduğunuzda yandaki emek sinemasın perdesinin üst tarafı olduğu gibi görünürdü.

Burada yaz ve bahar aylarında pehlivan güreşleri, pankras güreşleri de yapılırdı. 1950’li yıllarda makinistliğini Zeki Yergi yapmıştır. Daha sonraki yıllarda uzun süre Radyocu Kemal diye tanıdığımız Kemal Bingöl yapmıştır. Arada Erdal Saydan, Bahri Koç ve Remzi Koç’unda sinemada makinistlik yaptığını biliyoruz. Teşrifatçılardan canavar Heso, Muzaffer, Remzi koç

Şehir Sinemasını Siirt Kökenli Rahmetli Şefik Saydan açmıştı. İlginçtir ki sinemaya giden herkes hangi sinemaya gidiyorsun? Diye sorulduğunda Şefiğin sinemasına gidiyorum derdi. Rahmetli Eşi Halide Hanım da sinemaya çok gelirdi. Kışın kışlık ve yazında yazlık sinemada gelir locaya kurulur çerezi meyvesi gazozu gelir ve locaya tek başına otururdu. Şefik Saydan işini çok seven biriydi yetişkin çocukları olmasına rağmen bir de bakardınız gelmiş gişede bilet satıyor. Zaten çocukları da onu mümkün mertebe yalnız bırakmazlardı. Şehir Sineması Cumhuriyetin ilk yıllarında Halk Evi olarak kullanılmış daha sonra ikiye bölünerek bir tarafı Halk Kütüphanesinin bulunduğu bir binaydı.

Devam edecek.

Yazarın Diğer Yazıları