Ümit Kayaçelebi

Gel de o eski Van'ı özleme 22

Ümit Kayaçelebi

GÜVERCİN TAKLASI ATTIĞIMIZ GÜNLERİ DE UNUTTUK NE YAZIK Kİ

Güvercin taklası denilen bu oyun, vücudunu iyi kullanmak isteyen şimdiki beden derslerindeki, kasadan atlama gibi bir şeydi.

İki guruba ayrılır ve ebe gurup kasayı oluşturur, öbür gurubun oyuncuları koşarak gelip bu insan kümesinin eğilmiş vaziyetteki sırtlarından takla atarak ve öbür tarafa ayak üzerinde düşülecek şekilde geçmekti.

Elin yere değmesi veya takla atamama yanma sebebi idi.

Dörder kişilik iki takım ile oynanır. Ebe takımından iki kişi birbirlerine arkaları dönük olarak dururken diğer ikisinden biri ön tarafa diğeri arka tarafa olmak üzere kafalarını ayakta duran arkadaşlarının bacaklarının arasına sokarlar. Diğer takımın oyuncuları önde yarı yatık duran oyuncunun sırtına ellerini koyarak, ayakta duran bellerini aralamış oyuncuların arasından takla atarak arkadaki oyuncunun üzerinden yere inerler. Yatan ve ayakta duran oyuncular

atlama yapan oyuncuları engelleyici harekette bulunamazlar. Bulunurlarsa atlayış tekrarlanır. Oyunculardan biri taklayı atamaz ise tüm takım olarak diğer takımın yerine geçer. Oyun aynı şekilde devam eder giderdi.

DAVULCU TOSUNLA 1971 AKDENİZ OLİMPİYATLARINDA

Efendim, yıl 1971 ve İzmir’de o yıl Akdeniz Olimpiyatları yapılıyor. Sporun her dalında müsabakalar yapılmakta ama bu arada şenlik olsun diye konserler var, tiyatro gösterileri var halk oyunları şenlikleri var.

Ben de İzmir Natoda askerim haber geldi dediler Van Halk oyunları ekibi geliyor. Sorduk öğrendik ve o gün izin alıp çıktık. Bizim Vandan gelen ekip Basmane de ismini şu an hatırlayamıyorum bir oteldeler.

Tabi gelenleri görmeye de İzmir’den gelen Vanlılar var. Otel içi ve önü Vanlılarla doluydu. Bizde içeri girdik baktım rahmetli Hakkı Yakup oğlu orada gittim elini öptüm. Vıle dedi oğlum sen burdasan. He dedim hocam ben de burada askerim. İşte orada Aydın Arvas, Mustafa Solmaz, Burhan ve Bahattin Özen, Servet hoca, Fevzi Levendoğlu, Fehmi Turan, Mehmet Kuşman, Mehmet Polat, Süleyman Kuşman, Bayram KUşman Sabri Donat, İhsan Deniz ve daha birçok Vanlı da onlar gibi otobüsle kafile ile oraya gelmişler. Gelenler yöneticiler oyuncular ayrı otelde bi müddet kaldıktan sonra gelenler bizler Basmanede bir lokantaya gittik orada kemali afiyetle güle oynaya yemek yedikten sonra vasıtalarla ver elini Alsancak.

Alsancak’ta Atatürk Kapalı Spor Salonunda Halk Oyunları yarışması var ve Türkiye’nin Farklı yörelerinden bir sürü Halk Oyunları ekipleri gelmiş. Tabi herkes de iddialı ben kazanacağım diye.

Kapalı Spor salonuna gelen, İzmir’de benim gibi gelen Vanlılar olarak, bir yerde kümelenerek oturduk ve gelen ekipleri oradan izledik.

Yurdumuzun çeşitli halk oyunları sırası ile gelen halk oyunları ekiplerince oynanmaya başlarken tabi biz heyecanla ekibimiz ha çıktı çıkacak diye bekliyorduk. Ve bütün ekipler oyunlarını oynadılar alkış alarak yerlerine çekilirken en sona bizim ekip kalmıştı.

Salondaki sunucu Van Halk oyunları geliyor! Sahnede gibi anonslarla Van halk oyunları ekibi en başta tosun baba salona çıktıklarında içimiz ele bi hoş oldu ele gururlandık ki bunu bile şimdi hissediyorum ama anlatması çok zor.

Tosun baba bi açış yaptı ondan sonra bizim ekip coştukça coştu. Salonda tempo tuttu ve süre bitince bizimkiler yerlerine çekildi.

Lakin seyirci tempo tutmuş bi daha bi daha diyor. Oysaki hiçbir ekip o gün ikinci bir defa ne çağrıldı ne de sahne aldılar.

Bu durum üzerine Van Halk Oyunları sahneye çıkıp bi oyun sunduktan sonra yerlerine çekildi, Ama o anları yaşayanlar bilir. Burada kelimelerle anlatmak mümkün değil.

Program sonunda o gün Van Halk Oyunları ekibi birinci ilan edildi. Yine bir oyun oynandıktan sonra oradan gururla ayrıldık. O gün orada bir Vanlı olarak bulunduğum için gerçekten çok mutlu olmuştum ve Vanlı olarak çok gururlanmıştım.

Artık ekiple vedalaştık onlar Van’a döndüler bizde kışlamızın yolunu tuttuk ve o güzel gün de bu gün bizlere unutulmayacak bir anı olarak kaldı.

SOSYETE CEMİL VE BILUMAM BATMANLARI TAKIMINI KURDUK

Okul zamanları dışında hep top onamaktı işimiz. Bazen de başka mahalle takımlarına takviye için giderdik. Allah selametlik versin benim kadim dostum Turan Özpınar iyi topçu olduğum için beni alır bisikletle Buzhane mahallesine götürür maç oynadıktan sonra tekrar o yorgunlukla beni alır getirir şehre bırakır tekrar dönerdi. İşte biz böyle arkadaştık. Bu gün bazen gider Turana derim; Yahu sende ne akıl kendin kadar adamı nasıl götürüp getiriyordun dediğimde cevap vermez gülümser. Nerde o arkadaşlık Nerde öyle arkadaşlar şimdi Diyojen gibi eline fener al ara ki bulasın.

Bizim Eski Banka Sokağında da mahalle arasında top oynardık. İki şer taş bulup koyar sonra üzerine ceketlerimizi bırakırdık kale iyi belli olsan. Ne kırılacak cam vardı ne de bize karışan. Bize karışsa karışsa Hacı Nuhi Polat oğlu karışırdı rahmetli. O olmadığı zaman top oynardık. Bilirdik o Nuh Palas Otelindedir. Geleceği vakit paldır küldür kaçardık ve maç biterdi. Hacı Babadan çok korkardık. Korkudan kaçınca kalelerin taşları yerinde kalınca hacı baba gelir taşları bastonuyla kenara atardı. Tabiî ki maçın tekrarı da olmazdı kaldığı yerden de bi daha devam etmezdik.

Çocuk aklı ya. Kendimize göre iki takım kurduk. Beşiktaş ve Galatasaray. Dedik lig yapacağız ve her maç iki puan rövanşlı olmak üzere oynadık ve neticede Beşiktaşlılar şampiyon oldu.

Bu bizi üzdü. Dedik bi sezon daha yapalım Olur mu olur. Yeni Rakibimiz Beşiktaş ama biz o yıl Galatasaray’ın ismini kullanmadık.

Derseniz niye?

O sıralar arkadaşlarla hafta sonu sinemaya gittiğimiz de Öztürk Serengil ve Gönül Yazarın başrollerini oynadıkları <İstanbul kazan ben kepçe> filmi oynuyordu. Filmin içinde de Öztürk Serengil ve arkadaşlarının şöyle bir bıçkın grubu var<Sosyete Şakir ve bilumum vatmanları> film bitti bu isim aklımıza takıldı.

Arkadaşlara dedim bizim takımın adı<Sosyete Şakir ve bilumum vatmanları> olsun mu? Arkadaşlar da olsun deyince biz o isimle maçlarımızı oynadık Beşiktaşlılardan rövanşı alarak o yıl <Sosyete Şakir ve bilumum batmanları> olarak kendimizce şampiyon olduk

İşte böyle sade ve içten idik. Takımlarda kimler mi vardı? Bizim Galatasaray’da Rahmetli Davut Kılıçlı, Halil Özvan, Cafer Özvan, Emin Koç ve ben,. Beşiktaşlılar; Veli ve Halil Polatoğlu, Cezmi Özvan, Ruhi Bingöl, Sadi Arif oğlu, Fayık.

Arkadaşlarımızdan sadece Davut Kılıçlı rahmete gitti diğerleri sağ bir araya gelende o günleri yad eder dururuz hala.

Top koştururken hep kendimizi birilerine benzetirdik. Onun gibi olmak isterdik. Olur muyduk asla! Ama o isimle anılmak ta bizleri mutlu kılardı. Çocukluk ve gençlik yıllarında top oynarken iyi koştuğum için arkadaşlar bana o yılların Siyah incisi Pele’nin ismiyle çağırırlardı. Arkadaş, Ben ne esmerim, de kara olmama rağmen ismim Pele’ye çıkmıştı. İşte avuntu.

O yıllarda Fenerbahçeli olanlar eğer kaleye geçmişlerse kendilerini <Özcan> sayarlardı eğer ilerde oynuyorlarsa <Lefter> sayarlardı. Beşiktaşlılarda <mikro Mustafa> diye anılanlar olurdu. Mikro Mustafa dedikleri Beşiktaş’ın santraforu 9 numarası kısacık ama topa çok iyi yükselip kafayla çok goller atan bir futbolcusu.. Hatta ona izafeten < Ya Mustafa ya Mustafa kornerden gol atar kerata> diye adına şarkı bile vardı.

Galatasaraylılara gelince; 50 ve b60 yıllarda Galatasaray’ın iki önemli oyuncusu vardı. Biri Taçsız kral Metin Oktay ve diğeri de <Berlin Panteri> diye tarihe geçen Turgay Şeren var. Berlin de oynanan milli maçta Almanya’yı 2-1 yendiğimizde maçı lehimize Turgay çevirmişti, O maçtaki müthiş kurtarışları ile kendisine Berlin Panteri lakabı takıldı.

İşte çoğu kaleye geçtiği zaman kendini Turgay Sanerken gol atmasını becerenlerde kendilerini Metin sanırlardı. Ruhları şad mekanları cennet ola.

Yani herkes Mikro Mustafa, Özcan, Lefter, Metin ve Turgay gibi olmak isterdi sözün kısası.

Çocuk aklı veyahut gençlik hayalleri bizi böyle alıp alıp bi yerlere götürürdü

KERSİ OYUNU VE TÜRKÜSÜ DE UNUTULDU GİTTİ

Van’ın Tımar Nahiyesine bağlı Şıhkara Köyünden Ömer efendi Adlı bir zat, Bir ilkbahar gününü Ermeni asıllı hizmetçisi Kesri ile birlikte buğdaylarının bir kağnı (öküz) arabasına yükleyerek Muradiye İlçesi yakınlarındaki su değirmenlerinden birinde Öğütmek üzere yola koyulur.

Bir müddet yol aldıktan sonra Bendimahi Çayının kenarında ve Van Gölüne yakın bir yerde mola vermek üzere konaklar.

Çayırlardan pencer toplamak üzere çay kenarında dolaşan o yörenin genç kadın ve kızları Ömer Efendinin kağnı arabasını görünce arabaya yaklaşır ve Ömer Efendiye selam verirler. Aralarındaki güzel bir kız, arabanın üzerindeki saza gözü ilişince Ömer Efendiye yaklaşarak Sen aşıkmışsın adın nedir? Diye sorar.

Aslında ozan olan Ömer Efendi kızı görünce aklı başından kalkıp gider ve o anda kıza aşık olur.

-Eh biraz aşıklığım vardır.

-Birkaç hava oku da dinleyelim der kız.

Bu teklife memnun olan Ömer Efendi hemen işçisi kersiye sazını getirmesini söyler. Ve sazını ele alarak aşık olduğu Suna’ya şu sözlerle çalıp söylemeye başlar:

‘Bendimahi bend üstüne sunalar hey sunalar

Yarim geldi kendi üstüne bizim göle konalar

Çaydan bir çift suna uçtu sunalar hey sunalar

Uçtu da bizim göle düştü sunalar hey sunalar hey

Çayda çınar ağacı sunalar hey sunalar

Çift gezer iki bacı sunalar hey sunalar’

Efendisinin çok içlendiğini gören kesri:

-Ağam sen çok içlendin izin ver de bende bir halay çekeyim der ve oynamaya başlar. Orada bulunanların hepsi birden Kesri ile birden Güvenk tutarak Ömer Efendi’nin sazı eşliğinde oynamaya başlarlar:

‘Van Gölü dalgalandı elin ver elime kesri

Ciğerim parçalandı, elin ver elime Kesri

Vakit geldi gider Sunam elin ver elime Kesri

Van Gölü coşa geldi elin ver elime Kesri

Şimdi gider Sunam buradan elin ver elime Kesri

Aşkı beni candan eder elin ver elime Kesri’

KAZIM KARABEKİR CADDESİNE NİYE MARAŞ CADDESİ DEDİK

1959 yılında Van’a vali olarak tayin olunan İbrahim Sadi Öztürk. Kim akıl ettiyse kimden fikir çıktıysa onu bilmiyoruz. Doğudan batıya doğru akıp giden İskele ve Sıhke Caddelerinin yanı sıra yeni bir yol yapılması gündeme gelince haliyle bağ ve bahçeler istimlak edildi.

Bu arada yolun açılmasında büyük katkısı olan Van eşrafından Rahmetli Cevdet Yörüğü de burada anmadan geçemeyeceğim.

Şöyle ki yol açılmaya başlandığı zaman hemen yolun başında yerleri olan Cevdet Yörüğe vali bey giderek ödeneklerinin olmadığını ve kendilerinin istimlak bedeli talebinde bulunmamaları yönünde nazikçe bir talepte bulununca rahmetli Cevdet Yörük devletten hiçbir bedel talep etmeden yerlerini kendi gönlünce bağışlamış  ve vali bey de bu alicenaplığı nedeniyle kendisine minnet ve şükranlarını arz etmiştir.

Ruhu şad mekanı cennet olsun Cevdet Yörük gerçekten Van’daki hayırsever zenginler dile getirildiğinde en başta ismi anılan bir isimdir .

İşte o günlerde Dozerler greyderler ortalığa düştü ve bir de baktık ki yeni bir cadde meydana gelmiş. Yalnız o sıralar yolun genişliğinin kimileri30 metrekimileri50 metre olsun demişlerse de50 metre olması kabul edilmemiş ve maalesef

30 metre olmuştur. Keşke50 metre olsaydı bu gün belki daha bir mutena yolumuz olabilirdi ama olmadı.

Ben daha o yıllarda çocuktum ve ancak hayal meyal hatırlıyorum. Ama az da olsa hafızamda o günleri canlandırabiliyorum şimdi.

Yeni yol yapıldı ama buna bir isim bulmak lazım geldiğinde işte o zamanki insanlar Şark Fatihi diye her zaman yâd edilen ve Van’la gönül bağı da olan rahmetli Kazım Karabekir Paşanın isminin verilmesi huşunda hem fikir olmuşlardı.

 ve netice itibariyle bu yeni açılan yeni caddeye Kazım Karabekir Paşa Caddesi ismi verilmiş ve resmi kayıtlara da öyle geçmiş.

Şimdi öyle bir şey ki yolun açılması da 1960 Cemal Gürsel İhtilaline tesadüf edince bir çok şehirde olduğu gibi Van’da ki Belediye Başkanı da görevden azledilince bu defa Van Valisi hem Vali ve Hem de Belediye Başkanı olarak İbrahim Sadi Öztürk vazife yaptı.

Zaten kendisi de iki yıl gibi bir süre zarfında Vali olarak kaldıktan sonra başka bir şehre tayini çıktı.

Dedim ya ben çocuktum o yılları çok iyi hatırlamıyorum ancak dedemden şöyle bir şey duydum o zamanki Vanlılar bu yola çok sevinmişler ve valiyi de çok sevdikleri için Kazım Karabekir Paşaya saygı duymalarına ve vefa duygusuna rağmen bir türlü Caddeye verilen ismi telaffuzda zorlanmışlar.

Bir gün birileri merak edip sormuşlar bu Vali Bey nereli?

Sormuşlar ve Valinin Maraşlı olduğunu öğrendiklerinde Van Halkı o günden sonra <Maraş Caddesi> demeye başlamışlar.

Her ne kadar resmiyette Kazım Karabekir Paşa Caddesi olsa da o gündür bu gündür bu caddeye bizim Van halkı yolu o zaman Maraşlı bir Vali İbrahim Sadi Öztürk açtığı için ona duyulan sevgi ve saygıya izafet Maraş Caddesi deyip durdu.

Bu gün de hala Maraş Caddesi demekte herkes.

Devam edecek.

Yazarın Diğer Yazıları