Gel de o eski Van'ı özleme 19
Ümit Kayaçelebi
NERDESİN MAKİNİST VE MAKİNİST KEMAL BİNGÖL
Onlar sinemanın fark edilmeyen gizli kahramanlarıydılar: Kimler derseniz hemen söyleyeyim. Yazlık ve kışlık sinemalarımızın film oynatan makinistleriydi.
Sinemada film seyrederken hiç farkına varmadığınız zaman film koptuğunda hemen hatırladığınız ıslık çalarak yuhlar gibi Nerdesin Makinist?
Diye feryat figan ettikleriniz di o makinistler.
Küçücük odalarda, makine gürültüsü altında, çoğu zaman tek başlarına çalışan sinema emekçileridir makinistler. Varlıklarını ancak izlediğimiz bir filmde aksaklık olduğunda hatırladığımız, o zaman da 'Hop makinist, uyudun mu?' sorusuyla yarı alaycı bir şekilde tepkimizi dile getirdiğimiz makinistler, sinema sanatının gizli kahramanları arasında yerlerini alır..
"Filmler yanıyordu ya da kopuyordu. Nedense bu olaylar filmin en heyecanlı yerinde olurdu.
Halklıydık çünkü hiç ne film kopsun nede yansın istemiyorduk tabii. Seyirci olarak bir ücret veriyor, giriyor, her şeyiyle tam bir film seyretmek istiyorduk. Falsosuz olsun istiyorduk. Ama bu her zaman olmuyordu.,
35 mmfilm projektörleri film şirketleri tarafından kopyalanan yaklaşık 3-4 km uzunluğunda sesi ve görüntüyü üzerinde taşıyan, 4 ile 9 parti kısım halinde gelen ve 2 farklı bobin sistemine sarılan son olarak da filmi 2 kısım halinde izleyicilere sunan temel malzemedir.
Film makineleri görüntüyü oluşturmak için bantlar üzerindeki görüntüleri kademeli bir şekilde döndüren sistem yardımıyla tek tek ve hızlı bir şekilde ışıktan geçirip perdeye görüntü vermektedirler.
Eski zamanlardaki makineler günümüzdeki gibi sorunsuz ve temiz bir çalışma şekline sahip değildi. 2000 watt gücündeki ampuller o zamanlarda yoktu ve bunun yerine özel projektör kömürleri kullanılırdı. Kömürün ucu yakılarak bir fan vasıtası ile sürekli parlaması ve ışık görevi görmesi sağlanırdı.
Eski makineler gibi eski filmlerde çok dayanıksızdı ve sürekli koparak makinistlere zor anlar yaşatırdı. Kaset bandı gibi ince bir yapıya sahip eski filmler yanma eğilimi de gösterdiği için, kömürden sıçrayan korlar filmi tutuşturmakta ve yangına sebep olmaktaydı. Makinistlik, yanarak ölümlerin en fazla olduğu meslek dallarından biridir. Gerek gazlı temizlik ürünleri, gerek ince film yapıları gibi bir çok neden makine dairesinin kolayca tutuşmasına sebep olmaktaydı o zamanlar.
Bu teknik bilgileri sunduktan sonra gelelim asıl mevzuumuza,
Çocukken böyle özellikle kapalı sinemaya gittiğimizde ya film başlamadan önce veya film arasında ihtiyaç gidermeye veya gazoz içmeye çıktığımızda gerek emek sinemasında gerekse şehir sinemasında gözümüz makinist dairesine takılırdı. Film ara verdiğinde umumiyetle makinist dairesinin kapısı açık olurdu.
O çocukluk aklıyla o makineyi sanki dev gibi görür abooo derdik bu nasıl bi şey ne güzel bir şey. Hele bir de makinisti de orada görünce hayranlıkla onu izler valla helal olsun bu adam bu koca makinayı nasıl da ,idare ediyor diye hep birbirimizle konuşur veya aklımızdan geçirirdik.
Bir de içeride zamanın yerli ve yabancı filmlerle süslenirdi makinist ve zamanla bu afişlerde kalkar yerine başkaları bırakılırdı. Ve bu afişler de makinist dairesine ayrı bir şaşalı görüntü verirdi.
Ne de olsa makinistlik o zamanlar yukarıda da belirttiğimiz gibi önem arz eden bir işti. Bunun mektebi de yoktu ilgi ve alaka duyan girer çıkar bakar durur ve bir zaman sonra makinist olarak sinemada görev alırdı.
Yazlık sinemalarımızda veya kışlık sinemalarımızda dünden bu güne çok makinseler gelip geçti ama tabi bir çoğu akıllarda ve hafızalarda kalan çok az isim var. Kimi bu işi çok uzun süre yaptılar ve kısa süre yapanlarda çok çabuk unutuldular.
Ama unutulmayanların başında da en başta Makinist Kemal amcamız gelir. O Makinist olarak en çok anılan ve en çok hatırlanan biridir. Ondan Evvel Makinist hasan amca, Baki Okay,Ali Oktar. Zeki Yergi .
Ben bunların içinde sadece Rahmetli Baki Okay’ı tanırdım. Hem baba annemin tanıdığı bir aile dostuydu. Baki Okay o zamanlar da en tanınan bilinen bir dikiş makineleri satıcısı ve tamircisiydi. Diğer ismi geçenleri sinemada mutlaka gördüm ama isimlerini sonradan öğrendim.
Yani bu muhteremlerden sonra en çok göz göze geldiğimiz aşna olduğumuz kişi benimde ve Vanlının da en çok tanıyıp bildiği Kemal Bingöl olmuştur.
Kemal Bingöl evvel emirde devrinin en kariyerli usta radyo tamircilerinden birisiydi. O zaman çok az radyo olduğu gibi çok azda radyo tamircisi vardı. Bunların en başında da rahmetli Kemal Bingöl geliyordu. En zor sorunlu tamir işleri hep ona gelirdi. İşleri çok tu ve bazı zamanda yoğunluk sebebiyle tamirat için gelenleri bile eli boş gönderdiği de olurdu işi çok severdi sıradan bir radyo tamircisi gibi davranmazdı.
Tam bir Van beyefendisi idi. Her zaman takım elbise giyinir, Kravatsız gezmez. Ayakkabıları boyalı elbisesi ütülü, Ceketinin üst cebinden hiç mendil eksik olmazdı. Kısacası tiril tiril bir beyefendi insandı Kemal Bingöl.
İşyeri Makinistliğini yaptığı Yazlık Şehir Sinemasının altındaydı. Tertemizdi mekanı ve kendisi de tertemiz giyinirdi. Oraya gittiğiniz zaman sanırdınız bir devlet dairesi görüntüsü arz ederdi mekanı.
Kemal Bingöl yakışıklı boylu poslu oldukça yakışıklı bir adamdı nedense hiç evlenmedi. Bizim Vanın kadınları erkeklerini övdükleri zaman kocaları için: <kocam yakışıklıdır ki kapılardan zor içeri girer> işte Kemal abi de ele bi adamdı ama nedense darı dünyadan bekar olarak göçtü gitti.
Ablasının evinde yanında kalırdı. Sıhke Sokağında tek katlı bir evde yaşardı. Komşuları da Rahmetli Kabzımal Bekir Saçıntı ve Kuralkanların eviydi. Sabahları işe giderken hep bizim Banka Sokağından gelir geçerdi. Hiç yolunu sabahları değiştirmezdi. Hep aynı güzergahı kullanırdı.
Bingöl Belki de makinist olarak en uzun süre makinistlik yaptığı için bir dönemin <Makinistlerin piri> idi diyebiliriz.
Yaz aylarında yazlık Şehir Sinemasına gittiğimizde o film hazırlıklarını bitirir ve balkonda gezinirdi Bazen kollarını bitiştirir göğsünde öyle mağrur duruşuda vardı. Rahmetliye o zamanlar Garry Coopere de benzediği için garry Kopur derdik.
O da bir çokları gibi şu anda aramızda değil ve ahiret alemine 90’lı yıllarda vasıl oldu. Akköprü mezarlığına gittiğimde hep kabrini ziyaret eder Fatiha okur dua okurum kendisine.
Kemal Bingölden sonra tabi bu işi çok yapanlar da oldu. Onlardan da aklımda kalanları sayarak yazımı noktalamak istiyorum inşallah.
Necdet Bora hem çocukluk arkadaşımdı ve o da Emek sinemasında az sayılmayacak kadar bir süre makinistlik yaptı.
Diğer makinistler; Bahri Koç
Ergül Koç, Ahmet Çiğdem, Fikri abi, Cizreli Ramazan, Van emek sineması açıldığı ilk yıllardan itibaren çok uzun süre makinistlik yaptı.
Aklımda olanlar yazdım ama unuttuklarımda varsa hoş görüle.
Kimler geldi kimler geçti derken bu günde Kemal Bingöil ve diğer makinst dostlarımızdan bahsettik.
Ölenleri rahmetle ve hürmetle anarken yaşayanlara da selam olsun.
Her zaman sinemada olduğu gibi
Nerdesin maknisssttt..
KALAYCI OSMAN GEMİCİ
O sokak bir başkaydı. O sokaktaki insanların muhabbeti çok tatlıydı. Oradan geçtiğimiz zaman imrenirdik. Kalaycı Osman Efendi (Osman Gemici) nin büyük bir yeri vardı ve ha bire kalay yapıp dururdu. Zaten en yüklü kalaylama işleri de hep ona gelirdi. Eskiler bilir bizim evlerimizdeki tas tabak tencere guşğana kazan sini vs. hep bakırdı. Daha alüminyumun hayatımıza girmediği yıllarda kalaycılık güzel bir işti.
Yine aynı sokakta az ileride Kadir Efendi de aynı işi yapardı. O da yüzü güleç hatırlı gönüllü bir insandı.
Zaten o sokaktaki esnafların hepside şahsiyetli ve babacan insanlardı. Birbirlerinin hukukuna saygılı muhterem insanlardı.
İhsan Aslan ile Hüsamettin Oskay marangoz iş yerleri vardı. Adı da <İzmir Marangoz Evi> idi. İşleri olmadığı zaman alırlardı 8 lk tütünlerini sararken çaylarını yudumlarken öyle tatlı sohbete dalarlardı ki dinlemeye doyamazdınız. Ortak değil adeta kardeş gibi birbirlerine muhabbetleri vardı.
Yine aynı sokakta marangoz iki ortak daha vardı. İsmail Ateş ve Süleyman Toktamış ortaklar. Onlarda ehli keyiftiler İsmail Ustanın pala bıyıkları hala gözümün önünde sanki.
Unutmayayım bir de orada gazcı İsmail vardı. O da daha sonra işi antikacılığa götürdü. O sırada Naci Suvarın berber dükkânı var.
ESNAF VE TÜCCARLAR CUMHURİYET CADDESİNİ TERTEMİZ TUTARLARDI
Caddenin iki kıyısında da çeşitli esnaf ve tüccarlara ait muhtelif iş yerlerine ilaveten Taksi yazıhaneleri var ama inanın hiç biri cadde üzerinde durmuyorlar ve hep yolun arkalarında park ediyorlar. Cadde üzerinde park eden vasıta asla görmek mümkün değil. Yani burası benim dükkânım deyipte esnaf tüccar dükkanının önüne arabasını getiripte oraya bırakmıyor.
Cadde de kaldırımlar adeta boş rahat rahat yürüyorsunuz ne size omuz vuran var ne de çarpışan.
Araba sesine korna sesine adeta hasretiz bu kadar asude bir şehirde yaşıyor ve böyle bir cadde de yürüyoruz.
Temizlik mi! koskoca caddeyi tek başına bir çöpçü temizliyor aklıyor paklıyor. Görgüsüzlük yok. yiyeyim atayım, içeyim atayım, yere tüküreyim, balgam atayım bunlar çok zor görebileceğiniz şeyler.
Caddedeki esnaf hepsi yaz kış kapısının önüne gözü gibi bakar ve mıntıkasını kendisi temiziler. Kimsesin çöpçüyle işi yok ve olmazdı da. Herkes caddesinin ve sokağının çöpçüsü İDİ . Çer çöpünü toplar gaz tenekesinden icat ettiği tenekeye bırakır akşamüzeri çöpçü alır götürür küllüğe bırakır ve oradan çöp arabası alır giderdi.
Kış ayları geldiğinde bile herkes kapısının önü donmasın ne kendisi kayıp düşsün, nede kaldırımdan gelip geçen kayıp da düşüpte bir yerini kırmasın incitmesin diyerek mecrefe ile kapısının önünü kürür ve sonradan da sekeville iyicene süpürür kaldırım da kardan temizlenerek piri pak olurdu.
Yok efendim ben tüccarım ben zenginim bana ne ben süpürmem etmem diye hiçbir kimsensin aklının ucundan bile geçmezdi.
Hepsi dededen babadan atadan görmüş geçirmiş insanlardı o yüzden Cumhuriyet caddesine önce cadde üzerinde yer alan esnaf ve ehli tacirler bakarlardı.
Akşam olduğu zaman yaz günlerinde bir çoğu da kapısının önünde oturur sohbet eder çay içerlerdi kapılarının önünü de sularlardı toz olmasın diye.Yok arazöz gelsin sulasın diye bir beklentileri de yoktu ve kendi işlerini kendileri görürlerdi.
Şehirde özellikle Cumhuriyet Caddesinde çok muhterem tüccar ve esnaflarımız yer alırlardı ki hepsi birbirinden kıymetli insanlardı.
Devam edecek.